Canım İstanbul

Başlatan: NFK-Fan Tarih: 05.10.2005 19:37 Cevap: 55

NF
05.10.2005 19:37
#1

CANIM İSTANBUL

 

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;

Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.

İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;

O benim, zaman, mekân aşıp geçmiş sevgilim.

Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;

Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.

Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale;

Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canım;

Vatanımda vatanım...

İstanbul,

İstanbul...

 

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;

Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...

Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;

Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat....

Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;

Her nakışta o mâna: Öleceğiz ne çare?

Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;

Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...

O mânâyı bul da bul!

İlle İstanbul'da bul!

İstanbul,

İstanbul...

 

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;

Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.

Oynak sular yalının alt katına misafir;

Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.

Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,

Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...

Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?

Cumbalı odalarda inletir "Kâtibim"i...

Kadını keskin bıçak,

Taze kan gibi sıcak.

İstanbul,

İstanbul...

 

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!

Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...

Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,

Adada rüzgâr, uçan eteklerden sorumlu.

Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından

Hâlâ çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.

Ana gibi yâr olmaz, İstanbul gibi diyar;

Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

Gecesi sümbül kokan

Türkçesi bülbül kokan

İstanbul,

İstanbul...

 

(1963)

NF
05.10.2005 19:43
#2

Selamlar,

 

İstanbul'un mânâ boyutuyla çerçevelendiği bu eser, Üstad'ın en bilindik şiirlerinden birisi.

 

Bu şiirden, 5. sınıfta okurken şiire ilgi duymamı sağlayacak kadar etkilenmiştim. İstanbul'un nasıl tasvir edilmesi gerektiğinden öte, bir şehire, bir kıymet hükmüne nasıl şiir yazılabileceğini, onun ince detaylarının okuyucunun ruhunda nasıl hissettirileceğini gösteren mükemmel bir eser.

 

İnsanın, İstanbul'lu olmasından dolayı gurur duymasını sağlayacak kadar etkileyici...

 

Saygı ve selamlarımla

LU
31.10.2005 19:08
#3

hele bir de istanbullu olupta istanbulda yaşayınca bu şiiri daha iyi anlıyor insan.

DE
02.11.2005 16:08
#4

İSTANBUL ADINA YAZILMIŞ ONCA ŞİİR VAR.....BİRBİRİNDEN GÜZEL ŞİİRLER......AMA HİÇ BİRİNDE ŞU KELAMLARIN BANA VERDİĞİ HAZ KDR HAZ VEREN SÖZLER YOK!!!

 

 

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;

Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.

NF
02.11.2005 19:23
#5

Selamlar,

 

Siirin Ingilizcesi Icin Tiklayiniz

 

Saygi ve selamlarimla

AN
22.01.2006 23:00
#6

yabancı birinin şiirin ingilizcesini okudugunda bizim kdr zevk alacağına ve anlayacağına inanmıyorm..amerikan edb.da okuyorum ve okudugumuz shakespearler vs dierlerinin bize hitap etmediğine bizi muhatap almadıgına inanıyorum..o yüzden okula gitmiorum:) bu baska mesele .. üstad bunu yurttaşları için aynı islami milliyeti taşıyanlar için yazmıştır.. bu şiiri türkten başkası anlayamaz kanaatindeyim..bilmem belki saçmaladım ama fikirlerime saygı duyun:)

GU
02.02.2006 04:24
#7

"Bir şehre, onu tanımayanlar nasıl aşık edilir?"sorusunun bende cevap bulduğu ilk ve tek şiirdir.Aynı zamanda Üstad ile ilk tanışmamdır.

Şiiri ilk defa, acaba insanı edebiyattan soğutmak gibi bir gayeleri mi var? diye düşünmekten kendimi alıkoyamadığım, milli eğitim kitabında okumuştum.

Bana hala, ne hoş bir rastlantıymış hissi verir.

Öss sınavı,tercihler ve nihayet İstanbul...

