İkinci binin müceddidi imam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
Hz. Ali, Ebu Bekri Sıddıkın halifeliğini seve seve kabul etmişti. Bunu herkes iyi bildiği için, (İstemeyerek kabul etti) demekten başka söz bulamadılar.
Hz. Ebu Bekir, halifeliğe layık olmasaydı, Hz.Ali onu istemez, benim hakkımdır derdi. Nitekim, Hz. Muaviye'nin halife olmasını kabul etmedi. Kendisi halife olmak için uğraştı. Halbuki, Hz. Muaviye'nin ordusu, kuvveti çok idi. Bu yüzden çok kimselerin ölmesine sebep oldu. Böylece güç durumda hakkını istediği halde, hakkı kendinde görseydi, Hz. Ebu Bekir'den istemesi daha kolay idi. Seçilmesini ister ve hemen seçilirdi. Hz. Ali, Hz. Ebu Bekir'i seçtiğini bildirip biat ettikten sonra, minberin önünde oturdu. Sonraki konuşmalarda, Halifenin suallerine tesirli cevaplar vererek Halifeyi destekledi. (Reddi Revafıd)
Seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretleri aynı kitabında, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali ve Hz. Hasan'ın üstünlüklerini gösteren hadis-i şerifleri ve hilafetlerini uzun uzadıya bildirdikten sonra, buyuruyor ki:
İmam-ı Ali şehid olunca, imam-ı Hasan müslüman kanı dökülmemesi ve rahat etmeleri için hilafeti bırakmak istedi. Hz. Muaviye'ye teslim etti. Onun emirlerine tâbi oldu. O günden itibaren Hz. Muaviye'nin hilafeti hak ve sahih oldu. Bu suretle, Server-i âlemin haber vermiş olduğu, (Bu benim oğlum seyyiddir. [Yani büyüktür] ALLAHü teâlâ, onun ile, müminlerden, iki büyük fırka arasını bulur. [Yani barıştırır]) hadis-i şerifinin manası meydana çıktı. Görülüyor ki, imam-ı Hasan'ın tâbi olması ile, Hz. Muaviye, İslamiyet'e uygun halife oldu. Böylece, müslümanlar arasındaki bütün anlaşmazlık sona erdi. Tabiin ve Tebe-i Tabiin ve dünyadaki bütün müslümanlar, Hz. Muaviye'yi halife olarak tanıdı. Server-i âlem, Hz. Muaviye'ye, (Halife olduğun zaman, yumuşak ol veya güzel idare et!) buyurdukları gibi, diğer bir hadis-i şerifte, (İslamiyet değirmeni, 35 sene veya 37 sene devam edecektir) buyurdu. Peygamber efendimizin çarh, yani dolab buyurmasının sebebi, dindeki kuvveti ve sağlamlığı bildirmek içindir. Bu müddetin otuz senesi dört halife ve imam-ı Hasan ile tamamlandıktan sonra, geri kalan beş veya yedi senesi, Hz. Muaviye'nin hilafeti zamanıdır. (Gunyet-üt-Talibin)
Mevahib-i ledünniyye ikinci cildinde, Resulullahın gelecekte olacak şeylerden verdiği haberleri bildirirken diyor ki:
İbni Asakir bildiriyor ki, Resulullah, Hz. Muaviye'ye, (Benden sonra, ümmetimin üzerine hakim olursun. O zaman, iyilere iyilik et. Kötülük yapanları da, af eyle!) buyurdu. Yine İbni Asakir bildiriyor ki, Resulullah, (Muaviye, hiç mağlup olmaz) buyurdu. Hz. Ali, Sıffin muharebesinde: Bu hadis-i şerif hatırıma gelseydi, Muaviye ile harp etmezdim, dedi.
İmam-ı Beyheki diyor ki, Hz. Ali buyurdu ki, Resulullahtan işittim, buyurdu ki:
(Ümmetimden bazı kimseler meydana çıkacak, Eshabımı kötüleyeceklerdir. Bunlar, müslümanlıktan ayrılacaklardır.)
