Üstad Ve Mehmed Akif

Başlatan: manas Tarih: 29.01.2007 23:41 Cevap: 59

MA
29.01.2007 23:41
#1

Necip fazıl'ın Mehmed Akif hakkındaki yorumlarını öğrenmek istiyorum. Özellikle dönemi itibariyle Mehmed Akif'in Abdülhamit aleyhinde çok keskin hicivler yazması konusunda Üstad'ın ondan pek de razı olmadığı söylenir. Gerçek yorumu ne olmuştur bu konuda?

NF
30.01.2007 14:22
#2

Selamlar,

 

http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?showtopic=2059

http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?showtopic=102

 

Bu linklerde yayınladığımız yazılar üstadın Akif hakkındaki fikirlerini remzlendirme noktasında gayet ehemmiyetlidir. İstifade edebileceğinizi düşünüyorum.

 

Şahsen Akif'in, II. Abdülhamid han hakkındaki tavrı mevzuunda Üstadın kaleme almış bulunduğu bir satıra rastlamadım. Varsa da, bilemeyeceğim...

 

Saygı ve selamlarımla

MA
30.01.2007 17:53
#3

Ayrıca Çanakkale Şehitlerine şiirin de Akif in kullandığı 'Bedrin arslanları ancak bu kadar şanlı idi' sözünden de üstadın hoşlanmadığı belirtilir.

NF
30.01.2007 18:08
#4

Selamlar,

 

Bu konu hakkında da bir bilgim yok, sanırım üstadın bu iki mevzu hakkındaki fikirleri eserlerinde yer almıyor (dergi tarzı yayınlar hariç). Yalnız mevzubahis mısradan hoşnut olmayanlar arasında fakir de var acizane... :( Ama dediğim gibi üstad da takılmış mıdır bu mısraya, bilmiyorum.

 

Saygı ve selamlarımla

SA
30.01.2007 19:13
#5

Evet Üstad da takılmıştır sanırım Edebiyat Mahkemelerinde, incelik / sır idrakinden mahrum bir söz olarak işaret eder.

NF
30.01.2007 19:31
#6

Selamlar,

 

http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?showtopic=2059 linkindeki yazı, Edebiyat Mahkemeleri isimli eserdeki M. Akif mahkemesi bölümünün tamamını içeriyor, eseri tamamıyla okuduğumda da rastlamamıştım hafızam beni yanıltmıyorsa... Fakat başka bir eserinde değinmiştir üstad, haklısınızdır. Bilemiyorum, dediğim gibi.

 

Saygı ve selamlarımla

ŞE
31.05.2007 21:51
#7

ne yani anlamadım üstad istiklal marşımızın yazarını beğenmiyormuş, yanılıyor olabilirsiniz çünkü sonuçta ikiside aynı şeylerden muzdaripler yanılıyor muyum yoksa?

TI
02.06.2007 01:04
#8

anladığım kadarıyla M.akif 2. Abdülhamit Hana biraz ağır ithamlarda bulunmuş, doğal olarak da Necip Fazıl Kısakürek'in damarına basmış. çünkü 2. Abdülhamit Hanı seven bir kişilik olarak.. bir de ne olursa olsun ne yaparsa yapsın sahabenin Peygamber Efendimizi görmesinden ve mübarek sohbetlerinde bulunmalarından daha üstün bir şeyi diğer insanların yapmamış yapamamış yapamayacak olmasına mukabil Çanakkale arslanlarımızın Sahabe-i Kiramdan üstün tutmasını yadırgamış .. doğru bir hareket tabii ki de...

NF
02.06.2007 09:17
#9

Selamlar,

 

Bir insan İstiklal Marşı şairi de olsa belli mevzularda yanılabilir (nitekim yanılmıştır da), ve bu yanların beğenilmemesinin bir kişiyi topyekün beğenmemekle bir alakası yoktur. Mehmet Akif'in Abdülhamid han ile ilgili görüşlerini, Cemaleddin Afgani düşkünlüğünü, Bedrin Aslanları ile ilgili o mısrasını ve daha başka birkaç farklı yönünü ben de "beğenmiyorum". Fakat Mehmet Akif'i severim. Bunda bir çelişki aranmamalı, yadırganacak bir yan olduğu düşüncesine saplanılmamalıdır. Aynı şeylerin muzdaribi olmak da, tenkit edilmesi gereken yönlerin üstünün örtülmesini şart koşmaz, yeri geldiğinde onları da söylersiniz, tıpkı yeri geldiğinde ortak yönlerinizi vurgulayacağınız gibi.

 

Saygı ve selamlarımla

ŞE
05.06.2007 16:06
#10

Evet herkes yanılabilir ne de olsa hepimiz beşeriz ve şaşarız, bu herkes için geçerlidir. Bu üstad için de geçerlidir. üstad da bazı konularda yanılıyor olabilir. burada bu iki değerli kişiyi karşılaştırma gibi bir niyetim de yok, haddim de değil ama ikisine de aynı değeri veriyorum ve ikisinin de yolunun bir olduğuna inanıyorum. arada fikir ayrılıkları olabilir ama bu konuda o haklı bu haksız ayrımını yapma ve buna karar verme ne benim ne de başkasının haddi değil diye düşünüyorum. Şunu da nacizane bir fikrim olarak söylüyorum. M.Akif Ersoy'un Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlıydı demesi çanakkale şehitlerini Sahabe-i Kiram'dan üstün görmesi anlamında anlaşılmamalı bence, burda çanakkale şehitlerimizin bu kutsal mücadelesinin önemini vurgulamak istemesi ve ordaki zaferin iman gücünden kaynaklandığını belirtmek istemesidir, ben bunu anlıyorum. Lütfen üstadı anlamak gibi M.akif Ersoyu da anlamaya çalışalım. Bir hata yaptıysam affınıza sığınıyorum Selametle kalın.

NF
05.06.2007 22:01
#11

Selamlar,

 

Elbette üstad da yanılmıştır, bunu vurgulamayı dahi gereksiz görüyorum, zira o da insandır ve yaptığı hataları kendisi dahi kabul etmektedir - bu söz kabul ettikleri dışında üstad hata yapmamıştır anlamında değildir. Bu ayrı bir mesele.

 

Bazı mevzularda "O haklı, bu haksız" ayrımını yapmak gerekir ki hadiseler üzerinde fikir yürütebilelim, bir neticeye, bir kanaate varabilelim. Mesela Abdülhamid hakkında M. Akif'in yaptığı yorumların haksızca olduğu kanaatindeyim acizane. Mehmet Akif'in bu hareketiyle yanlış bir şey yapmadığını iddia edersem bu sefer dolaylı yoldan Abdülhamid Han'ın haksızlığına hükmetmem gerekir, kanaatimin altından bu mana fışkırır ki bu doğru değildir. Eğer mevzuda tarafsız kalmaya kalkar ve bu hicviyeleri görmezden gelirsem de hadiseye vakıf olamam ve hem şahsiyetler, hem de olaylar hakkındaki görüş perspektifimi kısıtlamış, hakikati perdelemiş, hüküm verme hassamı kilitlemiş ve yine Abdülhamid Han'ın ve hakikatin hakkını yemiş olurum.

 

Akif'in mevzubahis mısralarıyla sizin söylediğinizi anlatmaya çalıştığını hüsn-ü zan ederek düşünebiliriz. Muhtemelen de öyledir. Fakat fazla da zorlamaya gerek yok diye düşünüyorum. "Bedrin aslanları bile ancak bu kadar şanlı idi" derken kullanılan o "ancak" kelimesinin verdiği mana fazlaca ağırdır. Bir şair dilini en iyi şekilde kullanmak zorundadır. Akif'in bu kapasiteyi haiz olduğunu diğer şiirlerinde ve bizzat bu ifadenin geçtiği şiirde görebiliriz. Onun gibi yetenekli birisinin Allah'ın bizzat direkt övgüsüne mazhar kişilerin şanını güç bela Çanakkale şehidlerimizin şanına erişebilecek bir derecede tasvir etmesi hoş değil. Çanakkale'de gerçekten müthiş bir destan yazılmıştır. Yüzbinlerce Müslüman evladı çok büyük bir kahramanlık destanı yazmıştır evet, amenna. Allah hepsinden milyarlarca defa razı olsun. Fakat gökteki yıldızlarla karşılaştırılacak derecedeki Peygamber sahabileriyle de karşılaştırmayalım onları, hatta "ancak" diyerek onların seviyesinin daha düşük olabileceği izlenimini de bir dil işleyicisi, dil ustası olarak vermeyelim, böyle bir mevzuda böyle bir mübalağaya gitmeyelim. Ancak kelimesinin mısraya kattığı mana da apaçıkken boşuna zorlamayalım, en iyi ihtimalle ölümcül bir dil hatası yapılmış ve çok yanlış bir kelime seçilmiştir. Keşke daha dikkatli ve adaba uygun davransaydı M. Akif.

 

Netice itibarıyla bunlar olması mümkün şeylerdir ve Akif'in değerini düşürmez, onu gerçek mevkiine oturtur. Bu hataların tespiti Akif'in şahsına hakaret değildir. Daha önce de yazdığım gibi o hala büyüktür ve gözümde değerlidir. Bunlar ehemmiyetli nazar boncukları...

 

Saygı ve selamlarımla

AB
06.06.2007 14:51
#12

selam aleykum

 

bu konu hakkında sitemizde üstadın kendi sesinden olan konya konferansının 2.bölümünün, 27-30 dak.arasında çok güzel özetleyici cevabı mevcut.isterseniz lafı fazla uzatmadan o konferansı dinlersenız kafanızdaki neden?ve niçin ler gitmiş olacak.

 

http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?showtopic=2439

ŞE
06.06.2007 15:23
#13

Eyvallah, biraz insaf diyorum başka da bir şey demiyorum. Allah her ikisine de gani gani rahmet eylesin, makamları cennet olsun, selametle kalın.

NF
06.06.2007 18:36
#14

Selamlar,

 

Amin efendim, Allah her ikisine de rahmet eylesin. Umarım bazı gerçeklere dikkat çektiğimiz için insafsızlıkla itham edilmemişizdir. Neyse hüsn-ü zan edelim... Allah cümlemizden razı olsun.

 

Saygı ve selamlarımla

ÜS
17.06.2007 13:17
#15

selamlar şehit kardeşim sen yanılıyosun sorun üstadın M.Akif'i beğenmemesi değil, sadece "bedrin arslanları ancak bu kadar idi" mısrasını doğru bulmamış olabilir üstadın bu düşüncesindeki inceliği anlamamız mümkün değildir. fakat bu üzerinde tartışılacak bi konudur....

AD
18.06.2007 00:58
#16

Mustafa Miyasoğlu'nun şu tesbiti geldi aklıma. Kelime kelime aklımda olmasa da özü şu ki;

 

"Üstad, Mehmed Akif ve Muhammed İkbal'ı aynı evi paylaşan bireyler olarak düşünün. Hepsinin misyonu aşikar. Fakat Üstad ile Mehmed Akif ve Muhammed İkbal arasında gözle görülebilir bir fark var. O da şudur. Mehmed Akif ve Muhammed İkbal, insanları, o evin penceresinden başlarını uzatıp, doğruya çağrıyorlardı. Üstad ise evin kapısını açıp, dışarıya çıkıp, sokaklarda doğruya çağrıyor ve tuttuğunu getiriyordu..."

 

Aklımda kalanın özeti buydu.

 

 

Kendi görüşlerim ise;

 

Üstad ve Mehmed Akif'in misyonu aynı gibi görünse de Mehmed Akif'in, edebî planda kalan gayreti; Üstad'ın her sahada zuhur eden ve meyvesini veren teşebbüsleri ve nihayetleriyle ile kıyaslanamaz.

22.08.2007 23:34
#17
Üstad ve Mehmed Akif'in misyonu aynı gibi görünse de Mehmed Akif'in, edebî planda kalan gayreti; Üstad'ın her sahada zuhur eden ve meyvesini veren teşebbüsleri ve nihayetleriyle ile kıyaslanamaz.