RA
02.02.2006 19:59
#8

İstanbul benim canım

PS
27.02.2006 02:16
#9

Necip Fazıl eserlerini ortaokulda okumaya başlamışştım ve üstadın bu şiriinin benim açımdan önemi çok büyükktüürr...

TR
06.06.2007 20:09
#10

"İstanbul benim canım;

Vatanım da vatanım..."

 

Geçen sene AKRA FM'de üstadı anmak amacıyla yapılan programlardan birisine M. Miyasoğlu ve Mehmet Kısakürek Beyler katılmıştı. Bu programda Mehmet Kısakürek birgün kendisine genç bir üstad okuru tarafından alıntıladığım kısmın nasıl yazılması/okunması gerektiğinin sorulduğundan bahsetmişti. Yani mısranın 'İstanbul benim canım / Vatanım da vatanım' diye mi, yoksa 'İstanbul benim canım / Vatanımda vatanım' diye mi yazılması gerektiği üzerinde bir soru sormuş. Takdir edersiniz ki her iki okuyuşta da anlam değişiyor.

 

Mehmet Kısakürek Bey bu sual üzerinde epeyce düşündüklerine ve sonuçta o güne kadar şiiri yanlış bastıklarına hükmettiklerine, aslında oradaki "da"nın birleşik olması ve okurken de tonlamanın bulunma hali vurgulanarak yapılması gerektiğine değiniyordu. Programın linki bu: mms://74.52.239.50/ozelprogramlar/116.wma

 

Biz de site kullanıcıları olarak bu konuda elimizden ne geliyorsa onu yapmaya çalışalım ve gördüğümüz yerde bu ayrı yazılmış 'da' hatasını ortadan kaldırmaya gayret edelim. Mesela yetkisi olan arkadaşlar bu konudaki şiiri düzelterek işe başlayabilir. 'Vatanım da vatanım' değil, 'Vatanımda vatanım' olmalıdır orası.

NF
08.06.2007 17:52
#11

Selamlar,

 

Gerekli editleme yapılmış, sizin de dediğiniz gibi bundan sonra bu hususa özen göstermeye çalışalım hep beraber.

 

Saygı ve selamlarımla

ZI
05.08.2007 17:42
#12

arkadaşımın biri çile isimli kitap okuyordu merak ettim istedim.şiir kitabı dedi ben hiç sevmezdim şiir okumayı fakat kitapda beni çeken bişeyler vardı.kitabı açdım ve ilk okuduğum şiir bu şiirdi.o gün bu gündür Necip Fazıl kitapları bilhassa çile elimden düşmüyor.

HA
05.08.2007 23:30
#13

birçok kimse istanbul adı altında sözüm ona şiir yazmıştır......

ama hepsini toplasak canım istanbul şiirinin bir çift mısra-i dahi olamaz!

 

kaldıki, seyyid abdulhakim arvasi hazretlerinin üstada hitaben vurgulaması vardır.'o manayı istanbulda bul'

NF
20.08.2007 08:13
#14

Selamlar

 

Şiirle İlgili Bir Yorum

 

Saygı ve selamlarımla

HA
26.08.2007 21:22
#15

insanın bu şiiri okuyunca, eğer başka yerdeyse İstanbul'da yaşayası yada istanbul'da yaşayanların tekrar İstanbul'a aşık olası gelir herhalde...

10.09.2007 16:56
#16

İstanbul'a hangi gözle bakmak lazım, bu çok önemli işte.

Üstadın dediği gibi canım İstanbul

Gönül gözüyle.

Muhabbetle kalın....

FA
14.09.2007 12:08
#17

merhabalar

 

yeni üye oldum ve ilk canım istanbulla bir giriş yapmak istedim benim için istanbul hayat aşk güzelik nur... bir de kitaplarıyla konuşmalarıyla kişiliğimde büyük etki sahibi necip fazıl kısakürek yazmışsa bu şiiri.... nur içinde uyusun büyük üstat

GE
14.09.2007 12:45
#18

Ana gibi yâr olmaz, İstanbul gibi diyar;

Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

 

aaaaaaaaah aaaaaaaaah :rolleyes:

BI
14.10.2007 16:34
#19

"Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;" ve "Hala çılıklar gelir Topkapı Sarayından"dizelerini biz okulda bayağı tartışmıştık.Topkapı Sarayından çıklıkların gelmesini açıklamak bana nasip olmuştu.

