İbrahim Ethem'e Şakik-i Belhi soruyor:
"-Şükür mevzuunda ne yaparsınız?"
"Bulunca şükrederiz, bulamayınca sabrederiz."
Diyor, İbrahim Ethem Hazretleri...
Şakik-i Belhi:
"-Horasanın köpekleri de böyle yapar."
"-Ya siz ne yaparsınız?"
"-Bulunca dağıtırız, bulamayınca şükrederiz"...
Buyurun İslamı...
Bu mukaddes ölçüyü islamdan başka hiçbir akide ve de din bozmalarında bulamazsınız. Adeta yırtıcı hayvanların birbirinin yemini kapmaya çalışması gibi hayvani havas ile boğuşan bir takım izm'lerin ağzına vurulacak ne büyük tokat! İslamî kanun ve de şer'î idare.. Biricik devamız ve de göz nurumuz.. Hayatın her hayatına nüfûz eden ilahî kanunun insana nimet üzerinde biçtiği rol, mahdut bahiste resmediliyor.
Bulunca dağıt, bulamayancı şükret!
Bizim servetimiz budur ki, en büyük zenginliğimiz fakirliğimizdir.
Ne korkunç bir haldeyiz ki, pek azımız müstesna, bulunca da bulamayınca da şükretmiyor; bulduğumuzda ve bulamadığımızda sabretmiyor; ne sabrı ne de şükrü biliyoruz.
“Şükür, nimeti değil, nimeti vereni görmektir.” demiş Ebu Bekr-i Şibli Hazretleri. Ne güzel demiş.