Bozulan Maya

Başlatan: Muvazene Tarih: 07.10.2008 20:32 Cevap: 37

MU
07.10.2008 20:32
#1

BOZULAN MAYA

 

Benim bir büyük annem vardı. Annemin annesi... Öleli 38 yıl oluyor.

Arnavut köyünün çileği gibi, rengi, rayihası, lezzeti, cevheri ve toprağı tüketilmiş bir soyun müslüman Türk kadını...

Çarşafını çenesine kadar kavuşturur, yalnız gözlerini açıkta bırakır ve en uzak mesafeden bile bir otomobil görse adetâ koşar adımla karşıya can atardı.

 

Umumiyetle oturduğu sayfiyelik evde bir pencere önüne geçer, teşbihini çeker, yeşillikleri seyreder veya seyrediyormuş gibi yapardı. Belliydi ki, faaliyeti kalbindeydi ve eşyaya bakışı zoraki ve iğreti...

 

Bir gün ona sormuştum:

 

— Anneanne, böyle pencere yanında ne düşünüyorsun?

 

Hışımla cevap vermişti:

 

— Ne düşüneceğim! Allahımı düşünüyorum!

 

Gece sabaha kadar oğulları, kızı ve torunlarının odalarını gezer, üstleri açılmış olanlar varsa örterdi. Her ân üzerine kendisinin görmediği gözler dikilmişçesine örtünür, hiçbir çıplaklığa tahammül edemez, sofrada ekmeği hor kullananlara çatardı.

 

Ölüm ânında son hareketi şu olmuştu: Sağ elini kaşının üstüne doğru kaldırarak mırıldanmıştı:

 

— Safa geldin, selamün aleyküm!..

 

İşte, tarih öncesi hayvanlar gibi inkıraz bulmuş, halis, taze kar misali temiz bu müslüman -Türk kadını, kapısının önünden açık saçık giyimli insanlar geçtiğini görünce camı açar, başını pencereden uzatır ve haykırırdı:

 

— Sizi gidi aşüfteler, sizi! Bu kılıkla elâleme görünmekten utanmıyor musunuz? Allahtan korkmuyor musunuz?

 

Ramazanın başında sevinir, ortasında düşünür ve sonunda sevgilisi gidiyor diye ağlardı.

 

Bu soy nerede kaldıysa, kurtuluşumuzun ve yeni nesillere maya tutturma dâvamızın formülü de orada kaldı.

 

Nerede o, dünün kadınındaki şefkat, merhamet, muhabbet, sadakat, teslimiyet ve hassasiyet mayası?..

 

— Yüzük nerede?

— Suya düştü!

— Su nerede?

— Öküz içti!

— Öküz nerede?

— Dağa kaçtı!

— Dağ nerede?

— Yandı yandı kül oldu!

 

17.07.1980

 

(Rapor 11'den)

VA
11.10.2008 02:11
#2

Üstad'ın anneannesi gönlümde taht kurdu desem yeridir. Sanki benim anneannemi ve babaannemi anlatıyor. Anneannemin bir kez olsun günah işlediğine şahit olmadım. Gıybet, kalp kırma, ahlaksız ameller, namazını kaçırma, yalan... Hiçbirine rast gelmedim. Bazen sabaha kadar oturduğum olur, anneannemin sabah ezanını duymasıyla yatağından besmele çekerek fırlaması bir olur. Ahh, onun namaz kılmasını izlemek... Secdeye varması hayli zaman alıyor lakin secdede onun kadar mesut olabilir miyiz acaba? Anneannem hayatında ki birçok badirelere rağmen hiçbir zaman hayatından şikayetçi olduğunu belirten hal, söz, davranış belirtisi görmedim. Her zaman 'Allah'a şükür' sözü ağzından düşmez. Sular kadar saf, berrak anneaneme bazen milletimizin düştüğü hali anlatırım, anneannem 'Allah'tan korkmuyorlar mı?' 'Allah sonumuzu hayır etsin.' gibi tepkilerden başka şeyler söylemez. Üstad, babaannesin Ramazanın sonuna geldiğinde üzüldüğünü belirtiyor. Anneannem de hastalığı hasbiyle üç aylar boyunca oruç tutamadığından yakınıyordu. Ramazanda orucunu tutmuştu. Kocakarı imanı bu olsa gerek.