 

Bu kısıma katılmıyorum.Üstadı da çok severim Akif'i de.Mehmed Akifin Kurtuluş savaşı sırasında tüm Anadolu'da Kuvay-ı Milliye sohbetleri yaptığını halkı örgütlediğini biliyormusunuz?Akif'in dinsizliklen olan savaşı daha çokCumhuriyet dönemi öncesine rastlar zaten o zaman mücadele edebiyat üzerinden yapılır.Tevfik Fikret'e karşı Akif mücadele verir Cumhuriyet dönemi ise Akif'e bu toprakları adeta dar eder ve Akif vatan topraklarından dışarıya çıkmak zorunda kalır.Hülasa hepimiz Üstadımızı seviyoruz ama diğer büyüklere de saygıda kusur etmeyelim

TR
23.08.2007 09:14
#18

Alıntılanan cümleye baktığımda herhangi bir saygısızlıkla değil, fikirle karşılaştım ben.

 

Mehmed Akif gayret etmiştir, amenna; fakat onun tesiri asla kalıcı olmamış ve edebiyat sahasını 'üstada nazaran' pek aşmamıştır; bu hakikati, ona karşı beslediğimiz sevgimiz gözden kaçırmamıza vesile olmasın. Bir şeyler söyleyen bir edebiyatçının vereceği anlık heyecanı fazla aşamamıştır onun tesiri (Benzetmek gibi olmasın, yanlış anlaşılmasın; Tuncay Özkan'ın tesiri de öyle bugün). İddialı olacak biraz ama, İstiklal Marşı bile onu şairliğine ek olarak bir fikir adamı yapmaya, farklı sahalara taşımaya yetmez; işlevi de zaten mevcut olan bir ruhu kuvvetlendirmek olmuştur. Nitekim ne bugün, ne de vaktinde Mehmet Akif'i üstad kabul eden birisi çıkmamıştır. Bu son cümleyle neyi ifade etmeye çalışıyorum? Mehmet Akif, Necip Fazıl kadar iz bırakamamıştır insanlar üzerinde. 'Ben Mehmet Akif'in yolundan yürüyorum!' dedirtememiştir edebiyat harici konularda, çünkü onun aksiyon cephesi, kanaat önderliği yanı, fikir adamlığı penceresi küçük kalmıştır (Durumlar kötüye gidince soluğu Mısır'da almasının da bunda bir etkisi var, o bu yönüyle bir Said Nursi, bir Necip Fazıl olmaya namzet değildir; Cemil Meriç, edeb dairesini hayli tahrip ederek 'pısırık' demiştir onun için, kesinlikle haddini epeyce aşan, hatta açık konuşayım düpedüz terbiyesizce bir ifadedir ve abartılıdır fakat altında yatan mananın doğruluk payı az da olsa var). Gösterdiği anlık tesir ise coşturucu edebiyatçılığından kaynağını alır, fikir cephesinden değil. Her an, her alanda yol gösterici olmaktan uzaktır. Üstadın mücadeleye giriştiği zaman (cumhuriyet sonrası) ise, Mehmet Akif'in mücadele ettiği zamandan (cumhuriyet öncesi) kesinlikle daha ağır şartlara sahiptir. Yani bu dezavantaja rağmen üstadın tesiri Akif'inkinden çok daha geniş ve çok daha önemlisi, sürekli olmuştur. Kurtuluş savaşı sürecinde halk üzerinde gösterdikleri tesir hiç de Akif'inkinden az olmayan, Abdullah Cevdet'in kadrolu baş belası Süleyman Nazif ve Halide Edip'i de hatırlayalım. Bu insanların da cemiyeti genel olarak etkilediğini mi düşünelim bugün (Hoş, Halide Edip'te genele ve zamana yayılan tesir daha belirgindir)?

 

Tevfik Fikret'in ismini vererek alttan alta 'aha isim de verdim, olayı bitirdim' gibi bir düşünceye kapıldığınız izlenimini vermişsiniz, sakin olun efendim bu kadar kolay değil bu iş. Üstadın fikir mücadelesine girdiği kişilerin isimlerini saymamızı istiyorsanız size İnönü, Yalman, Yücel, Ran, Atsız, Atay, Peker, Saraçoğlu, Demirel, tüm CHP zihniyeti, tüm samimiyetsiz muhafazakarlar... gibisinden uzuuunca bir liste verebilirim. Akif'in Fikret'le girdiği mücadele önemlidir ama, onun tesirini edebiyat sahasının dışına belirgin olarak taşmış kabul etmek muhaldir.

 

Velhasıl sempatilerimiz bizi yanlış hükümlere varmaya zorlamasın. Mehmet Akif de önemli ve kıymetli bir şairdir, Müslümanlık davasına sahiptir, fakat hayatını bir bütün olarak alırsak edebiyat sahasının dışına çıkabilen tesiri, vasatı fazla aşamamıştır. Onu üstadla karşılaştırınca Adıdeğmez arkadaşımız böyle bir cümle kurmuş... Kıyaslanan kişinin kimliği de bu cümlenin oluşturulmasında amil olmakla beraber, Akif'in sahip olduğu tesirin içinde bulunduğu anı devirerek zamana yayılamadığı ve Akif'in sadece belirli anlarda parlayan, iz bırakamayan bir anlık heyecan şairi olduğu yorumu yapılsaymış, daha da isabetli olurmuş.

23.08.2007 19:04
#19

Allah aşkına Akif nasıl tesirli olmamıştır.Çanakkale Şehitlerine yazdığı şiiri ne zaman okusam tüylerim diken diken olur.Akifin fikir adamlığını ne sen sorgulayabilirsin ne ben ne bir başkası Asım'ın Nesli diye birşey duymadın sanırım.Durumlar kötü gidince Mısıra sürülmüştür buna dikkat çekiyorum sürülmüştür.Üstadın mücadele ettiği herkesi biliyorum şimdi sen ne bilirsin tarzı bütün isimleri de yazmışsın.Mısır çöllerinde pan-islamizm propagandası yaptı Akif Balkan Harbi esnasında Beyazıt, Fatih, Süleymaniye şeriflerinden; Millî Mücadelede de Balıkesir, Zağanos Paşa, Kastamonu Nasrullah ve daha birçok camilerden millete seslenmişti. Çeşitli yerleri dolaşarak halkı aydınlatıyordu. Konuşmalarıyla milletin hissiyatını dile getiriyor, milletin ruhuna hitap ediyordu. Bu savaşın dine ve halifeye hıyanet için yapılmadığını, aksine bu mücadelenin bir cihad olduğunu ve bu mücadeleye katılmanın farz olduğunu söylüyordu. Kastamonu Nasrullah Camiî?nde verdiği vaaz, yurdun çeşitli yerlerindeki camilerde okunmuş, çoğaltılarak her tarafa dağıtılmıştır. Mehmet Âkif, bu yollarla Konya isyanının bastırılmasında mühim rol oynamıştır.Akif mücadele etmemiştir demek Akif'e yapılacak en büyük saygısızlıktır diye düşünüyorum Üstadı hepimiz seviyoruz ama Akif'i küçültmeye çalışmak Üstadı büyütmez...

TR
23.08.2007 23:25
#20

Ah efendim, gelin oturun şöyle, bakıyorum da pek celallendiniz, çok kızdınız; sağlığa zararlıdır bu kadar asabiyet, sakin olun. :( Görüyorum ki bu asabiyetiniz ne dediğimizi anlamanızı da zorlaştırmış, öyle ki Akif'in mücadele etmediğini söylediğimizi zannedip bize bu zannınız üzerinden hareket ederek fırça bile kaymışsınız. Bu işte bir yanlışlık var, öfkeyle kalkan zararla oturur, değil mi efendim? :(

 

Akif'in Çanakkale Şehitlerine ve İstiklal Marşı şiirleri, şiirlerin taşıdığı üst seviyedeki belagat sebebiyle birşeyleri hisseden insanlar üzerinde heyecan oluşturur, fakat kalıcı bir tesire sahip değildir. İnsanın zihninde bazı fikirlerin oluşmasına yetmez, yeni bir neslin oluşması için yol gösterici keyfiyet belirtmez, bir insanın hayatına yön vermeye kafi gelmez. Kuvvetlendiricidir, heyecanlandırıcıdır, tazeleyicidir, hamasîdir. Okunmalıdır.

 

Bakınız Mümtaz Bey, belli bir birikime ulaşmış birisi olarak Akif ve üstad gibi kişilerin fikir adamlığını sorgularım ve çıkarımlarda bulunurum, hiçkimse buna laf söyleme hakkını haiz değildir. İddialarımı cevaplandırabiliyor musunuz? Mesele budur. Yoksa 'Senin ne haddine be!' anlamına gelen cümlelerle bana gelmeyin, kalbinizi kırabilirim, iyi olmaz. Aşk ile bir dahi bakınız pek kıymetli Mümtaz Beyciğim, bir Akif okuru olarak 'Asım'ın nesli diye bir şey' şeklinde ifade ettiğiniz kavramı duymama ihtimalim yok; fakat sizin de duygularıyla değil, hakikatlerle hüküm veren bir insan olarak böyle bir neslin Akif tarafından oluşturulabildiğini söylemenize imkan yok. Umarım anlatabilmişimdir.

 

Mehmet Akif'in Mısır'a sürüldüğü iddiasını hayli romantik buluyorum. İnceleyebildiğim kaynakların tamamı onun Mısır'a ya kendi isteğiyle, ya da kendi isteğiyle verilen bir devlet göreviyle gönderildiğini söylüyor (ki bu ihtimal de neticede ilk ihtimale eşdeğerdir). Sürgün olsa bu ihtimal daha fazla dile getirilirdi emin olun. Ortam da iddianın teveccüh görmesi için müsayit zaten. Çok da önemli bir mevzu olmamakla beraber ulaşabileceğimiz güvenilir bir kaynak verecekseniz buyurun, yoksa, en azından bu konuda, sansasyonel laflar etme sevdasını bir tarafa bırakarak susun.

 

"Balkan Harbi esnasında Beyazıt, Fatih, Süleymaniye şeriflerinden; Millî Mücadelede de Balıkesir, Zağanos Paşa, Kastamonu Nasrullah ve daha birçok camilerden millete seslenmişti. Çeşitli yerleri dolaşarak halkı aydınlatıyordu. Konuşmalarıyla milletin hissiyatını dile getiriyor, milletin ruhuna hitap ediyordu. Bu savaşın dine ve halifeye hıyanet için yapılmadığını, aksine bu mücadelenin bir cihad olduğunu ve bu mücadeleye katılmanın farz olduğunu söylüyordu. Kastamonu Nasrullah Camiî?nde verdiği vaaz, yurdun çeşitli yerlerindeki camilerde okunmuş, çoğaltılarak her tarafa dağıtılmıştır. Mehmet Âkif, bu yollarla Konya isyanının bastırılmasında mühim rol oynamıştır."

 

Bu kısmın üslubundaki farklılık dikkatimi çekti ve Google'a metnin bir bölümünü girdim. Buz gibi kopyala-Yapıştır yapmışsınız. Düpedüz intihal, apaçık 'plagiarism'. Belirtseydiniz daha iyi olmaz mıydı? Bari tırnak içinde yazsaydınız. Kusura bakmayın ama yakıştıramadım. Öte yandan bilginize güvenmiyor veya kendi cümlelerinizi kurmaya üşeniyor gibisiniz, pek bîçare gördüm sizi :(

 

Şimdi gelelim bu kısmın manası hakkındaki yorumlarımıza:

 

Akif konferanslar vererek halkı etkilemeye çalışmış ve Kurtuluş Savaşı sırasında bir heyecan oluşturma konusunda başarılı olmuştur, fakat bu konferanslar onun seslendiği grubu belli bir düşünce sistemi etrafında toplamamış, zihinleri bir dünya görüşü ile kuşatmamış, genel manada yol göstermemiş, Akif'i bir üstad kılmamış, insanları yalnızca milli mücadeleye katılma konusunda cesaretlendirmiştir. Tek bir olay etrafında, yani Kurtuluş savaşı çevresinde tesir sahibi olan bu konferanslar zihinleri tamamen yoğurmaya yetmemiştir. Yani günlük ve tek bir olaya dair bir yönlendirmedir bu. Af dileyerek Tuncay Özkan misalini tekrarlıyorum. Ayrıca bu çalışmalar Kurtuluş Savaşı devresi dışında etkili ve yeterli değildir. Yuvarlak ifadelerle üstünden geçilen kerameti sizden menkul Panislamizm çalışmalarının sonucu hakkında konuşmayacağım bile.

 

"Akif mücadele etmemiştir demek Akif'e yapılacak en büyük saygısızlıktır diye düşünüyorum"

 

Ee o halde bizi saygısızlıkla itham edemezsiniz, biz Akif'in mücadele etmediğini değil, genele yayılamayan, devamlılık ifade etmeyen mücadelesinin tesirli olmadığını söylemiştik B)

 

"Akif'i küçültmeye çalışmak Üstadı büyütmez..."

