Tazir ve Hacegan kardeşlerime kıymettar cevapları için teşekkür ediyorum. Yazdıklarına paralel olarak ben de birşeyler yazmak istedim…
İDDİA:
Etrafına talebe bulsaydı, Anıtkabir’i basardı, yıkardı… Yıkmaya memurdu, yapmaya değil…
(Başka bir konuşmasında da Üstad’ın M.Kamal hayranı olduğunu, Büyükdoğu’nun ilk sayılarında M.Kamal’i öven yazılar yazdığını da belirtiyor…)
CEVAP:
Yıkmaya memur olan insan, etrafına adam toplamayı da bilir. Tarih de buna şahit ki, yıkmaya memur olanlar, adam toplamasını da bilmişlerdir. Kaldı ki Üstad’ın bir söz sultanı ve büyük bir hatip olduğunu düşünürsek, bunu kolayca gerçekleştirebilirdi.
Üstad’ın yanında 25 yıl kaldığını iddia eden adam, Üstad’ın şehir şehir dolaşıp verdiği konferansları da bilirdi. İddiacının hayatı boyunca bulamayacağı insanı, vefatından 30 yıl sonra bile bulan bir şahsiyettir Üstad…
Büyük bir çelişki daha…
İddiacı, hem “M.Kamal hayranıydı” diyor, hem de “Anıtkabir’i yıkardı” diyor. Çelişkili sözleri olmayan biri, ya parantez içindeki iddiayı gündeme getirip, “Necip Fazıl, M.Kamal hayranıydı” diye suçlama yapar ve “Anıtkabir’i yıkma” meselesini hiç açmaz; yahut parantez içindeki iddiayı gündeme getirmeyip, “Anıtkabir’i yıkardı” gibi berheva bir söze sarılırdı.
İDDİA:
Necip Fazıl ile 25 sene beraber kaldım…
CEVAP:
İddiacı aynı sohbette diyor ki: “Ben Necip Fazıl ile bir defa bile yemek yemedim!..”
25 sene yanında ol ve bir defa bile yemek yeme… Olacak iş değil!
İddiacı yemek yememe olayını da aynı sohbette tekzib ediyor:
“Yemekleri hep ben ısmarladım…”
Hani bir defa bile yemek yenmemişti. Hangisi doğru?
İDDİA:
Canavar bir nefsi, azgın bir nefsi vardı… Necip Fazıl’ın benliğini gördüğüm için, kendi benliğimden korkuyorum…
CEVAP:
Bu iddiaya, Üstad’ın birkaç şiiri ile cevap vermek isterim. Ehl-i vicdan olan, Üstad’ın nefsinin Allah diyene karşı mahviyet içinde olduğunu görür.
İddiacı, “Onun nefsinin canavarlaşması, Allah düşmanlarına karşıdır” deseydi, bir bakıma doğruya yaklaşacaktı. Ben, Üstad’ın nefsinin müberra olduğunu savunmuyorum. Hata ve günah, insanlığın getirisidir.
İddia sahibi de nefsinin müdafaasını, başkasının kusurlarını görüp yapmakla, nefsine büyük oranda pay biçtiğinin farkında değildir.
Canavar nefs sahibi bir insan, heralde şu şiirleri yazmaz:
Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben,
Üç ayakla seken topal köpeğim!
Bastığınız yeri taş taş öpeyim.
Bir kırıntı yeter kereminizden!
Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben...
Ellerime uzanan dudakları tepeyim;
Allah diyen, gel, seni ayağından öpeyim!
Son gün olmasın dostum , çelengim top arabam;
Alıp beni götürsün , tam dört inanmış adam...
İlâ ahir…
İDDİA:
Namaz kılmıyor, oruç tutmuyordu; bir rekat namaz kıldığını görmedim (buna da delil olarak Üstad’ın vasiyetini gösteriyor); o nesilde hepsi böyleydi, namaz kılmazlardı… Hayatında tasavvufun zerresi yoktu…
CEVAP:
Bu sözü söylemek, büyük bir mesuliyettir. Zira Üstad, 1973 yılında Hacc’a gidip, Hacc farizasını yerine getirmiş ve bir de bu yolculuğu ile ilgili kitap yazmıştır.
Kaldı ki Üstad, seccadesini serip, herkesi kendini izlemeye davet edecek değil ki. İddia edildiği gibi, azgın nefs sahibi olsaydı, gösteriş için bile bunu yapardı…
Vasiyetindeki namaz meselesinin delil gösterilmesi gülünçtür. Acaba iddiacının kaçırmadığı vakit mevcut mu? Kazaya kalan namazı hiç yok mu? Nefsi hatadan müberra mı? vs. vs..
Ayrıca Üstad’ın ve o dönemin neslinin namaz kılmadığını bilmek için, sabah namazından, yatsıya kadar her vakit, onlarla beraber olmak lazım gelir. İddiacı, güya araştırmacı-tarihçi olduğu için, buna pek imkanı olmadığı kanısındayım.
Sözün özü, kimse, kimsenin ibadetlerinin muhasibi değildir.
Tasavvufun zerresi olmayan bir insan, tasavvuf hakkında kitap yazamaz. Üstad’ın tasavvuf üzerine yazdığı kitapları okumamış belli ki…
İDDİA:
Kumar meselesi…
CEVAP:
Ahmet Emin Yalman onu bastırdı, diyor…
“Bastırmak” fiilininde kasıt aranır. Bu sözde bile, olayın komplo olduğunu, farkında olmadan itiraf ediyor. Belli ki bu meselenin komplo olduğunu söyleme yiğitliğinden oldukça uzak.
