Manada derya barındıran, muazzam kaide ve de ilkeler.. Üstad'ın çilesini taşıdığı ve de sancısını çektiği Büyük Doğu Gençliği'nin maddi-manevi, dahili ve harici her hücresine nakşetmesi elzem olan, derin fikir içeren üstün saptamalar.
Tabi buna işaret ederken, Ulu Hakan'ın ruh ve kafa portresinin de ne kadar mukaddes fikir ve de hedeflerle işlendiğini görüyoruz. Üstad'ımız, ABDÜLHAMÎD'İ ANLAMAK HER ŞEYİ ANLAMAK OLACAKTIR! diye boşuna demiyor.
- Daima şifa ve deva iddiasıyla gelen iç mikropları temizlemek...
Bu; prensesin alacalı ve de parlak rengine kanıp elmayı yemesine ve de uzun bir uyuklama devresine dalmasına benzer. Bize, kendi hastalıklarına derman olmadığı, ve hatta şifası kendimizde olmasına rağmen, batı mukallitliğinde derman arayan zavallı, komik hokkabazları hatırlatır. Çevrilen oyunun ve de nizamsızlığın farkına varıp sesi yükselenin dar ağacında soluğu alması kaçınılmaz netice. Bugün bu mikroplar hala temizlenmiş değildir. Ve dava gelip alnından öpecek ve de asır süren uykusundan uyandıracak ateşin gencini beklemektedir.
Sağlam bir ruh temeli üzerinde gerçek bir madde onarımına yönelmek...
Vücut melekeleri diri olmadan nasil ki beden bir et yığınından ibaretse, düşünmek hassesi olmadan nasıl ki beyin bir yumruk et demekse; ruh kavramı da kavi bir temele ve de fikre çakılmadan maddi olarak hiçbir mana teşkil etmez. İçimizdeki o ışığı zahiri kaynağa çevirip, tafsilatlı, muhkem bir hesaplaşmaya, muhasebeye gidilmezse elde boşluktan başka hiçbir şey tutulmaz. İdeal genç, mana aleminin inşası akabinde zahiri olarak bütün kapıların açılağını, birincinin ikinciye yol açacağını bilir. Bundandır ki, önce ruh alemini donatır ve de dünyaya beklenen inkılabın her yönünü bilfiil ispat eder. Ruh inşası nakıs olan, silahı olmayan nefere benzer ki, eninde sonunda bu er vurulmaya ve de sırt üstü devrilmeye mecburdur. Ruha kemal vasıfları yükleyende ise, dünyayı devirecek kudret vardır. Fark bu kadar uçurum teşkil eder.
Batıyı bütün müspet bilgileriyle benimseyip kötülüklerinden ve ruhî sirayetlerinden uzak kalmak ve Doğu'lu şahsiyet kökünü sımsıkı muhafaza etmek...
Merhum Zarifoğlu'nun, "batının ruhumuzdaki lekelerinden bizi ancak Allah arındırabilir!" manasına gelen bir sözünde olayın fark edilenden de ziyade nasıl bir vahimiyet taşıdığına işaret vardır.. Ama bize öyle bir devir çattı ki, tamamen özüne sırt dönen,medeniyeti ve de muasırlaşmayı Batı cephesinde sanan, bir şapka, bir eldiven ve münevver batılı çürümüşler.. Mana inceliğinden ve sezişinden tamamen mustağni kalıp, kaba hatlarda kopyalamayı marifet bilmek bize ancak "hasta adam" yaftasını yapıştırdı. Oysa ki yapılacak olan gayet basitti; bir zamanlar bırakın kendini, dünyayı ihya eden bilim, ilim ve de kültür binası varken, radikal ve de devamlı çözümler bulunmaması neticesinde adeta Batı'ya el açar hale düşen haşmetlu pehlivan, "artık yeniktir" damgasını yedi ve de kalkmamak üzere yığıldı, kaldı. Batı'nın tekniklerini Şark'ın temeli üstüne kurmak varken, Batı'yı Şark'ın temeline indirdiler. Ve orada adeta kavak ağacına sızan kurt gibi, ufacık güve bizi yedi bitirdi! Ve bugün tarihin başlangıcı, zahirde bayram manada meş'um, mel'un bir hadisenin kurbanı etti. Resmen geçmişini yok sayan, ve birden bire türeyen eksiltili, başı-sonu belli olmayan bir senaryoya hapsetti. Mücerret ruh tamamen kaybolmuş değildir, yalnız onu tarihin gizli saklı köşesinde bulup çıkaracak, "Senin yerin burasıdır!" diye baş köşeye oturtacak gözlerinde keskin zeka ve de dava parlayan gençleri beklemektedir.
Devlet ve hükümet bünyesine, ahlâkî, iktisadî ve içtimaî üstünlük şuurunu başa alıcı yeni bir ruh getirmek...
Hakimiyet halkındır yerine, hakimiyet Hakk'ındır sözünün hayata geçirildiği yerde iş tamam olacaktır. Meş'um tarihlerde nasıl politikalar güdüldüğünün, milletin nasıl sömürüldüğünün, ve her başa geçenin (nadiren istisnalar vardır) nasıl kendi cebini düşündüğünü hepimiz bilmekteyiz. Ne zaman ki o devlet reisi, "Vatana hizmet ibadettir." der, ne zaman ki milletin rahatını kendi rahatına tercih eder o zaman üstün nizamın çanları çalmaya başlar. Ferdiyetçi değil, cemiyetçi hareket. Bu ideal cemiyetin de, mühimmatı ahlak ve de içtima kelimeler; bunlar o hükümetin işaretleridir ki orası istikbalin güneşlerini yetiştirir.
Bütün kemâlleri ve gerçek kemâl yolunu dinde ve dinin hakikatinde görmek, din vecd ve aşkını, bir kaç asırlık pas ve küfünden kurtarıp fert ve cemiyete hakim kılmak...
Dini kaideleri, şer'i hükümleri geri atılmış bir toprak parçasının tabiri tam yerinde; güneşi sönmüştür! Allah'tan elini çekenin, burnunu yere sürtmesi mukadderdir. Ne zaman ki, Allah'ı unuttuk o zaman güneşi ceketimizin astarında kaybettik. O zaman "Artık hükümsüzdür!" fermanını imzalamış olduk. Ne zaman Allah'ı hatırlar ve O'nun kudret eline tutunursak, düştüğümüz yerden kalkacağız. Biliriz ki bir adım gidilse, O on adım gelir. Ve biliriz ki bu hakk dava galip gelecektir. İş ki iman ve islam kaidelerine şeksiz şüpsehiz tabi olalım ve bu uğurda harcanmayı cana minnet bilelim!
İş bu yazı nezdimde bu mânâlardan ibarettir.