 

Ee iyi ama, biz de farklı bi şey söylemiyoruz ki? Akif hakkında nerede olsa yapacağımız yorumu tutup da Akif'i küçültmeye çalışmak olarak niteleyen ve Üstad'ı yüceltmek için yaptığımızı söyleyerek haaayli kalıplı bir ceviz kıran da, çok üzgünüm ama, sizsiniz. Bizim hakikati baz alarak yaptığımız tespitleri 'Üstadı yükseltmenin yolu Akif'i karalamaktan geçer' gibisinden pespaye bir mülahazayla oluşturduğumuzu düşünmeniz, sizin söylediklerinizden farklı birşeyler söyleyenlere karşı taşımakta olduğunuz peşin art niyeti ispatlar ama neyse, çaktırmayalım bari, sinirlendirip üzmeyelim sizi yine :D

24.08.2007 10:46
#21

Anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az... Paşa gönlün olsun Akif hiçbir şey yapmamışıtır, onun çalışmaları genele yayılmamıştır fasa fiso... Akif'in Mısırda öğretim üyeliği yaptığından Kuran tefsiri üzerine çalıştığından bihaber değilsindir herhalde neyse, anlayana sivrisinek saz... Akifin milletimin gönlündeki yeri apayrıdır herkesten farklıdır bu böyle bilinsin yeter... (intihal kısmında tırnak kullanmayı unuttuğumdandır yanlış bilgilendirdiğim için özür diliyorum kesinlikle intihale plagerism'e ihtiacım yok) ve Rabbime şükür biçare değilim o enfes espri kabiliyetini başka yerlerde dene...

TR
24.08.2007 14:40
#22

"Paşa gönlün olsun Akif hiçbir şey yapmamışıtır"

 

Sağolun hünkârım, bu ihsanınız bizi ziyadesiyle memnun ve mesrur kıldı. Padişahım çok yaşa! :( Şaka bi tarafa, anlamak değil de, reaksiyon göstermek çabasında olduğunuza sırf şu kelimeleriniz bile kâfî delildir. İki mesajdır anlaya anlaya bizim bunu dediğimizi mi anlayabildiniz? Yazık, üzüldüm sizin için. Yeniden okumayı deneyebilirsiniz belki, belki bi şey değişebilir o zaman. 'İhtimaldir padişahım, belki derya tutuşa' demiş ecdad :(

 

Bu arada sürgün meselesinde gereksiz yere inat etmediğiniz için samimiyetle teşekkür ediyorum. Bazıları bu kadarını bile yapmaya yanaşamıyor. Allah razı olsun.

 

"Akif'in Mısırda öğretim üyeliği yaptığından Kuran tefsiri üzerine çalıştığından bihaber değilsindir herhalde neyse, anlayana sivrisinek saz... Akifin milletimin gönlündeki yeri apayrıdır herkesten farklıdır bu böyle bilinsin yeter..."

 

Hala farklı şeylerden bahsediyoruz. Ben, Akif'in öğretmenlik yaptığını, Kur'an meali hazırlamaya başladığını ve Türkçe Ezan faciasını görünce telaşa kapılıp, gayet namuslu bir harekette bulunarak mevzubahis çalışmasını yakılmak üzere bir arkadaşına teslim ettiğini reddetmedim ki, bu imalara niye saplanıyorsunuz anlamanın imkanı mümkünatı yok. Ayriyetten Akif'in bizim gönlümüzdeki yeri de, tıpkı herkesin yerinin ayrı oluşu gibi apayrıdır. Akif kıymetlidir.

 

"kesinlikle intihale plagerism'e ihtiacım yok) ve Rabbime şükür biçare değilim"

 

Hak veriyorum size. 'Ayinesi, iştir kişinin; lafa bakılmaz' diyen Ziya Paşa'yı da düştüğü gafletten dolayı gıyabında şiddetle kınıyorum. Ayıp etmiş. B)

 

"o enfes espri kabiliyetini başka yerlerde dene..."

 

Üzgünüm sultanım, Sipariş almıyoruz. Eheheh. Haa bu arada teveccühünüze müteşekkir olduğumu söylemeyi unutmadım, üzülmeyin :D

24.08.2007 20:55
#23

Alşaılan seninle başa çıkmayacağız ne edelim Akif'e haksızlık yapıldığı(bilmeden ya da bilerek) ortadadır.Akif bir Necip Fazıl gibi Büyük Doğu gibi aksiyoner bir dergi çıkartmamıştır(En azından Büyük Doğu kadar ses getiren diyelim) ya da Necip Fazıl gibi Anadoluyu dolaşarak konferanslar vermemiştir hapishanelerde Necip Fazıl gibi ömür tüketmemiştir bunlar açıktır.Ya da Said-i Nursi gibi 30 küsür kere zehirlenmemiştir eserlerini kibrit kutularına yazmak mecburiyetinde kalmamıştır camları kırık bir evde polis gözetiminde tutulmamıştır.Bir bakalım şimdi en çok çileyi açık ve net Said-i Nursi çekmiştir.Ama Akifi pısırıkla fikirlerinin kalıcı olmadığıyla anlık kaldığıyla suçlamak çok saçma geliyor bu tartışmayı daha da uzatmak istemiyorum.Kim Allah için bir şeyler yaptıysa elini ayağını öperim.Vesselam...

TR
25.08.2007 12:34
#24

Biz anlatacaklarımızı anlattık, siz ise karşıt olarak doyurucu bir argüman gösteremediğiniz gibi bizi anlamaksızın farklı şeyler söylediniz; Allah yolunun yolcularının kıymetini idrak ile onların hallerini tespit etmenin farklı şeyler olduğu, Akif'in tesirinin belli anlarda belirginleştiği ve hayatının geneline yayılamadığı, Akif'in bir nesil oluşturamadığı; fakat onun yine de fikirden temel alan edebiyatı, taşıdığı halis niyeti ve bazı önemli anlık aksiyon hamleleri yönüyle takdiri fazlasıyla hak ettiği gerçeklerini bir kez daha tekrarlıyor ve hadiseyi uzatmaya, muhattabımızın içerisinde bulunduğu hal sebebiyle daha fazla gerek duymadığımızı beyanla mesajımıza nokta koyuyoruz... .

 

Hamiş: Akif'e biz 'pısırık' demedik, sadece Cemil Meriç'in bu ifadeyi kullandığını ve bizim de bu ifadeyi hoş karşılamadığımızı beyan ettik. Aslında bizim söylediğimiz gayet açık fakat size bir önceki mesajdaki tavrınızdan dolayı malesef güvenemiyorum, zaten virgüllerle dizdiğiniz iddiaların son ikisi bize ait olduğundan beraber anılmadan kaynağını alan bir eşitlemeye götürebilir insanları, o yüzden açık açık yazayım, demedik biz öyle bi şey!

25.08.2007 16:30
#25

''Nesil oluşturamayan'',''tesiri belli anlarda olan'' Akif'in İstiklal Marşı her ne hikmetse heryerde.Tek parti diktasını onun vefatını bile haber vermediği cenazesini Mithat Cemal Kuntay anlatsın bakalım:''İstiklâl Marşı şairinin cenazesine hükümet hiç İlgi göstermedi, hatta ölüm haberi bile duyurulmadı. Neredeyse, garip bir Müslüman gibi, birkaç vefalı dostunun himmetiyle defnedilecekti."' 26 Nisan 1936'da ölen "Sami Paşazade Sezai'ye gösterilen ilgi bile Mehmet Akif'ten esirgendi. Resmî cenaze merasimi yapılmadı."Millî Mücadele yıllarında, Amerikan mandasını savunan veya Millî Mücadele'ye kayıtsız kalan, İstanbul'dan dışarı çıkmayan yazarları ve şairleri bile himaye eden hükümet, onları devlet töreniyle gömen hükümet, Cumhuriyet'e İstiklâl Marşı'nı hediye eden, hayatı boyunca bu vatan, bu millet için çalışan, Çanakkale'yi, Millî Mücadele'yi destanlaştıran muzdarip şairi, görmezlikten geliyordu. Dünyanın neresinde, hangi Millî Marş şairine karşı böyle bir vefasızlık yapılmıştı?Cenaze Beyazıt'tan kalkacak. Oraya gittim. Kimseler yok; bir cenazenin geleceği belli değil.

Çok sonra birkaç kişi göründü. Biraz sonra çıplak bir tabut geldi. "Bir fıkara cenazesi olmalı" dedim. O anda Emin Efendi Lokantası'nın sahibi Mahir Usta, elinde bir bayrakla cenazeye koştu, sebebini anlamadım. Yine o anda yüzlerce genç peyda oldu. Üniversitenin büyük sancağına çıplak tabutu sardılar. Ellerimi yüzüme kapadım. Cenazeyi tanımıştım.

Al sancakla siyah Kabe örtüsüne sarılan tabut, üniversite gençlerinin bir ürperme manzarası alan elleri üstünde gidiyordu. Cenazenin arkasında yekpare bir karaltı yürüyordu; bunda bir damla "teşkilât" yoktu; bunlar, bir işaretin bir teşekkülün topladığı insanlar değildi; kendi kendilerine gelenlerin saflarıydı; sırf cenazeye gelmiştiler ve bu, şahidi olmayan gözle dostluktu. Cenaze arabası, tekerleklerinde, beygirlerinde şuurlaşan bir durgunlukla arkadan, uzaktan geliyordu.

Mezarlıkta "maket" ini almak istediler; bana danıştılar: "Tabutu açabilir miyiz?" Ona, bu kadar yakın olmaktan utandım, üniversite gençlerini gösterdim:

- Çocuklarına sorun!.' dedim.

İstiklâl Marşı'yla gömdüler. Fetih'ten beri şehrin toprağına kendi eseriyle gömülen ilk ölü!"

 

''Nesil oluşturamayan'' Akif'e birileri sahip çıkmıştı.

 

Rahmetle anılmak, ebediyyet budur amma.

Sessiz yaşadım, kim beni nerden bilecektir?

 

demişti Akif ama bugün herkes biliyor Akifi ''kalıcı olamadı'' ama ne hikmetse İstiklal Marşı ''kalıcı'' oldu ya da her Çanakkale savaşının yıldönümünde okunan şiiri.Takdiri yüce Türk milletine bırakıyorum

 

(Alıntılar Sızıntı Ocak 99)

 

Unfortunately you don't know what i am capable of

CI
25.08.2007 18:38
#26

Necip Fazıl ile Mehmet Akif arasındaki farkı en iyi aksiyon ile reaksiyonun arasındaki fark remzlendirir..

 

İki şairi farklı kılan, yaşadıkları çağın politik, ictimai ve dini yapılarıyla birlikte, karakterleri ve toplum içindeki pozisyonlarıdır.

Mehmet Akif'in yukarda bahsi geçen -milli mücadele sürecindeki gayretlerini- hiç kimse yadırgayamaz veya hafife alamaz!

Fakat şu su götürmez bir gerçektir ki, Akif'in stratejileri reaksiyonel bir nitelik taşır.Bir savunma harbidir onunki.Çünkü memleketin hali, onu uzun vadeli düşüncelerin romantik ikliminden mahrum etmiş, oldukça realist ve katı bir diyalektiğe mahkum etmiştir. İçinde yangın çıkan bir ev için yapılacak ilk iş, ateşi söndürmeye çalışmaktır.Trradomirin birkaç yerde bahsettiği "anlık aksiyon hamleleri" nin izahı budur. Bunu, yaralıya yapılan ilk müdahale olarakta tahayyül edebiliriz..

M.Akif toplum içindeki dindar kişiliğine istinaden bu makamın kanatlarını kullanmıştır. Keza O, milli mücadele sürecindeki hamlelerinde şairliğini değil hatipliğini kullanmıştır.

 

Mümtaz'ın bu noktada biraz daha ihtiyatlı davranmasını lazım.Necip Fazıl ile Mehmet Akif arasında bir rekabet sözkonusu değil ki birini övmek diğerini yermek anlamına gelsin..

25.08.2007 23:46
#27

Yani özetlersek; Akif'in dönemi ile Üstad'ın dönemi farklıdır. Akif'in döneminde vatan işgal altındadır ve Atatürk'ün de dediği gibi ''Söz konusu vatansa gerisi teferruattır''. Tekrarlıyorum kim Allah için birşeyler yapmışsa elinden ayağından öperim.

