Topluma yön veren büyük şahsiyetlerin tarih boyunca rahatsız edilmeleri ve haksızlığa uğramalarına şahit olan dünya, bir şeye daha tanık olmuştur ki çağını aşan mesajlar verenler, üzerlerinden geçen yüzyıllara rağmen yaşamaya devam etmişlerdir. Çektikleri manevi sancılara eklenen maddi, bedeni yükler; taşınmaz, karşı konulmaz gibi görünse de, bu onları, durdurmak şöyle dursun daha hızlı hareket etmelerine, daha güçlü ve daha dayanıklı bir hale gelmelerine sebep olmuştur. Rahatlık kavramından neredeyse bir ömür uzak kalmışlar; Üstadın “En büyük rahat, rahatsızlığa alışmaktır.” sözünün içerdiği manayı hayatlarının her anına yaymışlar; hakiki yaşamın adresi hakkında insanlığa ipuçları bırakmışlardır. Bu büyük şahsiyetler ülkesinin mühim şehirlerinden biri de Üstad Necip Fazıl’dır. Üstadın bu şiiri, ve özellikle ilk mısrası bize hayatı boyunca çektiği çileleri, uğradığı haksızlıkları, ona atılan iftiraları ve insanlık dışı davranışları hatırlattı. Sadece birkaçına göz atalım :
1943… Büyük Doğu’nun ilk sayısı çıkmış, Üstad meydan yerine inmiştir. Bir hadis neşreder : “Allah’a itaat etmeyene itaat edilmez!..” Vekiller heyeti kararıyla Büyük Doğu dakika geçmeden kapatılır ve Üstada maarif vekilinden bir mektup gelir. “Büyük Doğu’yla hocalık arasında bir tercih yapmanızı ihtar ederim!” Üstadın cevabı : “Elli küsur kişilik sınıfımdan ziyade bütün vatan sathını kaplayan talebelerime hitap etmek üzere hocalığı bıraktığımı ihtar ederim!” Bu harika cevabın bir benzeri Üstadın “Aynadaki Yalan” adlı eserinde de var. Şöyle ki Naci tezini çağdışı diyerek reddeden üniversiteye şu şekilde cevap verir : “Tezimi gerici ve çağdışı bulan üniversitenizden, asıl ben, onu taş devri kadar geri ve topyekun zaman ve mekan dışı bulduğum için istifa ediyorum.”
En acı komedilerden biri olan Malatya hadisesinde, insanı kahkahadan ağlatacak bir nedenle suçlanır Üstad : “Bu çocuk senin yazdıklarından etkilendi ve bu sebeple bu suçu işledi.” Verdiği cevap, her cevabı gibi muhteşemdir Üstadın : “Kıskanç bir koca, karısını öldürse ve cebinde kıskançlığın şaheseri (Othello) kitabı bulunsa, bundan (Şekspir) mi mesul tutulacaktır?” Ver elini hapishane… Bir Fransız ansiklopedisi Üstad için : “Hapisleri üniversite yıllarını geçen yazar.” demiştir. Yılanlı kuyudur o; tek noktaya dalıp, içinin mahşer gürültüsünü dinlediği yerdir. Kaatillerle, hırsızlarla, namus düşmanlarıyla, her türlü suçu işleyenlerle aynı ortamda kalır. Küfredenleri duyma eziyetine katlanma çetinliğiyle yüz yüzedir. İğne yastıkları gibi, beyninin nokta nokta delinmedik yeri kalmaz. Karanlıktır hapishane. Bir gece elektrikler kesilir. Karanlığın deposunda, büsbütün karanlıkta kalmayı; buz deposunun içine yağan kara benzetir.
İşte Üstada atılan iftiraların belki en küçüğü, en basiti : Malatya’ya götürülürken yanına birkaç kişi gelir. Biri hariç diğerleri temiz yüzlü, iyi niyetli halis insanlar… Fakat bu diğeri şüpheli, musallat tavırlı ve sarhoş. Diğerlerini konuşturmuyor ve hep kendi konuşuyor. Üstaddan kendisini araması için söz ister ve bunu büyük bir lafa bağlamak ihtiyacını duyar. Üstada : “Namus ve şerefiniz üzerine söz veriyor musunuz?” der. Üstad bu heriften o kadar sıkılır ki şu cevabı verir : “Bırakın bu namus ve şeref tekerlemelerini! Bana Allahtan ve ahlaktan bahsedin!..” Bu sarhoş, bir gazetecidir ve ertesi gün gazetesinde şunları yazar : “Süper Mürşidle trende görüştüm. Etrafını Büyük Doğucu müridleri sarmıştı. Ben namus ve şeref diye bir şey kabul etmem dedi bana…” Üstada kin besleyen gazetelerin tamamının ne olduğunu şu adi örnekten anlamak mümkün.
İstanbul’a Neslişah isimli bir prenses geliyor. Bir gazete çıkıp Üstadın bu prensesten para istediğini yazıyor. Prenses ertesi gün valiye gidiyor ve bu haberi nefret ve şiddetle tekzip ediyor. Sonra bu rezil gazete, yüzsüzlüğüne bir facia daha ekleyip bir muharririyle Üstada paketler dolusu sigara gönderiyor. Üstad bir müddet sonra şöyle yazıyor : “Sigaralarınızı kaatillere verdim, içmediler!”
Üstadın “İnsanı öldürmezse canlandırır” dediği hapishanede geçen yılları bir bedeni ayağa kalkamayacak derecede ezen anılarla dolu olduğu halde, o bütün bunlara göğüs gerebilme kudretini, inandığı şeye tam manasıyla ve hakkını vererek inandığı için bulmuştur. Annesinden, karısından, çocuklarından ayrı kalmaya dayanma sabrını veren güç ne büyüktür ki Üstad zaten, Dudaktan dudağa geçmesi için ölümsüz şarkının, evi barkı rafa koymaktan başka çare olmadığını söylüyor. Yılanlı kuyudan evine yazdığı birkaç cümle : “Her şeyinizi satar ve geçinmeye bakarsınız! Beni düşünmeyin ve hiç kimseye halinizi açmayın!” Bütün bir gençliğe yazdığı mektuptan : “Baba katiliyle, babanız bir safta.”
“Dayan Kalbim” büyük bir ıstırabın, sabır gücüyle yazılmış harika bir özeti. Hepsi, üç beş nefes kadarcık dayanmak.