Kimsenin aklında kuşku kalmasın, zira bu mesele sitede mevcut. Merak eden linkten bulabilir.
http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?/topic/5290-kumarhane-baskini/
İDDİA:
1954’te İstanbul’a geldim. Necip Fazıl 1956’da hapisteyken, hastaneye kaldırıldı. Hapishanede Çöle İnen Nur’u yazıp, benden basmamı istedi; sonra aynı yıl çıkıp, benden değiştirmek için, nüshasını istedi…
CEVAP:
Çöle İnen Nur’un ilk baskısı (izinsiz baskı) 1950’de yayınlanmıştır. Bakınız;
http://www.nfk.com.tr/eskizler.htm
Üstad, 1956’da hapis yatmamıştır. 1953’te 64 gün, 1957-58 yılları arasında 8 ay 4 gün hapis yatmıştır. Bakınız;
http://www.nfk.com.tr/mahkumiyetler.htm
Tarihçilik iddiasında bulunan kişi, 1954’te İstanbul’a gelip, 1950’de basılan bir kitabı, 1956’da hapis yatmayan bir insandan, hapishanede nasıl almış hayret doğrusu!..
Daha da sustum…
İDDİA:
Kimseye bir şey öğrettiğini görmedim…
CEVAP:
n-f-k.com’un varlığı bile, Üstad’ın neler öğrettiğinin ispatıdır…
Ayrıca başta Başbakanımız (hayırlısıyla yeni Cumhurbaşkanımız) Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül, Enerji Bakanımız Sayın Taner Yıldız, merhum eski Cumhurbaşkanımız Sayın Turgut Özal ve bu ülkeye hizmet etmiş daha nice önemli şahiyetler, Üstad Necip Fazıl’ın rahle-i tedrisatından geçmiştir.
Görülen o ki iddiacı, söylediği sözleri büyük bir kıskançlık ve benlik ateşinde söylemiş ve Üstad Necip Fazıl gibi olamamanın üzüntüsü içinde bu hezeyanları savurmuştur…
İDDİA:
Necip Fazıl’ın eserlerinde tarihe dair yanlışları yazdım…
CEVAP:
Bu sohbet videosunun dışında, izlediğim ilk sohbetinde, iddiacının tarih hakkında söylediği bir yanlışı da belirteyim o zaman.
İddiacıya: “4.Murad Han, içki içer miydi?” diye sorulunca, diyor ki:
“Bilemiyorum. Bu konuda Hoca Sadeddin Efendi, onun içtiğini söylüyor…”
El-insaf, tarihçiye bak yahu. Hoca Sadeddin Efendi 1599’da vefat etmiş, 4.Murad 1612’de doğmuş. Tarihçilik iddiasında bulunan iddiacımız, 4.Murad Han ile 3.Murad Han’ı birbirine karıştırıyor. Hem Hoca Sadeddin Efendi, hem 4.Murad Han hakkında yanlış bilgi veriyor. İnsanları da kuşkuya düşürüyor. Bu mudur doğru tarihçilik?
Videoyu görmek isteyen için, yazımın sonunda linkini atıyorum.
İDDİA:
Yalçın Küçük’ü örnek göstermesi…
CEVAP:
Abdülhakim Arvasi Hazretleri’nden, Ahmed Mekki Üçışık Hazretleri’ne; Bediüzzaman Hazretleri’nden, Süleyman Himi Tunahan Hazretleri’ne kadar, hakkında övgü ile bahsedilmiş bir dava adamının kusurlarına şahit olarak Yalçın Küçük isminin gösterilmesi, kıskançlıktan başka bir şey değildir.
İDDİA:
Kötü zamanki ahlakından hiçbirşey terkedemedi, irade sıfırdı…
CEVAP:
Bu iddiaya kendi sözüyle cevap veriyorum:
Aynı sohbette diyor ki: “İslâm’a döndükten sonra, bütün eski bohem hayatını silmiştir..."
Bütün bunlar dahilinde, iddiacı diyor ki:
“İslam evveli siler; adamın eski yanlışlarını konuşmak İslam’a aykırıdır; kendini inkar etmeden bu alemden gitti… Yanlıştan doğruya dönenin yanlışı konuşulmaz… Unutmayın ölünün de hakkı vardır…”
O zaman, iddiacının bu yorumlarına ve Üstad hakkında söylediklerine bakarak, iddiacının İslam’a aykırı bir iş yaptığı ortaya çıkmaktadır. Ayrıca Üstad’ın hakkına girdiğini de görebiliriz. Öyle ya, Üstad’a 3000 lira verdiğinden, Mehmet Kısakürek’in fukaralığına kadar herşeyi söyle. Hakaret et, gerekirse vur, kır, dök sonra da “bunlar konuşulmaz, söylenilmez” diyerek, çelişkiye düş.
80 küsür yaşına gelmiş bir insan için, hele hele Müslümanlık iddiasında bulunan biri için bu konuşmalar doğru mu? Ben takipçisi olsam, dakikasında uzaklaşırdım bu şahıstan.
Üstad’ın benliğine bakıp, kendi benliğinden korkan bu şahsın da kibrine ve kıskançlığına bakıp, bizler de kendimizden korkmalıyız…
Edep Ya Hû…
Bahsettiğim video…
https://www.youtube.com/watch?v=kg0B3XCR84Y