Yararlı olacağına ittifak edip hazırlamış olduğumuz kelime çalışmasını bu başlık altında yayınlıyoruz.
Aşağıda, genelde üstadın kitaplarında geçen ve anlamını bilmediğiniz/tahminde güçlük çektiğiniz kelimelere ulaşabilirsiniz.
Kelime çalışmasına tüm üyelerimiz katılabilir.Hazırladığınız kelimeleri yönetimde bulunan arkadaşlara ulaştırabilirsiniz. Biz de gerekli incelemelerden sonra aşağıdaki listeye ekleriz.
Çalışmada emeği geçen,düşüncelerini ve fikirlerini bize beyan eden arkadaşlara teşekkür ediyoruz.
Başlığımız güncellenecektir,sabitlenmiştir ve kitlenmiştir.
--A--
adavet- düşmanlık
afaki- objektif, nesnel
akamet- kısır, verimsiz
aksülamel- tepki, reaksiyon
âlicenap- cömert; onurlu, şerefli
âmil- etken, sebep, faktör
amud- dik durma
araz- belirti
Arz-ı Mev'ud : Vaad edilmiş topraklar, Filistin
atıfet- iyilik, bağış, lütuf, ihsan
avdet- dönüş, geri gelme
--B--
bedahet- açıkça görünürlük; ispat gerektirmemek
bedbin- kötümser
bediiyat- güzellikler, sanat eserleri
behemehal- ne yapıp edip, mutlaka, her halde
belagat- iyi konuşma
bende- bağlı, kul, köle, esir
berhava- havaya uçurulmuş
billur- bazı cisimlerin tabi olarak aldıkları geometrik şekil; (mecaz)duru, berrak
buut- bir cismin en, boy ve yüksekliğinden her biri
--C--
canfes- ince, parlak ve düz renkli ince dokunmuş ipekli kumaş
canhıraş- Yürek paralayan, kulak tırmalayan, acı, tüyler ürpertici
ceberut- acımasız, merhametsiz, zorba; merhametsizlik, zorbalık
cebriye- kadercilik
cehd- çalışma, çabalama
cenah- yan, taraf
cenup- güney
cereyan- bir yöne doğru akma; bir şeyin gelişme, olma durumu; aynı görüşü paylaşanların oluşturduğu hareket
cihet- yön, taraf, yan
--Ç--
--D--
dehhaş- çok dehşetli, pek korkunç
delalet- işaret; kılavuzluk, aracılık
denaet- alçaklık
deni- alçak, soysuz (kimse)
--E--
ehram- 3, 4 veya çok kenarlı piramit
ekalliyet- azlık, azınlık
encam- bir şeyin, bir işin sonu, son, nihayet
enfüsi- Nesnelerin gerçeğine değil, ferdin düşünce ve duygularına dayanan, öznel
enstantane- objektifin kısa süre açılıp kapanmasıyla çekilen fotoğraf
ercümend- muhterem, saygıdeğer, şerefli, değerli
esfel- çok sefil, en sefil
ezcümle- belli başlı, başlıca, başka şeyler arasında
--F--
fantazya- boş gösteriş, debdebe
farika- ayırıcı, ayrılmasına sebeb olan vasıf
fasid- bozu(k)lmuş, fesad çıkaran
fehim- anlama, kavrama
fehmetmek- anlamak, kavramak
ferasetli- anlayışlı; yiğit
feveran- kaynama, fışkırma
fevk- üst, yukarı
filhakika- gerçekten, hakikaten, doğrusu
frijider- soğutucu, buzdolabı
--G--
galiz- kaba, çirkin
gaseyan- bulantı, kusma (başlangıcı)
--H--
Hamule- yük
hars- tarım, ekin ekme; kültür
hasbihâl- söyleşi, sohbet
hasis- elinde bulunduğu halde kimseye yardım etmeyen; Bayağı, insanı küçülten, değersiz
hasise- kötü huy
hazırlop- (mecaz) emeksiz, zahmetsiz; haşlanmış yumurta
helezon- Kıvrımlı, yılankavi biçim
hendese- geometri, şekil
hengame- devir, çağ; topluluk, cemiyet; kavga, patırtı, şamata; savaş
hercümerç- karmakarışık, darmadağınık, allak bullak
heyula- korku veren hayal; madde
hicap- utanma, mahcubiyet duygusu
hodbin- bencil
hulul etmek- gelmek, erişmek; yanaşmak, sıvışmak
hususi- özel