ALLAHü teâlânın Kur'an-ı kerimde (Hepsine Cenneti vaad ettim, ben onlardan razıyım, onlar da benden razıdır) diye methettiği eshab-ı kiramın hiçbirine dil uzatılamaz. Fasık ve kâfir denilemez. Bu yüzden Hz.Ali kendisiyle savaş eden müslümanlar için buyurdu ki:
(Kardeşlerimiz bize asi oldu. Bunlar, kâfir veya fasık değildir.)
İmam-ı Şafii hazretleri de, (ALLAHü teâlâ, ellerimizi, bu kanlara bulaşmaktan koruduğu gibi, biz de, dilimizi tutup, bulaştırmayalım!) buyurdu.
İmam-ı Nevevi onun hakkında şöyle demiştir;
"Hz. Muaviye, Hudeybiye günü müslüman oldu. Müslümanlığını anne ve babasından gizli tuttu. Hz. Peygamber (a.s.v)'le Huneyn savaşında bulundu. Hz. Peygamber (a.s.v)'e gelen vahyi yazan katiplerden biriydi."
Nitekim Şeyh İbn-i Hacer, Savaik adlı kitapta der ki;
"Hz. Muaviyenin Hz. Ali ile çekişmesi, içtihad yollu yapılan bir çekişmedir. Bilindiği gibi, içtihad yapan bir müçtehid içtihadında isabet ederse iki sevap, isabet edemezse bir sevap alır. Burada Hz. Ali içtihadında isabet ettiği için iki sevap, Muaviye içtihadında hata ettiği için bir sevap almıştır."
İmam-ı Rabbani (k.s) 251. mektubunda şöyle demiştir;
"Bu mesele de en doğru ve sağlam yol, Hz. Peygamber (a.s. v)'in arkadaşları arasında cereyan eden hususlarda susmaktır ve onların çekişmelerinden konuşmamaktır."
İmam Muhammed, Siyer-i Kebir isimli eserde Hz. Peygamber (a.s.v)'in şu Hadis-i şerifini rivayet etmiştir.
"Ashabım hakkında Allah-u Teala'dan korkun! Onları hedef edinmeyin. Kim onları severse, muhakkak beni sevmiş olur ve kim onlara eziyyet ederse, bana eziyyet etmiştir." (Tırmizi)
Abdullah ibni Mübarek hazretleri buyuruyor ki:
Hazret-i Muaviye, Resulullahin yanında giderken, bindiği atın burnuna giren toz, Ömer bin Abdülaziz'den bin kere efdaldir.
Ikinci binin müceddidi imam-i Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
Hazret-i Muaviye'nin yanılması, Resulullah'ın sohbeti bereketi ile, Veysel Karani'nin ve Ömer bin Abdülaziz'in doğru işlerinden daha hayırlı oldu. Bunun gibi, Amr ibni As'in yanlış bir işi, o ikisinin şuurlu işinden daha üstün oldu.
Din-i Islamin en büyük âlimlerinden Ibni Hacer-i Mekki hazretleri de buyuruyor ki:
Şüphe yoktur ki, Hazret-i Muaviye Sahabe-i kiramın nesep itibariyle büyüklerindendir. Peygamber Efendimize nesep ile ve nikah ile çok yakın ve mahremleridir. Server-i âlem, Onun hilm ve sehasını meth ve sena buyurdu. Onda İslamiyet, sohbet, nesep, nikahla akrabalik şerefleri toplanmıştır ki, bunların her biri, Cennette Resulullah'ın yanında bulunmaya sebep olan şereflerdir. Bunlara hilm ve ilim ve Halifelik şerefleri de katılınca, kalbinde az bir safa ve sidki ve salahi ve imanı ve izanı olan kimse için artık bu hususta fazla anlatmaya lüzum kalmaz.
ve daha birçok örnek...