İnsanı çepeçevre saran bir huzur iklimidir İslam. Her dem huzuru, saadeti, sükûnu, süruru talep eden beşerin isteklerine kavuşmasının tek yolu İslam’a uymaktan geçtiği gibi, bu mukaddes dini insanlara gönderen yüce Allah da, kullarının dünya ve âhirette saadete kavuşmalarını istemekte, bunun için de İslam’ın emir ve yasaklarına riayeti şart koşmaktadır.
Ferdin kendi dünyasından, cemiyet sahasına kadar tesiri yadsınamayacak olan insan ilişkileri, bir insanın diğer insanla olan iletişimi, her insanın his, fikir, hassasiyet zaviyesinden bakıldığında birbirlerinden farklı birer dünya oldukları düşünüldüğünde; birbirinden farklı bu dünyaların arasında iletişim ağları kurmaları, kendilerini anlatmaları ve karşıdakini anlayabilmeleri ve bu iletişimi kesebilecek menfî müessirlere mahal vermeden iletişimin berdevam ettirilmesi, bir sanat olup çıkmaktadır. Evet, iletişim bir sanattır. Kelam da o sanatın icra edilmesi için elzem olan alettir. Bunun yanında kelamın mahiyeti, biçimi, harcı, mimarisi, ziynetleri, rengi, râyihası, melodisi, kelamın kafada teşekkül ettikten sonra sese dönüştürülerek muhatabına ulaştırılırken jest ve mimiklerde zuhur eden tavır, şekil, edaya kadar her şey bu sanatı teşekkül ettiren âmillerdir.
İşte yumuşak ya da sert bir üslubun ve tavrın ehemmiyeti tam da bu noktada vücut bulmaktadır. Kelimeleri, cümleleri, ifadeleri, fikirleri ya bir bal şerbeti ya da acı bir zehir olarak karşıdakine yedirecek olan bizim tercih ettiğimiz, üzerinde karar kıldığımız, pamuklara sarıp sarmalayarak yahut balyozlarla kafalara vura vura, kafa göz yara yara muhatabımıza ilettiğimiz, sunduğumuz üslubun kıvamına odaklanmıştır.
Üstadın ‘Zindan'dan Mehmed’e Mektup’ şiirinde geçen “Çatık kaş hükümet dedikleri zat / .. Somurtuş ki bıçak nârâ ki tokat / Zift dolu gözlerde karanlık kat kat..” mısralarında da, artık cemiyetin her sahasına yayılan katılığın, sertliğin, merhametsizliğin - Müslüman merhametinden dolayı da yumuşak davranır- yürek sıkan, ruh daraltan müşahhas misalini görmekteyiz, okumaktayız. Halbuki insanın ruh ve gönül dünyasının en temel ihtiyaçlarındandır tatlı dil, güler yüz ve onlara eşlik eden yumuşaklık. Örneğin, binbir türlü badirenin atlatıldığı iş hayatının akşamında erkek, yorucu bir okul gününden sonra eve gelen çocuk, belki gün boyu kimseden görmedikleri, hasret kaldıkları güzel tavrı, yumuşak bir davranışı, güzel bir karşılama sözünü evin ruh ve buna bağlı olarak huzur çizgisinin şeklini tanzim eden anneden beklemekte.. Ve eğer annede, beklenen mücevheri sunacak, mücevherin özünün kendinde saklı olduğu cevheri yontacak sanatkarlık yoksa, huzurun kaçtığı yerlerin en bâriz özelliği olan gürültü patırtı, asık surat ve sert kelamın yönettiği bir savaş meydanı haline gelmektedir ev, sokak, ferd, cemiyet.. Ve bu tavırlar değişmedikçe de, aile cephesinde yeni bir şey olmayacak, olamayacak.. Cemiyet ağacının tohumu aile ise, ruha aşılanacak olan yumuşaklık ya da sertlik şırıngası da ancak orada mâhir eller tarafından enjekte edilebilir.
Hz. Yunus’un “Ben gelmedim da'vi için / benim işim sevi için / Dostun evi gönüllerdir / gönüller yapmağa geldim” mısralarında bahsettiği gönüllerin inşası; rıfk ile, yumuşaklığın mayalandırdığı tatlı dil, güler yüzle yapılacaktır.
Hâsılı kelam, bir tatlı huzur, alınsa alınsa; İslam’dan, İslam ahlakına sahip insandan, o insanlardan müteşekkil cemiyetlerden alınır.