 

Birde rahmetli babaannem vardı. Elinde tesbihi o felçli haliyle gece gündüz yüce Rabbini zikrederdi. Alnı secdeye değemiyordu, lakin ruhu magmaya kadar yol alıyordu. Birgünde çektiği tesbih sayısı sanırım on binleri geçiyordu. Allah rahmet eylesin, canım babaanem halis müslüman-Türk kadınıydı. Ankaraya hastalığı ağırlaşarak sevkedildiğinde, babama o mecalsiz, tâkatsiz haliyle 'Ahmedim iyi mi?' diye sormuş. Düşünsenize o halde bile torununun sevgisi hasta halinde konuşmasına engel olamıyor. Ve bunun bende ki tesiri... Sonra ölmesine yakın, şuursuz gözlerini tavana dikerek kardeşi 'Yüksel, Yüksel' diyerek can vermiş. Babbaanneme Fatihalarınızı esirgemeyin. Allah'a şükürler olsun ki, böyle babaannem vardı. Tekraren, Allah'a şükürler olsun ki böyle bir anneannem var. Bir de babaannem şöyle derdi: 'Ankaraya taşındık, onca sene oturduk, herkes başını açtı bir ben açmadım.'

 

Bu kadar duygusallığın sonunda asıl mevzumuza dönelim. Mesele, böyle insanlara hasret duymaktan ziyade küllerin altında kalan közlerimizi çıkartarak İslâm iman ve ahlakı yaşamalı ve yaşatmalıyız. Biz de onlar gibi olabilir ve insanlara onlar gibi tesir edebiliriz. Allah izin verdiği müddetçe, ''imkansız yoktur''...

SK
18.10.2008 12:07
#3

s.a bundan yaklaşık bir veya bir bucuk ay önce bi dolmuşa bindim pencere kenarında oturuyorum yanımda orta yaşlı bi adam oturuyo dolmuş bi durakta duruyo ve iki tane siyah çarşaflı iki yaşlı kadın biniyo ön koltukta bi kadın oturuyo biri onun yanına oturuyo ve diğer yaşlı kadın ayakta ve yanımdaki abi kalkarak diğer yaşlı kadına yer veriyo kadın oturmuyo ama! abi yaşlı kadına otur dediği halde oturmuyo cevap bile vermiyo neden oturmuyo biliyomusunuz yan tarafta ben oturduğum için ve ben torunu yaşında biriyim uzun bi süre kalkmadım çok sinir oldum kadın öndeki arkadaşı olan yaşlı kadının kucağına oturmaya çalışıyo benim yanım boş olduğu halde herkes hayretle kadına bakıyo tabi sonra ben kendimden utandım ve kalktım sonra geçti oturdu tek başına bizzat yaşadım ve denebilcek bi kelime bulamıyorum. kadın haklıysa eğer bi mantıklı açıklamanız varsa yazarsanız sevnirim yazımı okuma zahmatinde bulunduğunuz için tşk ederim hakkınızı helal edin ALLAH C.C HEPİNİZDEN RAZI OLSUN

MU
18.10.2008 18:41
#4

Bir nesil düşünün.. Kadının zaruret olmadıkça evinden dışarı çıkmadığı, ailesindeki erkekler dışında yabancı erkek görmediği, yabancı erkeklerin yanında bulunmak şöyle dursun uzaktan yüzlerine bile bakmadığı, sonra değişen yaşam tarzıyla birlikte bu kadınların da sokağa çıkmak, alış-veriş yapmak, dolmuşa binmek gibi mecburiyetler içinde kaldığı ve kendi yaşam çerçevesinden farklı olan bir cemiyetin içinde bulunmak durumundaki bir nesil.. Yaşlı bir kadın dediğinize göre muhtemelen iki kuşak öncesinde dünyaya gelen ve o devrin hayat tarzına, kültürüne göre düşünüş ve davranış şekli kazanan bir insandan bahsediyorsunuz. O kadın için torunu yaşında olmanız önemli değil, onun gözünde siz de yabancı bir erkeksiniz ve bu bakışa sahip olan yaşlı bir kadının yanınıza oturmak istememesi de tabii bir durumdur. Onun yetiştiği, ruh yapısının şekillendiği koşullar düşünüldüğünde bu tavrını garipsememek lazım. Yaşlı olduğu için yanınıza oturmasında bir mahzur bulunmayabilirdi, ama o demek ki tercihini oturmamaktan yana kullanmak istemiş. Bu tercihin hayat bulmasının ana müsebbibini de yukarıda bahsettiğim koşullara rahatlıkla bağlayabiliriz.

