Selamlar,
Üstad'ın, geçmişden günümüze alışılagelmiş roman türlerinden farklı, diğer romanlara nispetle aralarında derin fark uçurumları bulunduğuna ve bu derinliğin asla doldurulamayacağına inandığımız romanı, Aynadaki Yalan. Klişeleşmiş roman türlerinde, sık sık karşılaştığımız kelime hokkabazlıklarıyle uyandırılan suni heyecan, kof diyalektiklerden müteşekkil kuru akıcılık, ruhsuz, köksüz, gayesiz roman, Üstadın roman anlayışına taban tabana zıttır. Üstad'ın zaviyesinde roman, hakikatın sesi olmalıdır ve yine hakikat ölçüsüne sadık kalmak koşuluyla öteler aleminin kaygısını yüklenmeli ve bu şuuru aksettirmelidir. Aynadaki Yalan romanını diğer romanlardan ayıran en bariz hususiyetlerden biriside romanın ulvi bir keyfiyete haiz olması ve manevi bir misyon üstlenmesidir.
Üstadın roman hakkında bahsi geçen fikirlerinden bir iktibas;
"Halbuki roman, yerle göğü birleştirici mahiyetiyle insan ve toplum harekiyet ve seyyaliyeti içinde en ulvi ve münezzeh mânaya kadar ulaştırılabilir. Ve artık toprak üstü sefil mananın yerde bırakılması şartıyle mefhum ve mahiyetini değiştirerek Frenklerin ( Ekritür – Destine ) , Müslümanların da ( Alın yazısı – Kader ) dediği takdir kalemindeki hikmete yol arayabilir. O zaman karşımıza süfli mânasiyle roman değil, ulvî keyfiyetiyle İlahi sanat çıkar ve roman dize gelir. **(Kafa Kağıdı, Büyük Doğu Yayınları, 2. Baskı / s. 7-14)"
Ve Roman..
Romanın başkarakteri olan felsefe öğrencisi Naci, adeta buhranlar anaforu içerisinde fikri ve ruhi derin sancılar çekmektedir. Uzun soluklu sancılarla kıvranan sıkıntılarla cebelleşen Naci, bir çıkmazın içerisindedir fakat bunun idrakinde değildir. Bütün hadiseler Naci'nin etrafında cereyan eder ve gelişmeler, karakterler onun etrafında şekillenir.
Genel itibariyle karakterler; Naci, Belma, Mine, Hatçe, Ressam Abid, İmam ve Hüsmen Ağa'dan oluşmaktadır. Naci'nin gözünde Belma, beyni parçalayan bir ur olarak vasıflandırılırken Mine bir diş gıcırtısından ibarettir. Hatçe ise Naci'nin bulmak istediği erdirici özelliklere sahip ideal bir kadın tipi. Roman Üstadın Yılanlı Kuyu olarak nitelediği dünyada, tek kurtuluş yolu olan tasavvuf yolunun bulunmasına ve bu yolun arayışı içerisine girilmesinin zaruri olduğuna işaret eder. Yaratılış gayesinden yola çıkarak yaşam ile ölüm arasında bireye, topluma ve sosyal planda nizama, hayatın süfli ölçülerden sıyrılarak ahlaki, mantiki ölçülerde en güzeli ve en doğruyu bulma yolunda idame ettirilmesine kadar ne varsa her şeye değinilmiştir. Kur'an ve Sünnetin ışığında bu şaşmaz, sarsılmaz ölçüler yegane kıstas kabul edilerek dini, siyasi, iktisadi, içtimai mevzulara açıklık getirilmiş ve sorunlar bu minval üzerinden çözülmeye çalışılmıştır.
Naci bir nevi Üstadın Sahte Kahramanlar adlı eserinde yer verdiği Özlediği Nesli sembolize etmektedir. Özlediği gençte aradığı vasıfları Naci'de temayüz ettirir. Bu vasıfları başlıklar halinde hatırlayacak olursak;
1. Aşk
2. Üstün Akıl ve Sır İdraki (Romanda sır idrakine çok defa atıfda bulunulmuştur.)
