Lanet olsun böyle işe, lanet olsun böyle yargı anlayışına, insanlara küfür eder gibi gerekçelerle iş görülmesine. Böyle bir utanmazlık, böyle bir terbiyesizlik nasıl olabilir anlayamıyorum. Yök'ün kararı oy birliğiyle reddedilmiş. Topu reddetmiş. 'Ölüsüne bir tas suyu dökenin de avradını' diye isyan eden ozanın ruh halini şimdi çok daha iyi anlıyorum. Asırlar sonra 'Ben de' diyorum, katılıyorum. Burada bela okumuştum, neyse sileyim, içimden beş beterini okurum sonra.
Özellikle üst yargı, kişilerin şahsi siyasi tercihlerini yansıtan bir aynadır. Malesef bu böyle. Hırsızlığın suçu bellidir, kitabında yazar, o kadar verirsin yatar adam. Katilliğin, diğer adi suçların da keza. Gerçi kıvırmak istediğin zaman bunlardan da kitabına uydurur kıvırırsın ama, en azından herşey daha nettir. İş metinlerden ve kavramlardan hüküm devşirmeye kalınca, işkembeler öyle ürünler çıkartıyor ki 'pes doğrusu, nasıl çıkardınız bunu' diye kalıyorsunuz. Bedahet hissiyatınız isyan ediyor. Ne aklınız, ne ruhunuz, ne vicdanınız bunları kabul edebiliyor. Kararın gerekçesini okuyunca eminim geri geri güleceksiniz. Farklı eğitimleri alan insanların aynı katsayı ile değerlendirilmesi eşitliğin ruhuna, hakkaniyete aykırıymış. Öyle mi dersiniz? Bu o kadar rezil bir argümandır ki dünya hukuk tarihine geçecek dehşetengizlikte bir skandalı çerçeveler. Çünkü bu karar, hele bir de hakkaniyet adına alınıyorsa korkunç bir çelişkiyi yansıtır. Bu kararla misal alt sınıflardaki (yani hizmete layık görülmeyen) insanların, üst sınıfa mensup insanların sahip olduğu özelliklere sahip olsalar dahi üst sınıfa geçememeleri sağlanıyor. Ne demek kardeşim, ben adamın cevapladığı soruları cevaplayabiliyorum, onun sorumlu olduğu işi biliyorum. Onun sorumlu olduğunu yapabilmek beni üniversiteye sokan kıstas. Suçum, onun yapabildiğine ek olarak, kendi mesleğimi yapabiliyor oluşum mu? Böyle trajik bir komedi var mı? Eşitlik ve hakkaniyet neticelerde aranır, kaynak farkı bahane edilerek neticelerin farklılığını temin etmeye çalışmak en başta bu kavramların tabiatına aykırıdır. Bu fikirlerin ortadan kaldırmak istediği de zaten, tam da, temel farklarının neticeye ulaşmayı engellemesidir. Fakir olan bir adam çalışıp yönetici olabiliyorsa, yönetici olmayı iradesiyle istiyorsa bunun zengin çocuğuna haksızlık olduğunu kimse söyleyemez. Bilakis dezavantajına rağmen zengin çocuğu geçtiğinden dolayı bu fakir oğlan social mobility'ye misal teşkil eder, daha üstündür. Üniversiteye girişte temel kabul edilen yetenekler ÖSS sorularıyla ölçülüyor ve siz bu soruları dezavantajına rağmen cevaplayabilenlerin önünü kapatmayı utanmadan eşitlik olarak servis etmeye kalkıyorsunuz. Allah kökünüzü kurutsun sizin be kardeşim. Sizin değil yani, onların.