 

size de servinin neden ahirete perdelik olarak simgelendiğini sorabilir miyim?

GO
14.10.2007 21:24
#20

istanbul,bagrında binbir hancerle,zalimin üstüne yürüyenindir...maziyi aydınlatan fenerle ,öteleri görmeyi bilenindir... istanbul,fatihin gönlünde sevda,şehitlerin coşturduğu selindir...müjdeyi dalgalandırmak uğrunda ulubatlının verdiği elindir...

16.10.2007 00:48
#21

eğer bir şey arıyorsanız o istanbuldadır;

istanbul ancak böyle güzel anlatılır...

teşekkürler üstad'a

CI
26.10.2007 21:19
#22

İstanbul hakikatten hem mücerret hem de müşahhas vasıflarıyla gerek his, gerekse fikir sokağından geçen her şair ve yazar için eşsiz ve hayli bereketli bir mekandır. Bana sorarsanız bir şair ya İstanbul'da, ya da gurbette yaşar.

 

Attila İlhan'ın, İstanbul'da yaşayan bir yazar arkadaşı konu sıkıntısı çektiğini söylediğinde " ulan ben şurda oturduğum yerde iett söförlerinin hayatını yazsam çok güzel roman olur be" şeklinde hoş bir nüktesi vardır. B)

CI
26.10.2007 21:59
#23
size de servinin neden ahirete perdelik olarak simgelendiğini sorabilir miyim?[/b][/color]

 

Üstadın bu şiirini idrak etmek için, betimlediği her müşahhas mefhumun ruhi boyutunu fikretmek elzemdir.

Misal, Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet dizelerinde, dünya zevklerine aldanmış olmanın coşkulu ve vahim haliyle (Beyoğlu), namütenahi alemin kapısından geçişin ızdıraplı hali (Karacaahmet) şairane bir dille anlatılarak okuyucunun bu iki kutuplaşmış mefhum arasında mukayese gücünü kullanması sağlanmıştır.

 

Hiç görmedim ama muhtemeldir ki Karacaahmet mezarlığının çevresi servilerle çevrilidir. Üstad Karacaahmet'i ahiret, dışında kalan yerleri ise Dünya olarak tahayyül etmiş, dolayısıyla serviler, Karacaahmet ile çevresi arasında mücerret bir perde veyahut farklı bir deyişle sınır teşkil etmiştir.

NF
26.10.2007 22:20
#24

Selamlar,

 

Ben de acizane servi mevzusunda Cihat ile aynı paralelde düşünüyorum. Malumdur, başta fiziki yapısı ve hususiyetle de koku bastırmaya uygunluğu sebebiyle mezarlıkların başına servi dikmek gibi bir adetimiz vardır ve bu adet, karşımıza, genellikle eski İstanbul mezarlıklarında çıkmaktadır. Bu hadise üzerinde yanlış hatırlamıyorsam A. Turan Alkan ve Nihat Genç'in de birer yazısı vardı, gerek olacağını sanmıyorum fakat istenirse paylaşabiliriz.

 

Mezarların başına dikilen serviler bir perde vazifesi görmektedir, zira servilerin arkasında mezarlar, mezarların içerisinde ise ahiret yolcuları yer almaktadır. Yani dışarıdan, bu dünyadan bakan bir insan için, gördüğü servinin arkasında bambaşka bir alem uzanmaktadır. Ahiret alemi... Aynı şekilde, içerideki kişi için de, başucundaki o servi, artık geride bırakılmış bir alemi saklamaktadır. Servi, her iki alemi birbirinden ayıran bir perde sembolü olarak tasvir edilmiştir.

