Esselamun Aleyküm Gönüldaşlar.
Herşeyden evvel belirtmem gereken husus şudur ki bir mütefekkir davasını asla vakalara dayandırmaz. Üstad Hazretleri Rahmetullahi Aleyh de dünya çapında bir mütefekkir ve Allah dostudur. Hazret, Büyük Doğu ideolocyasını kişiler ve olaylar zemininde değil fikirler zemininde oturtmuş ve bu muazzam mimariyi Ehl-i Sünnet çivisine sımsıkı bağlayarak Ebedi Aleme göçmüştür. Dolayısıyle bu dava basit ya da vasat değil sağlam bir davadır. Böyle esaslı meseleler de takdir edersiniz ki çaplı ve çileli kafalarla değerlendirilir. Bu noktada bir sıkıntı varsa ayrıca değinebilirim.
Gelelim meseleye...
Hazret'ten okuyalım:
ÜMMET VE MİLLET
* Ümmet, Varlığın Tâcı'na mânada tabi olanların dâiresi; millet de bu dâirenin insan kadrosu. Bizde kavim yerinde kullanılan bu anlamı yerli yerine iade etmek ve millet deyince hatıra İslâm milletinin geldiğini bilmek lâzımdır. Nitekim «küfür tek millettir» ölçüsü bu nükteyi ifadelendirir.
* Arap, Fars, Kürt, Türk vesaire milletleri yok, kavimleri vardır. Ve hepsi birden İslâm dâiresi içindedir. İslâm milletinden...
* Bugünkü İslâm milletinin, içinden ve dışından islâm nizâmını yepyeni bir ifâdeye kavuşturmayı dileyelim ve bunun duasını edelim.
İman ve İslam Atlası, Nizam Bahsi
Geçenlerde tevafuken Darul Hikme hocamlarından Taha Hakan Alp Hocaefendinin bu meseleye değinmesine şahit oldum. Millet kelimesi İslami bir kelimedir ve Arapçadır. Kuran'da da İbrahim milleti derken burada 'din' kastedilmiştir. Ayet aklımda değil. Allahu alem...
Üstad Hazretleri de çok güzel açıklamış meseleyi. Türk milleti diye bir şey söz konusu değil her ne kadar dilimize pelesenk olmuşsa da... Üstad millet derken burada Ümmetin insan kadrosunu işaret ediyor.
Bunun iyice özümsendiğini kabul ederek İdeolocya Örgüsüne bir göz atalım. İnanıyorum ki tüm dava hallolunacaktır. Lütfen büyük bir dikkatle okuyalım:
MİLLİYETÇİLİK
Her tavus kuşu mutlaka mutlaka bir yumurtadan çıkar; ve tavus yumurtasından her çıkan,
mutlaka tavus kuşudur; öyle amma, gaye, tavus yumurtasından çıkmış olmak değil, tavus
kuşu olmaktır? İşte milliyetçiliğimizin tek ve kesafetli bir misal içinde mânası!
Tavus kuşu, sebepte değil, neticede tavus kuşudur; bu bakımdan tavus kuşunun şahsiyeti,
geriye doğru mânasız ve değersiz yumurta kırıklarında değil, ileriye doğru müstesna bir renk
ve çizgi heyetindedir? İşte milliyetçiliğimizin tek ve kesafetli bir misal içinde ruhu!..
İsterse karga veya devekuşu yumurtasından çıkmış olsun, neticede bütün şartlariyle tavus
kuşu olabilen her varlık, tavus kuşunun bütün hakkına maliktir? İşte milliyetçiliğimizin tek
ve kesafetli bir misal içinde kıymet ölçüsü!?
Demek ki biz, gerçek milliyetçiliği, geriye doğru değil, ileriye doğru, menba istikâmetinde
değil, mansap istikâmetinde, tohum üstünde değil, ağaç, üstünde karar kılıcı bir anlayış ve
görüşe bağlıyoruz.
Bu demektir ki, biz, tarih plânında fışkırışımıza zemin teşkil eden ırk ve toprak şartlarını
geride bırakmış; her türlü ırk ve toprak hakikatine ilgili, fakat her türlü ırk ve toprak
yobazlığına düşman, ileri bir görüş ve anlayış içinde milliyetçiyiz.
