MEHMET BEKAROĞLU m.bekaroglu@ttnet.net.tr
Sayi :300 2006-30
--------------------------------------------------------------------------------
“Liberal Totalitarizm”
abant ruhunu katlediyor...
Demokrasi, insanların ileriye doğru isteklerinden, vizyonlarından, insan ve toplum anlayışından doğan ve bunu kendi kültürüyle, geleneğiyle birleştiren bir düşünceden, bir histen doğar.”
Bu cümle, 14-15 Temmuz 2006 tarihlerinde “Küresel Politikalar ve Ortadoğu’nun Geleceği” başlıklı 11. Abant Platformu toplantısında, ünlü tarihçi Kemal Karpat’ın yapmış olduğu konuşmadan alınmıştır. Ne var ki, 11. Abant Platformu’na damgasını vuran ne Kemal Karpat Hoca oldu ne de toplantıya Arap dünyası ve İsrail’den katılan entelektüeller.
Elbette, toplantının Ortadoğu’da yaşanan sıcak gelişmelerin gölgesinde yapılması bir handikaptı. Arap ve Yahudi katılımcıların bulunduğu toplantılarda alışık olduğumuz karşılıklı suçlamalar, bu sefer daha yoğun olarak yapıldı. Haklı olarak Arap katılımcılar, Filistin ve Lübnan’da yaşanan sıcak gelişmelere dikkat çektiler ve İsrail’in saldırgan politikalarını telin ettiler. Buna karşılık İsrailli katılımcılar da ülkelerini savundular. Bengurion Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Benny Morris’in, ülkesinin Filistin ve Lübnan’a saldırısının haklılığını savunurken söyledikleri çok önemliydi ve bence 11. Abant Platformu’na damgasını vuran bu sözlerdir. Morris, “Ne yani, Filistin’i terörist HAMAS’a mı bırakacağız, HAMAS’a karşı bir şey yapmazsak, kadınların kocalarının birkaç metre gerisinden yürüdüğü manzaraları izlemeye devam edersiniz.”
Yahudi Profesörün bu sözleri aynı oturumda konuşan Cengiz Çandar’ın söyledikleri ile örtüşüyordu. Çandar, küreselleşme dalgasının sadece olumlu ve güzel olmadığı, aynı zamanda çok güçlü olduğu ve bunun karşısında kimsenin duramayacağını anlatırken ABD’nin Irak’taki başarısını örnek olarak gösterdi: “2500 asker kaybı ile Irak’ı halleden ABD’nin karşısında direnişin hiçbir şansının olmayacağını bazılarının görmesi gerekir.” Çandar’a göre, Ortadoğu’nun değişmesi; demokratikleşmesi ve refaha ulaşmasının önündeki tek engel, İbni Teymiye’den etkilenerek kurulan selefi anlayış ve Müslüman Kardeşler örgütlenmesidir. “Bu anlayış ve yapı, demokratikleşmeye karşı direnmektedir ve Ortadoğu halklarının bu direnişi kırmaya güçleri yetmiyor. ABD bunun için Ortadoğu’ya gelmiştir, öyle söylendiği gibi batağa saplanmış filan değil, çok başarılıdır, öyle birkaç yıllık bir çalışma değil, en az 25 yıl bölgede kalacak ve Ortadoğu’yu dönüştürecek.” Çandar konuşmasında, “Ama,... “ diyenlere, “Demokrasi işgallerle gelir mi?” demeye çalışan herkesi, “İbni Teymiyecilik, selefilik ve El Kaide” parantezine alarak, ABD’nin Irak’taki ilk valisi Bremer’in “Karşı çıkan herkesi, izleyeceğiz, yakalayacağız ve öldüreceğiz” demesine benzer şekilde “Bölge ABD ile yeniden doğuyor, iş bitmiştir, hiçbir şansınız yok, yok olacaksınız” tehdidinde bulundu.
Bu, Çandar gibi, liberal-demokrat misyonerlerin şahin kanadıyla her karşılaşmamızda şahit olduğumuz bir tutumdur; ılımlıları da “liberal demokrasiden başka bir demokrasi olamaz” diye kesip atıyorlar. Bunlara hiç şaşmıyorum, Abant’ta beni şaşırtan Hayrettin Karaman Hoca’nın beni “köyün delisi” durumuna düşürmeye çalışan çıkışı oldu. Cengiz Çandar’ın, itiraz eden herkesi “El Kaidecilkle” suçlayan konuşmasına “ABD’li bir neo-con gibi konuşuyorsunuz” diye başlayarak verdiğim aşağıdaki cevaptan sonra oturumu yöneten Hayrettin Karaman Hoca, nedense “Burada herkes konuşuyor, farklı şeyler söylenebiliyor, herkes farklılıklarını koruyarak burada bir arada bulunabiliyor, Abant ruhu budur. Burada Cengiz Çandar da konuşuyor, Mehmet Bekaroğlu da. Bekaroğlu, heyecanlıdır, sert konuşur, sivri kelimeler seçer. Ama ben ona da, herkese de iyi ki varsınız diyorum” açıklaması yapma ihtiyacı hissetti. Eminim, Hayrettin Hoca, gerilen havayı yumuşatmak için bunları söyleme ihtiyacını hissetmiştir ama bu çıkışının söylenenleri etkisizleştirme gibi bir işlevinin olacağını da bilmesi gerekirdi.