 

Saygı ve selamlarımla

ED
30.10.2007 23:56
#25

Bu şiire yorum yazılmadan olmaz.İstanbulu bukadar güzel sanırım hiç bir şiir anlatamazdı.Selam ve dua ile.

MU
04.09.2008 11:03
#26

Ergun Göze'nin Üstad'ın etrafında bulunan, Onunla yakın ilişkiler kuran, evine gidip sohbetini dinleyen insanlardan olması hasebiyle, bu şiirin bir mısraına dair nazar-i dikkatleri çeken bir yorumu/iddiası/telakkisi var:

 

Necip Fazıl’ın Çamlıcadaki evine gidişimi hatırlarım ve unutamam çünkü o evin öyle bir yeri vardı ki, İstanbul büyüsü idi. Ve adım gibi biliyorum ki Canım İstanbul şiirindeki:

“Çamlıcada, yerdedir göklerin derinliği”

mısraının ilhamı o evden kalmadır. O mısra, o evden göklerin Boğaz’ın Çamlıca tepesinden görünüşüdür.

 

(Ergun Göze - Üç Büyük Mustarip)

BI
04.09.2008 22:48
#27

"....serviler, Karacaahmet ile çevresi arasında mücerret bir perde veyahut farklı bir deyişle sınır teşkil etmiştir."

 

 

"... dışarıdan, bu dünyadan bakan bir insan için, gördüğü servinin arkasında bambaşka bir alem uzanmaktadır. Ahiret alemi... içerideki kişi için de, başucundaki o servi, artık geride bırakılmış bir alemi saklamaktadır..."

 

 

yorumlarınız için teşekkür ederim...Allah razı olsun inşaallah...

 

servi mevzusu anlaşılmıştır..

RI
20.09.2008 23:47
#28

Bir yorum da benden gelsin;

Efendim, hafızası kuvvetli arkadaşlar şiiri ezberlesin ve geceleyin Boğazın serin sularına doğru süzülerek,

hem bu şiiri okusun hem de İstanbulu dinlesin.(Tabii orhan veli yi de okuyabilirsiniz).

Tesir kuvveti, manevi atmosferde boksörden yumruk yemiş etkisi yaratabilir, işin espirisi tabii ki.:))

KI
21.09.2008 17:09
#29

Bütün hayatı uyur bir sema-yı mühmelde

Geniş ufukları efsanevi hikayelerin

Tasavvur ettiği gökler kadar beyaz, narin,

Minarelerle müzeyyen, sevimli bir belde...

 

O mai dalgaların bu sesiyle perverde

Sevahilinde güler ruhu başka bir denizin,

Gezer bu levhaya ait bir ihtiram-ı hazin

Melul hisli mükedder nazarlı gözlerde.

 

Bütün bedayi'-i ezman, nefais-i a'sar

Bu mai çehreli İstanbul'un beyaz ve uzun

Ufuklarında bulur penah si'r ü füsun

 

Dalınca gözlerim ağlar bu hüsn-i sakinde;

Bu beldenin uyuyan bir başka güzellik var

Bütün tulu' ve gurubunda, subh-u leylinde

 

 

FARUK NAFIZ ÇAMLIBEL

SU
15.11.2008 18:09
#30

sağolasın kardeş güzel şiir

MU
15.11.2008 19:56
#31

her şiiri bambaşka...

"Cânım İstanbul" bir başka...

R. Tayyip Erdoğan'ın yorumu ile dinlemek pek hoş...

Üstâd...

Ruhun şâd olsun...

NU
17.11.2008 22:57
#32

İstanbula dair bir cok güzel şiir var

ama Üstadın bu siiri bence istanbulu en güzel anlatan siir...

istanbul benm canım

vatanım da vatanım...