CI
26.08.2007 09:49
#28
Yani özetlersek; Akif'in dönemi ile Üstad'ın dönemi farklıdır. Akif'in döneminde vatan işgal altındadır ve Atatürk'ün de dediği gibi ''Söz konusu vatansa gerisi teferruattır''. Tekrarlıyorum kim Allah için birşeyler yapmışsa elinden ayağından öperim.

Tabiki güzel kardeşim :( Bu platformdaki her üye seninle bu noktada aynı hissiyatı taşıyor.Fakat bazı nüanslar var ki onları görmezden gelmek maalesef meseleye at gözlükleriyle bakmak oluyor..

TR
26.08.2007 12:47
#29

Akif'in cemiyeti yönlendirici tesiri anlıktır ve İstiklal marşının bugün de popüler olması bu gerçeği değiştirmez. İstiklal marşı bugün milli duygulara sahip olanların duygularını kabartıyor ama insanları belli bir şekilde davranmaya yöneltmiyor, onların izlemesi gereken yolu işaret etmiyor. Vatan sevgisi genel bir histir. İstiklal marşı, zaten bu istidadı taşıyanlar için heyecan, tazeleniş vesilesi. Ayrıca her yerde oluşunun bir sebebi de resmiyetidir.

 

Şimdi de kendinizce bizi İstiklal Marşı şairinin cenazesine dahi hürmet göstermeyen CHP kafasıyla mı eşitlemeye kasıyorsunuz anlamıyorum ki. 'Sizin yaptığınız da böyle' demeye mi getiriyorsunuz? Yoksa o yazının orada ne işi var azizim? Cidden komik oluyor, çok komik oluyor. Konuyu mecrasından saptırdığınız yetmiyormuş gibi bir de tamamen alakasız bir yazıyı buraya atmışsınız. Yeni başlık oluşturmayı bilmiyorsanız anlatalım.

 

"''Nesil oluşturamayan'' Akif'e birileri sahip çıkmıştı."

 

Akif'in hatırasına sahip çıkılması onun nesil oluşturduğu anlamına mı gelir? Elbette hayır! Bu, Akif'e duyulan saygıyla ilgili. Akif de saygıyı hak eden bir insan. Hatırasına sahip çıkılan herkes bir nesil mi oluşturmuştur? Valla zamanıma yazık... Plaktan okumaya devam edecekseniz peşinen söyleyin de biz de vaktimizi tüketmeyelim.

 

''kalıcı olamadı'' ama ne hikmetse İstiklal Marşı ''kalıcı'' oldu ya da her Çanakkale savaşının yıldönümünde okunan şiiri.

 

Anlamıyorum dostum, yazılarımızı okumadan önce anlamayacağınıza dair resmi bir yemin merasimi mi gerçekleştiriyorsunuz, yoksa 'Niyet eyledim peşin hükümlerimi teyit içün mesajları istediğim gibi anlamaya' diyerek mi başlıyorsunuz okumaya? Lütfen artık, boşuna uzatıyorsunuz. Akif'in kalıcı olmadığını mı söylemişiz, yoksa cemiyeti yönlendirme hamlelerinin devamlılığı olmadığını ve toplulukları yetiştirmekten ziyade hadiselik yönlendirmelere başvuruşundan dolayı edebiyatı dışında, kendi inançlarının üstadı kabul edilemeyeceğini mi anlatmışız? Bir hayırsever vatandaş beni hendek ve devenin yanına götürsün ya, ne olur ya!

 

Cihat'ın mesajına katılıyorum, güzel bir noktaya temas etmiş kendisi. Aslında şartlar aleyhinizeyse, sizin aksiyonunuz da bir çeşit reaksiyondur. Fakat mücadelenin reaksiyonu aşıp aksiyon mertebesine ulaşması, yeterli sebep olmamakla beraber bir insanın kitleler üzerinde Üstad mevkiiyle tesir sahibi olabilmesi için elzem gibidir. Bu durumun istisnası pek azdır. Üstad aksiyonda Akif'ten daha başarılıdır. Daha devamlıdır, daha tesirlidir, daha bütündür.

 

Son mesajınızda da Akif'in 63 yıl yaşadığını ve özel bir tepki gerektiren, anî bir ruh uyandırmayı elzem kılan savaşların 10 yılı pek aşmadığını atlamışsınız. Ayrıca Vatan sözkonusuysa... diye giden sözü yazarak Akif'i Halide Edip gibilerle eşitlediğinizin ve bu yolla ona asıl saygısızlığı sizin yaptığınızın farkında olmadığınızı düşünüyorum. Out-of-topic bi alıntı yine. Yine alakasız.

 

Uzatmayın isterseniz, belli ki fikirlerle değil, peşin hükümlerle ilgilisiniz. Vaktiniz telef olmasın. Hadi sizinkini geçtim de, bizimkine de yazık oluyor arada. Zaten yanlış olan bakış açınızı iyi bir şekilde savunsanız gam yemeyeceğim..

26.08.2007 13:49
#30

He he senin dediğin gibi olsun Mr.Wise

WA
16.09.2007 01:57
#31

Tanrı Kulundan Dinlediklerim den(sayfa50)

Allah a inanan ve inanmayan iki adam,felsefe ölçüsiyle aynı zamanda mistik olabilir.Adamına göre inanan mistik değildir de inanmayan mistikdir.Mesala büyük ve dindar şair Mehmet Akif mistik değil fakat küçük ve dinsiz şair Ahmet Kutsi mistikdir. Yani üstada göre büyük ve dindar bi insan gerisi bizim yorumlarımız

TA
16.09.2007 06:17
#32

Allah ikisinden de razi olsun

NF
16.09.2007 10:27
#33
Tanrı Kulundan Dinlediklerim den(sayfa50)

Allah a inanan ve inanmayan iki adam,felsefe ölçüsiyle aynı zamanda mistik olabilir.Adamına göre inanan mistik değildir de inanmayan mistikdir.Mesala büyük ve dindar şair Mehmet Akif mistik değil fakat küçük ve dinsiz şair Ahmet Kutsi mistikdir. Yani üstada göre büyük ve dindar bi insan gerisi bizim yorumlarımız

Selamlar,

 

Üstadın Akif hakkındaki fikirlerini tek bir cümleye indirgeyip gerisini tamamıyla bizim düşüncelerimiz olmakla sıfatlandırmanız pek de hakikate uygun bir hareket gibi gelmedi bana...

 

Başlıkta genel manada paylaşılanlar da, Üstadın fikirleri etrafında şekillenmiştir ve "Büyük ve dindar bir şair"in, bu keyfiyetinin yanında ne olduğuna dair farklı fikirleri de ihtiva etmektedir. Üstadın Akif hakkındaki fikirleri, manası iki sıfattan müteşekkil bir cümlenin satıh hapsine mahkum edilecek kadar dar değildir. "Üstad ve Mehmet Akif" başlığını taşıyan bir konuda meseleyi her cihetten ele almak ve karşılaştırmalarla, fikir tahlilleriyle, iktibaslarla bir yargıya varmaya çalışmak gerekir.

 

Evet, Akif büyük ve dindardır; lakin bu büyüklük nereden ileri gelmektedir? Akif tam olarak kimdir, nedir? Aksadığı bir yön var mıdır? İslamiyet için Akif'in taşıdığı önem, hangi noktalarda belirir? Sanatı nasıldır? Fikir adamlığı hangi çaptadır?

 

Bunlar, tam bir değerlendirme yapmak ve isabetli bir kıymet hükmüne varmak için çabalayanlarca atlanmaması gereken noktalardır ve bu noktaların üzerinde, Üstad da bizzat fikir beyan etmiştir. Yani "Büyük ve dindardır" deyip meseleyi kapatmamıştır. Nitekim bu başlıkta paylaşılanlar, buna başlı başına bir delildir.

 

Saygı ve selamlarımla

TA
17.09.2007 01:23
#34

Akif tam olarak buyuk bir sair Islamin derdiyle dertlenen bir mumindir buyuktur Isitklal Marsimizin sairidir kusursuz insan olmadigi gibi kusurlari da vardir Ruhu sad Mekani cennet olsun

((
17.09.2007 08:31
#35

Bu konu beni de düşündürmüştü..

 

Ama şu kanıya vardım, insanlar yaşadığı dönem içerisinde değerlendirilmeli..

 

Mesela üstadın belirttiği gibi 2.Abdulhamid belki en kıymetli padişahtır.. ancak yaşadığı dönem itibariyle yapılabilecek fedakarlıkların en büyüğünü yaptı..

 

Demek istediğim, Mehmet Akifin o devirde neler yaşadığı, hangi ortamlarda olduğu, hangi kişilerden Abdulhamidi tanıdığı çok önemli.. ki Üsdat o devirde yaşasaydı belki mehmet akif gibi düşünecek, istiklal marşını onun gibi yazacaktı...

 

dua ile...

NF
30.09.2007 09:30
#36

Selamlar,

 

Büyük insanların özelliklerinden birisi de, içinde bulundukları şartların telkinini aşan bir kavrayışla meseleleri ele alabilmeleridir. Yani onları cemiyetin üzerine çıkaran özelliklerinden birisi, kendilerini yönlendiren tesirlerden bağımsız olarak, hadiselerin altındaki manalara vakıf olabilmeleridir. Ortaya atılan her yeni fikirde biraz da bu temel vardır aslında. Ayrıca olaylara tamamen şartların çerçevesinden bakar ve insanı bu şartların esiri kabul edersek, Ebu Cehil dahil bütün herkesi mazur görme imkanımız olur ki bu ne kadar sağlıklı olur, ayrı bir tartışma konusu... Büyük adam, biraz da çevresinin tesirini kırabilen adamdır ve hakikate ulaşmak, yaratılış mesuliyetimizdir. Bu, neticede bir nasip meselesi olmakla beraber bu nokta işin kulu ilgilendirmeyen, ilahî cephesini temsil eder.

 

Buraya kadar yazdıklarım, bu mevzuda ziyadesiyle sert bir tutuma sahip olduğum intibaını uyandırabilir; yazılanlar hakikat olmakla beraber, imtihan dünyasında her daim istenen neticeyi vermemektedir malesef. Fakat Abdülhamid meselesi, onun çağdaşlarınca akl-ı selîmin hakim olduğu bir bakış açısı ile rahatlıkla kavranabilecek ve anlaşılabilecek bir meseledir. Yani kendilerine tebliğ ulaşmadığını varsayacağımız bir cemiyetin Müslüman olma mecburiyetinin olmamasının mazur görülmesi gibi bir durum sözkonusu değil. Abdülhamid'in masumiyetini anlamak, onun aydın çağdaşlarınca muhal değildi. Nitekim, İttihat-ı İslam'cılar başta olmak üzere onu anlayanlar da vardı.

 

Üstadı Abdülhamid mevzusunda uyandıran, ona ışık tutan ve onun tarih görüşünü üzerinde bina edecek bir insan bulmasına veseile olan ilk kıvılcımı çakan kişi, yani Esseyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri de Akif'in döneminde yaşamıştır mesela. Sürekli temasta bulundukları çevreleri farklı olabilir fakat, bir fikir adamından daha üstün bir kavrayış beklemek yanlış olmaz; mesela üstad da Abdülhakim Arvasi hazretleri sözkonusu kıvılcımı çakana kadar Abdülhamid meselesinde yanılgıdadır; onu ciddi bir şekilde tenkit etmemekle beraber, zihnen sevmez. Onun, Abdülhamid'i bizzat döneminde vuku bulanlarla değil, Abdülhamid sonrasında yazılanlarla tanıdığı için, bu yanılgısını Akif'in haliyle eşit görmek dahi mümkün değildir o zamanlar.

 

Kaldı ki Akif'in Abdülhamid'e karşı menfi bir bakış açısı taşımasındaki sebeplerden birisi de onun kendi görüşleridir. Malum, Abdülhamid Akif'in idollerinden olan Cemaleddin Afgani'ye karşı sert bir tutum takınmış, Mason güdümlü reformistlere karşı kaydadeğer bir mukavemet teşkil etmiştir. Akif'in, bu tipe nisbeten sıcak baktığını biliyoruz. Bunun gibi hadiselerin de Akif'in tavrını belirlemede etkisi vardır. Bunun gibi amiller onu Abdülhamid'e karşı davranmaya itmeseydi keşke. Keşke onun İslam dünyası için ne büyük bir nimet olduğunu fark edebilseydi... En azından, çağdaşı Rıza Tevfik gibi net bir dönüş yapsaydı... "Kısmet" diyor, Akif'in bu meselede hatalı olduğunu üzüntüyle vurguluyor ve onu hatasıyla, sevabıyla sahipleniyoruz.

