Selamun Aleyküm tüm site sakinlerine:).Bir kaç gün aradan sonra artık yavaş yavaş konunyu bağlayıp başka konulara el uzatalım diye serim ve düğümden sonra çözümü sizlere sunalım.
Bütün facia "Millî Selâmet" devresinden sonra koptu. Bu devre ve bu devrenin içinde elde ettikleri 50 millet temsilciliği ve hükûmet ortaklığı, içyüzlerinin olanca karhalariyle meydana çıkmasına vesile oldu.
Evvelâ "Millî Gazete" isimli bir organ kurdular. Ben henüz ümidimi ve doğrultulmaları ihtimalini yitirmemiş olduğum için, bana hiçbir şey sorulmadan ve tecrübelerimden faydalanmaya yanaşılmadan kurulan bu gazeteye yardım etmekten ve onu içinden ıslah etmeye çalışmaktan geri kalamazdım. Gazetenin başında, Hasan Aksay (benim sonradan yakıştırdığım isimle Hasan Yoksay) isimli, Adalet Partisinden müdevver, her ân gülümsemeli ve cana yakın bakışlı biri vardı. Muhakkak ki, içli bir mü'min olan, fakat işlere hâkimiyet zekâsından tamamiyle mahrum bulunan bu zâtın gazeteden yana anlayışı, bir atın kaç ayaklı olduğunu ve bu ayakların nelere yaradığını bilmeden yarış antrenörlüğüne getirilen bir insandan farksızdı. Oluşunun tek sırrı da, Erbakan'ın mahvet ve benlik mizacına asla çaparız teşkil etmeyen, ona uymaktan başka usul tanımayan, sadece yuğurulduğu parmaklara tâbi balmumu adam örneği olmasından geliyordu.
Bu noktaya dikkat!.. Bu Partinin en büyük felâketi, liderinin, etrafında halkaladığı işte bu balmumu adamlardan gelmektedir. Tavırlarıyla sadece Erbakan'ın mes'uliyetini ifade edici bu adamlar, Partilerinde, nefs muhasebesi, vicdan murâkabesi diye bir hava yaşatmayan tipin despot gururuna piyonluk etmektedir. Millî Selâmet Partisi mebusları arasında kimbilir nasıl bir ıstırapla susan ve bir zamanlar Bakanlık makamında da bulunan birkaç fert müstesna, Necmeddin Erbakan'a yakından (fon) teşkil edici iş ve söz sahipleri hep bu balmumu adam soyundandır. (Lântern majik) dedikleri öyle bir sihirli fener ki, ampulü Erbakan, beyaz perdesi de bunlar...
...................................
Evet; Hasan Aksay'ın çekmecelerini taşıracak kadar çizip verdiğim plânlara rağmen gazete, gazete olamadı ve cephemize musallat hazin hamakat ve atâletin neticesi halinde aceze basınımıza bir halka daha eklendi.
Bu gazetede kendilerini tenbih ve tahrik yolunda neler yazmadım, neler; ne çığlıklar koparmadım, ne çığlıklar!.. Hiçbiri sökmedi. Hattâ parti menfaati uğrunda din ve şeriat inceliklerine kıyılmaya kadar gidildi. 1973 seçimleri arefesinde müslümanlık iddiasında bir hizbin tenkidini yapan bir yazımı, Hasan Aksay, şu mûcip sebeple neşrettiremedi:
- Seçimlere gidiyoruz! Hiçbir tarafı darıltmayalım!
Cevap verdim:
- Demek siz, rey devşirmek için, bazı sapıkları darıltmaktansa yolunda gittiğinizi iddia ettiğiniz şeriati darıltmaya razısınız!
Din bağlılıkları da bu seviyede...
................................................
1973 seçimlerinde beklenmedik bir netice... Mecliste 50 kişilik bir köprübaşı... Şartlara göre muazzam bir tecelli... İşte Millî Selâmet Partisi'nin artık tam bir oluş safhasına girmesi için Allah'ın meccânen nasip ettiği ve liyakatsiz ayaklar altına çektiği atlama tahtası... Ne ince bir imtihan ve ne mânalı bir ihtar:
- Bundan sonra ya ol, ya öl!.. Olman için hiçbir ehliyet ve gayret sahibi olmadığın halde, Hak, sana, yalanını hazırladığın ebedî doğrunun ilk semeresini bahşediyor. Bakalım, olabilecek, olmanın çilesine ve usûlüne yanaşabilecek misin?"
................................................
Şimdiyedek gösterdiğimiz gibi, neler yapılması gerekirken yapılmadığını ve neler yapılmaması icâp ederken yapıldığını 3 maddede hülâsa edebiliriz:
1 - Aslâ hükûmete girilmeyecek, daima muhalefet safında kalınacak ve bütün icraata karşı "işte bu felâketler bizim idealimizin iş başında bulunmamasından doğuyor!" mânası muhafaza edilecek ve her şey İslâmın (anti tez)i olmakla suçlanıp, büyük ideal, aks-i dâva yolundan kuvvetlendirilecekti. Bunun için Mecliste kurulan 50 kişilik köprübaşı icra meydanına kapalı bir hisar halinde tutulacak, toprak üstü ve altı yollardan bu dâvanın gençliği ve zinde kuvvetleriyle haşrü neşr olunacak, bunlar yetiştirilecek, geliştirilecek, köy köy, kent kent, meydan meydan, minber minber, kürsü kürsü, çalışılacak, millet nazarında bütün hükûmet tecrübeleri iflâsa uğratıldıktan sonra bir hamlede Meclis ekseriyetinin sağlanması stratejisine bağlanılacaktı. Başlıca sır bu nokadaydı ve bu sır çiğnendi.