YU
05.08.2009 21:01
#33

canım istanbul şiiri

aşkıma olan en güzel şiir.... ah ah

aşkım istanbul... yeksin sen hayallerimde , gerçeklerimde yeksinsen....

yanlız üstad seni layıkınla şereflendirebilmiş...

allah ondan razı olsun

DE
05.08.2009 21:20
#34

"İstanbul benim canım;

Vatanım da vatanım..."

 

bu mısralardan sonra ne söylenebilir ki?...

KU
06.08.2009 01:42
#35

Gelmek çün ikinci bir hayata.

Bir gün dönüş olsa âhiretten:

Her ruh açılıp da kâinata.

Keyfince semâda bulsa mesken;

Talih bana dönse, nâzikâne;

Bir yıldızı verse mâlikâne;

Bigâne kalır o iltifata,

İstanbul'a dönmek isterim ben.8

 

 

yanlışlıkla yeni konu bölümüne yazmışım :)

ON
06.08.2009 03:41
#36

Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;

Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar.

Bu şiir vatandan uzakta İstanbuldan çok çok uzakta dinleyince ya da okuyunca içindeki o ruhu, ince dokuyu daha iyi anlaşılabiliyor. Belki de insan daha fazla etkileniyor.

Çok çok çok uzaklardan selamlar saygılar...

GE
08.08.2009 19:36
#37

istanbul ayrı bir sevda... üstad ayrı bir sevda.... güzellikler birbirini bulunca ayrı bir değer kazanıyor... istanbula sevdamın katmerleştiği hasretimin her okuyuşta bir kez daha yüreğimi yaktığı şiir....

NU
09.08.2009 12:56
#38

Üstad,

İstanbulun şimdiki halini görseydi,nasıl bir şiir yazardı,tahmin etmek zor değil...

Güzelim İstanbulumuz,her geçen gün betonlaşıyor,kirleniyor...Tarihi mekanları da olmasa,her yer birbirine benziyor.

F.
17.12.2009 19:02
#39

Osmanlı'nın en önem verdiği en gizli tutup küçük bir çocuk gibi üzerine titrediği "HAREM" gerçeğinin batılılar özellikle içimizdeki batılılar yüzünden nasıl çarptırıldığını, olmayan olayları olmuş gibi yansıtıp konuyu farklı alanlara çekmek istediklerini hepimiz biliyoruz. Üstad bu şiirde ana temayı İstanbul olarak almış olsa da tarihsel bir doku içinde ele alır İstanbul'u... İşte "HAREM" yansıtması da o dokulardan biridir. O zamanlarda bile bu çarpıtılmanın farkında olan Üstad bu şiirinde ona değinmeden edemez ve der ki;

 

Hâlâ çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.

 

bence İstanbul'u sadece semt olarak görmek değildir önemli olan dili olmayan bir semtin yaşadıklarını, gördüklerini anlatan dil olmaktır önemli olan... Tıpkı Üstad'ın bu şiirinde yapıp İstanbul'u dile getirdiği gibi..

ZI
25.01.2010 21:30
#40

ana gibi yar olmaz İstanbul gibi diyar

güleni şöyle dursun ağlayanı bahtiyar...

İD
26.01.2010 10:09
#41

1738-1240629017-ayasofya.jpg

 

Biz, Hüda'nın we Habibi'nin aşkının şahidleriyiz...

 

AyaSophia, ( sıhhatli ) Cuma Nemaz'larını bekliyor;

 

AyaSophia, Safa'yı bekliyor...

 

Elbet... Elbet...

 

http://fizy.com/s/16nfbm

 

Başyücelik Devleti 'nin bab-ı alisi açılacak inşallahü teala...

 

http://fizy.com/s/1038i3

ME
31.01.2010 00:03
#42

İstanbulda yaşamak gerçekten bir ayrıcalık, çünkü çoğu ilde kültür sanat faaliyetleri yetersizken İstanbul kültür ve sanatın merkezi durumunda. Bu şiirin,İstanbul aşıklarının kalbinde özel bir yeri var. Bu şiiri anlayabilmek,daha doğrusu manâ derinliğini hissedebilmek, hem üstadı hem de İstanbulu iyi anlamak ve herşeyden önce sevmekten geçer. Zaten bütün kapıları açan sevmek duygusu değil midir?

