Merhum Akifin Sultan Hamid ile ilgili pismanlik siirlerininin tam metnini Beyazit Kutuphanesi sagolsun buldum Allaha sukur iste tam metinler:
Rahmetli baban doğrularak,
Dedi: "Oğlum, bu temennî neye benzer, bana bak:
Eşeklerin canı yükten yanar, aman derler,
Nedir bu çektiğimiz derd, o çifte semer!
Biriyle uğraşıyorken gelir çatar öbürü
Gelir ki taş gibi hâin, hem eskisinden iri.
Semerci usta geberseydi... değmeyin keyfe!
Evet gebermelidir, inkisâr edin herife.
Zavallı usta göçer birgün âkıbet, ancak
Makamı öyle uzun boylu nerde boş kalacak?
Çırak mı, kalfa mı, kim varsa yaslanır köşeye
Ağaç yonar durur artık gelen giden eşeğe.
Adam meğer acemiymiş, semerse hayli hüner
Sırayla baytarı boylar zavallı merkepler.
Bütün o beller, omuzlar çürür çürür oyulur
Sonunda her birinin sırtı yemyeşil et olur.
"Giden semerciyi derler bulur muyuz şimdi?
Ya böyle kalfa değil basbayağ muallimdi.
Nasıl da kadrini vaktiyle bilmedik, tuhaf iş.
Semer değilmiş o rahmetlininki, devletmiş"
Ve de ikincisi:
"Bocalarken bakar üstündeki kaptan acemi,
Sarılır bir kayanın boynuna bîçâre gemi.
"Bu nedir, Bey Baba, bittik mi, ne olduk?" derler;
Kimi evrâd okur üfler, kimi lâ-havle çeker.
" Yok canım!" der Hacı Kaptan, biriken yolculara:
"Su tükenmiş, haberim yok, buyurıın işte kara!"
Siz de, oğlum, bu mahârette, bu cür´ettesiniz:
Gemi yüzdürmek için kalmadı meydanda deniz!
- Dinle bir fıkra da benden bakalım şimdi.
- Olur
- "Dev-i sâbıkta kazâ teknesi, bir köhne vapur,
Akdeniz hattına tahsîs edilir bol keseden.
Eski kaptan "Gidemem, der, getirin varsa giden. "
Yeni kaptan gelerek, doğru çıkar mevki´ine.
Adamın tâli´i oldukça güzelmiş ki yine,
Yel üfürsün, su götürsün diye bekletmez pek
Gece kalkar bu adem postası İzmir diyerek.
Göksu´daymış gibi fış fış yüzedursun miskin...
Denizin neş´esi a´lâ, hava enfes... Lâkin,
Bir taraftan verivermez mi nihâyet patlak
Tekne kör kandil olur, yolcular allak bullak.
Şimdi bîçâre süvârîye ne dur var, ne otur;
Dinlenir farz ederek birçok emirler savurur.
"Getirin haritayı!" der; baksana mâşâ´allâh:
Şile, Bartın, Kızılırmak... Güzelim, Bahr-i Siyâh!
- Akdeniz yok mu
- Hayır yok.
Bu nasıl kaptanlık?
- Haklısın Bey Baba, göndermediler, çok yazdık.
Eğilir sonra bakar. İbresi yok bir pusula...
Yürümez ezbere, yâhû, gemi, eyvahlar o1a!
Bora estikçe eser, dalgalar azdıkça azar...
"Getirin ibreyi!" der, bulmanın imkânı mı var?
"İbre yok, Bey Baba, bilmem ne getirsek?" derler...
O da: "Öyleyse şehâdet getirin!" der bu sefer.
Verdiğin tek silik onluktu, behey aksi İmam,
Olacak söz mü dokuz kubbeli, çinçinli hamam?
Bize devlet diye teslîm olunan şey neydi?
Çarpacak sâhil arar, kupkuru bir tekneydi!
On sekiz mil mi gideydik? Batırırdık...
- Lebbey?
Batmadık bir yeriniz kaldı mı, bilmem, cici bey?
"Devr-i sâbık" mı dedin Şimdi?... Elindeyse, çevir,
Ensesinden tutup eyyâmı da gelsin o deviı:
Milletin beş parasız onda, emîn ol, yedisi!
Gündüzün aç dolaşır, akşama kırk ev kedisi!
Yatırın âlemi çavdar kaırışık mezbeleye:
Ne bu? Ekmek! diye dünyâyı verin velveleye.
Hastalık kehle, sefâlet saradursun, kol kol,
Sâde siz seyre bakın!
- Harb-i umûmî bu, ayol!
- Devr-i sâbıkta gebermezdi adam böyle zelîl,
Diri bir yanda uzanmış, ölü bir yanda sefil.
- Niye hürriyyet için sürgüne gittindi?
- Evet,
Gittim amma bu değil beklediğim hürriyyet.
Zâten i´lân edilirken işi çakmıştım ya...
Çatlasan hayra yorulmazdı o miskin rü ya!
Ne herifler, ne kılıklar, ne nutuklardı, düşün!
Mekanininiz Cennet olsun Istiklal Marsi Sairimiz;Ulu Hakanimiz,Aziz Ustadimiz...