3. Nefs muhasebesi
4. Eşya ve Hadiselere Tahakküm ve Onları Tasarruf Mizacı
5. Aksiyon Ruhu
6. Gözü Karalık
7. Fedakarlık ve Disiplin
8. En Derin Merhamet İçinde En Keskin Şiddet
9. Başta Samimiyet, Her Şubesiyle O'nun Ahlakı
10. Zarafet ve Estetik
11. Tek Ümmet Modeli Olarak Sahabiyi Almak
Naci karakteristik bakımdan bu faziletlere liyakat gösterir ve üzerinde taşıdığı vasıflarıyla özlenilen nesli hakkıyla temsil eder. Üstad romanında sır idrakine çok fazla atıfda bulunmuştur çünkü sır idraki asıl gayeye kapı aralayabilmek ve mesafe alabilmek bakımından temel istinad noktasıdır. Tasavvufda öyle mertebeler ve öyle konular vardır ki salt kuru akıl ile bu meseleleri kavrayabilmek mümkün değildir, yola tabi olan salik maddi ve manevi sırları idrak edebilmek, esrarın künhüne vakıf olabilmek için mutlak surette bir yol göstericiye muhtaçdır ve bir Mürşid-i Kamile intisap etmek zorundadır. "Bana, yakan gözlerle, bir kerecik baktınız; Ruhuma büyük temel çivisini çaktınız!" tabi olduğu veliye ithafen söylenen bu sözler belli bir safhadan sonra yedi başlı ejderha hükmündeki nefs-i emarenin esaretinden sıyrılarak, enaniyet mikrobunun kutlu vesileyle öldürülmesi ve asıl işi görecek ruhun devreye girmesini sağlamaktır. İzah üstü meseleler anlaşılabilir kavranabilir fakat izahı kabil değildir. Naci'den beklenen ve ona tevdi edilen vazife, bütün meselelere İslamın projektörleriyle bakması yorumlaması ve yaşamasıdır. Felsefe asistanlığı yaptığı üniversitede, "Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu" adlı eserin nüvesi, çekirdeği mesabesinde farz edebileceğimiz, İslam Tasavvufu ve İnsanlığın Beklediği Nizam adlı doçentlik tezini hazırlar. Bu tez yanlı profesörlerce kabul görmez ama bir müddet sonra batıda yoğun alaka görür. Ayrıca Üstadın, İdeolocya Örgüsünde heykelleştirdiği ulvi nizam Naci'nin tezinde de yansımalarını bulmaktadır. Tezin ihtiva ettiği hususlara kısaca değinecek olursak; "Kapitalizm ve Liberalizm (cemiyet haklarını) Sosyalizm ve Komünizim (ferdin hakkını) Materyalizm ve pozitivizm (ruhun hakkını) çalmaktadır. "Asırlardan bu yana insan, makine putu önünde kendi öz eserine mahkumdur. Akıl yoluyla kuru mantık kumkumaları ve kof diyalektiklerle meydana getirilen izm'ler, zulum, dalalet ve felaket sistemleri toplumu felce uğratmaktan başka bir işe yaramamıştır, tek ve biricik kurtuluş yolu ebediyet nizamı olan İslam'dır. Üstad Allah (c.c) demenin yasak olduğu dönemlerde zerre kadar tereddüt etmez, kişiliğinden, şahsiyetinden, duruşundan taviz vermeden yine Allah demesini bilmiştir, bu defa aynı gür seda ile Naci'nin sesinden hakikatı haykırmış romandaki tabiriyle pembeli, morlu, kızıl gazateleri karşısına alarak söyleyeceklerini onun ağzından söylemiştir. Romanı okuyanlar Naci'den yola çıkarak kahır ekseriyetle Üstadın biyografisi olduğunu öne sürerler. Yaşadıklarıyla, kendine münhasır dava anlayışıyla aynı parelellikte olduğu gerekçesiyle böyle bir kanaat oluşsa da bunu kabul etmek mümkün değildir. Böyle bir intibanın oluşma nedeni Üstada ait fikirlerin Naci'nin düşünce dünyasında hayat bulmasından ileri gelmektedir ama Naci eşittir Necip Fazıl diyebilmek muhaldir.
