Alevînin Canı Can da, Sünnîninki patlıcan mı?-1-
Ali Haydar Can
KONDA'nın Tarhan Erdem'in yönetiminde Milliyet için yaptığı Türkiye’nin kimlik araştırmasına göre “kişilerin kendilerini ait hissettikleri din ve mezhep” sorusuna verdikleri cevaplardan Türkiye nüfusunun yüzde 99'unun Müslüman olduğu, mezheplere göre bakıldığında toplumun yüzde 82'sinin Sünni-Hanefî, 9.06'sının Sünni-Şafii olmak üzere toplam %91’nin sünnî, yüzde 5.73'ünün Alevi-Şii olduğu görülüyor. Konda, kendi sayılarını sürekli abartıp kabartmayı adeta meslek haline getirmiş bazı Alevî dedeleri ile bunların hoperlörlüğünü yapan bazı ‘medyacan’ların hışmından kurtulmak için Sünnî nüfusu Hanefî Şafiî diye bölerken, Alevî ve Şii nüfusu toplayarak vermesine ve büyük ihtimalle bu rakama %1-2 civarında bir caba koymasıına rağmen sayı bu...
Şimdi Türkiye’deki Caferî Şiîlerin Lideri olduğunu iddia eden Selahattin Özgündüz’e sorarsanız bu ülkede en az 2 milyon Caferî Şiî bulunduğunu söyleyecektir ki, bu yaklaşık %3’e denk gelir... Ne kaldı geriye? Yaklaşık %3, yani aşşağıdan saysan da yukarıdan saysan aynı: 2 milyon 100 bin kişi... Hadi Caferî Lideri de kendi sayılarını bir misli abartmış olsun... Ne oldu? Yaklaşık 3 milyon kişi... Peki Her ağzını açan Alevî dedesi veya yazar çizeri ne diyor: Türkiye’de 25-30 milyon (!) Alevî yaşıyor...Haydi yok mu arttıran! Satıyorum... Satıyorum Saaat...(!)
İnsaf yahu... Atmanın da bu kadar desteksizi için insanın “herkesi kör alemi sersem sanma”sından da öte kendini de alemin tek akıllısı(uyanığı) zannetmesi de gerekir.
Çeşitli Alevî guruplarının kendi inaçlarıyla ilgili olarak söyledikleri bir arada değerlendirildiğinde Alevîlik bir yönüyle Şiiliğin Şamanlık, Bektaşilik, Zerdüştlük, İsrailiyat ve kökeni belirsiz bir takım hurafelerle harmanlanmış şekli gibi görünüyor...
Düşünün Alevîler kendi aralarında dahi, Alevîliğin Din mi, mezhep mi yoksa kültür mü olduğuna henüz karar verebilmiş değillerdir... Bir Kısmına göre Alevîler Müslümandır ve Alevîlik bir mezheptir. Bir Kısmına göre Alevîler müslüman değildir, Alevîlik ayrı bir dindir. Bir kısmına göre ise Alevîler müslümandır, mezhepleri Caferliktir, Alevilik ise bir kültürdür... (1)
Yine Alevîler Alevî kelimesinin Hz. Ali’ye mi yoksa zerdüştlüğün alev’ine mi aidiyeti işaret ettiği konusunda da anlaşıp uzlaşabilmiş değillerdir...
Kesin olan şu ki hem Şiîlik hemde Zerdüştlük etkisi sebebiyle Alevîlik üzerindeki Fars/Acem/İran etkisi çok yoğundur ve belki de kendi sayıları ve inançları konusundaki aşırı abartmaların kökeni de bu etki sebebiyledir...
Malum İranlıların millî özelliklerinden biri de her şeyi abartmalarıdır. Bu durum Türkçe’de “Acem palavrası” deyimiyle ifadesini bulmuştur.
Acemler Şiî olmadan önce de böyle miydiler bilmiyorum... Değillerse bu abartmacılık kesinlikle Şiiîiğin ruhlarına şırınga ettiği bir özelliktir. Zira Şiilik Hz Ali sevgisini abartması sebebiyle bir uçtan diğer uca savrula savrula bütün iç tutarlılık ve dengelerini kaybetmiş Hz Ali’yi seveceğim derken Allah’ı Kur’an-ı Kerimi ve Allah’ın Resulü’nü ve onun hadislerini/sünnetini; Ehl-i Beyt’i seveceğim derken de bütün Sahabeyi bulunması gereken yerden çok gerilere itmiş, İslâm inancındaki, birlik ve bütünlüğü, nizam ve intizamı, hiyerarşik düzeni altüst ederek her şeyi birbirine karıştırmıştır.
