VE DAHASI...
Dış güçler, bizi körpe çocuk yerine koyarak, avunmamız için ağzımıza, Demokrasi adlı bir emzik, elimize lâiklik adlı bir şıkşık vermiş, önümüze de, İnsan Hakları, Fikir Hürriyeti ve Düşünce Özgürlüğü adlı oyuncaklar koymuştur.
Yargıtay Başsavcısı Anayasa Mahkemesine başvurarak, âdeta, şöyle diyor:
“Her ne kadar millet AKP’yi büyük bir ekseriyetle iktidara getirmişse de bu millet henüz karar verme rüştüne ermediğinden, Millet Adına karar verme yetkisi Yüce mahkemenize aittir!
“Bu nedenle, Yüce Türk Milleti Adına karar vererek AKP’nin kapatılmasını talep ederim.” ve delil olarak da dış güçlerin, avunmamız için verdiği emziğe, şıkşıka ve de önümüze koyduğu oyuncaklara aykırı tutum ve davranışları olduğunu belirtmiştir.
Milletin verdiği kararın zıddına bir karar, Millet Adına verilemeyeceğine göre, Anayasa Mahkemesinin vereceği AKP’yi kapatma kararının başına da “Yüce Türk Milleti Adına” değil de “Demokrasi Adına” yazılması daha uygun düşecektir.
Bir Yönetim şekli olan Demokrasi ise, kalın, uzun ve de yağlanmış bir direğe benzemektedir. Marifet, bu yağlı direğin üzerinde çıplak ayakla yürüyüp direğin ucundaki flamaya ulaşmaktır. Bunu başaramayan devletler direkten kayıp emperyalistlerin kucağına düşmektedirler.
İşte bu kaygan Demokrasimiz:
Kürdüm demeyi, etnik bir zenginlik ve kendini özgürce ifade edebilmek, olarak kabul ederken, Türküm demeyi, ırkçılık ve de kafatasçılık olarak kabul ediyorsa;
Müslümanlığı karalamayı ve de ona hakaret etmeyi fikir özgürlüğü olarak kabul ediyor, Müslümanlığı savunanları da, gerici, bağnaz ve örümcek kafalı olarak görüyorsa;
Türklüğe hakaret etmeyi, özeleştiri ve düşünce özgürlüğü olarak kabul edip, Türklüğü savunmayı ise çağ dışılık diye damgalıyorsa;
Bölücü örgütün eli kanlı tetikçileri insan olmadıkları hâlde İnsan Haklarından yararlanırken, onların mağdur ettikleri bu haktan yararlanamıyorsa;
Seçilmişlerin aslî görevleri icabı çıkardıkları bir kanunu, atanmış on bir kişi, âdeta, “Siz Kanun çıkarma rüştüne ermediniz” diyerek iptal ediliyorsa;
A partisinin kadrolaşmasına göz yumulurken B partisine bir müsteşar bile tayin etme fırsatı tanınmıyorsa;
O zaman bu Demokrasi Yüce Türk Milletinin zararına işleyen dişli bir çarktan başka bir şey değildir!
İşte, bu çarkın kendisinden tarafa dönenlerden biri de AKP’nin kapatılması için dava açan Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’dır.
Şöyleki:
Sabık Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı vekilliğine, en yüksek oyu alan Uğur İbrahimhakkıoğlu’nu değil de, daha az oy alan Abdurrahman Yalçınkaya’yı getirmiştir.
Daha sonra da Sezer, 146 oy alan Ersan Ülger dururken, Nedim Baran’la aynı oyu alan (95 er oy) Abdurrahman Yalçınkaya’yı Yargıtay Başsavcısı yapmıştır.
Bu atama takdir hakkını geçip, koruyup kollama sınırını da aşarak, âdeta, torpil kapısına dayanmıştır.
Ayrıca, AKP’nin kapatılması için dava açan Abdurrahim Yalçınkaya’nın Urfalı olması da insanın aklına korkunç bir şüphe getiriyor; öyle ki, lâhavle çekmekle gitmeyecek kadar korkunç bir şüphe.
Birlik Gazetesinin saygı değer okuyucuları, sizleri bu şüphemle değil, şu şiirimle selâmlar mutluluklar dilerim.
Seyyar Satıc:
-Aydınlar beni sorar,
Medya her yerde arar,
Haydı maskeci geldi,
Her cins maskelerim var!
Sürüden kaçan davar,
Bin bir belâyı savar.
Haydı meraklısına,
Yalanlara kılıf var!
Gel , gel ! çıra var, mum var;
Yanar, yatsıya kadar.
Kalın sağlıkla…
Muhlis AYDIN