Çandar’ın yarım saat süren konuşmasına bana ayrılan dört dakikada verdiğim cevap şöyleydi: “ Tam da ABD’li neo-con’lar gibi konuşuyorsunuz. Toz pembe bir küreselleşme masalı anlattınız, dünyanın her tarafında bütün çocuklar aynı oyuncakları kullanıyor, aynı tişörtleri giyiyor... Evet bunlar masal... Ben Filistinli çocukları gördüm, Şatilla kampındaki çocuklarla bir buçuk metrelik sokaklarda Şeyh Yasin’i konuştum, hiç birinin global oyuncaklardan haberi yoktu, ama hepsi temiz su bulunamadığı için hastalık tehdidi altındaydı. Küreselleşme; demokrasi, hak ve özgürlükler, refah, öyle mi, geçin bu masalları, bizim tanıdığımız küreselleşme, ölüm getiriyor, kan getiriyor, yıkım getiriyor. Biz küreselleşmeyi tanıyoruz elbette; Guantanomo’dan, işkence uçaklarından, Ebu Gureyb’ten. Bize küreselleşme IMF ile, dünya bankası ile, neo-liberal soygunlarla, özelleştirmelerle, işsizlikle, borç-faiz-borç sarmalıyla geliyor, krizlerle, açlıkla, sefaletle geliyor. Biz küreselleşmenin insan haklarını AİHM’den biliyoruz.... Sayın Çandar, Ortadoğu Amerika ile yeniden doğuyor diyor... Çandar hangi Ortadoğu’da yaşıyor? ABD ile Ortadoğu ölüyor; insanları ile, çocukları ile, tarihi, kültürü ile bölge ölüyor, öldürülüyor; müzelerin yağmalanması, ilim adamlarının, öğretmenlerin, sanatçıların, gazetecilerin, yazarların kaçırılıp öldürülmeleri hangi doğumun işaretidir? Şimdi bütün bunlara, Amerika’nın ebeliğine itiraz ettiğimiz zaman, El Kaideci teröristler oluyoruz, öylemi? Sayın Çandar, itiraz edenleri tehdit ediyor, 2500 askere karşılık 100 bin kişinin öldürülmesi ile övündü, bunu ABD’nın başarısına delil gösterdi... Elbette Ortadoğu’da sorunlar var... hepsinin farkındayız; otoriter yönetimleri, geri kalmışlığı, fakirliği, sefaleti... hepsini biliyoruz... Ama işgalleri, oyunları, işbirlikçileri de biliyoruz. Evet, yerli diktatörler, krallar var, halkı eziyorlar, kaynakları yağmalıyorlar. Bu ciddi bir sorun, temelleri tarihten olan saltanat geleneğinden besleniyorlar, bütün bunları biliyor ve konuşuyoruz. İşimiz çok zor, bunu da biliyoruz. Bütün bunların üstesinden geleceğiz. Evet, Çandar bir şeyi doğru dedi, biz bu güç uygarlığına karşı bir medeniyet iddiası taşımaya devam ediyoruz... Bunun için hepimiz teröristiz, öylemi?...”
Abant Platformu’nun 11. toplantısında sık sık “Abant ruhu”ndan söz edildi. Benim kanaatim odur ki, Abant ruhu ölüyor. Abant ruhu, “insanlar farklılıklarını koruyarak bir araya gelsinler” şeklinde formüle edilebilir; bu, Abant Platformu pratiğinde liberal aydınlarla İslamcı aydınların bir araya gelerek ülkenin, bölgenin ve dünyanın sorunlarını konuşmaları, ortak çözümler önermeleri şeklinde gerçekleşiyordu. Bunun için eşitlik esas olmalı, bir araya gelenler farklılıklarını gerçekten koruyabilmeli ve birbirlerine saygılı olmalılar. Ne var ki, 28 Şubat günlerinde başlayan bu yakınlık, liberal ve İslamcı aydınların diyalogu, özellikle 11 Eylül’den sonra liberal aydınların öğretmenliği şekline dönüştü, dinimiz dahil her şeyi bize öğretmeye kalkıyorlar; bize diyorlar ki, adam olun, dünya gerçeklerini görün, teslim olun. Sözde totalitarizmle mücadele ediliyor, Müslümanlardan hoşgörülü olmaları isteniyor, ama liberal aydınlar Müslüman aydınlar üzerinde tam bir terör estiriyorlar, liberal dogmalara karşı çıkan herkes “terörist” ilan ediliyor.
Benim diyaloga hala bir itirazım yok; liberal aydınlardan da bir şeyler öğrenebileceğimi kabul ediyorum; ama bu iş kabak tadı vermeye başladı, bu insanlar hadlerini aşıyorlar, terbiyesizleşiyorlar.
Benim diyaloga hala bir itirazım yok; liberal aydınlardan da bir şeyler öğrenebileceğimi kabul ediyorum; ama bu iş kabak tadı vermeye başladı, bu insanlar hadlerini aşıyorlar, terbiyesizleşiyorlar.al Totalitarizm”
abant ruhunu katlediyor...
GERÇEK HAYAT