CEMİYET VE İŞ
(giriş-2. kısım)
Tabiat plânı karşısında insanı tek ferd olarak tasavvur ve muhakeme etmek, akıl ve (realite)ye aykırıdır. İnsan için cemiyet, topluluk bir zaruret... Nasıl ki, tabiatta, cins ifade eden her şey aynı kanuna bağlı... Keyfiyette "tek"e, kemiyette "çok"a doğru gidiş... Bu inceliği, ağaç o harikulade mimarisiyle ne güzel abideleştirir! Köke doğru tekte toplanış, dallara doğru da çokta dağılışın sembolü ağaç... O halde kâinatta her tek, yani her keyfiyet, ifadesini çoklukta, yani kemiyette buluyor. İnsan dediğimiz en büyük keyfiyet de, eserini, memuriyetini, işini cemiyette gösterecektir.
İnsan için cemiyetin zarurî olması bu noktadan...
İnsan cemiyette çoğalınca, aynı nispette iş ve emek vahitleri de çeşit çeşit olduğuna göre, aralarında muazzam bir kargaşalık, nispetsizlik, uygunsuzluk başlar. Bu da, yaratılıştan, doğrudan doğruya hilkatten gelen bir zaruret...
Bu nokta, dâvamızın, her şeyden önce teşhis ve tespiti gereken başlıca düğüm noktalarından biri...
Şöyle ki:
İş ve emek vahitleri arasında tam bir adalet ölçüsü, tevazün, eşitlik, denkleşme, insanda, gaye mefhumu gibi, varılması değil, ancak yaklaşılması mümkün bir ufuk çizgisidir ve önümüze bu aşılmaz barajı koyan bizzat hilkattir.
İş ve emek vahitleri arasındaki tevazün dâvası, insanda ancak bir emel, bir hasret, bir ideâl olabilir; fakat visali imkânsız bir sevgili gibi, erişmesi muhal ve erişme iddiasındaki doktrinleri abes bilmek şaıtiyle...
Bu hükmü, bütün bir tahlil ve terkip örgüsünden sonra laboratuar bedahatiyle sağlamlaştırmayı ileriye bırakarak, şimdi iş ve emek vahitlerini nihaî bir tesviyeye tabi tutmanın imkânsızlığı üzerinde bir misal verelim:
Cemiyeti, hayalimizde, bütün emek ve ferd kadrosuyla küçültelim, basitleştirelim ve olanca faaliyeti, yalnız 10 çöpçünün günde birer somun ekmek karşılığı görecekleri iş protoplazmasına kadar indirelim... Bu 10 çöpçü, sabahın belli başlı saatinde kalkıp akşamın belli başlı saatinde yatmak üzere, her türlü adalet hesabı yerinde olarak aynı işi görseler ve 10 ekmeği gramı gramına paylaşsalar, bu kadar basite irca edilmiş bir misal içinde bile denkleşme gerçekleşebilecek midir? Hayır! Çünkü bahtına yokuşaşağı süpürmek düşen fertle, düpedüz veya yokuş yukarı süpürmek düşen insan arasında yine bir nispetsizlik doğacak ve ideal tevazünü bulmak, bu basit misalde bile, sunî altın yapıcılığı gibi imkânsızlığını ilân edecektir. Kâinatı tırnak törpüsüyle eğeleyip dümdüz hale getirmenin imkânı yoktur.
Ya, tek tek ve sınıf sınıf, her biri ayrı cinsten iş ve emek temsil eden milyonlar ve milyarlar arasındaki vaziyet?..
Görülüyor ki, denkleşme imkânını aramaya doğru gittikçe cemiyet küçülüyor, basitleşiyor, mücerret iş verimini kaybediyor, ablaklaşıyor, yavanlaşıyor, posalaşıyor.
Burada da bir sır var...