Hüseyin Üzmez 17 yaşında Ahmet Emin Yalman’ı öldürmeye teşebbüs ettiğinde, silahından çıkan kurşunlar beş yerine isabet ettiği halde vâdesi dolmayan ve yaralanma ile kurtulan Yalman ve avanesi gazeteler için, bu hadisenin azmettiricisini Üstad olarak gösterme ve onun hapislerde sürünmesi için bahane bulma kozu ellerine geçmiştir. Üzmez'in Büyük Doğu Dergisi okumasını ve bulundurmasını böyle bir safsatayı ortaya atmak için güya delil gösterenlere karşın Üstad'ın Malatya müdafaası muhteşemdir. Hakikatte de kendisiyle hiç alakası olmayan ve kendi tabiriyle “düşmanlarını yalnız manevi ve kanuni kurşunlarla öldürmeye çalışmaktan başka teşebbüsü olmayan” Üstad’a bu olay yüklendikçe yüklenmiş, Üstad da yaptığı müdafaalarla kanunlara hâkim ve suçsuzluğunu ispatlamada ne derecede mâhir olduğunu bir kez daha bu dava ile göstermiştir...
Hadise, fikirden yoksun bir hamle üzerine Hüseyin Üzmez eliyle gerçekleştirilmiştir. Hadisenin öncesinde yapılan küçük çaplı planın ardında ise bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda kişi vardır. Yapılan işin hem İslam davasına, hem Üstad'a, hem de bütün Müslümanlara zarar vermesi Üstad tarafından aşağıdaki yazıda çok güzel bir şekilde dile getirilmiştir. Bu tarz davranışların fayda değil, içtimaî sahaya kadar yayılan zararları en başta davanın bayraktarlarına yansımaktadır ve Üstad da o zararları çekenlerden biri olmuştur. Bu yazıda aynı zamanda bir Müslümanın davasını icra ettirirken nelere dikkat edeceğine ve hangi yolu izleyeceğine dair de önemli maddeleri görmek mümkündür. Hep birlikte okuyalım:
Bundan sonra hitabımız, şu çocuklara, Malatya hâdisesinin faillerinedir. Bakın, bedbaht çocuk veya çocuklar! İçinizde bu hâdiseyle gerçekten ilgili kim varsa ona hitap ediyorum; bakın böyle bir şey yapmak ve yaptırmakla nelere sebep oldunuz:
1—Şeker hastalığım hapse girmeme mâni olduğu halde, bu mâninin kabul edilmemesine ve hapse girmeme...
2—Tam gazetemizin tekrar çıkmak üzere bulunduğu anda, bu işin kökünden baltalanmasına, yani kanunî mukaddesat dâvasının öksüz kalmasına...
3—Benim malen perişan olmama, üstelik kimseden de "dostum, nasılsın? Bir derdin var mı?" diye en küçük bir manevî alâka gelemiyecek surette umacılaşmama...
4—Benim ve benzerlerimin, yarın Ahiret'te fazilet tacı olarak başımızda taşıyacağımız, en denî itham ve iftira muzahrafatına tutulmamıza, namus ve şeref talanına uğramamıza... Kendi halinde ve izbelerde Allah'ı zikretmekten başka işi olmıyan mübarek şahsiyetlere kadar dil uzatılmasına...
5—Güya bize hücum bahanesi altında, gerçek İslâmiyetin, hakikî din gayretinin, en ağır hakaretler altında kalmasına...
6—Yüzlerce habersiz ve alâkasız müslümanın tazyik altında inlemesine, taharet bezlerine kadar aranmasına, nihayet umumî bir yılgınlık doğmasına ve kimsede ilerisi için mecal, kanunî mecal kalmamasına...
7—Allah ve milliyet yolunda en meşru teşekküllerin alçakça kirletilmesine, böylece, dâvamıza destek olarak hiç bir kuvvet kalmamasına...
8—Bizi tutar gibi olan, hiç değilse hoş görmeye çalışan hükümet elinin "cız!" bizden çekilmesine, apışıp kalmasına ve meydanı düşmanlarımıza boş bırakmasına...
9—Toplu ifadeyle, en korkunç bir kâfirin plânla iş görse beceremeyeceği şekilde, mukaddesat dâvasının, mukaddesat gayretinin, mukaddesat hürriyetinin bir ân için kanun dışı sayılmasına ve tekrar toparlanmak ihtimalini şüpheli gösteren bir yara almasına...
İşte bunlara sebep oldunuz!
Sonra da size bütün bunları yaptıran biziz, öyle mi? Siz Ahmet Emin'i değil, bizi, iman dâvasını yaraladınız!.
Düşmanlarımız diyecekler ki: "Öyle ama, başlarına geleceğini evvelden ne bilsinler?"
