Ebedi saadet saraylarının kapısı ölümle açılır:
Ölümün alnından öperiz biz: “Sen ne mübârek arkadaş ve refakatçisin”
deriz ölüme. Varsın, başkaları sana dikenli nazarıyla baksın, sen
gülün ta kendisisin. Bırak, bazıları sana “kara yüz” yakıştırmasında
bulunsun, sen, bizim için bizi aydınlık ülkelere uçuran ötelerden
iki ışık kanatsın.
Bakma sana “soğuk yüz” dediklerine; sen bizim için, müjde
çiçekleriyle kar gibi beyaz ve berraksın. Onlar sana “çukur” derler,
“dehliz” derler; fakat biz, “ebedî saadet saraylarına açılan
koridorsun” deriz. “Ayıran” da derler sana; fakat sen, haddizatında,
ebedî âlemlere intikal etmiş binlerce ahbaba, dost ve yârâna
kavuşturansın. Başta, sîmalarına meleklerin hayran olduğu nebîlere,
sonra Sahâbeye, salihlere, hısım ve akrabaya bizi ulaştıransın.
Cemalullah’a yaklaştıransın!...
Ölüm düşüncesi, hem caydırıcı, hem de teşvik edici yönleriyle bir
yandan günahlarımız, sorumluluklarımız ve Rabbimiz’e karşı
yaptıklarımızdan hesap verme endişesiyle bizi iki büklüm ederken,
bir yandan da cennet düşüncesi ve öteler iştiyakıyla kalbimizi
hoplatıp bizi canlandırmakta, şahlandırmakta ve kalbimizle beraber
duygularımız ve düşüncelerimizle beraber davranışlarımız üzerinde
müspet tesir icra etmektedir.
Ölümü sıkça hatırlamakla, kabirleri ve hastaneleri ziyaret etmekle,
iç gerilimimizi ve canlılığımızı muhafaza etmiş, şeytanın ve
günahların zararından korunmuş olacağız. (İnşaallah)
(bu sevdiğim bir arkadaşımın bana gönderdiği bir yazı..çok hoşuma gitti ve sizlerle paylaşmak istedim)