2 - Maiyette hükûmet olmaya râzı olduktan sonra da, birdenbire rahata kavuşup "bak, onlardan daha iyi idare ederiz!" kabilinden miskin ve cüce verimler aramak yerine, yapının temelinden değişmesi politikası üzerinden gidilecek ve patlak verme noktasına kadar cesaretle "ulvî ve ebedî esasların yolu" tutulacaktı. Patlak noktasında ise mukabele "ey millet, gördün mü, bu memlekette demokrasi var mıymış, yok muymuş?" cevabından ibaret kalacak, her şey göze alınacak veya her felâketin hükûmete girmekten geldiği veya gelebileceği düşünülerek, girdikten sonra bile punduna getirip çıkış geçidi açık bulundurulacaktı.
Bu nâzik sevk ve idare dehası yerine CHP sancağını taşıyan bir gemide "ben makineyi daha iyi işletirim, ben dümeni daha iyi tutarım, ben düdüğün ipini daha hünerli çekerim!" gibilerden mevziî ustalıklara iltifat edilmiş; dâvanın, sancağı indirmek ve geminin omurgasını değiştirmek olduğu unutulmuştur. Üstelik bu mevziî hünerlerde de yaya kalınmış ve ne din işlerine memur Devlet Bakanlığında, ne iç nizamın muhafızı İç işleri makamında, ne de iktisadî bünye nâzım ve murâkıbı Sanayi ve Ticaret Bakanlıklarında zerrece şahsiyet gösterilebilmiştir. Bir sürü rüşvet ve menfaat masalı ise bir yana... Âdiliklerin bu derecesi önünde fikir yürütmeye tenezzül gösteremeyiz.
3 - Çıkarıla çıkarıla ortaya (diyalektik) adına bir "Millî Görüş" uydurmasiyle bir "Büyük Türkiye" efsanesi, madde zaferi olarak da "Ağır Sanayi" yalanı çıkarılmış; ve incileri kayıp istiridye kabukları gibi bu içleri boş sloganların gerektirdiği fikir çilesinden hiçbir iz gösterilememiştir.
Hangi millî görüş?.. Çar Rusya'sı müjiği hangi millî görüşteydi ve bugün onun torunu hangi millî görüştedir? Bu efendiler bilmiyorlar mı ki, efendilerinin ana nizamname diye öne sürdüğü bizim "İdeolocya Örgüsü" eserimizde Meclisimin duvarında "Egemenlik ulusundur" yaftası değil, "Hâkimiyet Hakkındır" levhası vardır? Küçük Türkiye'nin korunmasını gerektiren bugünkü dünya şartları muvacehesindeyse "Büyük Türkiye"den bahsetmek, uyanık sayılmaktan farksızdır ve doktorluk bir mevzudur.
Ağır sanayi bahsini bütün bir cilt tutacak yazılar ve konferanslarla ilmî ve fikrî vâhidlerine bağlamış bulunuyor ve burada tekrarına hacet görmüyorum. Türkiye'de bundan 39 yıl önce "makineyi yapan makine içeride yapılmadıkça dışarıdan getirilecek makine o ülkeyi sömürür ve bir verim âleti değil, kötürüm vezninden götürüm vasıtası olur!" ölçüsünü ilk defa ortaya atan ben,şimdi de diyorum ki, işte bugünkü iktisadî iflasımızın baş müsebbibi, "îmal dehası - teknik bilgi - mâden -makineyi yapan makine- işine göre göre makine" unsurlarından ibaret çemberi bir türlü kavuşturamamak ve o yüzden dengemizi alt-üst etmek olmuştur.
Çocuğu büyütmek için başından ve topuklarından çekmeye benzeyen bir davranış, belirttiği hamakat ve cehalet yönünden İslâmî bir kalkınmaya mâl edilemez, olsa olsa küfür, hayâl ve gururuna yakıştırılabilir. Çocuk yavaş yavaş büyüyecek ve Allah'ın tâyin ettiği kıvamlara ere ere olacak, oluşacaktır.
......................................................
Bu işin tek çıkar yolu, bu zatı ve etrafına halkaladığı balmumu adamlar kadrosunu bir baştan öbür başa tasfiye etmek ve bu felâket hengâmesinde nasılsa vücut bulmasına göz yumdukları Millî Selâmet Partisini "mâ vuzuha leh - liyakat noktası"na oturtmaktır.
Umumî kongrelerinde mi olur, nasıl olur, bilemeyiz, bu mes'ut günü bekliyor ve yüce İslâm anlayış ve stratejisinin ruhlara sinmeye başlayacağı gün, saflarında neferlik vazifesini üzerimize alacağımızı ilân ediyoruz. Hakkın bize bu dünyada ihsan ettiği makamı -asıl makam ötelerde- Allah diyen bir çöpçünün pâyesinden üstün olmasa bile Meclis âzalığından ve hükûmet idareciliğinden çok yüksek gören ve o türü oluşlarla arasındaki bütün köprüleri yıkmış olan biz, böylece yerimizi ve yönümüzü tespit ediyor ve taahhüdümüzü perçinliyoruz:
- Millî Selâmet Partisi'ni balmumu adamlar ve merkezlerindeki nefsaniyet heykelinden temizleyiniz, neferlerinizin ayağındaki postal olalım!
..........................................................