25. Yıl Anısına, Vasiyeti üzerine

Başlatan: deniz Tarih: 25.05.2008 17:33 Cevap: 14

DE
25.05.2008 17:33
#1

Arkadaşlar, üstadımızın ölümünün 25. yılı anısına üstadımızın vasiyetinde bizden istediği bir günlük namaz kazasını bu gece saat 02.00 da özel olarak onun için kalkarak kılalım diye düşünüyorum...

 

Ne dersiniz???

25.05.2008 18:34
#2
Arkadaşlar, üstadımızın ölümünün 25. yılı anısına üstadımızın vasiyetinde bizden istediği bir günlük namaz kazasını bu gece saat 02.00 da özel olarak onun için kalkarak kılalım diye düşünüyorum...

 

Ne dersiniz???

 

 

çok iyi düşünmüşsünüz mutlaka uygulayacağım

GA
25.05.2008 22:27
#3
Arkadaşlar, üstadımızın ölümünün 25. yılı anısına üstadımızın vasiyetinde bizden istediği bir günlük namaz kazasını bu gece saat 02.00 da özel olarak onun için kalkarak kılalım diye düşünüyorum...

 

Ne dersiniz???

elbette

seve seve

tüm eş dost akrabalarımıza da bilgisayar, cep telefonu vs vs vasıtasıyla haber verebiliriz.

RA
05.06.2008 00:39
#4

Başkası için kaza namazı kılınıyor mu?

MU
05.06.2008 10:44
#5

Selamlar,

Bu mevzu Üstadın vasiyetinde geçmektedir. Üstadın, Seyyid Abdulhakim Arvasi Hazretlerinin deryasından nasiplendiği düşünülecek olursa, din kaideleri çerçevesinde bu yönde bir talepte bulunmasının sebebi anlaşılacaktır. Hanefi mezhebinde mevta için kazaya bırakılmış namaz ve oruç borçları için iskat mevzuu da vardır.

Vasiyetin ilgili kısmı aşağıdadır. Vasiyetin tamamını okumak için tıklayınız.

9-Şimdi sıra en büyük dileğimde... Müslümanlardan, Eğer bu davada hizmetim geçtiğine inanan varsa,şunları istiyorum: Her ferdin, herhangi bir kifayet hesabına yanaşmaksızın, benim için "Necip Fazıl'ın kaza borcuna karşılık" niyeti ile bir günlük (Beş vakit)namaz kılması ve yine birgün oruç tutması... Mevtanın ardından,onun için kaza namazı Şafii içtihadında caizdir ve aynı içtihat Hanefilerce de rahmettir. Her ferdin,en aşağı yüz Tevhid kelimesi okuyup sevabının mislini bana hediye etmesi...70 bine dolması lazım...Bir de,üzerimde hakkı olanların bunu Allah rızası için helal etmeleri... Ölünceye dek,üzerimdeki Allah ve kul haklarından mümkün olanını ödeyebilmek için elimden geldiği kadar cehdetmek azmindeysem de ne olacağını, nereye, hangi noktaya varabileceğimi bilmiyorum ve yardımı müslümanlardan bekliyorum. "Şey'en lillah"tabiriyle bana Allah için birşey veriniz !Yardımınızı esirgemeyiniz!

RA
06.06.2008 23:46
#6

Açıklama için teşekürler. Allah üstada rahmet etsin inşallah.

RA
09.06.2008 22:17
#7

Ben araştırdım müçtehidlerin bu konuda ilgili bir açıklamasını bulamadım. Kesin bir bilgiye ulaşmadan meftanın yerine kaza namazı kılınmasını doğru bulmuyorum. Şahsın kendi kazaları varken nafileler bile mekruh ve haramken( şafii ve hanbeli mezhebi) başkasına nasıl kılınır zaten çok akıl karı gelmiyor. selamun aleykum.