SK
18.10.2008 21:12
#5

bir asırı yaşamş görmüş geçirmiş ve islamı yaşamış olan bir kadın torunu yaşında bir gencin yanına oturmasında bi sakınca olmadığını öğrenememişse bence asırlar önceki gibi evinden çıkmasın. olay oturup veya oturmaması değil o şekilde giyinen teyzeleerimize toplumun o acayip bakışını iyice pekiştirmek zorunda bırakmaması gerekir sonuçta o elbiseyi giyiyosan islamıda temsil ediyosun demektir bence benim yanıma oturmamakla göze batmaktansa sıcaklığıyla yakınlığıyla dikkat çekmeli çinde islama karşı bi yakınlığı olan kalplerde belki bi kıvılcıma sebeb olur diye düşünüyorum. açıklamalarınız için tşk ediyorum ALLAH C.C razı olsun

VA
18.10.2008 23:37
#6

Evvala metroda, ötobüste, dolmuşta vesaire yerlerde çoğu zaman ayakta kalma zaruretiyle karşılaşıyoruz. Bazen de ötobüsün içi dolup, taşıyor. Ayakta kalan ve birçok erkeğin arasında sıkışan kadınların ve erkeklerin rahatsızlıkları; otöbüste sıkışmaktan değil, birbirlerine temas etme ihtimalinden dolayı. Malumunuz bazı bayanlar öyle giyiniyorlar ki, çıplak gezseler daha az şehvet uyandırırlar. Onlara en uygun tabir 'örtülü çıplak'.

 

Ötobüsün dopdolu olmasını geçelim. Mecburen bir bayanın yanına otursanız, oturduğunuz yerden kalkarken bayana değmeyim diye ince bir tel vaziyetinde aradan geçiyorsunuz. Daha bitmiyor, birde ötobüsten çıkarken ayakta bekleyenler var. Ölme eşşeğim ölme. Hadi bakalım bu davadan selametle çıkabilersen çık. Sistemin kadını ve erkeği bir arada tutma sevdasındaki güya demokratik örgüsü bir müslümana eziyet ettiği ufak şeylerden sadece bir mevzuu...

 

Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor: "Sizden biriniz, başına iğne ile dürtülmesi kendisi için helâl olmayan bir kadına dokunmaktan daha hayırlıdır."

 

''Yabancı kadına şehvetle bakmak, göz zinası, ona dokunmak el zinasıdır.''

 

"Herhangi bir kimse, bir kadınla yalnız kaldığı takdirde mutlaka onların üçüncüsü şeytandır"

 

Bu üç Hadisten de anlaşılacağı üzere, otobüste yan yana oturunca yukarıda yazanların tezahür etmesi imkan dahilindedir. Her mevzuda olduğu gibi buna da dinî açıdan yaklaşmak gerekir.

 

Skarakus, anlaşılan olay senin içine oturmuş :) O kadının yaptığına bir türlü anlam verememişsin. Senin hanımın var diyelim. Öyle bir olayda hanımının ayakta durmasına mı razı olursun yoksa ordaki erkeğin yanına oturmasına mı? Oturmasına razı oldun diyelim, adam kalkarken hanımına istemeden de olsa temas edip geçmesine razı olur musun? Senin anlattığına göre kadının öndeki arkadaşının kucağına oturmaya çabalaması yanlış olmuş. Bence kadının senin yanına oturmayı istememesine hor gözle bakmak olmuyor. İki satır yazacaktım bak neler yazdım senin yüzünden Skarakus :D

SK
19.10.2008 00:17
#7
Evvala metroda, ötobüste, dolmuşta vesaire yerlerde çoğu zaman ayakta kalma zaruretiyle karşılaşıyoruz. Bazen de ötobüsün içi dolup, taşıyor. Ayakta kalan ve birçok erkeğin arasında sıkışan kadınların ve erkeklerin rahatsızlıkları; otöbüste sıkışmaktan değil, birbirlerine temas etme ihtimalinden dolayı. Malumunuz bazı bayanlar öyle giyiniyorlar ki, çıplak gezseler daha az şehvet uyandırırlar. Onlara en uygun tabir 'örtülü çıplak'.