Haydi, bu işi fiilen yapanlar, kendi başlarına değil de, bizim başımıza ne geleceğini bilmemiş olsunlar!. Fakat hapisten kurtulmanın kanunî çareleri üzerinde, gazetesini de çıkarmanın tam arifesinde bulunan ben: hayatı boyunca düşmanlarını yalnız manevî ve kanunî kurşunlarla öldürmeğe çalışmaktan başka tek teşebbüsü görülmeyen ve zaten o teşebbüsle bu teşebbüsün bir arada gitmeyeceğini pekâlâ takdir etmesi gereken ben nasıl bilmem?. Böyle bir işi ben yapmam; benim gibiler ve bizim yolumuzdakiler yapmazlar; eğer her defa bu türlü kurtulacağını bilse, her defasında milyonlarca (Vatan) satıp bedelini sarfederek, kendisine ancak Ahmet Emin yapar veya yaptırır. Fâni ve günübirlik plânda da olsa, kârına bakın, böbürlenişine bakın, siz şu adamın!. Söyleyin, çocuklar, ona, bizim ruh ve canevimizi soyarcasına, bu hudutsuz serveti nasıl kazandırdınız? Yaptığınız iş, yukarıdaki şekillere uyacak küçücük bir kast belirtse, cezanızın din nazarında; ezellerin ve ebedlerin dini olan İslâmiyet nazarında; idam olduğunu biliyor musunuz? Halbuki Türk Ceza kanununa göre, cezanız, ağır manevî tahrik altında, yaralananın tahriki altında, basit bir öldürmeğe teşebbüs ve yaralamadan ileriye geçmemek icap eder.
Tek teselli ve cevabınız şu olabilir:
—Ne bilirdik? İyi niyetle, iman öfkesiyle, suçu kendimizden ibaret görerek hareket ettik!
Mümkün!. O halde şuna cevap verin: İçinizde hafız olduğundan bahsedilen, hâdiseyle alâka derecesini asla bilemediğim zat, size, imanınız derecesinde kuvvetli olması gereken bir endişeden; Peygamberimizin "uyuyan fitneyi uyandırmayınız!" emrinden doğacak olan endişeden söz etmedi mi? Allah Resulü'nün hadis emirleri vardır; ve zaten bizim, bunca gayret, maharet ve çileyle, yalnız kanun dikkati ile ve kalemle idare ettiğimiz işi, bir din ve fikir büyüğüne danışmaksızın fiilen meydana getirmeğe çalışmak, sizin hakkınız ve haddiniz midir? Şimdi, Ahmet Emin'in başına gelenler için değil, fakat bizim başımıza, bu dâvanın başına getirdikleriniz için, acaba kaç milyon sene istiğfar etmeniz lâzımdır? Size acıyan, acımak makam ve selâhiyetinde olan Ahmet Emin değildir, benim!. Benim; ve benimle beraber bu dâvayı ancak müslümanlık zaviyesinden, müslümanlığın hikmet ve incelik zaviyesinden görenlerdir!
Evet, müslümanlık vaziyeti bu!. Şimdi ne olacak, ona bakalım!. Apışacak mıyız, yılacak mıyız, donup kalacak ve bir köşede oturacak mıyız? Asla!! İşte o zaman düşmanlarımızın saadet ve niyetini tam tahkim etmiş oluruz! Bilâkis; elimize kanunu alacak ve onu, müslümanlık hikmetinin emri diye bir baştan bir başa okuyacağız! Davamız lehinde, kanunun yasak etmediği ne varsa, hepsini, ama hepsini, tek noksansız yapacağız! Kanun dışı tek bir hareket yapmayacak ve kanun içi ne yapmak mümkünse hiç birini ihmal etmeyeceğiz! Gazetemizi çıkaracağız, öbek öbek ve yığın yığın toplanacağız; hattâ gerekirse ve ancak kanunî olma şartıyla Partimizi kuracağız, her mücadeleyi yerine getireceğiz! Belki bütün kötülükleri Allah iyiliğe kalbedecek ve belki bu yüzden büsbütün zafer bulacağız! Fakat kanundan başka iş ve hareket intibakı tanımayacağız! Toplanacağız; fakat polise daha evvel "gel, dinle! Davetlisin!" diyeceğiz! Tokat atacaklar, hakkımızda yapılmadık tahrik bırakmayacaklar; fakat susacağız "geç yiğidim, geç!" diyeceğiz ve yalnız tekzip edeceğiz! Anlıyorsun ya! îsâ Peygamber'e gerçek bağlılık devrinin (katakomp) hayatını yaşatmak istiyorlar bize!. Mazlumlarız, mahzunlarız, öksüzleriz biz! Bundan sonra ancak böyle yapacağız; ve lâfıma dikkat edin, bu kanunla, eldeki kanunlarla zafer bulacağız! Zira elbette bir gün rey sandığının basma çağırılacağız!
Bu memlekette, müslümanlıktan başka her şeyin hür olduğu mânasına istismar edilen Malatya hâdisesi, şerleri hayra, zehirleri şifaya çeviren Allah'ın inayetiyle bize ders olsun müslümanlar!.
Kadıköy I Feneryolu -11 Aralık, Perşembe, 1952
(24 saat sonra hapse gireceğim.)
(Müdafaalarım'dan)