ER
24.07.2010 22:55
#43

İstanbul ruh planında ancak bu kadar güzel anlatılabilir.Başka istanbul şiirleriyle bu yönden ayrılıyor...

HA
08.08.2010 06:11
#44

İstanbul'a aşık olduğum için mi bu şiire aşığım, yoksa bu şiire aşık olduğum için mi İstanbul'a aşığım bilemiyorum.

FU
17.09.2010 19:06
#45

Tamamen tarafsız söylüyorum.Kanaatimce İstanbul'a bundan daha güzel bişey(şiir demiyorum) yazılmadı

OK
17.09.2010 22:28
#46

Sayın f.yurduseven

'Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayı'ndan' mısrasıyla ilgili söylediklerinizi iflah olmaz bir NFK hayranı olarak ilk defa okuyorum.Ben şimdiye kadar bu mısranın Topkapı Sarayı'nda boğularak öldürülen padişah adaylarına ya da katledilen hükümdarlara atıf olduğunu düşünüyordum.Ama siz, yanlış anlamadıysam, 'beni,Osmanlıyı yanlış tanıttırıyorlar' diyerek bu çığlığın sahibinin harem olduğundan bahsediyorsunuz.

MU
23.09.2010 21:39
#47
Osmanlı'nın en önem verdiği en gizli tutup küçük bir çocuk gibi üzerine titrediği "HAREM" gerçeğinin batılılar özellikle içimizdeki batılılar yüzünden nasıl çarptırıldığını, olmayan olayları olmuş gibi yansıtıp konuyu farklı alanlara çekmek istediklerini hepimiz biliyoruz. Üstad bu şiirde ana temayı İstanbul olarak almış olsa da tarihsel bir doku içinde ele alır İstanbul'u... İşte "HAREM" yansıtması da o dokulardan biridir. O zamanlarda bile bu çarpıtılmanın farkında olan Üstad bu şiirinde ona değinmeden edemez ve der ki;

 

Hâlâ çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.

 

bence İstanbul'u sadece semt olarak görmek değildir önemli olan dili olmayan bir semtin yaşadıklarını, gördüklerini anlatan dil olmaktır önemli olan... Tıpkı Üstad'ın bu şiirinde yapıp İstanbul'u dile getirdiği gibi..

Sayın f.yurduseven

'Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayı'ndan' mısrasıyla ilgili söylediklerinizi iflah olmaz bir NFK hayranı olarak ilk defa okuyorum.Ben şimdiye kadar bu mısranın Topkapı Sarayı'nda boğularak öldürülen padişah adaylarına ya da katledilen hükümdarlara atıf olduğunu düşünüyordum.Ama siz, yanlış anlamadıysam, 'beni,Osmanlıyı yanlış tanıttırıyorlar' diyerek bu çığlığın sahibinin harem olduğundan bahsediyorsunuz.

 

Üstad'ın, Vatan Haini Değil Büyük Vatan Dostu Vahidüddin isimli kitabında geçen bir bölüm, "Hâlâ çığlıklar gelir Topkapı Sarayından." mısraının anlaşılması için önümüze ışık tutuyor. İlgili kısım aşağıya iktibas edilmiştir:

 

 

"Yirmi yaşlarında var, yoktum. Birkaç yıldır Beylerbeyinde oturuyorduk. Beylerbeyi ile Çengelköyü arasındaki iki yanı çınarlı Yalılar Boyu Caddesine bakınırdım. O zamanlar toprak, şimdi asfalt bu yolun üstünde, akşamları, Havuzbaşına kadar yürümek, oradan Çengelköyü istikametine sarkmak, iskeleyi geçip Kuleli'ye doğru uzanmak en büyük zevkimdi.

