Üstad’ın bu nüktesi; kendi ruh, sanat, dava ve topyekûn bütün zaviyelerine dair incelikli bir izah ihtiva ediyor. Öncelikle Üstad, ruhunda en halis cinsinden sanat ve fikir kumaşı olan insandır. Şiir ve sanat, Allah’ı arama yolunda bir araç değilse, İslam davasına hizmet edecek en güzide metodları, reçeteleri sunmuyorsa, üstün fikrin hizmetinde değilse, işte o zaman cücelerin elinde bir oyuncak oluyor, hiçbir kıymeti kalmıyor, hor görülecek bir mahiyet taşıyor. Üstad’ın meşhur dizesi: “Ver cüceye, onun olsun şairlik/Şimdi gözüm büyük sanatkârlıkta”
Üstad’ın Abdulhakim Arvasi hazretlerini tanımadan önceki şairliği, yani hakikate tam olarak bağlanmadan önceki dönemde yazdığı şiirleri, devrine damgasını vurmuştu. Üstad’ın hayal gücü, fikir sahası, ruhunun metafizik ürpertileri karşısında kâğıda döktüğü iç âlemi, lisanı kullanma yeteneği, onun şiir sanatındaki üstünlüğünü görmek isteyenlerce 30 yaşından önceki ve sonraki dönemlerinde incelenmeye tabii tutulacak noktalardan bazılarıdır. Ruhunda aksiyon haznesi taşıyan bir fikir ve sanat adamı kendini İslam’a teslim ederse, ortaya Üstad gibi bir mütefekkir, has sanat ve müdrik dava adamı çıkar. Ve artık başını davasına koyan o insan için birinci vazife büyük sanatkârlığı icra etmektir, mukaddes emanete sahip çıkmak, layıkıyla bir kul olmak cehdi başlar.
Üstad’ın verdiği cevap, muhteşem. En küçük yanım şairliğim. Çünkü asıl büyük yanım, o şairliği bağladığım aslî hakikat, biricik gaye, ötelerin ötesi. Üstad’ın şiirleri, fikriyatından, ideolocyasından, davasından ayrı düşünülemez. Üstad’ın sanatçılığının ‘asıl’ önemi, keyfiyetin zirvesine ulaşan sanatçılığını İslam yoluna adamasından geliyor. Üstad, ruhunda sanat adına büyük bir cevher taşıyan bir insan iken, o cevheri İslam ile işleyerek mücevhere inkişaf ettirmiştir. Bu yüzden Üstadın en önemli, en büyük yanını vurgularken öncelikle sanatçılığını değil, o sanatı adadığı ufuk noktasına bakmak iktiza eder.
Oktay Akbal’da ise, sanatını İslam yoluna adadığı için Üstad’a ‘şiirine kıydı’ diyen zihniyeti görmek mümkün.