hüccet- delil, ispat
hülasa- özet; kısaca
--I--
Istılah- terim
--İ--
ibda- yoktan var etmek
ibham- belirsiz, zor anlaşılır
ibka- bırakma, yerinde durdurma
ifrat- aşırı, ölçüyü aşan
ihtibas- tutukluluk, tutulma
ihtikar- vurgunculuk
ihtilat- karışma; görüşme, ilişkide bulunma
ihtilaç ( c ) - kasların gayri ihtiyari kasılması, çarpıntı
ihtiram- hürmet, saygı (göstermek)
ilhak- katma, bağlama, ekleme; egemenliği altına alma
iltizam- kayırma
inayet- iyilik, kayra, atıfet, ihsan, lütuf
indi- şahsi görüş, kendi kanaati
indifâî- püskürme ile ilgili, püskürten
inhidam- yıkılma, harab olma, çökme
inhisar- tekel(inde) bulundurma
inhiraf- doğru yoldan çıkma, sapma
inhitat- iyi, kuvvetli halden kötü, güçsüz hale düşme
inkıraz- sona erme, yok olma, tükenme; dinme, sönme
inkıyad- boyun eğme, baş eğme
inkisar- kırılma; gücenme
inkişaf- gelişme, gelişim; yetişme
insiyak- içgüdü
inşirah- gönül açılması, ferahlık, iç huzuru
intibah- uyanma, uyanış
intişar- yayımlanma, yayılma
intizar- bekleme, gözleme
iptila- tiryakilik, düşkünlük
irca- eski haline getirmek, döndürmek, çevirmek
irşad- uyarma; doğru yolu gösterme
irtikap- kötü, fena; rüşvet almak
istidat- yaratılıştan gelen ve zamanla geliştirilen kabiliyet
istifham- zihni meşgul eden soru, sorup anlama
istihza- alaya alma, eğlenme, ince alay
istihlak- tüketim; israf ederek bitirme
istikraz- borçlanma
istintak- söyletme, sorguya çekme
istirkab- rekabet etme, çekememe, kıskanma
itidal- aşırı olmama durumu, ılımlılık
itiyad- huy; adet haline getirme, alışkanlık, alışma
ittihat- birleşme, birlik oluşturma, fikir birliği etme
izafet- iki şey arasındaki bağ
izbe- ağaç kütük ve dallarından yapılmış ev; kuytu, pis yer
izmihlâl- yıkılma, çökme
--J--
jurnal- günlük defteri; gazete; ihbar
--K--
kaime- resmi kağıt; kağıt para
kamus- lugat
kaput- kalın kumaşlı asker paltosu
karine- ipucu; belirti, emare
karina- geminin su içinde kalan bölümü
kemiyet- adet, sayı, nicelik
keyfiyet- bir şeyin nasıl olduğu, hal, durum, nitelik
kırçıl- kırlaşmış, kıra çalan
kışr- kabuk, kahve kabuğu
kifayet- kâfi olma, yetme
kumpanya- ticari ve sanayi maksatlı kuruluş, ortaklık
küfran- nankörlük
künh- dip, son; asıl, esas, kök, öz
--L--
levs- pislikler, kir
liva- sancak, bayrak
--M--
maada- başka, gayrı, ayrıca
mafsal- eklem (yeri)
mahdut- miktarı, sayısı belli, az miktarda; sınırlanmış
mahfil- toplantı yeri
mahsup ( b ) - hesaplanmış, sayılmış
mahut- herkesçe bilinen
mahya- ramazan ayında minareler arasına gerilen ışıklı yazı
mahzuz- hazzetmiş, sevinmiş, hoşnut olmuş
makus- ters dönmüş; ters giden, uğursuz
maktâ- kesit
manivela- bir cismi hareket ettirmeye / çevirmeye yarayan bir mile tutturulmuş, çevrilerek hareket eden kol
manzume- sistem
martaval- yalan, palavra, uydurma
maruf- herkesçe bilinen, meşhur, ünlü; şeriatın emrettiği
matbuat- basın
mayi- akışkan bir sıvı
meccani- parasız, bedava
mefahir- övünülecek şeyler
mefluç- felce uğramış, felçli
mefhum- bir sözün ifade ettiği mana
mefkure- ideal, hayal, ülkü
meftun- gönül vermiş, tutkun, vurgun
meleke- yatkınlık, ustalık
menfa- sürgün yeri
menhus- uğursuz, meş'um, şeametli
meram- İstek, amaç, gaye, maksat
merhale- aşama