 

Ötobüsün dopdolu olmasını geçelim. Mecburen bir bayanın yanına otursanız, oturduğunuz yerden kalkarken bayana değmeyim diye ince bir tel vaziyetinde aradan geçiyorsunuz. Daha bitmiyor, birde ötobüsten çıkarken ayakta bekleyenler var. Ölme eşşeğim ölme. Hadi bakalım bu davadan selametle çıkabilersen çık. Sistemin kadını ve erkeği bir arada tutma sevdasındaki güya demokratik örgüsü bir müslümana eziyet ettiği ufak şeylerden sadece bir mevzuu...

 

Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor: "Sizden biriniz, başına iğne ile dürtülmesi kendisi için helâl olmayan bir kadına dokunmaktan daha hayırlıdır."

 

''Yabancı kadına şehvetle bakmak, göz zinası, ona dokunmak el zinasıdır.''

 

"Herhangi bir kimse, bir kadınla yalnız kaldığı takdirde mutlaka onların üçüncüsü şeytandır"

 

Bu üç Hadisten de anlaşılacağı üzere, otobüste yan yana oturunca yukarıda yazanların tezahür etmesi imkan dahilindedir. Her mevzuda olduğu gibi buna da dinî açıdan yaklaşmak gerekir.

 

Skarakus, anlaşılan olay senin içine oturmuş :) O kadının yaptığına bir türlü anlam verememişsin. Senin hanımın var diyelim. Öyle bir olayda hanımının ayakta durmasına mı razı olursun yoksa ordaki erkeğin yanına oturmasına mı? Oturmasına razı oldun diyelim, adam kalkarken hanımına istemeden de olsa temas edip geçmesine razı olur musun? Senin anlattığına göre kadının öndeki arkadaşının kucağına oturmaya çabalaması yanlış olmuş. Bence kadının senin yanına oturmayı istememesine hor gözle bakmak olmuyor. İki satır yazacaktım bak neler yazdım senin yüzünden Skarakus :D

İYİ GÜZEL YAZMIŞIN SAĞOL KARDEŞİM DE KADIN BENİM NİNEM YAŞINDA BENİM EŞİM TORUNU YAŞINDA Bİ GENCİN YANINA OTURMASINDA Bİ SAKINCA GÖRMÜYORUM DİYELİM ARKADAŞINLA SİZE GİTTİNİZ O ZAMAN ARKADAŞIN BABAANNENİN VE YA ANNANENİN ELİN ÖPEMEZ YANİ ÖYLEMİ
VA
19.10.2008 00:52
#8
İYİ GÜZEL YAŞMIŞIN SAĞOL KARDEŞİM DE KADIN BENİM NİNEM YAŞINDA BENİM EŞİM TORUNU YAŞINDA Bİ GENCİN YANINA OTURMASINDA Bİ SAKINCA GÖRMÜYORUM DİYELİM ARKADAŞINLA SİZE GİTTİNİZ O ZAMAN ARKADAŞIN BABAANNENİN VE YA ANNANENİN ELİN ÖPEMEZ YANİ ÖYLEMİ

 

Sorunda töre ile dinin hükümleri karşı karşıya geliyor. Bediüzzaman'ın elini bir bayan öpeceği vakit elinin üzerine herhangi birşey sererek öptürür. Böylece dine aykırı birşey yapılmıyor ve el öpme gayesi yerini buluyor. Ayrıca, Peygamber Efendimiz (sav) eli hiçbir namahrem kadının eline değmemiş.

 

Burada sorunun cevabı yazıyor: (Yaşlı olan namahremlerin elini öpmek caiz midir?)

 

http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage....qna&id=3010

SK
19.10.2008 01:53
#9
Sorunda töre ile dinin hükümleri karşı karşıya geliyor. Bediüzzaman'ın elini bir bayan öpeceği vakit elinin üzerine herhangi birşey sererek öptürür. Böylece dine aykırı birşey yapılmıyor ve el öpme gayesi yerini buluyor. Ayrıca, Peygamber Efendimiz (sav) eli hiçbir namahrem kadının eline değmemiş.

 

Burada sorunun cevabı yazıyor: (Yaşlı olan namahremlerin elini öpmek caiz midir?)

 

http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage....qna&id=3010

Kadın şehevânî histen kesilmiş yaşta ihtiyar olursa, onunla musafaha yapmada, elini öpmede bir mahzur yoktur. Çünkü, arada hissî bir mahzur kalmamış bulunmaktadır. konuyu uçurdun kardeşim dolmuşta 60 yaşında bi kadının yanıma oturmamasndan bahsediyorum
TA
19.10.2008 02:09
#10

Esselamü Aleyküm.

