Başı önünde, bir gün, inerken dağ yolundan.
O'nu bir ses durdurdu, çekmiş gibi kolundan.
Önü boş, arkası boş; bakındı, ne can, ne iz...
Sükût bir taş ocağı, açılmış dehliz dehliz.
Duyduğu ses topraktan gelmiş olmasa gerek,
Humma dolu gözlerle göklere döndü, ürkek...
Aman!... İşte orada, derinde mi derinde,
Vahyin şanlı Meleği, bir kürsü üzerinde...
Bir çakıntı, bir parıltı, göze mil çeken ışık;
Koşarak indi dağdan, etekleri dolaşık...
Birden ne görse iyi; her yerde aynı şekil,
Sayısız aynalarda tek tecelli: Cebrail...
Eve koştu, dişleri birbirine vurmakta..
O'nu, akıl yakıcı bir rüzgâr savurmakta...
Dedi: «Soğuk su dökün üstüme kırbalarla,
Ve sarın vücudumu, sımsıkı abalarla...»
Zangır zangır bir yatak, örtü üstünde örtü...
Ve birden, oracıkta bir fışkırış, püskürtü.
Bu bir nur infilâkı, bu bir ilâhî şimşek;
Arş'tan hedef almışlar; nur huzmesinde döşek.
Resul, resul ki, artık resuller ona uyruk;
Geldi Melek, dilinde Haktan Resule buyruk:
«Ey örtüler altında titreyen Peygamber, kalk!
Allah emrini bildir, senin, yerde gökte halk...»
-------------------------------------
"Tuzağa saçtığın taneler ...Cömertlik sayılmazki...