Güzel Mevlam cümlemizden razı olsun kardeşim. Ne hoş bir dua etmişsiniz. Bendeki bu aşırı kendini verme duygusu sanırım bir gün bu ekranı da delip geçecek, kontrol edemiyorum resmen. Biz bizi anlarız gönüldaşım, anlamaz halimizden ağyar olan..
Şimdi şu son dediğiniz kısma gelecek olursak, şu yeis, karamsarlık, gelecek korkusu yaraları..
Yeis; müslümana yakışmaz gibi gayet parlak bir laf etmeyeceğim. Bugün hangimiz zaman zaman daralmıyor ve hatta ölümü bile arzulamıyor ki?
Bazen bir kuyuya benziyor hayat. Kör, pis, zehirli bir kuyuya.. Boğuluyorum.. Ölüme koşacak mecalim kalmıyor..Kimseyi görmüyor gözüm.. Sevdiklerim yabancılaşıyor.. Kitaplar tuğla oluveriyor birden.. Dostlarımın sesini tanıyamıyorum.. Varlığım bir tele asılıyor. Bir kabus bu.. Bir hastalık..
Diyor Cemil Meriç
Bugün tam anlamıyla bu hale yakalandım. Oluyor işte, bazan kafanız sadece omuzlarınız üzerinde tutabildiğiniz bir kütle oluyor. Hakimiyeti kaybedebiliyorsunuz. Ama bu halin devamlı olması zarar. Yoksa öyle sanıyorum ki yer yer bu ızdırapların, derin acıların ruhu büyüttüğü, beslediği olur. Soylu fikir adamlarının mesleğidir bu. Nitekim bunu yakalandığınız bir nöbet olarak değil de inşallah sonunda ferahlığa açılacak bir kapı olarak görün. Güzel Mevlam hiçbir kuluna kaldıramayacağı yükü yüklemez. Allah sabredenlerle beraberdir. Ve de o ne güzel vekildir. Şimdi yeis sadece lügatte bir mana. İnşirah kulun kalbinin genişlemesi; O nurun boğamadığı karanlık yoktur. Daim bu düşüncelerde olunuz.
Gelecek korkusu;
Bu yaz en yakın ve biricik dostumun annesi ayzarmıra yakalandı. Bu biricik dostumun üzüntüsü olduğu kadar benim de üzüntüm demekti. Ve hep destekçisi oldum. Bir gün evlerindeydim. Annesinin her gün alması gereken ilaçlar vardı, iri, renkli, tatsız ilaçlar. Bana kireç yutturuyor bu kız diyordu. Almak istemiyordu ilaçları. Sordu, ben ne zamana kadar kullanacağım bu ilaçları?
Dedi ömür boyu.
Ne, dedi, e'yi uzattı. O an öyle bir üzüntüye tutuldum ki. Dostumun acısı bir yandan. Dedim ki;
Havva yenge, ömür boyu derken ne kadar bir zaman dilimi geliyor aklına? Bizim ne zaman öleceğimizden ne haberimiz var? Neden bunu tasa ediyorsun? Bu tul-i emele girmez mi? Güzel güzel al ilaçlarını inşallah şifa bulacaksın.
Sonra dedi, haklısın, ne bileceğim ne zaman öleceğim. Gafletteyiz kızım.
Yani kardeşim, size diyeceğim, istikbal derken, nasıl ve de ne kadarlık bir zaman diliminden bahsediyoruz biz? Kuşu dahi nimetsiz bırakmayan Mevlam günde beş vakit randevulaştığı biz kullarını mı aç, susuz bırakacak? Bunu düşünüp de yan gel yat da olmaz. Hz. Meryem ve Yunus olmak lazım gelir, hoopp diye cennet ta'amının önümüze gelmesi için. Mümin ihtiyacını giderecek, ele el açmamak için çalışıp çabalayacak ve de daim öte buudun hasreti içinde günübirlik emel güdecek. Diğeri istikbalin telaşesi içinde olmak deiğim gibi tul-i emele girer ki bu mümin olana terstir. Yerinden abdest almaya giderken dahi teyemmüm alan zatların istikbalden murada yok muydu ki, ama abdestsiz Allah'ın huzuruna çıkmayalım diyorlar. Hulasa uzun vadeli heva-hevese kapılmadan o günü Allah'ın rızası içinde geçirebilmek ve de rızaullahtan gayrı kalmamak esastır. Bu mevzuyu da bu minval üzere düşününüz.