 

'skarakuş' kardeşim öncelikle bu sorunuzu daha önce okuma fırsatım olmadığından dolayı kusuruma bakma anladığım kadarı ile yaşadığın olay karşısında haklı olduğuna inandığın düşüncene hak verecek birilerini bekliyorsun ki; bunu biz insanlar zaman zaman yapma gafletine düşeriz fakat 'Vakıf Ahmet' ismini kullanan arkadaşımız Size yanıt vermiş. Tamam bu yanıt Sizin duymayı istediğiniz yanıt olmayabilir ama emin olunki arkadaşımızın verdiği yanıt tastamam DOĞRU'dur.

Selametle...

TE
19.10.2008 10:59
#11

Ben Said Nursi nin elini bi bayana öptürmeden önce elinin üstünü örtmesi mevzuna takıldım,elini öptürmek zorunda mıdır ki üstünü örtsün de yaptırsın ya da Peygamber Efendimizin (S.A.V) elini öpmek isteyen bayanlar olmuş mu ve kendisinin tepkisi ne olmuş ya da gelmiş tüm ehl i sünnet alimleri bu tip bi olayla karşılaşmış mı onların tutumları ne olmuştur gibi şeyler...

SK
19.10.2008 14:26
#12
Esselamü Aleyküm.

 

'skarakuş' kardeşim öncelikle bu sorunuzu daha önce okuma fırsatım olmadığından dolayı kusuruma bakma anladığım kadarı ile yaşadığın olay karşısında haklı olduğuna inandığın düşüncene hak verecek birilerini bekliyorsun ki; bunu biz insanlar zaman zaman yapma gafletine düşeriz fakat 'Vakıf Ahmet' ismini kullanan arkadaşımız Size yanıt vermiş. Tamam bu yanıt Sizin duymayı istediğiniz yanıt olmayabilir ama emin olunki arkadaşımızın verdiği yanıt tastamam DOĞRU'dur.

Selametle...

 

düşünceme hak verecek birilerini beklemiyorum yorum yapacak ve olayın mantıklı bi yanını arıyorum hepsi bu ama yeterli açıklamaları alamadım yinede sağolun

YA
19.10.2008 14:44
#13

Burada yorum getiren arkadaşlara teşekkür ederim. Site admini ve Vakıf Ahmet'in güzel açıklamaları olmuş. Bunlara katılmak içten bile değil. Fakat ben şu bakışı da ortaya atmadan edemiyorum ki bu da skarakus ile aynı pararallikte aslında. 60larına merdiven dayamış veya geçmiş birisinin torunu yaşındaki kişiden çekinerek yanına oturmamasında bir beis yok. Normaldir. Ama otursa da birşey olmaz. Kadın-erkek arasındaki hassasiyette cinsellikle ilgili fizyolojik hal önemli olduğu için bu fizyolojik halin karşılıklı şekilde işlediği yerlerde, birbirilerine karşı bir his uyandırma ihtimalinin olduğu yerlerde net çizgi yukarıda da belirtilmiş. Ama bunun dışındaki yerlerde nene yaşındaki birisinin torunu yaşındaki birisinin yanında oturmasında fizyolojik bir denge de olmadığı için sakıncası olmaz. Hatta bir de arkadaşın başına geldiği gibi bir olay gelirse bu, yaşlı kadının kusurudur. Eğer hassasiyeti o derecede ise dolmuşa da binmesin, özel taksiyle gitsin. Hassasiyet için üçün beşin önemi olmaz çünkü...

Başka bir örnek verim, otuz küsüründe bir kadını düşünün. Otobüse biniyor. 7-8 yaşındaki bir erkek çocuğu da otobüste bir yerde oturuyor ve yanı da boş. Şimdi çocuğu yaşındaki bir kadının sırf erkek olduğu için o çocuğun yanına oturmaması da gerekir. Bu aynı mantıktır. Bu ise aslında bence İslamın hassasiyetini tersinden anlamadır. Çocuğun yanına oturmaktan imtina eden veya torunu yaşındaki birisinin yanına oturmaktan imtina edip de oradaki herkesi rahatsız eden bir zihin çok da makul değildir. ..