 

Saygı ve selamlarımla

TA
30.09.2007 13:52
#37

Burada bir bilgi eksikligi goze carpiyor.Devrinde Ulu Hakanin muhaliflerinden di Akif ama onu olene kadar Sultan Hamid dusmani olarak takdim etmek bilgi eksikliginden ya da art niyettendir diye dusunuyorum.Ben ikinci sikki es gecerek birinci sikta tercihimi yapiyorum bakalim Akif Safahatin Asim bolumunde Sultan Hamid ile ilgili dusuncelerini acik eder:

 

-Devr-i sabıkmi dedin şimdi

elindeyse çevir..

Devr-i sabıkda gebermezdi adam böyle zelil.

Diri bir yanda uzanmış ölü bir yanda sefil.

Niye hürriyet için sürgüne gittindi

Evet;

Gittim ama bu değil beklediğim hürriyet...

 

Abdulhamidi zamaninda anlamak herkese nasp olmamisti bu gercek Ustada da devrinde nasib olmamisti ama daha sonralari bazilarinin suratina tokat gibi inecek kitabi yazmaya seref olmustu.Abdulhamid ve devrin Musluman Aydinlari meselesi cok tartisildi uzerinde duruldu Abdulhamide saldirmak isteyen fasist Recep Peker yonetimi de Said-i Nursinin Akif donemi icin kullandigi istibdat kelimesini Cumhuriyet gazetesinde yazdigi zaman Said-i Nursi Sultan Hamid donemini pek cuzi zorunlu istibdat devrin yonetimini pek kulli bir istibdat olarak belirtmistir.Ayrica Akifin hangi tipe nispeten sicak baktigini biraz daha acarsak daha aciklyici oluruz mulahazasindayim...

NF
30.09.2007 14:26
#38

Selamlar,

 

Muhattabınızı bilgi eksikliğiyle itham etmeden önce oturup bir kez daha düşünseydiniz ve kopyaladığınız kısmın aslında ne manaya geldiği üzerinde biraz daha fikir yürütseydiniz, daha iyi olurdu sanki. Zira böyle yapsaydınız hem muhattabınızı haberdar olduğu bir meselenin cahili olmakla itham ederek gülümsetmemiş, hem de bariz yorumlama hatanızı "bilgili olmak, yanlış düzeltmek, karşınızdakinin bilgisizliğini ispatlamak" tarzında sunmamış olurdunuz. Güzel olurdu...

 

Dikkat ederseniz alıntılanan kısımda bir karşılaştırma yapılmış ve Abdülhamid sonrası devrin, Abdülhamid devrinden daha kötü olduğu anlatılmak istenmiş. Yoksa, Abdülhamid'in yönetimdeki kabiliyeti övülmemiş, onun hasletleri dile getirilmemiş; yahut ona karşı beslenen bir sevgiden, Abdülhamid'in kötü sanılırken aslında onun öyle olmadığının anlaşılmasından temel alan bir nedametin taşındığından dem vurulmamış. Burada yalnızca bir karşılaştırma yapılmış ve neticede de, iki kötüden, yaşanılan kötünün daha kötü olduğu neticesine varılmış. Hürriyet için sürgüne gidilmesi, fakat beklenenin gerçekleşmediğinden dem vurulması da bu mevzuyu açıklamaktadır. Abdülhamid devri politikasının karşısında yer alan karakter, "hürriyet için sürgün ediliş (:))" şeklinde ifade ettiği hadisenin vesilesi olan şahsı sevmiyor, kendisinin hata yaptığını, sürgünlerin altında yatan makul sebebi takdir ettiğini söylemiyor; sadece hürriyet beklerken daha beter bir durumla karşılaştığını, kısacası yağmurdan kaçarken doluya tutulduğunu belirtiyor.

 

Üstadın Abdülhamid hakkında bir cehalet dönemi geçirdiğini ben de yazmıştım, fakat onun bizzat Abdülhamid dönemine şahit olamadığı ve onu, Abdülhamid'i devirenlerin kaleminden okuyarak tanıdığı için (Üstad 4 yaşındaki bir çocuktu Abdülhamid tahttan indirildiğinde) bu cehaletinde nisbeten daha mazur olduğunu, ayrıca yine bu devirde Abdülhamid aleyhinde neşriyata girmediğini yazmıştım. Ayrıca sonradan, Rıza Tevfik gibi karar kıldığı nokta da aşikar...

 

Akif'in Afganî ve Abduh gibi adamlara karşı beslediği sevgi hepimizin malumudur ve Akif'i az biraz tanıyan hiçkimse için açıklanmaya ihtiyaç duymaz. Fakat yine de "açıkla" derseniz, Akif hakkındaki cehaletimizi ifşa edecek kadar malumata sahip olmanıza rağmen, min gayr-i haddin, onu da yaparız inşallah.

 

Saygı ve selamlarımla

TA
30.09.2007 22:02
#39

Abduh Afgani meselesi de cok su goturen cinstendir Akif Abduha tamamen hayranmidir yoksa belli dusuncelere mi dilbeste olmustur aradaki nuansi iyi kavramak lazim mulahazasindayim.Abduh alem-i Islamin ancak egitim ve islahat yoluyla kalkinabilecegine inanmisti Akif de buna amenna demisti.Siiirinde de belirtmisti bu meseleyi:

“Gidelim bir yere, hatta şu bizim Sudan’a

Yeni bir medrese te’sis edelim urbana

Daha üç beş de faziletli mücahid bulalım

Nesli tehbib ile i’lâ ile meşgul olalım”

 

Abduhun kafasina gore yorumladigi ayet-i kerimelere aynen katilan bir Akif mevcut mudur acaba kendi siirlerinde Abduh gibi inkilap istedigini belirtmistir Akif. Mateessuf doneminde anlayamamistir Sultani Akif zamaninda anlayan da azdir nitekim devrin siyasi sartlarinda onu anlamak belki cok zordu Akife de bu nasib olmadi ama pisman olmustu Akif gibi bir dertli Islam sairini Istiklala Marsi sairimizi bir kez daha rahmetlen aniyor bir Fatiha daha yolluyorum. Sultan Hamid konusundaki cehaletin devri zamaninda mi yoksa devrinden sonra mi daha mazur oldugu konusu da ayri mesele

TA
03.10.2007 07:32
#40

Merhum Akifin Sultan Hamid ile ilgili pismanlik siirlerininin tam metnini Beyazit Kutuphanesi sagolsun buldum Allaha sukur iste tam metinler:

 

Rahmetli baban doğrularak,

 

Dedi: "Oğlum, bu temennî neye benzer, bana bak:

 

Eşeklerin canı yükten yanar, aman derler,

 

Nedir bu çektiğimiz derd, o çifte semer!

 

Biriyle uğraşıyorken gelir çatar öbürü

 

Gelir ki taş gibi hâin, hem eskisinden iri.

 

Semerci usta geberseydi... değmeyin keyfe!

 

Evet gebermelidir, inkisâr edin herife.

 

Zavallı usta göçer birgün âkıbet, ancak

 

Makamı öyle uzun boylu nerde boş kalacak?

 

Çırak mı, kalfa mı, kim varsa yaslanır köşeye

 

Ağaç yonar durur artık gelen giden eşeğe.

 

Adam meğer acemiymiş, semerse hayli hüner

 

Sırayla baytarı boylar zavallı merkepler.

 

Bütün o beller, omuzlar çürür çürür oyulur

 

Sonunda her birinin sırtı yemyeşil et olur.

 

"Giden semerciyi derler bulur muyuz şimdi?

 

Ya böyle kalfa değil basbayağ muallimdi.

 

Nasıl da kadrini vaktiyle bilmedik, tuhaf iş.

 

Semer değilmiş o rahmetlininki, devletmiş"

 

Ve de ikincisi:

 

"Bocalarken bakar üstündeki kaptan acemi,

 

Sarılır bir kayanın boynuna bîçâre gemi.

 

"Bu nedir, Bey Baba, bittik mi, ne olduk?" derler;

 

Kimi evrâd okur üfler, kimi lâ-havle çeker.

 

" Yok canım!" der Hacı Kaptan, biriken yolculara:

 

"Su tükenmiş, haberim yok, buyurıın işte kara!"

 

Siz de, oğlum, bu mahârette, bu cür´ettesiniz:

 

Gemi yüzdürmek için kalmadı meydanda deniz!

 

- Dinle bir fıkra da benden bakalım şimdi.

 

- Olur

 

- "Dev-i sâbıkta kazâ teknesi, bir köhne vapur,

 

Akdeniz hattına tahsîs edilir bol keseden.

 

Eski kaptan "Gidemem, der, getirin varsa giden. "

 

Yeni kaptan gelerek, doğru çıkar mevki´ine.

 

Adamın tâli´i oldukça güzelmiş ki yine,

 

Yel üfürsün, su götürsün diye bekletmez pek

 

Gece kalkar bu adem postası İzmir diyerek.

 

Göksu´daymış gibi fış fış yüzedursun miskin...

 

Denizin neş´esi a´lâ, hava enfes... Lâkin,

 

Bir taraftan verivermez mi nihâyet patlak

 

Tekne kör kandil olur, yolcular allak bullak.

 

Şimdi bîçâre süvârîye ne dur var, ne otur;

 

Dinlenir farz ederek birçok emirler savurur.

 

"Getirin haritayı!" der; baksana mâşâ´allâh:

 

Şile, Bartın, Kızılırmak... Güzelim, Bahr-i Siyâh!

 

- Akdeniz yok mu

 

- Hayır yok.

 

Bu nasıl kaptanlık?

 

- Haklısın Bey Baba, göndermediler, çok yazdık.

 

Eğilir sonra bakar. İbresi yok bir pusula...

 

Yürümez ezbere, yâhû, gemi, eyvahlar o1a!

 

Bora estikçe eser, dalgalar azdıkça azar...

 

"Getirin ibreyi!" der, bulmanın imkânı mı var?

 

"İbre yok, Bey Baba, bilmem ne getirsek?" derler...

 

O da: "Öyleyse şehâdet getirin!" der bu sefer.

 

Verdiğin tek silik onluktu, behey aksi İmam,

 

Olacak söz mü dokuz kubbeli, çinçinli hamam?

 

Bize devlet diye teslîm olunan şey neydi?

 

Çarpacak sâhil arar, kupkuru bir tekneydi!

 

On sekiz mil mi gideydik? Batırırdık...

 

- Lebbey?

 

Batmadık bir yeriniz kaldı mı, bilmem, cici bey?

 

"Devr-i sâbık" mı dedin Şimdi?... Elindeyse, çevir,

 

Ensesinden tutup eyyâmı da gelsin o deviı:

 

Milletin beş parasız onda, emîn ol, yedisi!

 

Gündüzün aç dolaşır, akşama kırk ev kedisi!

 

Yatırın âlemi çavdar kaırışık mezbeleye:

 

Ne bu? Ekmek! diye dünyâyı verin velveleye.

 

Hastalık kehle, sefâlet saradursun, kol kol,

 

Sâde siz seyre bakın!

 

- Harb-i umûmî bu, ayol!

 

- Devr-i sâbıkta gebermezdi adam böyle zelîl,

 

Diri bir yanda uzanmış, ölü bir yanda sefil.

 

- Niye hürriyyet için sürgüne gittindi?

 

- Evet,

 

Gittim amma bu değil beklediğim hürriyyet.

 

Zâten i´lân edilirken işi çakmıştım ya...

 

Çatlasan hayra yorulmazdı o miskin rü ya!

 

Ne herifler, ne kılıklar, ne nutuklardı, düşün!

 

Mekanininiz Cennet olsun Istiklal Marsi Sairimiz;Ulu Hakanimiz,Aziz Ustadimiz...