Karamsarlık, aslında kısmen yeis paragrafında değindiğim gibi. Aklıma Erdem Beyazıt'ın şı şiiri geldi;
Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm
Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm.
Ne muazzam değil mi?
Ölüm gibi suratı soğuk bilinen mefhum dahi bu denli neşe ile kabul görülürken hangi düşünce ya da sebep diyelim, bizi karamsarlık batağına gömsün? Demeyiniz şimdi bana, kardeş sen de hayatı ne ettin, deli misin nesin? Ben sokakta ağaçtan ağaca asılmış bir ipe dizilen çamaşırları görürken dahi kendisine mutluluk payesi biçen sanırım biraz optimist biriyim. Elhamdülillah bu son seneler kazanmış olduğum bir alışkanlık oldu. Normalde gözlüğünü dahi bulamayınca hemen gadaplanan ağlayan biriydim. Gerçekten böyleydim yani. Velhasılı, görüş açımızı değiştirdiğimiz, biraz daha gözü, gönlü müreffeh tutucu zaviyeleri kendimize dürbün edindiğimiz zaman hiçbir mesele kalmayacak. Hoş kalbi daim zikir ile meşgul edince, bunların hepsi oyun gelecek ya neyse, bizim gibi güneşi gözlük ile seyreden, çıplak gözle dayanamayıp hemen kafasını çevirenler olunca, yani bizzat o ateşin içinde yanmayınca, süreta kalıyoruz ve böyle tavsiyelerde bulunabiliyoruz.
Şimdi buraya kadar daha hissî olarak ele aldım, eserler ile başlama mevzusunda tabii ki ilk adresimiz, Üstad'ımız. Şahıs olarak da ittiba lazım. Bunu karıştırmamak gerek. Bilmem günümüz bir takım cemaat yahut tarik ehlilerini nasıl karşılarsınız? Yani bir sohbet erbebının dizinin dibinde ruhu tatmin eden hiçbir şey yoktur demeye getiriyorum. Öyle bir yıkanıyor ki insanın ruhu, kafası, kalbi tasviri zor. Kitap bende başlarda kapıyı araladı, ama o dergaha alimlerin muhabbeti, sohbeti ile girdim diyebilirim. Şimdi nefsime pay çıktığım anlaşılmasın, yer yer böyle nasiplendiklerimiz olmuştu. Şimdi çok uzağım. Rabbim döndürmeye kadirdir inşallah.
Üstad'ın eserlerinden, Çöle İnen Nur nezdimde ruhumu sarsan en önemli eseri. Kendisi İdeolocya Örgüsü'nü ziyadesiyle metheder. Ama sanıyorum başta biraz daha manevi yoğunluk kazandıktan sonra fikir kitaplarına geçiş yapmanız yerinde olacaktır. Sonra Bir Adam Yaratmak, bir Husrev portresi çizer ki Üstad, okurken adeta iki büklüm olursunuz. Sonra Aynadaki Yalan'da Naci'nin Rabbi'ni buluşu, orada da mükemmel bir örgü işlenir. Mesela Cinnet Mustatili çektiği çilelerle nasıl baş ettiğini müşahede etmek açısından son derece mühim. Bir O ve ben hakeza müthiştir. Ne bileyim hepsini okuyun. Şu an seçmek zor benim için.
İnşallah zamanla arkadaşınızın da dediği gibi öyle farklı pencereler keşfedeceksiniz ki Allah'ın izniyle, sizi asıl derdin Allah'tan başka hiçbir şey olmadığını öğretecek. Ben artık başka eserde kafamı dinidremez oldum. Mesela bu yaz okumak için, Şeriati'nin Hacc kitabına başladım sarmadı, sonra Avrupa'nın 50 Büyük Yalanı'na başladım, onu da bıraktım. Bir sonraki Meriç'in Umrandan Uygarlığa eseriydi, o da olmadı. En sonunda Üstad'ın Başmakalelerim'i elime aldım, işte şimdi tamamdı. Ki eser tamamen siyasi makaleler üzerine. Ama öyle bir gıda edinmişim ki artık kendime ele aldığı mesele siyasi meseleler dahi olsa, yine de beni doyurur olmuş. Arkadaşım der, Üstad'ın eserlerini bitirince ne yapacaksın diye.
Olay budur işte gönüldaşım. Hele bir dediğimiz eserlerden bir başlayın inşallah. Bakınız nasıl da değişecek sizin kafanızda o bohemli demler.
Neticeden haberdar ediniz.
Saygılarımla