 

Çengelköyü iskelesinden hafif bir yokuşla sahil yoluna çıkınca, sağda, dik bir geçidin ulaştırdığı sed üzerinde sık bir ağaçlık ve ortasına düşen, saray ufağı, yayvan, beyaz, ahşap bir köşk... Vahidüddin Efendi köşkü...

 

Pancurları kapalı bu köşkde hiçbir hayat eseri yok... Şehzadeliğinde sahibi, son Osmanlı Padişahı Altıncı Mehmed Vahidüddin birkaç yıl evvel bir İngiliz harp gemisine atlayarak, Boğazın ve Marmaranın sulariyle beraber vatanını bırakıp gitmiştir. Artık o herkesin gözünde bir vatan haini...

 

Vatan haini sanılan bu, 36 ncı ve sonuncu Osmanlı İmparatorunun şehzadelik köşküne her nazar atışımda, içime, akşamın alacalığiyle beraber ayrı bir loşluk çökerdi.

 

O tarihten 30 küsur yıl sonra yazacağım «Canım İstanbul» şiirinden içime yerleşmeye başlayan ilk gölgeler:

 

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;

 

Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...

 

Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;

 

Pırlantadan kubbeler, belld bir milyar kırat...

 

Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;

 

Her nakışta o mâna: öleceğiz, ne çare?...

 

Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;

 

Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet.

 

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;

 

Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.

 

Oynak sular yalının alt katına misafir;

 

Yeni dünyadan mahzun resimde eski sefir-Ker

 

akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,

 

Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar.

 

Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?

 

Cumbalı odalarda inletir «Kâtibim»!...

 

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!

 

Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...

 

Eyüp  öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,

 

Adada rüzgâr, uçan eteklerden sorumlu.

 

Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından;

 

Hâlâ çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.

 

Birkaç parçasını aldığımız bu şiir, olanca kâşaneleri ve harabeleri, şenlikleri ve matemleri, saadetleri ve belâlariyle, İstanbul'un, son Padişah Vahidüddin zamanında bağladığı son mânalardan örülüdür.

 

Akşam üstü, Çengelköyü sırtlarından hayal meyal görünen Topkapı Sarayına uzanınız! Kulak kesilecek olursanız, Sarayın dar ve karanlık koridorlarında koşan ve rastgele kapıları yumruklayan Deli Mustafa'nın çığlıklarını duyarsınız:

 

— Osman gel, Osman gel, beni bu saltanat yükünden kurtar!

 

Hacı Bektaş-ı Velî'nin sırtını sıvazlayıp:

 

  — İsmin Yeniçeri olsun! Devlete mübarek ol!

 

Dediği büyük idealin askeri döne dolaşa, Türklerin Padişahı ve müslümanların Halifesi Genç Osman'ı, uyuz bir at sırtında, hamam oğlanları gibi baldırlarını çimdikleye çimdikleye Yedikule surlarına götürecek, hayalarını sıkarak bayıltacak ve narin boynundan iple boğacak kadar alçalmıştır."

BU
24.09.2010 23:37
#48

Kimi şiirler vardır okuyup geçersiniz önce.Anlamına tam olarak vakıf olmadan diğer sayfayı çevirir ama çok sevdiğinizi beğendiğinizi söylersiniz ve böylelikle sahibine karşı ruh değil göz tiryakiliğiyle bağlanmış olursunuz.Üstadın İstanbul şiirini defalarca okudum ezberlemem gerekti, ezberledim beynime kazıdım.Ama yakın bir zamana kadar ne yazık ki kalbime ruhuma kazıyamamış tam olarak anlama iştiyakı içinde de hissetmemişim kendimi.Her mısrasının hatta satırlarının saatlerce üzerinde konuşmaya, düşünmeye değer olduğunu ve düşünülmedikçe de bu şiirin tam olarak anlaşılamayacağını yeni fark ettim erenler.Tarih boyunca bir şehir için böyle mısralar dökülmemiştir herhalde sayfalara.Ve döküleceğini de zannetmiyorum.