NF
05.10.2007 17:22
#41

Selamlar,

 

Akif'in Abduh ve Afgani sevgisini, yalnızca marif ve silkiniş (ıslahat biraz sakat bir tabir, İslam'da ıslahat olmaz - Müslümanlar İslam'la ıslah olur) aşkıyla açıklamak bana pek makul gibi gelmiyor. Bunlar mücerret kavramlardır ve herhangi bir ideoloğun tekelinde olacak düşünceler değildir; mesela Büyük Doğu idealini birisi savunuyorsa onu Üstad'a isnad etmek mecburiyetindedir, çünkü Büyük Doğu orijinal bir fikir sistemidir ve ortaya atanı vardır; fakat İslam'ın eğitimle düzeleceği düşüncesini savunmak için menfi bir adam olan Abduh'un muhtelif sayıdaki yazısını (ki aralarında meşhur sözümona tefsirler de vardır) çevirmeye gerek yoktur. Eğitim ve silkiniş genel bir fikirdir ve siz bu fikirlerin içini, fikirleri aldığınız kişinin bakış açısıyla doldurmuyorsanız, bu fikirleri açıklamak için edebiyatçı kimliğinizi bir tarafa bırakıp görüşlerini paylaşmadığınız birisinden çeviriler yapmaz veya ilmî amaçla çevirdiğiniz metnin tenkidini de yaparsınız. Abduh ve Afgani'nin batış noktaları, bahsi geçen kavramları sapıkça diyebileceğimiz bir diyalektik ile yorumlamaları ve bu kavramların içeriğini, İslamî daireyi çatlatıcı tarzda oluşturmalarıdır. Islahat dendiğinde bu kişilere atıfta bulunuluyor, yahut bu insanların bu görüşlerini yansıtan eserleri çevrilirken hatalı noktalar belirtilmiyorsa (ki belirtilmiyor), burada kayda değer ölçüde mutabakat bulunduğu neticesine varılır. Afgani hakkında şunları söylemiştir Akif, ayrıca:

 

-Merhumu ne Afganistan'da, ne Hindistan'da, ne Avrupada ve ne de Osmanlı toprağında rahat bırakmadılar. Hiç bir yerde onu rahat ettirmediler. [Halbuki Fransa'da krallar gibi yaşamıştır hazret/NFK-Fan]Cemaleddin, islâm dininden biraz taviz verse idi, İslâm için mücadele etmekten biraz olsun vazgeçse idi, dünyanın her tarafında itibar ve makam bulurdu. Debdebe ve şatafat içinde yaşardı. Fakat o bütün mansıblara ulaşmak kabiliyetinde olduğu halde, islâm konusunda tavizsiz olduğu için, bunların hepsinden mahrum bırakılmış bir büyük insandır. Hiç kimsenin dayanamayacağı hakaretlere ve taarruzlara kendi imanı ile karşı koydu. Kâmil, üstün kelimesinin ihtiva ettiği manaya göre o bir yaşayan şehid idi...

 

"Tek suçlu devrin şartları" temalı iddialarla ilgili daha önce yazmıştım, onları buraya yazsam aynen gidecek; o yüzden tekrarlamıyor, o mesajımı buraya yeniden yazdığımın düşünülmesini rica ediyorum.

 

Müslüman kimlikli bir aydının, Abdülhamid'i devrinde anlaması, resmi ideolojiyle ve resmi ideolojinin kurumlarıyla, sanatçılarıyla iç içe yaşayan ve Abdülhamid'i bu insanların telkinlerinden öğrenen, yanılgıda olduğu dönemde Müslüman bir aydın diyemeyeceğimiz bir insanın Abdülhamid'i anlamasından daha kolaydır.

 

Paylaştığınız şiirlere gelirsek, bu şiirleri Safahat'ın derli toplu bulunduğu herhangi bir kitapta okumak mümkün. Kütüphane müracatına gerek duymadan, Safahat'a şöyle bir göz attığımızda ilk şiirin altındaki kısmı paylaşmamanızın, eşeğin tam manasıyla Osmanlı'yı anlatan bir metafor olduğu düşüncesini ve Akif'in ciddi bir pişmanlık duyduğu zannını uyandırdığını; fakat altındaki kısmı da okuyunca aslında yine Akif'in Abdülhamid döneminden hoşlanmamakta devam ettiğini müşahede ediyoruz. Zira şiir şöyle devam ediyor:

 

 

...

«Giden semerciyi, derler, bulur muyuz şimdi?

Ya böyle kalfa değil, basbayağ muallimdi.

Nasıl da kadrini vaktiyle bilmedik, tuhaf iş:

Semer değilmiş o rahmetlininki devletmiş!»

Nasîhatim sana: Herzeyle iştigâli bırak;

Adamlığın yolu nerdense, bul da girmeye bak.

Adam mısın: Ebediyyen cihanda hürsün, gez;

Yular takıp seni bir kimsecik sürükleyemez.

Adam değil misin, oğlum: Gönüllüsün semere;

Küfür savurma boyun kestiğin semercilere.»

Bu mısralardan anlaşılacaktır ki, Akif'in Abdülhamid aleyhtarlığı devam etmektedir ve Akif Abdülhamid dönemine hasret duyan eşeğe "Adam ol, eşekliği bırak; ilk sahibine özlem de duyma. Adam olursan, eşek olmaz, hürriyete kavuşursun, aksi takdirde sahiplerine sataşmak hakkın değildir" manalı şeyler söylemektedir. Yani Abdülhamid bir eşek sahibi, vaktinde ona karşı çıkan fakat daha sonra ona özlem duyanlar da eşek olarak tasvir edildiğinden, bu kısmı da okuduğumuzda Abdülhamid'in hakkının hala teslim edilmiş olmadığını görürüz.

 

Paylaşılan ikinci şiir için, ilk mesajda yapılan yorumlar hala geçerli. İlk kaptan (Abdülhamid) "Ben beceremiyorum" demiş ve dümeni yeni kaptana bırakmış, o da giriştiği işlerde muvaffak olamayınca tamamen umudu kesip kelime-i şehadet getirmeye sarılmıştır. Netice itibarıyla da, nereye toslayacağı belli olmayan bu geminin hali, eski kaptanın dümeni kontrol ettiği dönemden daha kötü olmuş; aynı sefalet, daha beter bir şekilde devam etmiştir. Gerisinin ne manaya geldiğini zaten yazmış bulunuyoruz. Nihayetinde II. Abdülhamid'e hitaben "Ne mel'unsun ki rahmetler okuttun ruh-i İblis'e!" diyen Akif'ten, Abdülhamid'in aslında iyi, veya en azından mazur bir lider olduğuna dair aleni bir nedamet izharı göze çarpmıyor, sadece Abdülhamid sonrası devrin, onun devrinden daha kötü olduğuna dair vurgulamalara tesadüf ediliyor. Nitekim "Gelen gideni aratır" temasının işlendiği bu şiirin yer aldığı Asım'da, abdülhamid hakkında aşağıdaki mısralar da yer alıyor. Beraber düşünürsek, zaten açık olan mana daha da netleşecektir. O Abdülhamid aleyhtarlığından pişman değildir, gelenden şikayetçidir; hepsi bu...

 

Kadri Bey sağdı, Trabzon'da henüz valiydi.

Yine bir dolduran olmuştu ki, Abdülhamid'i,

Karakoldan dediler: "Şimdi, İmam, Erzurum'a!"

Bir de kış, bir de kıyametti ki artık sorma!

Tıktılar çalyaka, bir tekneye; sırtım gevşek.

Abam arkamda değil, sonra ne yorgan, ne döşek.

Bakalım şimdi makamında görün Kadri Bey'i;

Zorlu valiydi herif,

-İlme de vardır emeği.

Evet, oğlum, Hoca Mandal'la tutunduk el ele,

Evvelâ Kâzım'ı gördük; bizi hürmetlerle,

Alarak durmadı valiye haber gönderdi;

Geliniz emrini vali de serîan (çabucak) verdi.

Kâzım önden, hadi bizler de peşinden daldık.

-Vay imam, sen yine düştün mü bu kışlarda? Yazık!

Ya Hocam, sen niye ta Yıldız'a çıktın bu sefer?

Otur anlat, bakalım, çünkü fena söylediler.

-Kim fena söyledi?

-İstanbul'a sormuştuk da...

Oflu tedriç ile (yavaş yavaş) bağdaş kurarak koltukta,

Dedi:

Çoktan beridir vardı benim bir derdim;

Gideyim, zâlimi ikaz edeyim isterdim.

O, bizim cami uzaktır, gelemez, mâni ne?

Giderim ben, diyerek vardım onun câmi'ine.

Kafes ardında hanımlar gibi saklıydı Hamid,

Koca şevketli! Hakikat bunu etmezdim ümid.

Belki kırk elli bin askerle sarılmış Yıldız;

O silahşörler, o al fesli herifler sayısız.

Neye mal olmada seyret herifin bir namazı:

Sade altmış bin adam kaldı, namazsız en azı!

Hele tebzîri (savurganlık sınırını) aşan masrafı, dersen, sorma.

Gördüğüm maskaralık gitti de artık zoruma,

Dedim ki: "Bunca zamandır nedir bu gizlenmek?

Biraz da meydana çıksan da hasbıhal etsek.

Adam mı, cin mi nesin? Yok ne bir gören, ne eden;

Ya çünkü saklanıyorsun bucak bucak bizden.

Değil mi saklanıyorsun, demek ki, korkudasın;

Ya çünkü korkan adamlar gerek ki saklansın.

Değil mi korkudasın var kabahatin mutlak.

 

 

Günahıyla, sevabıyla; hatasıyla, doğrusuyla Allah "Üstad'a, Abdülhamid'e ve Akif'e" rahmet eylesin.

 

Saygı ve selamlarımla

TA
06.10.2007 07:21
#42
"Giden semerciyi derler bulur muyuz şimdi?

 

Ya böyle kalfa değil basbayağ muallimdi.

 

Nasıl da kadrini vaktiyle bilmedik, tuhaf iş.

 

Semer değilmiş o rahmetlininki, devletmiş"

NF
06.10.2007 10:38
#43

Selamlar,

 

Giden semerciyi derler bulur muyuz şimdi?
...

 

Adam değil misin, oğlum: Gönüllüsün semere;

Küfür savurma boyun kestiğin semercilere.

 

Saygı ve selamlarımla

TA
06.10.2007 18:28
#44

"Giden semerciyi derler bulur muyuz şimdi?

 

Ya böyle kalfa değil basbayağ muallimdi.

 

Nasıl da kadrini vaktiyle bilmedik, tuhaf iş.

 

Semer değilmiş o rahmetlininki, devletmiş"

TR
06.10.2007 22:42
#45

Ohoo arkadaşlar makaraya sarmış mevzuyu, yaz Allah yaz, döndür getir yine yaz. Eh burada fikir beyan etmek, örneklerle meseleyi açıklamak, metin akışından verilen fikirleri çıkarmak da imkansız gibi bi şey artık. İnsanlar okuduğunu anlayamaz hale geldiyse ve fikrini eritip de bi kalıpta dondurduysa susmak lazım. Fan, seni sükuta davet ediyorum bu ahval ve şerait içerisinde :) Gel sen benimle tartış, okuduğumu anlamamazlık yapmam ve kontekstin altından mana çıkarabilirim en azından... Ehehe

He bi de Ziya Paşa'nın bi mısrası vardı, neydi o? Eşeğe altın semer vursan eşek yine eşektir miydi neydi? Serbest serbest çağrışımlar. Serbest serbest çağrışım dedim de, aklıma sepet sepet yumurta, sakın beni unutma geldi. Ne güzelmiş be. Bi de küçüktüm ufacıktım, top oynadım acıktım vardı vaktinde. Haa, acıkmak dedim de... Ah, nerde o eski zamanlar? Taa Osmanlı zamanlarında beyler, paşalar konaklarında iftarlar verirler, bu yemeklerde de bugün olduğunun aksine davetlilerinin midelerine fuzuli yüklenmez, daha itidalli menüler sunarlarmış. İsraf yahu, çorbayı yiyip doyuyoruz resmen, bi de öyle kalabalık tutuyorlar sofraları. Sonra hepsini yemek zorunda kalıyoruz. Şişip dombili oluyoruz sonunda da, dobişko oluyoruz. Ha yemek dedim de, şu kabak ne menem bir sebzedir yahu, ısıtılıp ısıtılıp döndürülen şeyler için kabak tadı vermek dedirtecek kadar sevilmeyen bi şeymiş bu zahir. He nostalji dedim de aklıma geldi, biz küçükken uyuz uyuz oyunlar oynardık hani, birisi bi şeyler bulur, biz de ona hep 'Sensin, sensin' derdik. Mesela 'manyak!', 'Sensin!' - 'Deli!', 'Sensin!' gibi... Arızalı mıymışız neymişiz yav? Hehehe

Dön gel yine sev beni, sar sev yine sev beni...

Lay lay laaayy..

Akınlardaki bin atlıya selam ederim...