ME
10.06.2008 15:53
#8

Üstad'ın ,vasiyetinde de belirttiği gibi Şafii içtihatına göre, ölmüş bir kimsenin namaz borçlarına karşılık başkaları tarafından kılınan namazlar caizdir. Cümlenin devamında da görüldüğü gibi, bu hususun Hanefilerce de rahmet olduğu belirtilmiştir. Yani kainatı sonsuz rahmeti ile ihata eden Rahman'ın hiçbir zaman umut kesilemeyecek rahmetine sığınarak böyle bir hal üzere olunması hoş karşılanmıştır Hanefilere göre de. Sizler de taktir edersiniz ki; büyük mezhep imamlarının görüşleri bu yönde tecelli etmişken bunların dışında indi mütaalalarda bulunmak hoş olmadığı kadar gereksizdirde.

 

Reyhan hanımın açıklamaları durumu anlatmakta yeterli olsa da hususu tamamlayıcı mahiyette küçük bir eklenti yapılması uygun görülmüştür. Saygılarımızla...

MU
26.01.2009 18:19
#9
Bu mevzu Üstadın vasiyetinde geçmektedir. Üstadın, Seyyid Abdulhakim Arvasi Hazretlerinin deryasından nasiplendiği düşünülecek olursa, din kaideleri çerçevesinde bu yönde bir talepte bulunmasının sebebi anlaşılacaktır. Hanefi mezhebinde mevta için kazaya bırakılmış namaz ve oruç borçları için iskat mevzuu da vardır.

Buradaki yazıda yenilerde farkına varmış olduğum çok önemli bir hatayı düzeltmek istiyorum arkadaşlar. İslam âlimleri namaz ve oruç borcu meselesinde buyurmaktadırlar ki:

 

Tahtavi haşiyesinde buyuruluyor ki:

(Bir kimsenin, kaza edemediği namazlarının iskatının yapılması için bütün âlimlerin sözbirliği (icma) vardır. Namazın iskatı olmaz demek çok yanlıştır. Çünkü bu hususta mezheplerin sözbirliği vardır. [Nesai’deki] hadis-i şerifte (Bir kimse, başkası yerine oruç tutamaz ve namaz kılamaz. Ama onun orucu ve namazı için fakir doyurur) buyuruldu.) [s.356] Nimet-i İslam’daki bu hadis-i şerif, Dürer’de de mevcuttur.

 

(Bir kimse, başkasının yerine oruç tutamaz, namaz kılamaz; fakat onun orucu ve namazı için fakiri doyurur.) [Nesai]

 

Bu nakillere göre namaz ve oruç borcu için iskat yapılır ama kimsenin yerine kaza namazı kılınamaz ve kaza orucu tutulamaz.

Saygılarımla

TA
26.01.2009 20:31
#10

Esselamü Aleyküm.

 

Değerli Arkadaşlar.

 

'Oct 26 2007, 10:21 PM

Esselamü Aleyküm.

Arkadaşlar, bu akşam foruma özellikle girmemin en temel sebebi, Siz ÜSTAD'ı sevenlerle paylaşmak istediğim ve bugün öğrendiğim ve doğruluğundan hiç şek ve şüpheye düşmeyeceğim bir bilgiyi paylaşmak istememdir.

Bu bilgi ki;İstanbul Üniversitesinde öğrenci iken Üstad'ın konferanslarında bizzat yer alan ve yakınında mesaisini paylaşmaya mazhar olmuş bir büyüğümden dinledim. Mezuniyetlerinden epey sonra bir İstanbul seyahatinde Üstad'ı ziyarete gittiklerinde Üstad gelen ziyaretçilerine;

Hepimiz elbet birgün Ahiret yolculuğuna çıkacağız,

Benim yolculuğumda yakındır. Benim kazalarım boldur,

Beni sevenlerden dileğim, benim için;

 

Bir günlük kaza Namazı eda etsinler,

100 defa Tevbe-i İstiğfar dilesinler,

1000 Kelime-i Tevhid çeksinler ve de

en azından 1 tanede Yasin-i Şerif okuyup,

halen sağ isem, Ruhaniyetime yok eğer ki,

Ahiret yolculuğuma çıkmışsam Ruhuma Hediye Eylesinler...

 

demiş. Siz ÜSTAD severlerle paylaşmak istedim.