Yapılanı bozmaktan keyif alan sadist sapıklar 'Bu laikliğe aykırıdır!' deselerdi en azından kendi laiklik hapishaneleri içerisinde tutarlılık göstermiş olurlardı. Pek sağlam bir ıkıntıyla çıktığı belli olan bu halt ise 'ancak bunu uydurabildik' anlamına geliyor. Niyetler peşin. Bu karar itirazda da iptal edilecek, İHL mensuplarının ilerlemesi engellenecek. Bu niyette olduklarına dair fikrimizin paranoya olmadığına en büyük ispat da bu saçma sapan gerekçe işte. Gerekçeye de fazla takılmamak lazım belki. Esastan niyetleri belli. Sen ilerleme, sen kölemiz ol. Kemalistin istediği bu. Dediğim gibi insanlar yargının üst kademelerinde kitaptakini değil, kafasındakini uyguluyor. Hukuk ve adalet diye bir şey üst yargıda yoktur, olması muhale yakındır zaten. Devam eden soruşturmaların belgelerini baskınlarla ortaya çıkarıp siyasilere servis edenler mi dersiniz, imzalı belgesi olan bir adamı çıkartmak için delil durumunu sebep olarak gösterebilen lakayıt hakimlerin bu ülkede utanmadan karar alabiliyor oluşu mu dersiniz, anayasa mahkemesi skandalı mı dersiniz; bu ülkede bu dinozor tortulları bu mevkiilerden karşı kadrolaşmayla kazınmadıkça kimseye rahat yok. Çünkü üst yargı yoruma dayanır, yorumu da insanlar sahip oldukları inanışların etkisiyle yapar. Hatta yapılan çoğu zaman yorum bile değildir, zihinlerde bulunan doğruya ulaşabilmek için alınmış kararlardır. Yargı da bir yasama işlevi görüyor yani. Bu üst yargı mensupları da birbirini seçen bir kadronun süprüntü artıkları olduğu için sürekli bir besleme mekanizması çalışıyor malesef. Önce kemalist kemalisti seçiyor, bu güruh bir olup oy birliğiyle ülkenin ırzına geçiyor. Bundan önceki bir tartışmada 'asker kuzu oldu, her yer sizin niye iş bitiremiyorsunuz' diyen bir küflü kafa vardı. Keşke girse de görse bu olanları. Bu milletin önceliği ekonomik palavralar değil malesef. Bu ülkede yaşayan müslümanlar, herşeyden önce adam gibi müslümanlarsa, önce ülkede insan muamelesi görmeyi sağlamak zorunda. Gerekirse aç kalacağız, gerekirse dış itibarımız zedelenecek; ama biz bu ülkede insan muamelesi göreceğiz. Aksi takdirde hisleri çalınan, düşünceleri aşırılan ve karnı bolca kemikle doyurulan bir köpek sürüsünden farkımız kalmaz. Bu ülkede ben Müslüman olduğum için baskı görmemeliyim, insan muamelesi görmeliyim. Çünkü bu ülke benim. Tarihiyle benim, şimdiki medya koyunu haline gelmiş zavallı nesliyle bile benim. Öz vatanında parya kalmayı ben hak etmiyorum.
Akıllı olmak, yaşadığımız ülkeyi tanımak ve önce insan muamelesi ile karşılaşmayı sağlamak için saçma sapan çıkarları bir tarafa bırakıp en iyi çözümü elde etmek amacıyla fedakarlık göstermek lazım. Aksi takdirde, 400 yıllık bir yatmanın neticesiyle kaybettiğimiz bu ülkenin idaresini asla elde edemeyiz. Müslüman, akıllı olacaksın, üst kadroları kendi eline almadan ve bu yolu sağlayacak tercihleri, seçimleri yapmadan sana bu ülkede rahat yok. Aklını başına al, paranoyalarından sıyrıl, medya koyunları sürüsünden ayrıl ve önüne bak. İdealinin ışığını gördüğün yere yürü. Yoksa bu ülkede seni insan olarak bile kabul etmiyorlar. Aldıkları kararlarla nasıl aşağılandığını gör artık, akıllı ol ve gaza gelme.
Yargı reformunun yapılması her şarttan da öte bir şart. Onun yapılabilmesi için de medyanın şekillendirilmesi gerekiyor. Allah bu işlerde hükümetin yardımcısı olsun. İnsanın zorla siyasetçi olasını getiriyorlar yahu.