***
TC, Sünnîlik temelleri üstüne kurulmuş bir İslâm İmparatorluğu olan Osmanlı’nın red, inkâr ve tasfiyesi ile/için/sonucu ortaya çıkmış bir devlet olduğundan kuruluşundan bu yana iç (ve hatta tek) düşman olarak sünnî müslümanları görmüş ve göstermiştir (TC’nin millî güvenlik konseptinde bugün 2 iç düşman vardır; biri “irtica”kodlu Sünnî Müslümanlık, diğerî “bölücü kodlu Kürtlük (ki Konda araştırmasına göre Türkiyede’ki Kürtlerin yüzde 86’sı Sünnî’dir)... Ancak Sünnîler bu ülkenin en kalabalık nüfusunu (KONDA araştırmasına göre yüzde 91)teşkil ettiğinden, “düşman”ın adı “Sünnîlik” değil, “irtica” nolarak kodlanmıştır. (Kimdir bu irticacılar denildiğinde namazını kılan, orucunu tutan Hacca’ giden, Zekat veren, hanım ise başını örten, erkek ise şapka gibi “gâvur serpuşları”nı takmayan, kısaca farzları ve sünnetleri yapmaya çalışıp,haramlardan sakınmaya çalışan bir insan tipi çıkıyor ki bu vasıflar Alevîlerde, Yahudilerde, Hıristiyanlarda, ateistlerde zaten olmadığına göre bunun Sünnîlik olduğu besbelli.)Yukarıdaki (Sünnîlik konusunda karşı tarafta bulunan) Konda araştırmasında da açıkça göründüğü gibi Sünnîler bu ülkede 84 yıl sonra, bile %91’den daha az gösterilememektedir...Yani bu ülkedeki insanların çoğunluğu TC’nin 84 yıldır devletin bütün imkânlarını seferber ederek sistematik bir baskı, zulüm, yıldırma, aşağılama, saptırma,dinsizleştirme,mezhepsizleştirme, ılımlılaştırma, yavşaklaştırma uygulamalarına rağmen Sünnîdir...
Ve TC Sünnî çoğunluğu (irticacı ve bölücü kod adıyla)iç düşman olarak gördüğünden. Devletin Kritik, etkili,etkin ve belirleyici hiçbir noktasında sünnilik gömleğini çıkartmadan görev vermemek istememektedir... Özellikle Siyaset, yargı ve TSK’ya “sızma”lara karşı sistematik tasfiyeler (Parti kapatma, işten atma, terfiinin engellenmesi, tayin kararnemesinin reddi, askerî okullara girişte mülakatlarda ayıklama şeklinde) yapılmakta, Sünnî müslüman hanımların dört Sünnî mezhepte de kendilerine kesin olarak farz olan (1) başörtüleri ile eğitim ve çalışma hakları zorbaca bir uygulama ile engellenmektedir.
Böylece TC’nin kuruluşundan bu yana uygulanan bu “iç düşman konsepti” sonucu Siyaset, Medya ve askerî-sivil bürokraside hakimiyet bu ülkenin çok küçük bir azınlığını teşkil eden Alevîlerle KONDA Araştırmasına göre binde birlik bir dilime bire giremeyen ateist ve Sabataycıların eline geçmiş bulunmaktadır. Bu durum özellikle askerî-sivil Bürokrasi ile Yargı’nın üst kısmında ve Medyanın yüzde 90’nında böyledir.
***
Geçen hafta meydana gelen iki hadise, bana artık kanıksadığımız, alıştığımız ve tabbiî karşılamaya başladığımız bu durumu yeniden hatırlattı.
Bunlardan birincisi dünya görüşünü paylaşmasam da ilkeli duruşunu, dürüstlüğünü, açıksözlülüğünü ve kültürel birikimini takdir ettiğim Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın Sivas Olayları konusunda kendinden beklemediğim fevrî çıkışı, diğeri ise Meclis İnsan Hakları Komisyonu’nun Alevî olduğu için Öğretmeni tarafından dövüldüğünü iddiası karşısında çok seri bir şekilde toplanıp, çok hızlı bir karar alarak bunu komuoyuna duyurması...
***
Birincisi Şu:
Günay, TBMM Genel Kurulu’nda Bakanlığı ve bağlı kurumların bütçeleri üzerindeki görüşmelerde, milletvekillerinin sorularınıcevapladı.
