Necip Fazıl Kısakürek
Edebiyatla haşr u neşr olanların muhayyilesinde iki tip Necip Fazıl zevahiri mevcuttur..

Edebiyatla haşr u neşr olanların muhayyilesinde iki tip Necip Fazıl zevahiri mevcuttur. Birincisi, yalnız icra ettiği sanatı veçhesinden Necip Fazıl; ikincisi, sanatıyla beraber fikriyatı, dünyaya bakışı ve bilcümle nazariyyesiyle Necip Fazıl... Siyasi taraftan Necip Fazıl ise apayrı mütalâa edilmesi gereken bir husus.
Bütün bunların tamamına birden temas etmek ancak kitap mahiyetinde bir eserle mümkün olacağından, yazacaklarımızı makale elbisesine büründürerek, Necip Fazıl'ı muayyen ve mutad yönlerinden değil, daha çok muğlak ve müteşabih cephelerinden tetkik edeceğiz.
Necip Fazıl hayali aşan ve mana üstü bir hissiyat ve efkâra malik idi
Fransız Edebiyatının deha şairi Rimbaud'nun; “Honneur, au voyant supérieur;/ Au supérieur voyant honneur!..” mısraları meşhurdur. Necip Fazıl, tesiri altında kaldığı Baudelaire'den sonra, şiirlerini sathî değil, derinlemesine okuyan ve etüd edenlerce de anlaşılacağı üzere Rimbaud'nun da bir miktar tesiri altında kalmış (Baudelaire kadar elbette değil) ve Rimbaud'nun bu iki mısraını Hz. Muhammed'e atıfta bulunarak tercüme etmiştir. Necip Fazıl'ın muhayyilesinde teessüs ettiği efkârı bir nebze de olsa anlamak isteyenler şu iki dizeciğin şahsı tarafından yapılan tercümesinden devasa bir Necip Fazıl profili çıkarabilirler.
“Voyant”, Fransızca'da “gâibi görebilme maharetine sahip, hakikatten haber veren, müneccim” gibi manalar taşır. Kupkuru olarak “haberci” şeklinde de tercüme edilmesinde beis yoktur.
Ömrünün son demlerini Afrika'da geçiren ve Necip Fazıl'ın iddia ettiği şekliyle “Allah Kerim” diyerek çenesini ebediyen kapatan Rimbaud'nun dizelerine kendi meşrebince verdiği şekil; “Şeref, üstün haberciye,/ Üstün haberciye, şeref!”
Buradan anlaşılacak olan, Necip Fazıl'ın amiyâne ve sathî bir fikir dünyasına değil, hayali aşan ve mana üstü (zaman zaman fazlasıyla mübalağalı) bir hissiyat ve efkâra malik olduğudur. Başka bir mütercimin, muhtemeldir ki bambaşka tercüme edeceği mezkur Rimbaud dizelerini; kendi itikad perspektifi cihetinden “Necip Fazılca” husule getirmiş olması, Necip Fazıl'ın harcıâlem bir “fikir adamı” olmadığına delalet eder.
Bohem hayatını daha sonra neden zikretme gereği duydu?
Necip Fazıl, ömrü müddetince anlaşılamamaktan (Dehaların kendi devirlerinde anlaşılmasına tarih çok az tesadüf etmiştir. Kahir ekseriyeti teamül üzere hep ölümlerinden sonra anlaşılmıştır) yakındı. 1934'e kadarki hayatını (Altın silsilenin 34. halkası Abdülhâkim Arvasi'yle müşerref olmadan evvel) “gökyüzünden habersiz uçurtma uçurduğu günler” olarak tavsif eder.
Bohem hayatını da zemmetmekten geri durmaz. Babıâli ismini taşıyan kitabında, Paris'te ve Türkiye'ye avdet ettikten sonraki hayatını apaçık anlatır ve bazı çevrelerden de “geçmişinde yaşadığın senin adına utanç verici hadisâtı, şimdiki hayat kaidelerine ve itikadına mugayir düştüğü halde ne sebeple anlatıyorsun?” tarzında tenkitlere maruz kalır. Necip Fazıl, bu münekkitlere mezkûr kitabı Babıâli'de cevabını verir: “Velilerin, 'günaha hor bakmaktan büyük günah olamaz!' ve 'hakkı hak için iptal caizdir' hikmetleriyle, Kâinat Efendisinin ‘hesaba çekilmeden, nefslerinizi hesaba çekiniz’ fermanları bu esere anahtardır...”
Necip Fazıl, bohemlik devresindeki “nerede akşam, orada sabah” şuuruyla başıboş hareket ettiği dönemleri tefahür etmek için değil, aksine zemmetmek ve kendisini tenkit etmek için yazmıştır.
Şiir Allah'ı aramaya giden yolda bir araç
Girizgâhta temas ettiğimiz yalnız “sanatı” cephesinden Necip Fazıl iki kısma ayrılır;
-Genç şairlik devresinde, Türk şiirine nevzuhur bir nefes getiren Necip Fazıl...
-İslâm mütefekkirliği yolunda yürümeye başladıktan sonra şiirleriyle beraber;, yazı ve tiyatro eserleriyle tüm sanatını İslâm'a göre teşekkül ettiren Necip Fazıl...
Necip Fazıl'ın 'hak yola' intisap etmesine bakarak hüküm kesen satıhçı münekkitler onun için, “sâbık şair... Şiirine yazık etti” diyeceklerdir. Halbuki Necip Fazıl, Poetika'sında anlattığı üzere, şiirine ve sanatına yazık etmemiş, aksine Müslümanlığıyla bilinmeye başladıktan sonra şiiri yalnızca “Allah'ı aramaya giden yolda bir araç” olarak gördüğünü serdetmiştir. Bunun sarih vesikası da, 1934'den evvel ancak birkaç kitapçık mahiyetindeki külliyatına, 1934'den ölümüne kadar (1983) 80'den fazla eser ilâve etmiş olmasıdır.
Sanata yalnızca materyal gözüyle ve palyatif bir heves nazarıyla bakanlar, Necip Fazıl'daki değişime hayret ederler. Bu hayret muvacehesindedir ki Necip Fazıl, 1934'ten sonra eski efkârına temayül göstermemiş, mütefekkir ve dava adamı olarak ön saflarda yerini almıştır.

Necip Fazıl'ı anlatmak, ifade ettiğim gibi küçük çaplı bir makaleyle geçiştirilecek mevzu değildir. Yazdıklarımız, alâ kaderi-l imkân nispetinde yazamadıklarımızın yanında keen lem yekün'dür, yani yok hükmündedir.