YUSUF TURAN GÜNAYDIN
İBRAHİM AŞKÎ VE NECİP FAZIL
İbrahim Aşkî Tanık (1874-1977), Necip Fazıl’ın Bahriye Mektebinde edebiyat hocasıdır. Necip Fazıl ondan O ve Ben ile Kafa Kâğıdı adlı eserlerinde söz eder ve sevip saygı duyduğu bu hocasını rahmetle anar.
Necip Fazıl, ‘Hocalarımızın en yaşlısı, derin ve irfan sahibi, ancak birkaç tanıdığı arasında maruf ve herkesçe meçhul hususi kıymet’ diyerek bahsettiği Aşkî’nin edebiyat, felsefe, matematik ve fizik gibi ilim dallarında derin bilgi sahibi bir öğretmen olduğunu belirtir. Fakat Aşkî’yi Cumhuriyet dönemi edebiyat ve tasavvuf tarihi açısından daha ilgi çekici bir konuma oturtan yanı Necip Fazıl’ın ‘isteklisi olduğu dünyadan, belki derme çatma, fakat ilk adresleri veren’ bir öğretmen olmasıdır diyebiliriz. Hangi kitapları okuması gerektiğini öğretmenine soran Necip Fazıl, ondan ‘Ben getiririm.’ Cevabını alır ve getirdiği iki kitabı okur. Bunlar Sarı Abdullah Efendi’nin Semerâtü’l-Fuâd’ı ile Divan-ı Nakşî adlı iki eserdir. Bu iki eser de tasavvufidir ve Necip Fazıl’ın ‘Tasavvufla, deri üstü deri bir satıh planında da olsa ilk teması’ böylece başlamış olur. Necip Fazıl ayrıca Aşkî’nin derslerde Fuzuli’den sık sık dizeler okuduğunu ve ‘yaman buluşlara, nüktelere sahip’ arif bir kişilik olduğunu söylemektedir. Kafa Kâğıdı’nda da benzer bilgiler veren Necip Fazıl ondan ‘İbrahim Aşkî… Bundan birkaç yıl önce belki 100 yaşlarında ve hiç ayrılmadığı Heybeliada’da ölen Tatar asıllı bu adam, dar bir muhitin tanıdığı ve kıymetler borsasının ismini kaydetmediği, ‘Şöhret âfettir’ sırrına ermiş bir adam…’ şeklinde söz eder.
Böylece karşımıza tasavvufi birikimi de olan, hem müspet ilimler, hem de sosyal ilimler alanında çok iyi yetişmiş bir Aşkî portresi çıkar.
Birtakım kaynaklar Aşkî’yi ‘Cumhuriyet dönemi gelinceye kadar ki süreçte tenkide yönelen bazı isimlerden biri’ olarak anar. Aşkî’nin bu alanda isminin anılması Fuzuli Hakkında Bir İki Söz adlı eserine dayanır olmalıdır. Fakat bu eserin asıl önemi Aşkî’nin tasavvufa, özellikle tasavvufi edebiyatın önemli bir temsilcisi olarak gördüğü Fuzuli’ye ve Mevlevi şair Şeyh Galib’e dair görüşlerini bütün açıklığıyla ortaya koyuyor olmasıdır.
Fuzuli Hakkında Bir İki Söz dikkatle incelendiğinde Necip Fazıl’ın tasavvufi edebiyata dair ilk bilgi ve izlenimleri Aşkî’den devşirdiği sezilebilir. Eserlerine serpiştirdiği eski Türk edebiyatı veya tasavvufi Türk edebiyatına dair görüşlerinin köklerini bu eserde aramak hiç de yersiz olmayacaktır. Necip Fazıl’ın her zaman edebi değerlerini vurguladığı ve saygıyla andığı eski Türk edebiyatına ait isimler, hemen hemen Aşkî’nin Fuzuli’ye dair eserinde geçen isimlerdir. Dolayısıyla Necip Fazıl’ın Bahriye Mektebinde edebiyat hocası olan İbrahim Aşkî’den etkilendiği çok açıktır.
Necip Fazıl’da ilk tasavvufa yönelişin –Necip Fazıl’ın deyimiyle ‘deri üstü deri bir satıh planında da olsa ilk temas’ın- Abdülhakim Arvasî ile tanışmadan önce İbrahim Aşkî kanalıyla gerçekleştiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Hocasının okuması için verdiği tasavvufi eserlerin ona hem sanat hem de düşünce dünyası bakımından bir ufuk açtığı görülebilir. Belki Necip Fazıl, Arvasî’ye bu kanaldan ulaşmıştır da denebilir.