 

Selametle Kalın...'

 

üstteki bu mesajı ben eklemiştim, açılan başlığı görünce acaba yanlış birşey mi belirttim diyerek kendime sormadan edemedim. Belirtmek isterim ki; Rahmetli Üstad,

1 günlük kaza namazını,

100 defa Tevbe-i İstiğfarı, 1000 adet Kelime-i Tevhidi ve en azından

1 adet Yasin-i Şerifi okumamızı ve kendisine dua etmemizi istiyor. Bunların eda edilmesini ve sevabının sağ ise ruhaniyetine yok eğer vefat etmiş ise ruhuna hediye edilmesini istiyor. Ben bu hatıratı dinleyip, sıra bana geldiğinde bunu açıkçada sordum. Kendileri soruma karşılık verdiği cevapta; buradaki talebin Üstad'ın bu fani dünyada son günlerini geçirirken dahi sevenlerini ibadete teşvik edişi ile alakalı olduğunu. Buradaki asıl amacın; Kendisinin eda edemediği bir namazını kılamamızı değil, kendi kazalarımızı kılmamıza teşvik ettiğini ve dualarımızda kendisini de zikretmemizi talep ettiğini belirtmiştir.

Bir yanlış anlamaya sebebiyet verdimse eğer, kusuruma bakmayın. Hakkınızı helal edin İnşaallah...

Selametle...

MU
26.01.2009 20:50
#11
Kendileri soruma karşılık verdiği cevapta; buradaki talebin Üstad'ın bu fani dünyada son günlerini geçirirken dahi sevenlerini ibadete teşvik edişi ile alakalı olduğunu. Buradaki asıl amacın; Kendisinin eda edemediği bir namazını kılamamızı değil, kendi kazalarımızı kılmamıza teşvik ettiğini ve dualarımızda kendisini de zikretmemizi talep ettiğini belirtmiştir.

Sayın Tarık kardeşim,

Bu önemli bir nokta. Bir Müslüman istigfar çektiğinde, kelime-i tevhid okuduğunda, Yasin-i şerifi kıraat ettiğinde hasıl olan sevabı ahirete göç etmiş Müslüman din kardeşlerine bağışlayabilir. Müslüman, yaptığı her ibadetin sevabını bağışlayabilir. Bağışlaması çok kıymetlidir, sevaptır. Bağışladığı için ayrıca da sevap alır. Hatta sadece ölülere değil, üzerimizde hakkı olan, olmayan hayattaki bütün Müslüman kardeşlerimize de bağışlayabiliriz.

Üstadın vasiyetinde geçen kısım, söylediğiniz gibi bir talep ise, yani "Kendisinin eda edemediği bir namazını kılmamızı değil, kendi kazalarımızı kılmamıza teşvik ettiğini" cümlesindeki ifadede geçtiği gibi bizlerin kaza namazlarımızı kılmamızı istiyorsa, ortada ehl-i sünnet alimlerinin bildirdiğine ters bir durum yoktur. Ama şu var ki, vasiyet okunduğu zaman direkt olarak bu mananın verilmek istendiğini anlamak güç, hatta imkansız. Keşke Üstad, söylediğiniz kısmı da ayrıca belirtseydi.

Saygılarımla

TA
26.01.2009 21:16
#12

Esselamü Aleyküm.

 

Reyhan hanım, benimde telaşım ve de helallik istememin temel nedeni de bundan kaynaklanmakta, bu konuyu 'Üstad'ın Vasiyeti' başlığına ben eklemiştim. Aslında dinlediğim hatıratın tamamını yazmıştım fakat dalgınlığımdan veyahutta konunun bu boyutunu düşünemediğimden olsa gerek devamında kendi aramızda geçen sohbet ile ilgili bu önemli ayrıntıyı atlamışım. Bu başlığın açıldığını görünce farkettim. Çünkü bu hatıratı dinleyince, konunun tam burasında netlik oluşturamadığımdan kendilerine sordum. Hatta bahsi geçen ziyarette Rahmetli Üstad'a da bu noktayı sormuşlar ve aldıkları cevabı ve bana verilen cevabı yukarıda belirttim. Arkadaşlar hakkınızı helal edin İnşaallah...

