Üstad: "Evet en güzel şiirim Çile'dir." diyor.
_Lütfen bu şiiri sizden dinleyebilir miyiz?
_Bir plağa okumuştum, oradan dinleyiniz. Şimdi sesim pek müsait değil, hem her mısraını ezbere çıkarabilir miyiz bilemem...
_Ben size yardım edeyim efendim. Çile kitabınızelimde.
Usûlen bir kaç kelime hatırlatıyorum: Üstad, o bilinen hafızasıyla ve bence manaların en güzelini vererek okuyor.
Çile'yi hem yaşayan, hem yazan, hem de okuyan Şair'den dinlemek, başka:
"Gaiblerden bir ses geldi: Bu adam
Gezdirsin boşluğu ense kökünden!
Ve uçtu tepemden birden bire dam
Gök devrildi, künde üstüne künde."
Böyle başlayan Çile, Necip Fazıl'ın şiirindeki burukluğu, sancıyı ve hercümerci tarif ediyor. "Bütün bir kâinat yalana teslim"dir. İşte o ıstırap, med(yayılma) halindeki denizgibi şairini bunaltmaktadır;
"Bir bardak su gibi çalkalandı dünya
Söndü istikamet, yıkıldı boşlık."
Şiir devam ettikçe, sanki bu çalkantı durulmuş da, şair bir zaman huzura kavuşmuş kuruntusu geliyor:
"Bir karanlık şafakta bana çil horoz
Yepyeni bir dünya etti hediye."
Fakat bu "yepyeni dünya"nın da "hikayesi zor"dur. Şair, "hakikat bile olsa" bu düzeni beğenmemektedir.
"Her fikir, beyninde bir çift kelepçe olan Üstad, "benlik kazanında" ve düşüncenin pençesindedir:
"Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap
Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
Selâm sana haşmetli azap;
Yandıkça gelişen tılsımlı kütük."
Bu ateşten tefekkür, bu bitimsiz şüphe azabı içinde şair "bilmecesine yol" bulmak için annesine sığınır:
"Annemin duası, düş de perde ol
Bir asâ kes bana ihtiyar ağaç!"
Fakat teselliler boşunadır. Rüyalarında cinneti içmektedir:
"Gördüm ki ateşte, cımbızda yokmuş
Fikir çilesinden büyük işkence."
Bu şiirin yazıldığı yıl 1939. Necip Fazıl, genç olduğu kadar da ünlü bir şair. "Bunalım" kelimesi henüz Türkçede telaffuz edilmemiş. Dünya sözlüklerinde de "Angoisse métaphysique" anlamı ile henüz mevcut değildi. Egzistansiyalizm (varoluşçuluk) de moda olmamıştı.
O zaman, bu halini "Hafakan" diye anlatan Necip Fazıl'a sordum:
"Dibi yok göklerden ürken, size ölüm terleri döktüren, her şeyi bir gizli düğüm" ifadesiyle veren bu bunalış, sizden önce şiirlerimizde görülmedi. Size bunları yazdıran ruh halini anlatır mısınız?
Çile'sinden okumaya devam etti:
"Bir zerreciğim ki arşa gebeyim,
Dev sancılarımın budur kaynağı."
Çile'nin dördüncü(son) bölümünde şafağın yavaş söküşü veya nurun duru duru ufku kaplayışı gibi bir açılış, ferahlayış başlıyor. Demek, kendi kendisiyle:
"Gaye-insan, ufuk-Peygamber olan Kâinatın Efendisi'ni, Allah'ın Sevgilisi'ni sezmeye doğru, hususî ve ileri bir istidat" başgöstermiş:
"Açık susam açıl! Açıldı kapı
Atlas sedirinden mâvera dede.
Yandı sırça saray, İlâhî yapı
Binbir avizeyle uçsuz maddede.
Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur
İç içe mimarî, iç içe benlik
Bildim seni ay Rab, bilinmez meşhûr"
Sondan üçüncü kıt'ada geçen "Ver cüceye onun olsun şairlik, / Şimdi gözüm büyük sanatkârlıkta" mısralarına, sırf Üstad'ı konuşturmak için takılıyorum:
_Efendim, Nef'î gibi siz de mi şiir yazmayı bir "tenezzül" mü saymaktasınız?
"Biraz mizah karıştırmak istediniz" diyor, gülüyor. Hem bana cevap verir, hem de bir senfoniyi bitirir gibi Çile şiirinin son kıt'asını okuyor:
"Diz çök ey zorlu nefs, ömüöde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem sonsuza varmak."
"Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış;
Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış"
Çile şiiri üzerine sohbetimiz henüz bitmedi. Bu "hafakan" şiirini yazdığı zaman şair 30-35 yaşlarında, 1934 yıllarındayız. O sıralarda bir "Metafizik buhran" geçirdiğini söylüyor.