Aşkî’nin düşünce dünyasına adını andığımız eseri aracılığıyla biraz daha yakından bakacak olursak onun Ehl-i Sünnet doğrultusundaki tasavvuf anlayışına sahip bir edebiyat öğretmeni olduğunu görürüz. Ehl-i Beyt muhabbeti ve bağlılığının Sünni çerçevede yer aldığını, bunun bir Şiilik sayılsa bile sakıncalı bir Şiilik olmadığını; yalnız Hazreti Ali’ye ilahlık isnat eden veya onu peygamber kabul eden görüşlerin sakıncalı olabileceğini belirtir. Bu hususta söyledikleri ilgi çekicidir: Aslında ‘Hanedan-ı Nübüvvet’e bağlı olan ve aşırı muhabbet duyanlar hiçbir şekilde ‘firak-ı dalle’den sayılmamaktır. Ehl-i Beyt muhibbi çevrelerle Sünni çevreler arasında tarih içinde ‘adavet derecesinde bir bürudet’ meydana gelmiştir, bunun sebebi de siyasidir. Bu ‘bürudet’, Ehl-i Beyt muhibbi olan Fuzuli, Hafız, Sadi, İbnü’l-Farız gibi din ulularının söz ve işlerine, hal ve hareketlerine, nasihat ve hikmetlerine tâbi olmakla ortadan kalkabilir.
Hazreti Muhammed’in adını andığında mutlaka salât cümlesini yazmaya özen gösteren Aşkî, tasavvuf önderlerinden her saygı ve dua ifadeleriyle söz eder. Aşkî, müteşerri bir tasavvuf anlayışına bağlı görünüyor.
Tasavvufu İslam dininin özü, gayesi ve meyvesi olarak gören Aşkî, ağırlıklı olarak Fuzuli, Yavuz Sultan Selim ile Nesimi, Şeyh Galib gibi son ikisi tamamen sufi şairler kadrosunda yer alan şairlerden aldığı şiir örneklerini şerh ederek, edebi-tasavvufi açıdan nasıl yaklaşılacağının somut örneğini verir. Bu da onun sufi meşrep bir edebiyat öğretmeni ve edebi birikime sahip bir düşünür olduğunu gösterir.
Fuzuli’nin tasavvufi yönüyle ilgili olarak Aşkî özellikle üç eserini öne alır. Bunlar Leyla ve Mecnun, Beng ü Bâde ve Sâki-nâme’dir. Aşkî’ye göre ilk eser ezeli güzellik ile ezeli aşk hikâyesidir ve mecaz suretinde gerçekten söz eder. İkinci eser, ilahi aşk ve ilahi ilim üzere düzenlenmiştir. Bu sebeple âşık ve âlim olmayanlara hikmetsiz ve tatsız gelir. Farsça Sâki-name ise hakikat ve marifet yoluna sülûku, yani Hak yolunda mesafe alıp Hakk’a ulaşmayı tarif eden bir eserdir.