MU
26.01.2009 21:24
#13

Helâl-i hoş olsun Tarık kardeşim. Bu önemli noktayı bizlerle paylaştığınız için teşekkür ederiz.

TR
28.02.2009 17:05
#14

Bu mevzu üzerinde Mürid'le bir akşam biraz muhabbet etmiştik. Kendisi elinde bulunan hadis derlemesi üzerinde inceleme yaparak ölenler için kılınan namazların boşa gitmeyeceğine fakat namaz borçları yerine diyet/iskat vermenin daha doğru olacağına kanaat getirmiş ve birtakım ortak nakilli hadisleri göstermişti de, ben dahi kendi vardığı neticeye iştirak etmiştim. Gelsin buraya da yazsın, konuştuğumuz yerde bırakmasın bu işi. Evet Mürid sana sesleniyorum, sinirlendirme beni gel çabuk. Üstad burada diyet yerine namazı tavsiye ederek kendisini takip edenlerden uğrunda para harcamalarını istemek yerine hem maddi külfeti daha düşük olabilecek bir hareketin uygulanmasını rica etmiş, hem de mütakiplerini namazla daha fazla hemhal etmek ve namazın ehemmiyetini tekrar hatırlatmak istemiş olmalı. Lakin, Üstad'ın beş vakte tam ve muntazam olarak 1950'lerin başında, bir hapsi esnasında başlayabildiğini de düşünürsek bu hareketini sadece başkalarına namazı sevdirme arzusuyla da açıklayamayız. 'Namaz olmaz' gibi kati bir yargıya varmak, ciddi bir hareket olsa gerek. Üstad da işkembeden sallamadı ya? Mesnedler ve nakiller hususunda oldukça titiz davranan ve en güvenilir siyerlerden birini kaleme alan İmam-ı Kastalani'nin Gönül Nimetleri adlı eserinin son bölümlerinde, oruç da dahil, diğer ibadetler için aşağıdaki kısım yer alıyor. Mürid'in koca kitaptaki hadislerin ruhuyla bu kısmı birleştirince, Üstad'ın gösterdiği dayanağa da güvenerek diyorum ki 'bu iş olur'. Ama elbette ki iskat daha iyidir, mutlaka tercihe şayan olandır. Bizim bu işi iskatla yapmamız daha iyi elbette. Ama kati hüküm verirken iki kere düşünüp daha geniş araştırmalar yaparsak daha iyi olur.

 

Ha, isteyen vermesin de kılmasın da, bana ne? Ben ikisini de yapmayı düşünüyorum şahsen.

 

...Bu ümmetin faziletlerinden biri de kabirlerine günahlarıyla girmeleri ve oradan mü'minlerin istiğfarları sayesinde günahsız çıkmalarıdır. Mü'minlerin mezara günahlarıyla girip hayattakilerin dua ve istiğfarıyla oradan günahsız çıktıklarına dair hadîs emirleri vardır.

 

...

 

Bir hususiyet de, kendileri için ettikleri gayretin sevabını bulacakları gibi gayr için ettiklerinin de sevabını bulacaklardır. Meselâ bir mü'min, başka bir mü'min için oruç, hac ve gaza etse bu hareketinin sevabı kendisine de ulaşır. Eski ümmetlerde bu imtiyaz yoktu. Herkes ne işlerse onu bulurdu. Kur'ânın da yalnız çalışana verdiğini bildiren Allah'ın bu kanunu, muhtelif hikmet noktalarından mü'minin mü'min eliyle sağladığı nimete mâni değildir (ve esas olarak ölçülerin ikisi de doğrudur.) Oruç borcu, üzerinde iken vefat edenlerin yakınları kendisi için oruç tutabilecekleri gibi başkaları hesabına hac etmenin de mümkün olduğuna dair hadîsler vardır. Nitekim Hazret-i Âişe, kardeşi Abdurrahman için itikâf ve esir azad etmiştir.

