Üstadın bu -dünyalara bedel- yazısını burada görünce;aklıma 2005 yılının,güneşli bir mart gününün,ikindiye doğru ilerleyen vakti geldi.(bu nasıl bir giriş böyle!sanki tüm dünyayı ilgilendiren hususi bir mevzuu varmış gibi o gün...belki başka dünyalar için değil ama küçük (minicik) bir dünya için büyük bir gündü) Mart'ın sonları ve güzel bir yüz gibi pürüzsüz bir gün...O güne kadar Üstadın:Çile,Çöle İnen Nur,Son Devrin Din Mazlumları ve Öfke ve Hiciv adlı eserlerini okumuş olan;fakat henüz bu muhteşem kitapların gayesine aşina olmayan (sonra da tam manasıyla olamadı ya neyse) genç bir adam,kalabalık caddelerde yapayalnız ve beyni binbir karışıklıkla tarümar olmuş,kaldırım taşlarının ahengine baka baka yürüyordu.
Başı neden yerdeydi,ne düşünüyordu,hangi hissin parmağı dokunmuştu ki derinine,birdenbire cehennem kaynamıştı sularında?Bunun ne önemi vardı?Sadece yürüyor ve Necip Fazıl'ın; o,kendisini mıknatıs gibi çeken esrarengiz yazarın,henüz muhtevasından haberi olmadığı,ismini bile bilmediği kitaplarından birini satın alacağını biliyordu.
Birinci kitapçı,ikincisi,derken üçüncüsü.İsimlere bakıyor,karar veremiyor,en kötü kararın kararsızlık olduğunu bilmeden o kitaptan bu kitaba savruluyordu.
Kafa Kağıdı: Müthiş...Alsam mı?Bekle biraz!
Aynadaki Yalan: Tam benlik...Ah...Şu nedir?
Başbuğ Velilerden 33: Allah dostlarının hayatları...Gittikçe sana tutuluyorum Üstad!Kalemin sadece siyah mürekkepli değilmiş!Rengarenk...Ya şu?
O ve Ben: Budur! O ve O ve ben...Ben mi? Bende kimim ki?Böyle olmayacak!Başka kitapçılar...Yallah...
İki önemli parantez...
(Elinde olsa tüm kitaplarını alacak;fakat cebinde taşıma servisine vereceği paranın haricinde sadece 1 kitap almaya yetecek kadar dinar var.)
(Kitap isimleri başka, dolayısıyla düşünceler de farklı olabilir.Ah be hafıza!Onca gereksiz şey hala hatrında durur da...)
Ve genç adamın gittiği bir kitapçıda gözüne çarpan o kitap: Cinnet Mustatili...
Kendi kendine konuşuyor.(konuşmuştur illaki)
"Cinnet Mustatili...Ne sarsıcı bir cümle!Yalnız mustatilin ne demek olduğunu bilmiyorum!Sanki cinnetin ne demek olduğunu biliyorsun!Çile çektinmi hiç sen!Ne diyordu Üstad Çile şiirinde?Ne demiyorki...Oku,oku o şiiri de yüzün kızarsın.Ne o pudra dökülmüş gibi bembeyaz...Bu böyle olmayacak!Ne oldu?Üstadın tüm kitaplarını almak istiyorum.Zabıta çağırtma bana!İstersen dünyayı çağır imdada!Olmuyor...Gözlerim yine diğer kitaplarına kayıyor.Hepsini almam lazım.1 tane alsam diğerlerine ayıp olur.Seni anlıyorum!Üzüm bağı koskoca;fakat bir salkım emin ol yeter sana!Bu söze gülerim;hatta bak gülüyorum!2 gün hiçbir şey yeme;önüne 3 tane sofra kursunlar yinede az dersin.O mide açlığı için...Benim ruhum aç ruhum...Yıllardır tek lokma girmedi içine.Hem geçen geceki rüyayı hatırlıyormusun?Hangimiz gördük bunu?İkimizde...Hatırlamıyorum!Bende!O zaman sorun yok...Yekov Petroviç Golyadkin'leştin gene...Yeter artık...Tartışma bitmiş,oturum kapanmıştır!Alıyorum!Cinnet Mustatili!"
Ücret...Hayırlı işler...Cadde...
Genç adam;ceylan'dan kaçan bir arslan'ın pençelerinde hissettiği o muazzam heyecanla,dolmuş durağına kadar koşar adım yürüdü.İçinde oturanları bir daha görmeyecek olmanın verdiği önemsiz bir hüzünle dolmuşa bindi.En arka koltuk...Cam kenarı...Diğer şeritten geçen arabaların tekerleklerini saysammı diye düşünüyor.İçinde adını koyamadığı bir huzur...Düşünceleri o kadar süratli ki,bir düşünceden diğerine,o an camın ardında gördüğü nesnelerden daha hızlı geçiyor.Bir fikir!Nereden geldiği belirsiz bir his! -Cinnet Mustatilini aç ve son sayfayı oku-Bu da ne demek? Kitabı açacak ve sadece son sayfasını okuyacak!Poşetin anahtarını çevirip usulca kitabı çıkarıyor.Son sayfa...
Yazamayacağım...Bir söz var:'En derinden hissedilen şeydir ki ifade edilemez.' Söyleyebileceğim tek şey...O cam kenarında,her kalbe altın harflerle yazılması gereken o cümleleri defalarca okuduğumdur.
Gözyaşı dökmediğimizden mi... Gülemiyoruz.