mesnet- dayanak
meşrep- mizaç, yaratılış, huy; davranış biçimi
meşveret- müşavere, fikir alışverişi
mevhum- vehim ile hayalde meydana getirilen, hakikatte olmayan
mevt- ölüm
mevzu- konu
mey'us- yes'e düşmüş, ümitsiz
mezun- izin almış, izinli; Bir iş için yetki verilmiş, yetkili
mihrak- merkez nokta
mihver- eksen
mikap- küp
mikyas- ölçü aleti, ölçme aleti; ölçek
miyar- ölçüt, ölçü
muaşeret- bir arada hoşça geçinerek yaşama
muayyen- tayin ve tesbit edilmiş, belli, kararlaştırılan
muhayyile- hayal gücü
mukallit- taklitçi; başkasının reyi ile amel eden
murahhas- izinli, ruhsatlı; bir heyet adına hareket edip yetkiyi kullanan kimse
murakabe- gözet(le)me, kontrol, bir şeye dalarak onun üzerinde düşünce bazında yoğunlaşma
murassa- süslü, işlemeli
mutavassıt- vasıta
muteber- hatırı sayılır, saygın; inanılır, güvenilir; değerli; geçerli
mutedil- ılımlı
mutemet- Kendisine inanılıp güvenilen kimse
mutmain- inanmış, gönlü kanmış, emin olan
muvazene- iki şeyin eşit olma hali; denge
müberra- münezzeh, müstesna, azade
mücehhez- hazırlanmış, donanmış; hazırlıklı
mücessem- cisim olan, soyutun somutlaşması
müdir- müdür
müessir- tesir eden, etken; dokunaklı; etkili sonuç
müeyyide- yaptırım gücü
müflis- iflas etmiş
müftehir- iftihar eden, övünen
mülahaza- düşünce
mümessil- temsilci
münakale- ulaşım, aktarım
münevver- bilgili, aydın kimse; ışıklı, aydın, parlak
münevvim- uyku veren, uyutan
münevvir- ışıklandıran, aydınlatan, tenvir eden
münferit- başka bir şeyle bağlı olmayan / münasebeti olmayan, kendi başına, yalnız, tek
münteha- en ileri nokta
müphem- belirsiz, mahiyeti kapalı
müsavat- eşitlik
müsavi- eşit
müstahsil- üreten, üretici
müstaid- istidadlı, kabiliyetli
müstelzim- gereken, gerekli olan; gerektiren
müşahhas- şahıslaştırılmış, şekillendirilmiş
müşkül- zor, güç, çetin
mütearrız- taarruz eden, hücum eden, saldıran
mütegallibe- zorba
mütehassıs- uzman
mütekabil- karşılıklı
mütekamil- olgunlaşmış
mütenasip- ölçülü, uyumlu, uygun
mütevahhiş- ürken, korkan, çekinen
müverrih- tarihçi
müzmin- üzerinden zaman geçmiş, yerleşmiş, eskimiş
--N--
nabi- haberci, haber getiren
nadan- bilgisiz, cahil; kaba, kötü
nahlistan- hurmalık, hurma bahçesi
nahif- zayıf, cılız
nahvet- gurur, azamet, büyüklenme, tekebbür
naime- güzel, zarif kadın
nakıs- eksik, kusurlu
nâmütenahi- sonsuz, ucu bucağı olmayan
nasbetmek- dikmek, koymak, yerleştirmek; tayin etmek
nedamet- pişmanlık
nedim- sohbet arkadaşı, arkadaş
nedime- kadın nedim
nefha- soluk, üfürük; esinti; güzel koku
nefi- fayda, menfaat, kâr
nefsa- yeni doğum yapmış kadın, lohusa
nehar- gündüz
nekahat- hastalıktan yeni kalkmış, fakat tam iyileşememiş kimsenin hali
netamdi- gizli bir tehlike içeren, tekin olmayan
niyabet- vekillik
--O--
--Ö--
--P--
parsa- bahşiş toplamak için tutulan tabak veya tepsi; bu şekilde toplanan bahşiş
pertavsız- büyüteç
punt(d)- uygun fırsat, zaman, sıra
punduna getirmek- uygun zamanı yakalamak
--R--
raca- kral; ikinci derecede hükümdar
rahne- yıkık ve bozuk yer
remiz- ima, isteğini, meramını işaretle ifade etme
rençber- tarım veya inşaatta çalışan ücretli işçi
ricat- geri dönme, çekilme; vazgeçme