 

Abdullah Bin Bekir'den rivayet edildiğine göre, kendisinin halası Kubâ mescidine kadar yürüyüp varmayı üzerine vacip kılmıştı. Yapamadan vefat etti. Sonradan Abdullah Bin Abbas, aynı işi oğlunun yerine getirmesi için fetva verdi. Netice şudur ki, insan çalıştığı kadarını elde ettiği gibi, mü'minler de birbirinin gayretlerinden faydalanırlar.

 

Alimler, ölülere okunan Kur'ânın sevabı ölüye erişir mi, erişmez mi diye ihtilâfa düşmüşlerdir. Erişmez diyenler pek çoktur. Hanefî ve Şafiî mezheplerinden çok kimse de eriştiği kanaatindedirler. İmam-ı Ahmet de bu kanaattedir. Lâkin kabir üzerinde Kur'ân okumayı bid'at saymıştır. İmam-ı Ahmet'e göre, ölü adına yapılan her ibadet onun ruhuna erişir. Sadaka, namaz, hac, Kur'ân, zikr ve benzeri ibadetler...

 

Şeyh Şemsüddin Askalânî şöyle diyor:

 

- Ölünün, ister akrabası, ister yabancıları tarafından okunan ve sevabı kendisine hediye edilen Kur'ân muhakkak yerine ulaşır.

 

Kaadi Hüseyin, kabir üzerinde kıraat için adam tutmanın caiz olduğu ve nitekim ezan ve Kur'ân talimi için aynı şeyin yapıldığı ve yapılabileceği hakkında fetva vermiştir.

 

Kur'ân okunmasından ölünün faydalanacağı noktalar ikidir: Biri kıraatten sonra ölü için edilen duadır. Bu dua yerine erişir. Öbürü de kıraatin sevabını ölüye bağışlamaktır. Şu kadar ki, bu bağışlama fiili, kıraatin başında olmayıp sonunda olmak icap eder.

 

İmam-ı Şafiî Hazretleri buyurmuşlardır:

 

- Bir kimse ölü için sadaka verecek olursa, Allah, onun sevabını hem ölüye hem de sadaka edene vermeye kaadirdir. Bazı âlimler de, ölen anası ve babası için sadaka vermeyi çocuklarına müstehab saymışlardır. Bir kimsenin sağlığında bir pınar bulması yahut bir kuyu kazdırıp da, bütün bunları bir başkasının ölü adına yapması, sevap bakımından hem hayattakine, hem de ölüye erişici bir kıymettir.

 

İmam-ı Nevevî ve Rafıî buyurmuşlardır:

 

- Bu sayılan sevaplar hayatta olan kimse tarafından yerine getirilirse günlük sadakalardan sayılır; sevabı da ölümünden sonra hayr sahibine erişir.

 

Vakıf hayrları yalnız mushaf vakfına ait değildir. Her nevi vakıfta hal aynıdır. Ölüye kesilecek bayram kurbanı da aynı ölçü içindedir. O da sadakadan bir nevidir. Hazret-i Ali'nin Allah'ın Resulüne, vefatlarından sonra kurban kestiği rivayeti vardır.Ebül Abbas Muhammed, Allah'ın Sevgilisi adına yetmiş kere kurban kestiğini bildirir.

 

Kur'ân kıraatinin Allah Resulüne hediye edilip edilemeyeceği mevzuunda bir haber ve eser mevcut değildir. Zira bu noktayı sahabîlerden hiç kimse nakletmemiştir. Bu sebepten, bir topluluk böyle bir hediye yapılamayacağını iddia etmişlerdir. Bir kısım âlimler de bu işi bid'at kabul etmişlerdir. Demişlerdir ki:

 

- Allah'ın Resulü böyle bir hediyeden ganîdir. Zira ümmetinden hayr işleyen her şahsın sevabı zaten kendilerine ulaşır.

 

İmam-ı Şafiî Hazretleri, Ümmetten her şahsın işlediği fiile ait sevabı Kâinatın Fahri'nde toplar. Böyleyken aynı sevap işleyenlerden de eksilmez.

 

Dot dot dot...