Eserde harikulade psikolojik tahlillere rastlamak mümkündür. Hayatın en önemli unsurlarından biri olan kadın iç ve dış yönleriyle ele alınmıştır. Naci genç ve alımlı olması hasebiyle Belma'nın ağına takılmıştır. Belma, Mine ve Hatçe üçgeninde gel gitler yaşar. Mine solcudur ona karşı pek alaka kesbetmesede zaman zaman gizli ve küçük temayüllerden kendisini alamaz, Mine'ye karşı hissiyat bakımından kendisini daima firenlemesini bilmiştir zaten polemikçi yanını diş gıcırtısı şeklinde yorumlar ve bu durum ona itici gelmiştir fakat o Mine'ye değil Mine ona meyyaldir. Naci kendisini Belma'ya daha yakın hisseder onunla psikoljik bir savaş içindedir. Kadında tuhaf, anlaşılmayan mistik bir halet-i ruhiye vardır. Üstad anlaşılamayan bu ruh halini şöyle çerçevelemiştir.
Üstadın nazarında kadın prototipi
"Dünyada harplerin en incesi, en girifti, strateji ve taktikte büyük kurmay dehâsına en muhtaç olanı, kadınla erkek arasındaki gizli savaş... *Kadın bir ufuk gibi kaçmayı, yaklaşıldıkça uzaklaşmayı, ama adım başında vaadetmeyi, derken vaadini geri almayı, peşinden tekrar caymış görünmeyi bilen, erkek de civa damlası misali parmaklarından kaçıcı bu yaratığı bayıltıp durdurmayı ve parmağına yapıştırmayı becerebilen..."
Naci batıda rağbet gören tezi sebebiyle kendisi için düzenlenen baloya katılmıştır. Baloda nihayet peşinden koştuğu, sürüklendiği, beynini aklını her şeyini istila eden Belma'yı tesiri altına almayı başarmıştır. İşaret edildiği üzere "Parmaklarından kaçıcı bu yaratığı bayıltıp durdurmayı ve parmağına yapıştırmayı becerebilmiş" fakat ona hükmettikten sonra inancına uymadığı için onu elinin tersiyle itmiş, zihnini, ruhunu ondan arındırmış ve uzaklaşmasını bilmiştir.
Mine ise "ya benim ol ya benimle ölürsün" diyecek kadar sevdiği Naci'yi sohbet evinde bulur, bir şekilde ikna eder arabasına alır ve birlikte boğaza doğru giderler, aniden kırdığı direksiyonla köprüden uçarlar Mine ölür, Naci kazadan sağ kurtulmuştur.
Naci bunca hengamenin ardından askerlik vesilesiyle tanıştığı, ölmek üzere olan Hatçe'nin yanına gider. Hatçe'nin son isteği, Naci ile evlendikten sonra ebediyete evli olarak uğurlanmaktır, teklifi kabul eder ama ondan çok etkilenmiştir. Naci bir gece rüyasında gördüğü Hatçe'nin işareti ile cami cami dolaşıp erdiricisini aramaya koyulur ve Eyüp'de bulur. Naci, mecazi aşkdan geçerek hakikatın yolunu bulmuş Leyla'dan, Mevla'ya geçmeyi başarmıştır.
Özetleyecek olursak; Eserde Üstadın hasretle andığı yolunu gözlediği, renk renk ve çizgi çizgi anlatmaya çalıştığı, özlediği neslin bir sülieti müşahede edilmektedir. Bu romanı davasını ve fikirlerini serdettiği eserlerinin, minyatürleştirilmiş hali olarak da telakki edebiliriz. Allah cümlemize Naci gibi muvaffak olmayı nasibi müyesser eylesin ve Üstadımızdan ebeden razı olsun.
Dua ve muhabbetle…