rikkat- incelik, naziklik
riya- ikiyüzlülük, özü sözü bir olmama
riyaziye- matematikle ilgili ilimlere verilen ad
rub' - dörtte bir
--S--
sabık- geçmiş, geçen, olmuş, önce; önceki, evvelki
saffet- halislik, berraklık
saik- sevk eden, gönderen; götüren
saim- oruçlu
sahabet- koruma, kayırma
sakamet- bozukluk
saniyen- ikinci olarak
sarih- açık, belli
satıh- bir şeyin dış yüzü, dış tarafı
satvet- ezici güç
selahiyet- yetki, bir işi yapmaya hakkı ve izni olma
serpuş- baş giyeceği, başlık
setretmek- gizlemek
seyran- gezme, gezinme
sirayet- yayılma, dağılma
sirkat- hırsızlık
sigaya çekmek- sıkıştırmak, rahatsız edici sorular sormak
sökün etmek- art arda birbirini takip ederek gelmek
sukut- düşme, sarkma
süfli- aşağılık; kötü ve pis kıyafetli
--Ş--
şamil- şümulü bulunan, içine alan, kaplayan
şeamet- uğursuzluk, meymenetsizlik
şehamet- akıl ve zeka ile birlikte olan cesaret
şekavet- şakilik, eşkıyalık
şenaat- kötülük, fenalık
şeni- kötü, alçakça
şiar- Duyuş, düşünüş ve inanıştaki ayırıcı özellik; Ülkü, düstur
şimal- kuzey
şimendifer- demiryolu; tren
şua- ışın
şümul- içine alma
şümullü- tesiri yaygın
--T--
tafsilat- ayrıntı
tahassür- özlem
tahkik- soruşturma
tarh- çıkarma; ölçü dahilinde yapılan düzenleme
tasfiye- temizleme, arıtma
tashih- düzeltme
tebşir- müjde verme, müjdeleme
tedvin etmek- toplamak, kanun haline getirmek
teessüs- teşekkül etme, oluşma, kurulma; kökleşme, yerleşme
tefessüh- çürüme
tefrik- ayırma, ayrı tutma
tefrit- yetersizlik
tekevvün- yaratılma, oluşma
tekrir- ifadeyi kuvvetlendirmek için kelimeyi tekrarlama sanatı, tekrarlama
telakki- anlayış, görüş; kabul etme, sayma
telakki etmek- saymak, kabul etmek, öyle anlamak
temerküz- merkez tutma, toplanma, birikme , yığılma
tensib- münasip görme, uygun bulma
tenvir- ışıklandırma, aydınlatma
terakki- artma, ilerleme, yükselme; daha iyi hale gelme
tereddi- kötüleşme, yozlaşma, bozulma
terennüm- Güzel ve alçak sesle şarkı söyleme; (mecaz) Anlatma, ifade etme
teshir etmek- zapt ve istila etme, elde etme
teşekkül- şekillenme, oluşum
teşmil- yayma, genişletme
teşrifat- protokol
teşrih- Bir sorunu veya konuyu ele alıp en ince noktalarına kadar gözden geçirerek anlatma
tevahhus- korkma, ürkme
tevdi etmek- emanet (olarak) bırakmak
tevil- Bir sözü veya davranışı görünür anlamından başka bir anlamda kabul etme
tevkif- durdurma, alıkoyma
tevzi- dağıtmak, bölüp payını vermek
tezahür- belirme, görünme, ortaya çıkma; belirti
tezyini- süsleme ile ilgili
--U--
ufunet- eskime, kokma, çürük kokusu
uhde- Birinin yapmakla yükümlü olduğu iş, görev; Sorumluluk
uhrevî- Öbür dünya ile ilgili, ahiret ile ilgili, dünyevi karşıtı
ukubet- felaket, musibet; ceza, eziyet; çok çirkin
ukde- içe dert olan şey
ulvî- yüce; gökle ilgili olan, semavî
umumi- genel
--Ü--
--V--
varak- yaprak; altın yaprağı
vazıh- açık, aşikar, belli; kolay anlaşılır
vehim- sebebsiz korku; yanlış ve esassız düşünce
verese- varisler
vuzuh- açıklık, vazıh olma hali; kolay anlaşırlık
--Y--
yave- saçma sapan söz
Yekpare- tek parça, bütün
yekta- tek, yalnız; eşsiz, benzersiz
yekun- toplam; hep, bütün, cümle
--Z--
zaviye- köşe, bucak
zebun- aciz, zayıf, güçsüz
zecrî- zorlayıcı