CHP Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Sivas’ta 2 Temmuz 1993 tarihinde 37 kişinin öldüğü Madımak Otelinin müze yapılması konusunda bir çalışma olup olmadığına ilişkin sorusuna Günay, şu karşılığı verdi:
“Sivas Madımak’ta tarihimizin yüzünü karartan, utanç olaylarından biri yaşandı. DYP-SHP iktidardaydı. Devletin gözünün önünde, askerin, savcının gözünün önünde, Anadolu’nun ortasında insanlarımız ölüme, vahşete terk edildiler. Orada, aynı yerde bir lokanta yapılmış olması beni iğrendiriyor. Bu, mutlaka bir biçimde hafızalarımıza kazınması gereken, o dönemde devleti yöneten sorumlularıyla birlikte hafızamıza nakşedilmesi gereken bir olaydır. Onunla ilgili gereken dikkati göstereceğim.”
Sivas Olayları, medya, siyaset ve bürokrasideki alevî egemenliği yüzünden, sürekli olarak tek yanlı (Alevî Bakış açısından) bir propaganda malzemesi olarak kullanıldı. Bu bakış açısına göre gerici Sivas halkı durup duruken ayaklanmış ve “dur ulan şu Alevîleri biraz yakalım da vahşet duygularımızı tatmin edelim” diyerek Madımak otelini ateşe vermiştir.
Olay bu kadar basit midir?
Alevileri 2 temmuz 1993’te durup dururken diri diri yakan gözü dönmüş gerici Sivas halkı bu “katliam” için yüzlerce yıl niye beklemiştir? Osmanlı imparatorluğu döneminde bu işi daha rahat, kolay ve kapsamlı bir şekilde yapabilecek durumdayken ve istese orada bir tek Alevî bırakmayacak güç ve imkânlara sahipken Cumhuriyetin kuruluşundan 70 yıl sonra birden bire “masum” Alevîleri katletmeye kalkmıştır?
Sadece olayı tarihî boyutuyla birlikte ele almak dahi tek yanlı Alevî propagandasının saçmalığını ortaya koymaya yeterken, Ertuğrul Günay gibi bir nitelikli bir politikacının bile böyle fevri ve Sivas’ın çoğunluğunu teşkil eden Sünnî müslümanlarını suçlayıcı ve incitici bir açıklama yapması, yıllardır tek yanlı olarak sürdürülen Alevî propagandasının ne kadar etkili olduğunu ve Alevîlerin basında, siyasette ve bürokraside nasıl bir egemenlik kurduklarını göstermektedir.
Bunu Anlayabilmek için 2 temmuz 1993’te Sivas’ta neler olduğuna kısaca bakalım...
***
MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ SİVAS OLAYLARI RAPORU(2)’NDAN:
Salman Rüşdi isimli bir yazarın Resulullah(SAV) hakkında hakaret dolu tasvir ve yazıları ile dolu kitabi Aziz Nesin tarafindan Türkçe olarak yayınlandığında Müslümanlar tüm ülke genelinde bu hakaretleri telin eden gösteriler yapmışlar ve protesto etmişlerdir. İstanbul, Ankara, Konya, Bursa ve diğer birçok ilde yapılan gösterilerin aynısı Aziz Nesin’in Sivas’a geldigi günlerde Sivas’da da yapılmıştır.
Ancak o günlerde Pir Sultan Abdal’ı anma günleri varlığı ve zaten Aziz Nesin’in de bu günler nedeniyle ve Sivas Valisi’nin özel daveti ile Sivas’a gelmiş olması bu gösterilerin daha fazla bir kalabalik kitlesi tarafindan yapılmasi sonucunu doğurmuştur.
Yapılan gösteriler yedi saati aşkın bir süre devam etmiş ve burada gerek Sivas valisinin, gerek ise Emniyet Müdürlügünün alabildiğine basiretsiz tutumu nedeniyle çok kısa zamanda dagıtılabilecek ve sona erdirilebilecek bir gösteri, gittikçe kalabalıklaşmış ve kontrol edilemez hale gelmiştir.
On binlerce kişinin katıldığı gösterilerde göstericilerin özellikle Aziz Nesin’e ve giderek Aziz Nesin’i Sivas’a davet eden ve bir gün öncesindeki törenlerde birtakim teröristler anısına saygı duruşunda bulunan Sivas Valisine yönelik sloganlar attıklari gözlemlenmiştir.
Akşama doğru Aziz Nesin’in Madımak otelinde oldugunun haber alınmasi üzerine gösteriler anılan otel önünde yogunlaşmış, kitle içerisinden çıkan bir kaç kişinin otel önündeki arabaları ateşe vermesi, arabalardan otele sirayet eden yangının büyümesi sonucunda otuzbeş kişi duman zehirlenmesinden vefat etmistir. Iki kişinin ise kurşunla vurulduğu sabittir. Anılan kurşunla vurulan kişiler hakkinda hiçbir tetkikat yapılmamıştır.