NF
07.10.2007 05:14
#46

Selamlar,

 

Off trradomir off, ne diyeyim ben sana? :D

 

Saygı ve selamlarımla

TA
07.10.2007 08:36
#47

Ahmet Turan Alkan havasina girmeye calismis ama becerememis hazret cakma Ahmet Turan Alkanlara karnimiz tok efendi...

TR
08.10.2007 04:38
#48

Off. Ne laf çaktı ama! Ahaahhaa. Benzetememem normal süpermünekkid Tarıkçığım, çünkü taklit maklit yok. Bu üslup benim Ahmet Turan Alkan'ı okumaya başlamadan önce dahi taşıdığım üsluptur efendi hazretleri, bu piyasada tek esprili üslup ona ait değil, sen git de papağan gibi aynı şeyleri kopyalamaya devam et, kendi kafandan bi şeyler yazmak sana göre değil, bak nasıl da saçmalamışsın iki dakkada?.. Arasında kendince benzerlik gördüğün iki üsluptan birinin diğerine öykünme olduğu gibi iddiaları, düzgün cümle kurmayı öğrendiğin gün ortaya atabilirsin, benden sana icazet... Hadi şimdi git işine de enaniyetimi kabartma şurada bu tarz saçma sapan ve kişi yönelimli çaresizlik kokan mesajlarla... Sizin gibileri görünce kendimi bi şey sanıyorum... nihahah

AS
24.10.2007 02:25
#49

"Bedrin aslanları bile ancak bu kadar şanlı idi"

 

ya arkadaşlar üstad ben ahirette hesabımı bile Türkçe veririm diyecek kadar milliyetçi milli şairimizse ona nazaran çok daha ümmetçi bi yapıya sahip sizin bahsettiğiniz cümle Müslüman ve Türk olan askerlerimizi yüceltir Üstad'ın Türk askerini Mehmet Akif'in dediğinden daha az mı kollayacağını düşünüyorsunuz?!!!

 

hem bence biz onlar kadar ince düşünebilecek bi konumda değiliz. öyle büyüyemedik, hayatımızı tek bi davaya adayamadık. düşünmeye, öğrenmeye, yaşamaya o kadar vakit ayırmadık söylediklerini böyle bir çırpıda eleştirmeyelim lütfen. Hem Çanakkale'de yaşanan olaylar gösteriyor ki orada savaşanlar, Peygamberi görmemelerine rağmen onu dinlemişçesine bir imanla şavaştılar. Ve İlahi bir koruma altındalardı. Hatta sahabelerin de onlarla birlikte savaştıkları rivayet olunur.

 

Peygamber efendimizin de onlar ki beni görmeden inandılar onlar benim kardeşlerimdir dediği müslümanlardan olduklarına emin olduğumuz mehmetciğimizi, Peygamber kardeşi askerlerimizi Bedrin aslanlarıyla karşılaştırmak yanlış olmasa gerek...

NF
25.10.2007 11:13
#50

Selamlar,

 

İslam tarihindeki hiçbir savaş Bedir kadar mühim değildir. Kaderin işlediği bir dünya hayatında, gerçekleşmeyen bir olay hakkında konuşmak pek de mantıklı olmasa da, şu rahatlıkla anlaşılabilir ki, Bedir kaybedilseydi İslamiyet güneşi doğmadan sönerdi. Burada "Allah Bedir kaybedilseydi bile İslam'ı korurdu" gibi bir yorum yapılmasın, zira bizi ilgilendiren sebeplerdir ve işin ilahi buudunda da İslam'ın, Bedrin kazanılmasıyla ayakta kalacağı takdir edilmişti, başka bir ihtimalin varlığı sözkonusu edilmemeli, işin ilahi buudu bizi ilgilendirmiyor zaten. Bu savaş esnasında Server-i Kainat efendimizin bizzat Allah'tan yardım istemesi ve "Eğer burada çarpışan bir avuç Mü'min helak olursa, ihtimaldir ki yeryüzünde sana ibadet edecek tek bir Müslüman dahi kalmayacaktır Ya rabbi, bize zafer nasip eyle!" manasına gelen bir talepte bulunması da bizim bu tespitimizi doğrular niteliktedir. İslam tarihi boyunca meydana gelen hiçbir savaş Bedir kadar önemli değildir ve hiçbir mücahid, Bedrin arslanları kadar şanlı olamaz. Ayrıca sahabelerin İslamiyet'te sahip olduğu mevkii üzerinde de durmak gerekebilirr, meseleyi fazla dallandırıp budaklandırmamak için sadece "Bu noktadan da düşünelim" diyerek geçiyorum. Bedir, İslam'ın doğuşu esnasında meydana gelen bir ölüm kalım mücadelesidir ve bu savaşın kaybedilmesi İslam'ın kaybetmesi olacaktı, Peygamberimiz de bundan korkuyordu. Çanakkale savaşları da büyüktür, mühimdir, çağımızın İslam toplumlarının varlığını devam ettirebilmesi için bir avantaj olmuştur fakat İslam dini için bir ölüm kalım mücadelesi değildir. Zira hepimiz biliyoruz ki şu an sömürgeleştirilen yerlerde bile İslamiyet yaşıyor bir şekilde, bir şekilde dirilmenin mücadelesini veriyor Müslümanlar. Yani Çanakkale'nin şartlarıyla Bedr'in şartlarını karşılaştıramazsınız bile. Meseleye İslamiyet ve tarih ilmi nazarlarından bakarsanız böyle bir hatayı kabul edemezsiniz. "Üstad Akif'ten daha az ümmetçiydi, o zaman bu hususta Akif yanlış yapamaz" biçiminde temellendirdiğiniz argümanınız ise kuvvetli değil, zira üstadın milliyetçilik anlayışının onun ümmetçilik idealini geriye düşürdüğü düşüncesinin isabetsizliğini bir tarafa bıraksak bile, bir insanın, savunduğu görüşle ilgili hata yapmayacağı, yanlışının dışarıdaki bir insan tarafından tespit edilemeyeceği, ümmetçiliğin sahabiler konusunda takınılması lazım gelen hassasiyetin atlanmasını engellemesi gerektiği gibi fikirlerin yanlışlığı ortadadır. Nitekim dünya tarihi nice felix culpa'larla doludur.

 

Bahsi edilen cümle Türk askerini, o büyük şehit ve gazilerimizi yüceltmez, övgüde dozaj kaçırılmıştır yalnızca. Zira eshab-ı kiram ile karşılaştırılmayı ve hatta onlardan daha da şanlı olabilecekleri imasının yapılmasını o şehitlerimiz de hoş karşılamazdı sanıyorum. Üstad, onları eshab-ı kiram ile karşılaştırmamıştır, bu da onlara Mehmet akif'ten daha az değer verdiği manasına gelmez, eğer onlar Bedir'deki Eshab-ı kiramla mukayese ediliyorsa ve onlar kadar yahut onlardan daha şanlı olabilecekleri vurgulanıyorsa, o kahramanlara bu mertebeden daha düşük olmak kaydıyla en yüksek makamı vermek gerekir.

 

"Biz onları yargılayamayız" diyerek bu mevzuda fikir beyan edenleri eleştirmek de yanlış bir davranış olmalı, çünkü Akif'in bu tavrının karşısında yer alanlar ve alması muhtemel olan insanlar arasında Üstad gibi kimseler de var. Bu durumda birisinin dediğinin doğru olması gerekiyor ve bence bu hususta, Akif'in karşısında fikir beyan edenlerin söyledikleri çok daha makul gibi duruyor. "Biz onlar kadar büyük değiliz, o halde onların yanlışları hakkında konuşmayalım" demektense ortaya atılan eleştirileri hedef alıp çürütmek çok daha makuldür. Zira bu eleştirilerin temellendirilmesi de sağlam bir biçimde yapılmış...

 

Peygamberimiz manevi varlığıyla Çanakkale'de bulunmuştur fakat bu hal ne Çanakkale'yi Bedir yapar, ne de o büyük şehitlerimizi sahabi...

 

Bu arada Üstad'ın buraya iktibas ettiğiniz sözünün nerede geçtiğini de merak ettim, yazarsanız sevinirim. Hatırlayamadım ben. Öğrenmek ve merağımı gidermek için soruyorum, yanlış anlaşılmasın.

 

Saygı ve selamlarımla

VA
21.01.2008 04:54
#51

AKİF'İN 'BEDRİN ARSLANLARI ANCAK BU KADAR ŞANLI İDİ' MISRASINA İYİMSER OLARAK 2 AÇIDAN BAKABİLİRİZ.

 

1)AKİF ŞİİR'İ YAZDIĞI ZAMAN ÇANAKKALE CEPHESİNDE SAVAŞ DEVAM ETMEKTEYDİ, ASKERLERİN ŞİİRİ OKUYUP,ŞEVKLERİNİ ARTIRMAK İÇİN SÖYLEMİŞ OLABİLİR

 

2)SİZDE YAŞAMIŞSINIZDIR İNSAN AŞKA GELİNCE AĞZINDAN NE ÇIKTIĞINI İDRAK EDEMEZ.(ŞİİR YAYIMLANDIĞINDA O MISRA İDRAK EDİLEBİLİR FAKAT, ÖZ HALİNE DOKUNULMAK İSTENİLMEMİŞ OLABİLİR).AKİFTE VATAN VE İMAN AŞKI HÜVİYETİNDE BU MISRALARI YAZMIŞ OLABİLİR.

 

MEHMET AKİF ERSOY HAKKINDA ZATEN ÜSTADIM GEREKSİZ MÜNAKAŞALARA SÖZ AÇMAYACAK ŞEKİLDE İMANINI,KAHRAMANLIĞINI VESAİRE ANLATMIŞTIR.BUNA DAYANARAK MEHMET AKİF ERSOY GİBİ BÜYÜK BİR İNSANI İYİMSER YAKLAŞARAK ANLMAYA ÇALIŞMAK DAHA MAKUL OLACAKTIR.

NF
21.01.2008 12:12
#52

Selamlar,

 

Elbette hadiseyi böyle de yorumlayabilirsiniz, fakat bu söyledikleriniz Akif'in bu sözü niçin söylemiş olabileceğine dair kalıyor ve hadisenin aklanması için kafi gelmiyor, en azından bence. Elbette Akif o ruhu aksettirebilmek için yazdı bu mısrayı, elbette ki o büyük insanları şanlarına yakışır bir makamda resmetmek istedi; fakat bu kadar gitmesi doğru mudur, bu hususta menfi düşünüyor ve itidalin kaybedildiği fikrini taşıyorum acizane. Yoksa Akif'in kötü bir niyetle bunu yazmış olabileceğini düşünmek sözkonusu olamaz zaten. Yalnızca söz maksadını aşmıştır.

 

Saygı ve selamlarımla

BU
21.01.2008 17:23
#53

Kendi milleti tarafından anlaşılmayan/anlaşılmak istenmeyen birisiydi merhum. Kimse düşünmedi neden susuyor, sustu, susmuş diye? O'nu İstiklal Destanımızın Şairi olarak tanımaktan başka birşey yapmayanların;

 

O'nun neden sustuğunuda anlamaya akılları yetmeyecektir.

 

...

 

ALİ

CI
21.01.2008 23:08
#54

Akif, (Bedrin arslanları ancak bu kadar şanlı idi) derken, Mehmetçiği Bedrin arslanlarına merhalesine yükseltirken Bedrin aslanlarını da aşağı çekmiş. İkisi arasında kurduğu mübalağayı daha keskin şekilde belli etmeliydi. Oradaki (ancak o kadar) ibaresi yerine (en az onun gibi) misalinden mübalağayı netleştirecek ibareler kullansaydı daha sağlıklı olurdu. Örneğin kandil ile güneş arasında böyle bir sanat sözkonusu olacaksa (güneş, ancak kandil kadar aydınlıktır) yerine, (kandil, en az güneş gibi aydınlıktır) şeklinde olursa hem güneşin azametinden taviz verilmemiş, hem de kandil yüceltilmiş olunur.

