Dönemeç şiirini şöyle yorumlamaya çalıştım. Burada zıt iki nokta var. Cetvelin birbirine 180 derece zıt iki ucu gibi. Şiirdeki zıtlık maddi şekliyle tezahür etmiş değil, ruhi manada gözüken bir zıtlık var. İlk bölümle ikinci bölümler birbiri ile zıt durumlar şeklinde anlaşılabilir. Tabii ki bunu ruhun, iç dünyanın yaşadığı gel-git'lere bağlamak, düşüncenin hangi ufuk sınırına kadar vardığını görmek şekliyle algılayabiliriz. İlk bölümde yani ilk ikilik ve devamındaki dörtlükte, gerçek manasıyla anlayabileceğimiz(ikinci ikiliğe bakarsak ilk ikiliğin de mecaz olma durumu da vardır.) biçimde yazılmıştır. Havanın ılık oluşu ve caddenin kalabalık oluşu ilk bakışta gerçek manayı çağrıştırıyor ve olduğu gibi anlaşılmasına müsaade ediyor. Devamında gelen ilk dörtlük, ilk ikiliğin oluşturduğu ruh bünyesi içerisinde olan şairin, "kadın" mevhumuyla ilgili vardığı sırrın "iki bölümlük sır anlayışının" birincisi kısmıdır. Ve üstadın Babıali adlı eserinden en altta iktibas yapacağımız kısım, şiirin anlaşılmasına kanımca yardımcı olacaktır.(iktibası tüm metinle birleştirdiğinizde ilk sorunuzun da cevabını bulacaksınızdır.) Bu şiirle "kadın"(Ki şiir, Çile kitabının Kadın başlığında geçer) arasındaki derin ilişkiyi de sizin idrakinize bırakıyorum... İkinci kısma gelindiğinde ise ilk ikilik hayatın (gerçek manadaki) tatsızlığından bahsedilebilir. Aynı şekilde bu, ruhun derinlerinde yaşanan tatsızlık, başıboşluk, daha ağır bir ifadeyle derbederlik olarak kabul edilebilir. (Sizin son sorunuza da böylece cevap gelmiş oluyor.) İkinci dörtlükte ise, ilk dörtlüktenin aksine gerçek hayattaki karşılaştığı olaylar(ölüm), ruhi noktada da şairi ruh kıskacına sokuyor ve onu zıt kutba itiyor... Mesela ilk kısımda sevmesi, çarpılması ikinci kısımda ise kadının tabutta oluşu onun ruhi manada vardığı zıt yolları gösterebilir. Ve iki dörtlükte de geçen "endam" kelimesi şiire farklı bir bakış da getirmeyi sağlayabilir. İktibasını yaptığımız Babıalideki kısımdan, kadın-erkek izahı bunun ifadesidir. Erkek için kadının ne olduğu sorusu ve "endam"da neyin arandığı ve neyin bulunduğunun keşfi. O endam(erkeğin, kadının asıl sırrını kavraması/tersini de diyebiliriz) insanı sevgiye, sevgi de endama endam da sezgiye götürüyor. Ve sezgi bu sefer endamı, endam da kadını bulduruyor, kadını tabutta görmese de onun o olduğunu anlıyor... Dönemeç ise bu girift meseleye uygun bir kelime...
İlk okuma ile anlayabildiğim bu şekildedir. Farklı bakış açıları getiren yorumlar faydalı olacaktır.
İktibas:
"- Kadın, bütün bir problemdir; ince bir mesele, bir dâva... Kadın ve erkek birbiriyle sevgi ve fedakârlık tezahürleri içinde devamlı bir harp, gizli bir mücadele halindedirler. Bu harbin (strateji) ve (taktik) hususîlikleri, ruh kanunları yönünden en büyük harplerdekinden daha girift, dolambaçlı ve çetin... Şahsiyetini bir manto gibi kadınına giydiremeyen erkekse daima mağlûp... Bu bakımdan erkekte kadına hakimiyet fizik ve fizyolojik kudretinin çok üstünde bir şey, bir kafa ve ruh unsurudur. Kadını, kafanız ve ruhunuzla kafasından ve ruhundan yakalayacaksınız. Fizik ve fizyolojik kuvvetiniz de işte bu kudrete refakat edecek... Bizde kadını yalınız madde cephesiyle ele alanlar, sadece "zampara" tabirine müstehak, sefil bir sınıftır ve aralarında mânaya dikkât eden hemen hemen yoktur. Zaten romanımızda da kadın, ya erkeği yıkan, yahut erkek tarafından yıkılan bu "mesele" cephesiyle yoktur. Sadece bazen hissî ve (dramatik) âdi çapkınlık hikâyeleri... Bu noktadan hem edebiyatımızdaki roman, hem de cemiyetimizdeki kültürlü kadın seviyesindeki düşüklüğü anlayabilirsiniz. Kadın, ezmekten çok, ezilmekten hoşlanır. Bu kaba bir eziliş değil, erkeği böyle bir fethe memur etmekte derin bir haz ve fahr payı arayan, göz- yaşı içinde mesut bir sarsılış... Erkek, saadetini ve şahsiyetini işte bu, zarif ve rakik sarsmada, kadın da zevkini ve hüviyetini bu sarsılmada bulur. Erkeği erkek, kadını da kadın yapan hilkat sırrı... Manevî mânada ipek bir halı üzerinde yürür gibi kadın cenazelerine basarak geçemeyen erkek, cinsinin memuriyetini bütünleştirebilmiş ve kadına kadınlığını öğretebilmiş değildir. En küstah bir kadına gardrop şaşkınlığı verecek ve çorabın nasıl çekildiğini bile unutturacak bir dalgınlık havası aşılayamazsanız, kendinizi başarılı sayamazsınız!"