Her ne kadar bina içerisinde bulunan bir çok kişi, hemen yan binadaki Büyük Birlik Partisi içerisindeki parti mensuplarınca kurtarılmış ve yine gösterici kitlenin asıl hedefi olan Aziz Nesin’in kurtarılmasi sırasında kendisine yönelik kitlesel bir saldırı husule gelmemiş ise de, yangının yoğunlaştığı ve içeride insanların yanarak ölme tehlikesinin var olduğu bilindiği halde otel önündeki gösterici kitlenin, kitle psikolojisi tesiri altında kalarak yanma tehlikesi içerisindeki insanları kurtarmaya tevessül etmediği de vakıadır.
***
Bu rapor tek yanlı Alevî propagandasının ne kadar vahim eksiklik yanlışlık ve saptırmalarla dolu olduğunu çok net olarak göstermektedir.
Sivas Olayları, Alevî düşmanlığı ve karşıtlığı sebebiyle başlamamıştır. Bir ateist olan Aziz Nesin’in Peygamberimize ve İslâm’a ağır hakaretler taşıyan Şeytan Ayetleri” Kitabının Türkçeye çevrilip yayınlamasını protesto için Türkiye çapında başlatılan haklı protesto eylemlerinin bir halkası halinde ortaya çıkmıştır. Yani Kitlenin Hedefi Alevîler değil, Aziz Nesin, Salman Rüşdi ve Aziz nesini o gergin ortamda Sivas’a davet etme basiretsizliğini gösteren Sivas valisidir...
Kitle Madımak oteline Alevîler orada olduğu için değil, Aziz nesin orada olduğu için yönelmiştir.
Protestocu kitle, Madımak otelini ateşe vermemiş otelin önündeki bir kaç otomobili ateşe vermiştir... Otel bu arabalardan alevin sıçramasıyla tutuşmuştur... Otelin tutuşmasıyla birlikte başta Aziz Nesin olmak üzere otel içindeki bir çok insan itfaiye ve bitişiteki BBP mensupları tarafından kurtarılmış ve kitle bu kurtarma operasyonuna mani olmamıştır.
Otelde dumandan boğularak ölenler protestocu kalabalığın hedefi oldukları için değil, Pir Sultan Abdal Şenlikleri için tesadüfen orada oldukları ve yakılan otomobillerden sıçrayan ateşin oteli tutuşturması sonucu ölmüşlerdir...
Kısaca ortada bir öldürme kastı bulunduğuna dair hiçbir ciddi delil yoktur. Kitle oraya öldürme kastıyla gelse araçları değil, doğrudan oteli ateşe verir ve kurtarma çalışmalarına mani olur ve kurtarılanlarıda linç ederdi. Kitle bunnların yapacak güç ve imkâna sahipken bunlardan hiç birini yapmamıştır...
Kısaca ortada her ülkede her zaman olabilecek spontane (kendiliğinden, aniden,plansız ve programsız) olarak ortaya çıkmış bir halk hareketi vardır bunun sonucunda ortaya çıkan ölümler ise bir katliam değil bir kaza sonucu ortaya çıkmıştır... Ortada yakılan insan filan da yoktur. Otelde ölenler yanarak değil, dumandan boğularak ölmüştür. Zaten otelin tamamı yanmamış, yangın itfaiye tarafından söndürülmüştür.
Ama çeşitli Alevî örgütlerinin çıkarı bu işin vahşî bir katliam olarak gösterilmesinde birleştiği için tek yanlı bir propaganda bombardımanıyla orada bir Alevî katliamı yapıldığı tartışmasız bir gerçekmiş gibi zihinlere yerleştirilmek istenmekte ve Madımak Oteli (Yahudilerin “soykırım müzesi” benzeri bir modelle) Alevî Soykırımı Müzesine dönüştürülmek istenmektedir. Bu her yönüyle çok tehlikeli bir teşebbüstür. Ertuğrul Günay’ın bu talebe sıcak baktığını belirten bir açıklama yapması ise kendisinden asla beklemediğim bir basiretsizlik örneğidir...