Amma yumurta olmazsa tavus olmazmış; varsın olmasın, bu zaruret bize hiçbir şey
kaybettirmez. Dairenin bulunduğu her yerde mutlaka bir merkez bulunacağı, fakat her merkez
bulunan yerde mutlaka bir daire bulunmayacağı gibi tavus, yumurtayı ihata ve ihtiva eder de,
yumurta tavusu ihata ve ihtiva edemez.
Bizim milliyetçiliğimiz, belli başlı bir topluluğa ait madde ve kemmiyet hakikatlerinin
mâverâsında, sadece ruh ve keyfiyet vâkıalarına bağlı, cevherini posasından süzen ve yalnız
cevhere nisbet kabul eden bir telâkkiden ibaret.
Türk, bizim nazarımızda, belli başlı bir inanış, bağlanış, düşünüş, seziş, hatırlayış, duyuş,
davranış ve bildiriş hususiyetleri içinde, belli başlı bir iman, mukaddesat, tefekkür, tahassüs,
hayal, hatıra, meşrep, eda ve lisan birliğinin ördüğü, tek nüshalı ve şahsiyetli bir ruh
nescinden ibarettir; mutlak ve müstakil bir vâhit temsil eden bu ruh nescinin zarfı da
Anadoludur.
Ya şu boyuna Türk ruhu, Türk ruhu dediğimiz şey nedir ki?.. Türk ruhu dediğimz şey, iki
vâhidin mecmuundan ibarettir: biri, onu kendi dışında olduran, öbürü de bu olan şeyi kendi
içinde renklendiren, şekillendiren, seslendiren, kokulandıran, iklimlendiren iki vâhit?
Vâhitlerden ilki, Türkün duygu ve düşünce mihrakında pırıldayıcı mutlak ve müstakil iman
ışığı, ikincisi de bu ışık etrafında, hususî ve mahallî, bütün bir tahassüs ve tefekkür
seciyesidir.
Vâhitlerden ilki, ırk ve kavim seviyesinin üstünde, bütün insanlar çapında ve hâkim; öbürü de
yalnız ırk ve kavim kadrosunda ve tâbidir.
Demek ki, zaten aslında ve lûgatta bir kavmin ruhunu dayadığı iman kaynağı mânasına gelen
ve son zamanlarda gerçek delâletinden kaydırılıp kavmiyet mânasına kullanılmaya başlayan
milliyetçilikten anladığımız, bir zarf işi olmaktan ziyade bir mazruf işi; ve mazruftaki dünya
görüşüne, insan, cemiyet ve kâinat telâkkisine bağlı bütün bir tahassüs, tefekkür, eda ve ifade
kadrosu işçiliğidir.
Bu ruhî ve kadronun ırkî plânda kendi maddesine karşı sevgisi, ancak belli başlı bir vâhidin
doğurduğu böyle bir ruha yataklık etmekten ibaret ve yalnız bu kayd ve şartla sınırlıdır.
İşte bizim milliyetçiliğimiz; İslâma bağlı Türk ruhunun, bu mutlak kadro içinde Türk duygu
ve düşünce hususiyetlerinin milliyetçiliği!.. Ve işte cihan ölçüsünde milliyetçilik!..
Temel Prensipler
Yine Mehmetçik adlı enfes konferanstan bir iktibas yapayım:
...
Mekân, Anadolu... Zaman, İslâmiyet...
Böylece yeni bir kıyas ölçüsüne kavuşuyor ve Mehmetçik vesilesiyle bir kere daha anlıyoruz ki, Peygamberler Peygamberinden evvel Mehmetçik mevcut olmadığına göre Türk'ün temel keyfiyet unsuru da Müslümanlıktan sonradır, ve işte bizim milliyetçiliğimizdeki dayanak noktası budur:
Ruhunu İslâmiyetten alan Türk... Ve bu Türk'ün Türkçülüğü...
...
Büyük Doğu'nun meramı anlaşıldı mı?