Evet efendim, Trabzon’da böyle bir okuma salonu mevcuttur. Ben, şahsen iki yıl kadar evvel bir arkadaşım tarafından haberdar edilmiş, uzun bir dönem o yeri ziyaret etmeyi arzulamış, (bu arzumu bir süre sonra gerçekleştirmiş) merkeze pek aşina olmadığımdan kaynaklanan ilkel tavrımla, adresi nasıl bulurum, nerededir, stadı geçince mi, Trabzon Lisesi nerde yahu? gibi sorularla halkı canından bezdirmiş; fakat en sonunda o güzel mekanı ziyaret etmeyi başarmıştım.
Bulmak çok basit. Avni Aker Stadından doğu istikametine doğru 100-150 metre gittiğinizde, size göre yolun sağ tarafında küçük bir cami göreceksiniz. Bu caminin (umarım yanılmıyorumdur) adı Hatuncuk Camii olması lazım. İşte bu caminin karşısında da Trabzon Lisesi, yani yolun size göre sol tarafında (istikametimiz hep doğu) bulunmaktadır. Neyse.. Camii dedik, camiyi geçince hemen sağda, yüzü küçük bir çay bahçesine bakan ve alnında ‘NECİP FAZIL KISAKÜREK OKUMA SALONU’ yazan, her geçtiğimde bakakaldığım o yeri görebilirsiniz. Çay bahçesine girişle aynı hizada ve okuma salonunun hemen ilerisinde türbemsi küçük bir mimari örneğine rastladığınızda, onun üstünde yazan ve Üstadın ‘Muhasebe’ adlı harika şiirinin püf noktası cümlelerinden olan,
-İşte bütün meselem, her meselenin başı, Ben bir genç arıyorum gençlikle köprübaşı..
Satırlarını okuyabilirsiniz.
“Lafazanlığı bırak, bu salonun içine girdin mi, girdiysen neler gördün? Yaşadıklarını anlat!” diye sorar gibi olduğunuzu tahmin ediyor ve hemen cevap veriyorum. Evet efendim, bu salona girdim. Hatta önündeki çay bahçesinde defaatle açık çay içtim. Salonda Üstadın kitaplarının bulunduğu bir bölüm var.. (Sanırım 60’a yakın kitabını gördüğümü hatırlıyorum) Bu kitaplar, okumak için talep edenlere belli bir süre için veriliyor. Birgün raftan ‘Öfke ve Hiciv’i almış, (kitaplığımda bulunmadığından muzdaripimdir) bir masaya oturmuş, Üstadın o keskin kalemiyle düşünceli bir gülümsemeye daldığımı hatırlıyorum. Epey zaman geçirmiştim, çıkarken orada bulunan ve 30’unda gösteren bir adam, bana “eğer okumak istersen kitap verebiliriz” demişti. Bende ayağım tökezlemeden önce (salona giriş kapısında hafif bir tümsek, aman diyeyim dikkat edin!) bu alakaya teşekkür ettim ve az öncede belirttiğim gibi ayağım tökezlese bile ayakta kalmayı başararak dışarı çıktım. Salonda Üstadın kitaplarının yanı sıra İslami kitaplar da yer alıyor. İstifade edilebilecek birçok eseri içinde barındırıyor diyebiliriz. Ayrıca salonun duvarlarında Üstadın fotoğrafı, şiirleri, biyografisi yer alıyor. Uzak kaldığım için haberim olmuyor, fakat elime konu ile alakalı güncel bilgiler geçerse burada paylaşırım inşallah. (Bunlar, ayağımın tekrar tökezlemesi ve içtiğim açık çaylar kabilinden şeyler de olabilir)
Önemsediğimi belli etme arzusu duyduğum bir not: Şimdi şu yukarda yazmaya çalıştığım adres tarifine baktım da “Bulmak çok basit” gibi pekte basit olmayan bir yanılgıyla başlamışım tarife. Bunu yüksek müsaadenizle, -Stadı bulduktan sonra solunun yerini bulmak çok basit- diye değiştiriyorum. Stadı bulun, yazdığım adresten hareketle, içinizi rahat tutun. 150 metre yol, sağ tarafta camii, sol tarafta lise, çay bahçesi, ensesinde okuma salonu, tümsek, tümseğe dikkat, kaldır, kaldır ayağını yahu..