Özetlemeye çalıştığımız bu görüşleriyle Aşkî’nin Necip Fazıl’ın düşünce yapısı üzerindeki etkilerini ölçebiliriz. Öncelikle Necip Fazıl, Ehl-i Sünnet hassasiyetiyle Arvasî’den önce Aşki aracılığıyla tanışmıştır. Yanı sıra Ehl-i Beyt sevgisini de yine Aşkî aracılığıyla güçlendirmiş; hatta İlim Beldesinin Kapısı Hazreti Ali adlı eserinin ilhamını ondan almış olmalıdır. Necip Fazıl’ın Hz. Ali’yle ilgili eserinde dile getirdiği görüşleriyle Aşkî’nin burada özetle verdiğimiz Ehl-i Beyt hakkındaki görüşlerinin karşılaştırılması bize bu hususta önemli ipuçları sağlayabilir gözüküyor. Bu bapta sadece Şii (veya Alevi) ve Sünni çevrelerin bir tür uzlaşmasını teklif eden Aşkî gibi Necip Fazıl’ın da eserinde benzer bir tavrı ortaya koyduğunu vurgulamakla yetinelim. Yine Aşkî’de rastladığımız tasavvufun dinin özü olduğu yolundaki görüşe öğrencisi Necip Fazıl’da da sıkça rastlamaktadır. Necip Fazıl’ın Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu adlı eserinin tasavvufla ilgili bölümünün özünü neredeyse tümüyle bu görüş oluşturur. Necip Fazıl’ın bu hususta öncelikle Aşkî’nin derslerinden etkilendiğini düşünebiliriz. Aşkî’nin üzerinde durduğu konulardan biri de tasavvufun Yeni Eflatuncu anlayıştan ve İskenderiye Mektebinin ortaya koyduğu felsefeden ibaret olup olmadığı konusudur. Aşkî, tasavvufun menşei konusunda Rıza Tevfik’in bu yolda söyledikleri sebebiyle genişçe durur. Sürekli gündemde olan bir konu olarak bu hususun o zamanlar da tartışılması olması tabiîdir. Aşkî bu iddiaların kaynağının ‘bazı Avrupa ve Amerika filozoflarının ihtiyat ve ihtimal ifade eden mütalaaları’ olduğunu, ‘Türk mizacına, mümin ve muvahhit inancına zıt olan bu batıl düşüncenin Rıza Tevfik tarafından üretilmediğini, bu düşüncenin, onun ancak gayrı meşru çocuğu olabileceğini’ söyler. Necip Fazıl’ın hocasıyla ortak yaklaşımlarından biri de bu alandadır. O da İslam Tasavvufu’nda bu hususta benzer şeyler söyler. Ayrıca Necip Fazıl’ın din ulularına karşı takındığı edep tavrını da Arvasî’den önce Aşkî’nin etkisiyle özümsediği söylenebilir.
Hemen vurgulayalım ki, Arvasi’nin Necip Fazıl üzerindeki etkisi çok daha kalıcı ve köklü olmuştur elbette. Ama daha Arvasî ile tanışmadan önce de Necip Fazıl’ın tasavvufi bir birikime sahip olduğunu, Arvasî ile tanışmasından sonra aynı doğrultudaki bu iki kaynağının onun tasavvuf anlayışını biçimlendirdiğini de cesaretle söyleyebiliriz.
Kısacası Necip Fazıl’ın düşünce dünyasının köklerine inebilmek ve tasavvufi yöneliminin sırlarına vakıf olabilmek için Abdülhakim Arvasî’nin yanı sıra İbrahim Aşkî’nin de gözden ırak tutulmaması gerektiğini, bu ismin Necip Fazıl’ın düşüncesinin yoğrulmasında önemli katkıları olduğunu vurgulamak istiyoruz.
Aşkî-Necip Fazıl İlişkisi Hakkında Kaynaklar
Necip Fazıl’ın yukarıda andığımız iki eserinin dışında biyografi kaynaklarında Aşkî’yi bulmak mümkün değildir. Aşkî hakkında ayrıntısız biyografik bilgi Fahri Çoker’in Deniz Harp Okulumuz 1773 (Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Karargâh Basımevi, Ankara 1994, s. II-42-II-43) künyeli eserinde bulunuyor. Buradaki bir bilgi yanlışı ise Ali Birinci’nin Hürriyet ve İtilâf Fırkası adlı eserinde düzeltiliyor. Aşkî’nin düşüncelerini derlediğimiz (ve metnini yayına hazırladığımız) eseri ise Fuzûlî Hakkında Bir İki Söz (Ali Şükrî Matbaası, Dersaadet 1338/1922, 47 s.) künyeli Osmanlıca matbu bir risaledir. Aşkî’nin diğer eserleri içinse Eski Harfli Türkçe Basma Eserler Bibliyografyası (Arap, Ermeni ve Yunan Alfabeleriyle) 1584-1986 künyeli Millî Kütüphane yayını CD’ye bakılmalıdır. Aşkî’nin ‘Türk şiir eleştirisi tarihi’ açısından önemine dair bilgiye ise internet ortamında Can Siirt’in “Şiir Tenkidi Tarihine Kısa Bir Bakış I” başlıklı makalesinde rastladık
(Hece Dergisi Özel Sayısı: ‘Düşünce, Tarih ve Bir Coğrafya Tasarımı Olarak Büyük Doğu ve Necip Fazıl Kısakürek’)