***
Sivas Olayları konusunda Alevî örgütlerinin tek yanlı popagandası nasıl işin olayın asıl sebebini ve hedefini gizleyerek anlatmakta ise sonucunu da gizlemektedir. Çünkü Sivas olayları Madımak otelindeki 33 kişinin dumandan boğularak ölmesiyle sonuçlanmamıştır. Raporda da belirtildiği üzere otelden kalabalık üzerine açılan ateşte iki kişi kurşunlanarak ölmüş ve fakat bunlarla ilgili hiçbir inceleme, araştırma ve soruşturma yapılmamıştır. Çünkü bu ölenler Sünnîdir. Aynı gece sivasta alevî militanlarla alevî polisler 33 sünnî insanı kısas olarak yargısız infaz etmişler ama bu dosyalar da faili meçhul olarak kalmıştır. Ve tabiî bir de Başbağlar Katliamı var...
(Devam Edecek)
Dipnotlar:
1- Bu Konudaki kafa karışıklığına güzel bir misal Zaman Gazetesinin 29 Ekim 2007, tarihli şu haberinde de görülebilir: “İlginç çıkış: Hz. Ali çorba içerken öldürülseydi çorba içmeyecek miydik? Alevilerin anayasa konferansına Nurcan Öztürk isimli vatandaşın sözleri damgasını vurdu. Öncelikle Aleviliğin tanımının iyi yapılması gerektiğini ifade eden Öztürk, bunun gençlere doğru şekilde aktarılmasını isterken, Aleviliğin yıllardır İslam'ın varoşlarında tutulduğunu dile getirdi. Öztürk'ün bu sözleri üzerine divan başkanı Doğan Bermek, "Buraya gelen insanların Alevilik ile ilgili bir kaygıları yoktur. Herkes Aleviliği özümsemiştir. Biz burada anayasa taslağını tartışıyoruz. Lütfen asıl konuya gelelim." uyarısında bulundu. Ancak aynı konuda konuşmasına devam eden Öztürk, şunları kaydetti: "Yurtdışından gelen, boynunda Zülfikâr olan gençler, hâlâ Aleviliğin tam tanımını ve Alevilerin neden namaz kılmadığını bilmiyor. Bu özeleştiriyi yapmamız lazım. Aleviliği Hıristiyanlık'la özdeşleştirmeye kalkışanlar var. Allah, M......d, Ali üçlüsü yerine Allah, Meryem, İsa üçlüsünü koymaya çalışıyorlar. İslam'ın şartının beş olduğunu belirten Öztürk, bu konuda yaşadığı sıkıntıları ise şöyle anlattı: "Kelime-i şehadet anahtardır. Zekât vermek toplumsaldır. Bunlarda ortağız. Ancak bize soruyorlar, 'Siz nasıl Müslümansınız da namaz kılmıyorsunuz, oruç tutmuyorsunuz, hacca gitmiyorsunuz?' Bizimkiler de, 'Hz. Ali namaz kılarken öldürüldüğü için biz kılmıyoruz' diyor. Hz. Ali banyo yaparken öldürülseydi, biz de mi banyo yapmayacaktık? Çorba içerken öldürülseydi, çorba mı içmeyecektik? Bu nasıl bir izah? Alevi gençlerine bunu açıklamamız lazım."
2- Tesettür Sünniliğin o kadar açık bir gereğidir ki; temel görevi Sünnîliği tahrif ve yozlaştırmak ve Sünnîleri rejim hizmetkârı haline getirmek, hizmetkâr haline gelmeyenleri sapık, günahkâr ve terörist olarak damgalayarak aforoz etmek olan ve TC tarafından dinî bir maske takılmış istihbarat ve dezenformasyon kurumu olarak yapılandırılmış DİB bile bunu inkâr edememektedir 3.2.1993.tarihli fetvasında tesettür konusunda şunları söylemektedir:”Kadınların, vücudun el, yüz ve ayakları dışında kalan kısımlarını, aralarında dinen evlilik caiz olan erkekler yanında, vücut hatlarını ve rengini göstermeyecek nitelikte bir elbise (örtü) ile örtmeleri, “Başörtülerini, saçlarını, başlarını, boyun ve gerdanlarını iyice örtecek şekilde yakalarının üzerine salmaları, dinimizin; Kitab, sünnet ve İslâm alimlerinin ittifakı ile sabit olan kesin emridir. Müslümanların bu emirlere uymaları dini bir vecîbedir.” Fetvanın tamamı nı şu adresten görebilirsiniz: http://entellektuel.s4.bizhat.com/posting....um=entellektuel
3- Raporun tamamı şu adresten görülebilir: http://www.enfal.de/sivas-o.htm
Baran Dergisi'nden
Kaynak: http://siradisi.e-politica.com/topic/alev-...v-lik-2463.html








