İroni kelimesinin karşıt manasını taşıyabilme iddiasında bana kalırsa bu eser. Daha önce okumamış hatta arşivimdeki varlığına rağmen ihmal etmiş olmama üzüldüm. Huxley’in Cesur Yeni Dünyası’nı anımsattı çok az bana. Ama maalesef kuru kuruya bu da Necip Fazıl’ın distopyası diyemiyorum. Tarkistan’la yüce Tark ulusuyla Aytark’ıyla tamamen her hücremizle bir zamanki bizi anlatmış çünkü Üstad. Tarkün ise tüm hatlarıyla onun beklediği gençlik. Kitabın analizini yapmayı diğer arkadaşlara bırakıp özellikle altını çizdiğim birkaç iktibası aktarıyorum sizlere.
“(Hoparlörden boşalan müthiş alkış sesleri içinde Aytark parlamento kürsüsünde.
Kocaman levha... «Egemenlik ulusundur». Sağında ve solundaki oturma yerlerinde Bakanlar...
Mebuslar arada kaldığı için görülmüyor... Alkış, alkış... )
(Aytark, alkış kesilir kesilmez heybetle doğrulur.)
AYTARK — Şimdi Tarkistan Cumhuriyetinin bu yüzde yüz devletçi tutumuna aranızda tek kişinin bile muhalif olmadığını görmek ihtiyacındayım. Politikamıza «evet» diyenler ellerini kaldırsın!
(Mebuslar tarafı... Mebusların yerinde kelli felli insanlar şeklinde yüzlerce teneke figür... Bir düğmeye basılmış gibi, madeni bir ses çıkararak hemen havaya kalkan eller... En önde oturanlardan birinin kolu kalkmaz... Aytark kürsüden.)
AYTARK — Acaba bu el neden kalkmadı?
(Plânlama Bakanı yerinden fırlayıp kürsünün arkasındaki bir raftan büyük bir yağdanlık alır, koşar, eli kalkmayan figürün yanına girer ve figürün şakağındaki delikten yağdanlıkla yağ döker. Figürün eli hemen havaya kalkar.)
AYTARK — Demek yağı tükenmiş!...”
“MEBUSLARIN BAŞI — Soylu Tark ulusunu yalnız devletçilik kurtarır!
TARKÜN — Bahtsız Tark ulusunu, yalnız devletçiliğin böylesi batırır!..
MEBUSLARIN BAŞI — Köylüye «Efendi» ismini biz verdik!..
TARKÜN — Biz isim değil, hakikat istiyoruz!..
MEBUSLARIN BAŞI — Toprak reformunu getiriyoruz!..
TARKÜN — Ekilmeyen toprağın reformu... Gömleği parçalayıp herkesin eline bir parça vermek, sonra da onu bütünleyecek ağa yerine devleti koymak.
MEBUSLARIN BAŞI — Makineleşiyoruz. Kara sabana, çıkırığa, yel değirmenine paydos.
TARKÜN — Makinenin beyni, yüreği ve ciğeri Batılıda kaldıkça karasaban yeğdir!
MEBUSLARIN BAŞI — Dışarıya işçi çıkarıyoruz. Memlekete iş bilgisi ve döviz sağlıyoruz!
TARKÜN — Bizim işsiz bıraktığımız İnsanları, dışarısı, ham beygir kuvveti diye alıp çalıştırıyorlar! Onlar arabacı, biz beygir...
MEBUSLARIN BAŞI — Köylüye açtığımız krediler, dağıttığımız basmalar?...
TARKÜN — Krediler bizi yedi, basmaları da keçiler!..
MEBUSLARIN BAŞI — Avrupai usullerimiz, modern aletlerimiz?
TARKÜN — Hepsi Avrupalının oyuncakları... Kullanmasını bilmiyoruz!.. Vidası düşünce apışıyoruz! (Mebusların başı Tarkün'e dikkatle bakarak...)
MEBUSLARIN BAŞI — Sen şehre git. Köy adamı değilsin!
TARKÜN — Niçin?
MEBUSLARIN BAŞI — Çok uyanıksın da onun için...
TARKÜN—Demek köy sizce uykudakilerin yurdu.”
“Heykelde, şahısların değil, fikir sembollerinin kafası bulunmalı... Fikir yerine şahısların etrafında toplananlar, şahıs güme gidince heykeline kaside okumaktan başka birşey yapamazlar. Buna zaten büyük fert müsaade etmez. En kötü patron, nefsini fikir ve hakikatin üstünde görendir. En iyisi de kafasını vicdanının koluna sıkıştırıp murakabe edebilen... “
“Şimdi iş, dedelerimizin toprak muvazenesinden sonra onların ruh ve ahlâk dengelerini elde etmekte... Bu dâva, hepsi beş heceli İki kelimeye sığar: Allah, Peygamber...”
Kitaplarla arası pek iyi olmayan arkadaşlara, ideal, fazla göz korkutmayan bir Üstad başlangıcı olacaktır zannımca. Sonunda incecik bir eserin nasıl bu kadar etkileyebildiğine de şaşıracaklarını garanti edebilirim.