2005 yılında kitabın yeniden basılacağına dair bir haber ortaya çıkmıştı. (Burada) Ama haber olarak kaldı.
Üstadın bu davadaki müdafaasını da eklemek istiyorum:
«Muhterem Hâkimler;
Bu davada suçsuzluk derecemiz öyle bir bedâhat ifade ediyor ki, söylenecek her fala söz bu bedahâti incitebilir.
Bu bakımdan birkaç satırlık bir girişden sonra, esas ve usûle ait birkaç paragraftık bir müdafaa ile yetinebiliriz. Hepsi üç madde :
1 - (Giriş)
Eser 1968 yılında bir gazetede tefrika edilmiş ve hiçbir takibe uğramamıştır. Aynen kitap ve ilk baskı halinde yayınlanınca birdenbire tâkib mevzuu oluvermiştir. Hiçbir celsesinde hazır bulunmadığımız ve her şeyi Hakimlerin selim akıl ve vicdanlarına havale ettiğimiz duruşma, yabancılarımız, hatta fikirde zıdlarımız olan vukuf ehli profesörlerin «suç yoktur!» hükmü üzerine beraatle neticelenmiştir. Temyiz safhasında basın affından ötürü, hüküm kesinleşmeksizın dosyalarımız kaldırılmıştır.
Bunun üzerine eser 1975 tarihinde suçsuzluğumuzdaki bedahat görülsün ve memleketimizde adalet bulunduğu belirsin! kaydiyle ikinci baskısını yapmış hiçbir takibe uğramamış ve memleketimizde, yarı hâkim mevkiindeki savcılar çevresinde de adalet bulunduğunu göstermiştir. Bu defa ise, artık tam bir güven ve emniyet içinde kitabın üçüncü baskısını yapmış ve huzurunuza suçlu olarak sevkedilmiş bulunuyoruz. Garabet tablosu!
2 — (Esas)
Hangi baskısında olursa olsun, eserin gayesi ve ana teması, Sultan Vahdetidin'in, vatan haini değil, aksine, vatan dostu olduğu, Milli Kurtuluş Hareketini bizzat başlattığı ve bu İşi Mustafa Kemal Paşa'ya havale ettiğidir.
Dünyanın hiçbir hukuk anlayışında, birbirine zıd iki renkten birinin medhi, öbürünün zemmi mânâsına getirilemez. Böyle bir temayül ve gizli niyet bulunsa bile zâhire aksetmedikçe suç kabul edilemez. Zahirde delili bulunmayan bâtın üzerine kasd bina edilemez. Hiç kimse savcının karşısına çıkıp delil göstermeden «filan adam içinden beni öldürmeyi düşünüyor, onu tutuklayınız!» diyemez. Ceza hukukunun alfabesidir bu nokta...
Kaldı ki —bilhassa dikkatinizi rica ederim— eserin ikinci baskısında (sahife 226. satır 20. 27) her iki tarafın da payına razı olması ve vatanın Mustafa Kemal Paşa'ya ait başarı her ne ise kendisine ait olduğu, vuzuhla, sarahatle ortaya konulmuş ve İlk baskıda bulunmayan bu ilâve ile, herhangi bir sapık anlayışa varılmaması sağlanmak istenmiştir. İkinci baskı belki de bu yüzden tâkib edilmemişken, üçüncü baskı nasıl takibe uğratılabilir?
Eserde, eserin zahirinde ve o zahirin delâlet ettiği bâtınında Mustafa Kemal Paşa'yı hedef tutan bir hakaret mevcut değildir. Ve bu gerçek, riyazidir.
3 — (Usûl)
Savcının bu dâvayı son derece isteksiz ve gönülsüz açtığı, belki de hakkımız huzurunda tecelli etsin de beraatimize hükmedilsin ve böyle nâzik bir mevzuda dâva açmamış olmak mevkiinde kalınmasın diye hareket ettiği ve bu yüzden misilsiz bir usul hatâsına katlandığı şuradan bellidir ki ne kendi kanaati, ne herhangi bir vukuf ehli dayanağı olmaksızın, dâvayı, sokaktan geçen herhangi bir ferdin, ihbar kabul edilen indi mütalaasiyle açmaktadır. Nasıl olur?., İhbar, kimsenin görmediği, bilmediği bir vakıa, fiili bir hâdise üzerinde olur. Kitab ise herkesin gördüğü, bildiği ve takdiri savcılığa veya itibarlı fikir ve ilim adamlarına kalmış bir mevzu belirtirken «Sarı Çizmeli Mehmed Ağa» gibilerden herhangi bir ferdin görüşü nasıl ihbar sayılabilir? «Sarı Çizmeli Mehmed Ağa» savcıya ders verebilir mi? Hiç değilse bu mütalaayı bir vukuf ehline imtihan ettirmek gerekmez mi?.. Biz, milliyetçi muharrirler, hergün yayın ve davranışlarına karşı «vatana ihanet, millete hıyanet!» diye haykırıyoruz da niçin görüşlerimiz savcılıkça ihbar sayılmıyor? Çünkü, takip takdiri savcınındır; bizimkiyse mes'uliyet dışı şahsi bir görüş...
Hakkımızda açılan dâva bu bakımdn da illetli ve mesnedsizdir; ve adeta savcılığın bize yardımı mahiyetindedir.
Bir de, avukatımın ele alacağı kanuni bir nokta var ki, bütün bu müdafaayı lüzumsuz kılmakta ve dâvayı rafa kaldırmakladır : Bahis mevzuu kitabın dâvaya medar üçüncü baskısı dosyada mevcut değildir; ve dâva ikinci baskı üzerinden açılmıştır. O da çıktığı tarihten bu dâvanın ikame edildiği tarihe kadar takibe uğramadığı için çoktan zaman aşımına girmiş ve artık takip edilemez olmuştur.
Bunca suçsuzluk karine ve delili karşısında beraetimi talep mevkiinde kalmaktan bile elem duyduğumu arzederim.»
Not:
Bu müdafaadan önce geçen konuşma : Hakim :
— Savunmanız nasıl olsa yazılı... Verin. biz okuruz!..
N.F.K. :
— Hayır! Müdafaamın Hakimler Heyeti üzerinde nasıl bir psikolojik tesir icra edeceğini gözlerimle tespit etmek istiyorum!..
Hakim :
— Buyurun ve oturarak okuyun!
N.F.K. savcının sıkıntılı hareketleri üzerine savcıya dönmüş ve meşhur bir dâvadaki meşhur bir mazlumun, mahkeme heyetine : «Müdafaam kaval çalmaktan İbaret olsa ve ben burada savunmanı için bana ayrılan sürede kaval çalsam yine de dinlemek zorundasınız!» şeklindeki hitabını anlatmıştır.
(Müdafaalarım'dan)