VA
23.01.2008 22:02
#55

TEŞBİHTE HATA OLMAZ DİYE BİR SÖZ VARDIR.ELLBETTE Kİ BEDİRDE SAVAŞANLAR(SAHABELER), ÇANAKKALE ŞEHİTLERİMİZDEN DAHA YÜKSEK

 

MERTEBEDEDİR.FAKAT BURDA Kİ TEŞBİH ÇOK İNCEDİR.NASIL Kİ BEDRİN ARSLANLARININ ZAFERİ İSLAMİYETİN VARLIĞINI DEVAM ETTİRMESİNE ETKİ

 

ETMİŞSE;BİZİMŞEHİTLERİMİZİN,GAZİLERİMİZİN BAŞARISI ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA Kİ MÜSLÜMANLARIN VARLIKLARINI DEVAM ETTİRMELERİNE ETKİ ETMİŞ

 

TÜM DÜNYAYA ÖRNEK OLMUŞTUR.ÇÜNKÜ BÜTÜN MÜSLÜMAN ÜLKELER İNGİLİZLERİN, FRANSIZLARIN, İTALYANLARIN, RUSLARIN SÖMÜRGESİ

 

ALTINDADIR.ESARET ALTINDA BULUNMAYAN MÜSLÜMAN ÜLKE YOKTUR.BURDA Kİ BENZETME BEDİR VE ÇANAKKALE İLİŞKİSİNİ KASTEDEREK

 

SÖYLENMİŞTİR.BEDRİN ARSLARINDAN ÖNCEKİ MISRAYI BİRLİKTE OKURSAK SANIRIM BENZETMEYİ DAHA İYİ ANLAŞILIR.

 

NE BÜYÜKSÜN Kİ KANIN KURTARIYOR TEVHİDİ,

BEDRİN ARSLANLARI ANCAK BU KADAR ŞANLI İDİ.

 

NEDENSE BİR ÇUVAL PİRİNÇTE Kİ TEK TAŞ TANESİNİ GÖRME GAFLETİNDEYİZ.HALBUKİ PİRİNÇLERİ BİRAZ İTELESEK GÜZELLİK KEMALE ULAŞIR.KUSURUM VARSA AFFOLA.

NF
24.01.2008 09:50
#56

Selamlar,

 

"Lateşbih" ifadesini ben "Teşbihte hata olmamalıdır" şeklinde anlamak istiyorum. Bu, arada sırada sizin kastettiğiniz manada da kullanılmakla birlikte teşbih bazı durumlarda teşbihlikten çıkar ve amacını aşan bir kabahatle neticelenebilir. Mesela birisine -haşa- "Allah gibi adam" deseniz değil hata yapmak, cinayet işlemiş olursunuz. O yüzden bu tarz klişelere biraz daha ihtiyatla yaklaşılması gerektiğine kaniyim.

 

Çanakkale savaşının Bedir'le niçin kıyaslanamayacağına, ne kadar da mühim olsa Bedr'in yerini niçin tutamayacağına ve dünyanın o dönemdeki durumuna, ayrıca sahabilerin mertebesine eski mesajlarda değinilmişti, tekrarı gereksiz görüyorum. Bir önceki mısrayla beraber değerlendirmek de meseleyi açıklamıyor bence, çünkü ikinci mısradaki ifade, birinci mısranın sınırlarını aşıyor. İkinci mısranın, sadece kanın Tevhid'i kurtarması ile ilgili olduğunu düşünsek bile (burada "Bedir'le Çanakkale'nin statüsü aynı mıdır?" sorusu yeniden karşımıza çıkar ve cevap menfidir) şan konusunda bir denklik kabul etmek, hatta Bedr'in aslanlarını ancak Çanakkale'deki gazi ve şehitlerin seviyesine erişiyormuş gibi resmetmek doğru bir hareket gibi durmuyor.

 

Bir çuval pirinç içerisindeki tek bir taşı görmek gafletle değil; realizm, ihtiyat ve dikkatle açıklanabilir; gaflet, o taşı farketmeyip pirinçlerle beraber çiğnemeye çalışmak olsa gerektir. Aslolan, çuvaldaki bu taşı çıkarmak, buna muktedir değilsek de o taşın bilincinde olup çiğneme esnasında ihtiyatı muhafaza etmektir. Öte yandan bir taş yüzünden bir çuval pirinçten hayır gelmeyeceğini düşünmek de affedilmez bir hatadır.

 

Aslına bakılırsa başlıkta daha önceden konuşulmuş olan şeyleri tekrarlıyoruz. Devam edeceksek ya mevzunun kaldığı en son noktadan başlayalım, yahut da farklı perspektiflerle konuyu ele alalım. Aynı şeyleri söylerken farklı bir açılım getirmeyeceksek devam etmenin pek de bir manası olmayacaktır.

 

Bir de, okunabilirlik ve algı sıhhati açısından mesajlarınızın tüm karakterlerini büyük harflerden müteşekkil olacak şekilde sıralamamanızı rica ediyorum.

 

Saygı ve selamlarımla

VA
24.01.2008 23:13
#57

ÖNCELİKLE LATEŞBİH'İN MANASI OLUMSUZ BENZETMEDİR.(LA: ARAPÇA OLUMSUZLUK EKİDİR.)SİZİN SÖYLEDİĞİNİZ LATEŞBİH, TEŞBİHTE HATA OLMAZ SÖZÜNÜN ZIDDI MANADADIR.

 

SAHABELERİN DERECESİ,BEDİR SAVAŞININ ÖNEMİ SU GÖTÜRMEZ BİR GERÇEKTİR.FAKAT SÖYLEMDE YANLIŞ OLSA BİLE

(BEN YANLIŞ BULMUYORUM.BENZETME AMACINI AŞMADAN BÖYLE GÜZEL ANLATILABİLİR.Kİ AKİF'E GÖRE BÖYLEDİR) ASIL ÖNEMLİ OLAN ANLATILMAK İSTENENİ ANLAMAKTIR.

 

BİR ÇUVALIN İÇİNDE Kİ TEK TAŞI GÖRMEDE 'DİKKATİN' PEK EHEMMİYETİ YOKTUR ZATEN ORADA SIRITIR.

BİR ÇUVALIN İÇİNDE Kİ TEK TAŞI GÖRMEK 'REALİZM' DEĞİL,HEPSİNİ GÖRMEK REALİZMDİR.

BİR ÇUVALIN İÇİNDE Kİ TEK TAŞI GÖRMEDE GEREKLİ OLAN 'İHTİYAT' GÖSTERİLSE ZATEN ÇİĞNEME GAFLETİNDE BULUNULMAZ.

 

 

YAZIYI KÜÇÜK HARFLERLE YADA BÜYÜK HARFLERLE YAZMAK BANA KALMIŞTIR.OKUNABİLİRLİK AÇISINDAN AŞIRI BÜYÜK OLMAYAN HARF KÜÇÜK HARFLERDEN

 

DAHA İYİ OKUNUR.ALGI SİHHATİ AÇISINDAN OKUNURKEN SIKINTI ÇEKİLMİYORSA(DAHA KOLAY OKUNUR) PROBLEM YOKTUR.DAHA ÖNCE KONUŞTUĞUMUZ

 

ŞEYLERİ TEKRARLAMIYORUM.DAHA ÖNCE KONUŞTUĞUMUZ ŞEYLERİ TEKRARLAMAK YAZININ KÜÇÜK BÜYÜK OLMASI GİBİ GEREKSİZDİR.SİZİN SÖYLEDİĞİNİZ

 

GİBİ OLAYA FARKLI PERSPEKTİFLERDEN ELE ALMAYACAKSAK MEVZUNUN KAPANMASINI RİCA EDİYORUM.

NF
25.01.2008 11:31
#58

Selamlar,

 

Polemik davetkarı bir mesaj olmuş, mümkün olduğunca dikkatli bir biçimde cevaplamaya çalışacağım fakat yer yer size iştirak etmek mecburiyetinde kalabilirim. Kusura bakmayın.

 

Tam tersi manada değil, "Benzetmek gibi olmasın" manasını ihtiva ediyor daha ziyade. Fakat konunun niçin buraya geldiğini anlamakta güçlük çekiyorum. Benim gayretim sizin kullandığınız deyimi daha doğru olan bir kullanım üzerinden yorumlamak üzerineydi. Her neyse yanlış anlaşılma olmuş, olmayan o hatayı düzeltmeye değil de başka bir şeylere konsantre olunsaydı keşke. Velhasıl teşbihte hata olur ve böyle benzetmeler risklidir, arasöz olarak "teşbihte hata olmaz" değil de doğru manasıyla "lateşbih" kullanılmalıdır. Temel Arapça bilgim haliyle "La"nın manasını da ihtiva ediyor, telaşlanmayın. Geçişlerdeki bağları zayıf kurmak benim ayrı bir hatam olmuş, yanlış anlaşılma buradan kaynaklanmış herhalde.

 

Siz bir hata olduğunu kabul ediyor ve buna rağmen yanlış bulmuyorsunuz madem, peşin, irrasyonel ve kat'î fikrinizin üstüne gitmeye gerek yok. Anlatılan şey gibi anlatma biçimi de önemlidir. "Allah gibi adam" teşbihinde de neyin anlatılmak istendiği, yazı veya söz akışına göre çıkarılabilir fakat bu tarz ayrıntılara dikkat etmek gerekir. Ayrıca, asıl önemli olan anlatılmak isteneni anlamaktır derken ilk paragrafınızı tekzib ettiğinizin de farkındasınızdır umarım.

 

"BİR ÇUVALIN İÇİNDE Kİ TEK TAŞI GÖRMEK 'REALİZM' DEĞİL,HEPSİNİ GÖRMEK REALİZMDİR" demişsiniz, "bir çuval pirincin içindeki bir taş" değil de, "bir çuval pirincin içindeki tek taş"tan bahsedildiğini göz ardı edip, "nasıl olur da laf söyleyebilirim" derdi ile tekzibe kalkmanız enteresan olmuş. "Tek" olanın farkedilmesi durumunda, "tek"ten başka "bir" olmayacağından aslınnda "hepsi" farkedilmiş olmaz mı, bu bağı kuramıyor musunuz? Asıl mevzuyu bırakmasaydınız, kendinizi tamamen edebiyat öğretmenliği taslamaya vererek beni de böyle komik bir hususta sizi cevaplamak durumunda bırakmasaydınız keşke. İyi güldüm burada. Size bir teşekkür borçluyum.

 

Yazıyı büyük ve küçük harflerle yazmış olmak size kalmış olabilir bir açıdan bakılırsa, fakat bu sadece özneyi merkeze oturtan bakış açısı, insanın tabii hususiyetlerinden olan empatinin de yoğurmasıyla oluşan ve bir düzen temelinde işleyen toplumlar dahilindeki hayat içinde kullanılmamalıdır. "Okunulabilirlik ve Algı sıhhati"nden kastım, karşınızdakinin pek alışık olmadığı bir biçimde büyük harflerden müteşekkil bir mesaj gördüğünde, Türkçe imlada küçük harflerin kullanım yerini ve dolayısıyla da varlık sebebini yok sayan bu durumu üste çıkmaya gayret etme veya üst perdeden konuşma olarak algılayacağı ve yazıyı okurken konsantrasyonunun zarar göreceği, rahatsız olacağı hakikatidir. Forum kurallarında başlıkların büyük harflerle yazılmasını aşırı dikkat çekici (Bir açıdan da dikkat dağıtıcı) olması sebebiyle engellerken bu paragrafta belirtilen sebeplerden dolayı da mesajların büyük harflerle yazılmasını yasaklamıştık.

 

Teşbih meselesine binaen eklenen ve yeni bir şey söylemeyen, zamanla da çok gereksiz tartışmaların doğmasına vesile olan mesajların başlıkta kalmasına izin verilmeyecektir. Sizinkiler ve mecburen benimkiler bu husustaki son misallerdir.

 

Saygı ve selamlarımla

MU
12.06.2008 12:09
#59
ya arkadaşlar üstad ben ahirette hesabımı bile Türkçe veririm diyecek kadar milliyetçi milli şairimizse .....
Bu arada Üstad'ın buraya iktibas ettiğiniz sözünün nerede geçtiğini de merak ettim, yazarsanız sevinirim. Hatırlayamadım ben. Öğrenmek ve merağımı gidermek için soruyorum, yanlış anlaşılmasın.

Saygı ve selamlarımla

 

Selamlar,

 

Üstadın “Konuşmalar” isimli derleme kitabında bulunan, 24 Nisan 1981 günü Türk Edebiyatı Vakfında yaptığı sohbeti okurken yukarıdaki ifade ile alâkalı diyebileceğimiz bir cümle ile karşılaştım. Dil faciası üzerine yapılan bir tahlilin ardından söylenen cümleyi, Üstadın ifadeyi nasıl kullanıldığının görülmesi açısından iktibas ediyorum:

 

"Şimdi dil vakıası üzerine aktarmalar yapıyorum. Nutuklarımı Türkçe söylüyorum, yarın öldüğüm zaman da affımı Türkçe isteyeceğim."