Göz
Görmemek için bakan, mavi, siyah, ela, göz!
Köre görünse şaşmam sana görünmeyen öz!
1977
Göz
Görmemek için bakan, mavi, siyah, ela, göz!
Köre görünse şaşmam sana görünmeyen öz!
1977
O özü görmek için göz değil gönül lazım..
Eskilerin çok güzel sözleri var gerçekten, bir eski aşığı olarak şu satırları sizle paylaşmak isterim yeri gelmişken:
Bir göz ki olmaya ibret nazarında
Ol düşmanıdır sahibinin başı üzerinde.
Göklerin kapıları açılsa da görseler, görenler, gördüğünü zannedenler ne çıkar!...
Mârifet görmeden görebilmekte değil mi ya!...
Rûhun şâd olsun Üstâdım...
"Gözlerim ruhumu kör ediyor" diyor bir yazar bir kitabında. Müşahhas âleme açılan ve sadece kabuğu görmek ehliyetine sahip olan göz, eğer ki bu ehliyetin yanında asıl liyakati ve marifeti olan baktığı kabukta özü görebilmek hassasına erişebilirse, hem hakiki memuriyetini ifa edebilmiş, hem de kabuğa takılı kaldığı için ruhu körelten bir mahiyetten sıyrılmış olacaktır.
İnsandaki göz, ruhu nasıl kör edebilir, veya Üstadın ifadesiyle göz, baktığı halde nasıl olur da görmez?
İnsanoğlunun aynı âleti hem fayda sağlamak hem de zarar vermek için kullanabilmesi gibi -en basit örneği ile bıçak- iki gözü olduğu halde o gözlerden çıkan nazarlar, şualar kâinattaki muazzam yapıyı, o yapının üzerine nakşedilen yaratılış hakikatini, kainatın özü ve varlığın gözbebeği olan âdemi göremiyorsa, o bakışlar baktığı halde göremeyen ve hakiki vazifesini yapamayan, sadece açılıp kapandıkça maddenin kabuğunun ötesine geçemeyecek şekilde nazar eden iki küçük pencere... Üstadın Zindandan Mehmed'e Mektup şiirinde "Dünyaya kapalı, Allah'a açık" şeklinde ifade ettiği o garip, küçük pencerenin tersine; baktığının ötesini göremeyen göz de dünyaya, dünyanın muşamba dekoruna açık ama Allah'a kapalı..
Eğer ki göz, maddeyi aşıp öze ulaşamıyorsa, maddeye takılı kalıp manâyı göremiyorsa, o göz ruhun kör olmasına sebep teşkil ediyordur. Gene verilecek en basit örnekle, fizikî güzelliğe kapılarak ruha inemeyen beşer, karşısındakine baktığı halde onu görememektedir, çünkü insanın muhtevası, her şeyi ruhundadır, kabuk güzelliğine takılan göz, o kabuğu aşıp ruha erişemediği için hem karşısındakini tanıyamamakta hem de hakiki görmenin üzerine gem vurmaktadır. Bu durumdaki bir göz, ruhu kör etmektedir.
Üstadın, gözü olduğu ve baktığı halde göremeyen, idrak edemeyen göz ifadesinden sonra gelen ikinci mısrasında, görme organı olmamasına karşılık, göze sahip olanın göremediği özü görmesi, anlaması mümkün olan bir körden bahsetmesi, görme mefhumunun sadece müşahhas âlemden ibaret olmadığını, asıl görmenin mücerreti görmek olduğunu ve görebilmek ehliyetine eren birinin göz olmadan da o özü görebileceğini belirtmesi, göz ve görmek mefhumlarını anlatabilmek için verilecek en güzel misal. Gönül gözü tamlamasıyla da ifade ettiğimiz göz olmadan görebilmek durumu, insanı Allah'a götüren ibret nazarının asıl çıkış noktası. Ve Allah'ın kendi rızasını kazanma yolunda kullanalım diye verdiği göz baktığı halde göremiyor ve öze ulaşamıyorsa, bir kıymet ve manâ ifade etmemektedir. Üstadın 'Bu kadar gafil olmak için mi akıl sahibi olduk?' demesine eş olarak; bu kadar kör olmak için mi göz sahibi olduk diyerek göremeyen gözlerimize bir tenkid oku saplayalım.
Göz
Görmemek için bakan, mavi, siyah, ela, göz!
Köre görünse şaşmam sana görünmeyen öz!
1977
Bakmak ve görmek.... Görmek; salt madde mükemmeliği olan gözle değil, onu İlahi hikmetlerin ve mucizelerin mihraklaştığı, kul-insan ruhundan dışarıyı müşahade eden ve içeriyi dışarıya fısıldayan, sebepler halkasından bir inci, bir nimet. Hani "gözünün nuru söndü" derler ya, avam bunu tersinden kullanır. Aslında o nur yoktur ve kazanılmaya muhtaçtır. İşte "Köre görünse şaşmam sana görünmeyen öz!" dediği; misal aleminde kör görünen gözün bile görebileceğine rağmen, açık olan gözün -hayretle- körlüğüdür.