"Nokta Nokta" adını verdiği bir kadın var. Edebiyata, sanata meraklı lüks bir kadın olan Nokta Nokta devrin edebiyatçılarını, konforlu yalısında toplayıp salon sohbetleri yapıyor. Konuşulaunları daima uzanarak dinleyen bu güzel kadının Necip Fazıl'a özel yakınlığı da var.
Onu Kleopatra'nınkini andıran dişilik zulmü ile gerçi en yakınına kabul etmekte fakat onu kaprisleri ile de eritmektedir.
Aynı günlerde ilâhi bir arayış içinde olan şair için, manevi bir kurtuluş müjdesi de belirmiştir: "Eyüp'teki eski tekkede" şairin sonradan "Tanrıkulu" adını vereceğiş mürşidi "efendisi". Ve kendisine getireceği bitimsiz kurtuluşları henüz kavramadan "o efendiyi" "ilk ziyaret" .
Çile'yi ve daha sonra nice sıkıntı şiirlerini meydana getiren "Metafizik buhran"ı üstad'tan sordum:
_Nokta Nokta, dedi. Artık kovalanan ve hiçbir durakta ele geçirilmesine imkan bırakmayan usta kadındı... Bense içtiği zehrin tesirlerini bizzat kendi üzerinde müşahadeye girişen doktor...
_Böyleyken yine de mektuplar yazıyor, ona yaklaşmak için her şeyi yapıyordunuz?
_Evet bir gece oturduğum yalının yemek odasında , büyük yemek masasının başında ona yazıyorum... Vakit gece yarısını hayli geçmiş... Kanlı bir nefs muhasebesinin dökümünü yaptığım mektupta öyle bir noktaya geldim ki birdenbire beynim donuyor, bütün nispet ölçüleri uçup gidiyor gibi geldi bana...
_Buna rağmen yazmakta, sitem etmekte, hatta sizi saran manevi kurtuluş müjdesinin ayak sesleriyle Nokta-Nokta'yı tahkir etmekte idiniz. Okuduğum hatıralarınızda bende kalan izler bunlar.
_Doğru, mektup uzayıp gidiyor, tam da şu satırları yazarken: "Artık siz, benim için lüzumsuz bir şeysiniz! Size erişememenin kırıklığı içinde asıl erişilmesi gerekenin kim olduğunu dehşetle görüyorum. Siz bana istediğimi veremezsiniz... Siz bir hayal, bir gölge, bir benzeyiş, bir remzden ibaretsiniz. Siz, mutlak yokluğunuz içinde, karşıma mutlak varlığı, Allah'ı çıkardınız..."
İşte bunları yazarken, tam o anda, hem de darbenin maddi sesiyle enseme bir balyoz indiğini duydum. Kalemi, kağıdı fırlatıp yatağıma koştum:
"Ensemin örsünde bir demil balyoz
Kapandım yatağa son çare diye..."
_Demek önünüze serilen "yepyeni bir dünya"nın sebebi bu Nokta Nokta hanım?
_Hayır, beni bu hale getiren ve o halde teslim alan ne Nokta Nokta Hanımefendidir, ne virgül veya noktalı virgül... Sadeceyaşanmaya değer hayat kapısının anahtarını elinde tutan o büyük zatınküçük bir nazarıdır.
_O andan itibaren Nokta Nokta hanımefendi unutuldu mu?
_Evet Nokta Nokta'yı, kabzasına kadar ciğerime girmiş bir bıçak gibi kendi öz elimle sökerek çöplüğe attım fakat yerine bambaşka bir iltihap peydahlandı.
_Uçsuz bucaksız ve sebepsiz bir ıstırap mı? "Tilki olan ufuk, yumak olan yollar ve sihirbazın tuttuğu mavi ışık" mı?
Tamam işte Avrupalının "Kriz -entelektüel, kriz-metafizik" dediği korkunç üstü korkunç buhran. Madde ötesini kurcalama buhranı. Her şeyin künhünü, dibini, dayanağını, aslını, zatını aratan belâ.
Aylarca gezdirdim yıkık ve şaşkın
Benliğim bir kazan ve aklım kepçe
Deliler köyünden bir menzil aşkın
Her fikir beynimde bir çift kelepçe
_"Uyku, katillerin bile çeşmesi / Yorgan, Allahsıza kadar sığınak" dediğinize göre, o çile halinde siz de uykuya mı sığınmakta idiniz?
_Bilakis aylarca uykusuzum. Bir uyuyabilsem, evet bir uyusam, ertesi gün hiçbir şeyim kalmayacağını sanıyorum.
-devam edecek-