EBU ZER GIFARİ
Züht ve bağlılığının siddetiyle tanınmıs, çok meshur bir Sahabî...
İslâmından evvel künyesi Ebû Nemle... İslâmdan sonra da, Allah Resulünün yakistırmalariyle Ebû
Zer...
Ebu Zer Hazretleri ilk büyük dörtlerden sonra besinci olarak imana geldi.
Bunu her zaman söylerdi:
- Ben İslâmın besincisiyim!
Zaten Allah Resulünün Nebîliklerinden evvel kendi kendisine doğru yolu aramaya baslamıs ve bir
kılavuz bulmak için yollara düsmüstü... İslâmın safağı Mekke ufuklarından sökmeye baslayınca
hemen asasını eline aldı, sırtına bir su kırbasını çekti ve hemen yollara düstü. Doğru Kabe'ye gitti.
Allanın Resulünü aradıysa da tanımadığı için bulamadı. Kimseye sormaya da cesaret edemedi.
Aksam üstü bir sokak kösesinde büzülüp kalakaldı. O sırada sokaktan geçen Hazret-i Ali, kendisini
gördü ve bir garip olduğunu anlayarak evine misafir etti. Fakat birbirlerine açılamadılar. Ertesi
aksam Ebû Zer yine aynı noktada beklerken yine Hazret-i Ali'nin geçtiğine sahit ve tekrar evine
misafir oldu...
Bu defa Hazret-i Ali sordu:
- Nereden ve niçin geliyorsun?
- Gıfar kabîlesindenim. Uzaklardan geliyorum. Allah Resulünün haberini duydum. Onun eteklerine
yapısmaya geldim.
Ebû Zer, Allah Resulünün huzuruna çıkarılınca söyle hitap etti:
- Selâm sana olsun, ey Allanın Resulü!
İslâmda bu türlü ilk selâm veren Ebû Zer Hazretleridir.
Vecd ve heyecan mâdeni büyük Sahabî, efendisi olduğu kabîleyi Đslama davet etmek için
gönderilmisken iik is olarak Kâbeye kostu ve müsriklere karsı haykırdı:
- Allahtan baska ilâh yok; ve M.......onun Resulü...
Müsrikler de onun üzerine çullandılar ve bayıltıncaya kadar dövdüler. Eğer Abbas yetisip Ebû
Zer'in Gıfar oymağına, bu oymağın da Sam ticaret yoluna hâkim olduğunu söylemeseydi, onu
öldüreceklerdi.
Ebû Zer aynı hareketi iki kere tekrarladıktan, iki kere daha dövüldükten ve kurtarıldıktan sonra
kabilesinin yanına gitti ve Hicretin Altıncı yılına kadar orada kaldı. Bu yüzden, Bedr, Uhut, Hendek
gazalarında bulunamadıysa da sonrakilerde Allah Resulünün yanlarından ayrılmadı...
Bir seferde Ebû Zer Hazretlerinin devesi, gayet zayıf olduğu için yolda kakılıp kalmıs ve Ebû Zer
devenin yürümeyeceğini anlayınca, esyası sırtında, yaya olarak ordunun arkasına düsmüstü...
Bir kösede yalnız basına otururken Allanın Resulü kendisini gördüler ve dediler:
"- Allah Ebû Zer'e acısın ki, o, yalnız yasar ve yalnız ölür ve yalnız hasr olunur!"
Biy'atinde, kendisine ne kadar acı söz söylerse söylesinler, lisanını muhafaza edeceğine, dilini
doğruda kullanacağına ve asla yalan söylemeyeceğine söz vermisti. Ömrü boyunca bu ahdine sadık
kaldı.
Bu bakımdan Allah'ın Resulü buyurdular:
"- Dünya'ya Ebû Zer'den daha doğru kimse gelmedi."
Hazret-i Ebû Bekir'in vefatından sonra Sam'a göçtü ve orada Hazret-i Osman'ın halifeliği zamanına
kadar kaldı...
Züht ve takva alâkasını ifrata vardırdığı için bir günlük nafakasından ziyade mal biriktirmezdi.
Sade kendisi böyle yap-
makla kalmaz, halkı da aynı tarzda harekete davet ederdi. Bu hali bazı zenginler nazarında o kadar
rahatsız edici oldu ki, nihayet onu baska bir yere göndermesi için Sam Valisine sikâyet ettiler.
Vali Ebû Zer'in bu halini tecrübe etmek için bir oyun düsündü:
Ebû Zer'e bir kese içinde bin altın gönderdi. Ebû Zer, bu parayı hemen fakirlere dağıttı ve kendisine
bir dirhem bile alı-komadı.
Ertesi günü valinin adamı gelip Ebû Zer'in kapısını çaldı:
- Dün sana getirdiğim altınlar meğer baskasına gidecekmis... Yanlıs getirmisim... Aman, onları
bana iade et, ve beni efendimin serrinden kurtar!
Ebû Zer, gayet sakin cevap verdi:
- Ayol, ben onların hepsini birden sadaka ettim; kendime bir dirhem bile ayırmadım. Mademki
böyle imis; bana üç gün mühlet verin de bu parayı tedarik edip iade edeyim.
Hicretin 32'nci yılında o köyde vefat etti.
Vefat tarzı son derece esrarlıdır:
Ebû Zer hastayken bir gün kızına diyor ki:
- Kızım, dısarı çık da bak, bir takım yabancı kimseler görecek misin?
Kızı çıkıp bakmıyor ve hiçbir kimse görmediğini söyleyince babasından su karsılığı alıyor:
- Demek ki, henüz ölüm vaktim gelmemis... Benim cenazemde salihlerden bir topluluk bulunacak...
Geldikleri vakit onlara bu koyunu ikram et ve yemek yemeden gitmemelerini söyle!
Kızı koyunu kesip temizledikten ve atese koyduktan sonra Ebû Zer yine soruyor:
- Git bak, gelen var mı?
Kız çıkıp bakıyor ve su haberi getiriyor:
- Baba üç bes kisi bize doğru geliyor!
Kırda tek basına eve doğru gelen esrarlı adamların haberini alınca Ebû Zer:
- Beni kıbleye karsı çevir!
Diyor ve son anını su kelimelerle kapatıyor:
- Allanın ismiyle ve Resulünün Milletinden olarak...
Kızı dısarıya çıkıp, gelen misafirleri karsılıyor
ve babasının biraz evvel ruhunu teslim ettiğini haber veriyor.
Aralarında meshur fakihlerden Abdullah Bin Mesut ve Malik-ül-Ester bulunan ondört kisi Ebu Zer'i
gaslediyorlar, kefenliyorlar ve namazını kılıp nur pınltılariyle kıvılcımlanan mezarına gömüyorlar.
O zaman Abdullah Bin Mesud, Allah Resulünün gerçeklesen mucize çapındaki hadîsini tekrarlıyor:
"- Ebû Zer yalınız yasar, yalınız ölür ve yalınız hasrolu-nur."
Hadîs meali:
"- Benim ümmetimde Ebû Zer, İsa Bin Meryem'in zühdü üzerindedir."
Hadîs meali:
"- İsâ Bin Meryem'in tevazuunu görmek isteyen Ebû Zer'e baksın!"
Allanın Resulünden 281 hadîs rivayet etti.
Sözü:
- Senin malında iki ortağın vardır: Biri âfet, öbürü de âfetten beter vârisin... Onun için, malını dağıt
ki, bu ortaklardan kurtulasın!..