 

İstanbul gibi nadide ama toz ve pislikler içinde kalmış bir pırlantanın gerçek kıymetini ancak Üstad Necip Fazıl gibi bir sarraf görür ve ortaya çıkartabilirdi.Şiirin her zerresinde de bu hissediliyor zaten.Gerek pırlantanın kıymetini, gerekse üzerindeki pisliklerin etkisi sonucu bu nadir cevherin geldiği hali çok güzel anlatmış Üstad çok

MA
06.10.2010 21:06
#49

bu şiirin yazılış nedenini nerden bulablirmm yardımcı olrmusunuz

MU
08.10.2010 10:52
#50
bu şiirin yazılış nedenini nerden bulablirmm yardımcı olrmusunuz

Şiirin mısralarındaki yoğun manalara baktığımızda, Üstad'ın İstanbul'a olan aşkını görmek ve bu şiirini de aşkının mahsülü olarak yazdığını söylemek mümkün. Bir insan kendi ruhunu maddî sahadaki bir müşahhasla teşbihleyerek ifade etmek istediğinde, muhakkak ki kendisi için çok kıymetli olan bir şey seçecektir. Bizler ruhumuzu anlatmak istediğimizde maddeler alemindeki hangi objeyi seçeriz? Bir mekan, tabiattan bir unsur veya başka bir şey.

 

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;

Onu ... diye toprağa kondurmuşlar.

 

dediğimizde noktalı yere (ki Üstad İstanbul'u seçmiştir) kendimiz için hangi ifadeyi uygun görürüz? Kendimizi ruhen, manen hangi maddede müşahhaslaştırıyorsak, oraya o kelime gelecektir. Üstad, "O benim, zaman, mekân aşıp geçmiş sevgilim." derken de İstanbul'un İslam tarihinin en önemli devletlerinden biri olarak, kurduğu medeniyet ile zaman ve mekan aşan Osmanlı'nın, sevgili peygamberimizin hadisi ile fethedileceği müjdelenen ve o kutlu müjdeye ermek için her zorluğu göze alarak fetih muştusuna ermek isteyenlerin yanında, fethe mazhar olan mübarek Fatih'in devletin başkenti yaptığı İstanbul'un kendisi için nazenin bir sevgili merhalesinde olduğunu çok bedî ve edebî bir şekilde anlatıyor.

 

Üstad'ın "Ben İstanbul'un kara sevdalısıyım." diye başlayan bir yazısı da var. Aşağıdaki linke tıklayarak bu yazıyı okuyabilirsiniz. Bu şiirin yazılış nedeni, en kısa ifadelerle, Üstad'ın İstanbul'a duyduğu derin ve büyük aşktır.

 

http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?sh...pic=3828&hl  

RE
09.10.2010 11:50
#51

İstanbul'u madde nazırımdan çıkarıp manada ulvileştirmeme sebep

her okuduğumda yada okunduğunda gönlümde ki tüm boşlukları dolduracak özelliklere haiz bir güzeli ilk gördüğümde algılarımda oluşan heyecanı bana tekrar tekrar yaşatan

İstanbul'a bakışımı (değiştirmek ne kelime) yerlebir eden

Canım İSTANBUL...

 

Üstadım;

"O mana" dan kastın ne bilmiyorum amma

bu şiirden sonra bende derin bir mana alevlendi

 

ALLAH rahmetiyle tecelli etsin sana ve bize...

10.10.2010 12:33
#52

gerçekten güzel bi şiiir.

ah güzel istanbul ah...

AB
11.11.2010 21:46
#53

Anlatana ve anlatılana bakılınca fazla söze gerek yok bence

AL
08.07.2017 18:26
#54

Necip Fazıl Üstad'ın Canım İstanbul'u ve Sezai Karakoç'un Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine şiiri.

 

Başyapıttır, şiirin en hasıdır, ekmek kadar aziz ve baştacıdır.

AL
10.10.2017 13:27
#55

Birde şu var: İstanbul şehir değil şiirdir şiir.