VA
19.10.2008 15:04
#14
Kadın şehevânî histen kesilmiş yaşta ihtiyar olursa, onunla musafaha yapmada, elini öpmede bir mahzur yoktur. Çünkü, arada hissî bir mahzur kalmamış bulunmaktadır. konuyu uçurdun kardeşim dolmuşta 60 yaşında bi kadının yanıma oturmamasndan bahsediyorum

 

Nenemin eli öpülür mü diye sordun, ben de onunla alakalı şeylerle beraber cevap verdim. Konuyu uçurmadım.Demek ki o kadın şehvani histen kesilmemiş, seni torunu farz etmiyor ki yanına oturmamış. Senin profiline baktım 21 yaşındasın. Kocaman adamsın yani. Hem çarşaflı kadının ne kadar yaşlı olduğunu nereden bileceksin. Kırk mı, elli mi, altmış mı? Hülasa, senin yanına oturmak yada oturmamak kadının tercihidir. Başı açık, orasını burasını açmış biri yanına oturmayıp ayakta bekleseydi mesele olmazdı. Çarşaflı kadın oturmayınca mesele oluyor.

VA
19.10.2008 15:27
#15
Burada yorum getiren arkadaşlara teşekkür ederim. Site admini ve Vakıf Ahmet'in güzel açıklamaları olmuş. Bunlara katılmak içten bile değil. Fakat ben şu bakışı da ortaya atmadan edemiyorum ki bu da skarakus ile aynı pararallikte aslında. 60larına merdiven dayamış veya geçmiş birisinin torunu yaşındaki kişiden çekinerek yanına oturmamasında bir beis yok. Normaldir. Ama otursa da birşey olmaz. Kadın-erkek arasındaki hassasiyette cinsellikle ilgili fizyolojik hal önemli olduğu için bu fizyolojik halin karşılıklı şekilde işlediği yerlerde, birbirilerine karşı bir his uyandırma ihtimalinin olduğu yerlerde net çizgi yukarıda da belirtilmiş. Ama bunun dışındaki yerlerde nene yaşındaki birisinin torunu yaşındaki birisinin yanında oturmasında fizyolojik bir denge de olmadığı için sakıncası olmaz. Hatta bir de arkadaşın başına geldiği gibi bir olay gelirse bu, yaşlı kadının kusurudur. Eğer hassasiyeti o derecede ise dolmuşa da binmesin, özel taksiyle gitsin. Hassasiyet için üçün beşin önemi olmaz çünkü...

Başka bir örnek verim, otuz küsüründe bir kadını düşünün. Otobüse biniyor. 7-8 yaşındaki bir erkek çocuğu da otobüste bir yerde oturuyor ve yanı da boş. Şimdi çocuğu yaşındaki bir kadının sırf erkek olduğu için o çocuğun yanına oturmaması da gerekir. Bu aynı mantıktır. Bu ise aslında bence İslamın hassasiyetini tersinden anlamadır. Çocuğun yanına oturmaktan imtina eden veya torunu yaşındaki birisinin yanına oturmaktan imtina edip de oradaki herkesi rahatsız eden bir zihin çok da makul değildir. ..

 

Otuz küsüründe bir kadın 7-8 yaşında bir çocuğun yanına oturmasında beis yoktur. Dinen caizdir. 21 yaşındaki adamın yanına çarşaflı ve ne kadar yaşlı olduğu meçhul olan kadının oturup oturmaması yukarıda belirttiğimiz sebeblerle beraber kadının kendi durumuna bağlıdır. Yani şehvani duygulardan kesilmemiş olduğunu biliyor ki onun yanına oturmuyor. Benzetme yaptığınız bu iki şey bir değil. Birinde namahrem, diğerinde değil. O halde kadına İslâm'ın hassasiyetini tersinden idrak etmiş demek kadına haksızlık oluyor. Şu üç hadis mevzuyu açıklık getiriyor kanaatindeyim. Tekrar vereyim:

"Sizden biriniz, başına iğne ile dürtülmesi kendisi için helâl olmayan bir kadına dokunmaktan daha hayırlıdır."

 

''Yabancı kadına şehvetle bakmak, göz zinası, ona dokunmak el zinasıdır.''

 

"Herhangi bir kimse, bir kadınla yalnız kaldığı takdirde mutlaka onların üçüncüsü şeytandır"

 

 

Ne kadar yaşlı olduğu meçhul olan kadın, bu üç emirden birine uymamış olabilecekti. Kadının görüşü şu; namahremin yanına oturmayı istemiyorum. Yanına oturacağı, 30 yaşında da olsa namahremi, 20 yaşında da olsa... O kadar hassasiyeti varsa taksiye binsin demişsin. Allah aşkına, taksiye para mı yeter? Kısacık mesafelerde bile 10 lirayı geçiyor. Bir insan dolmuş yerine hep taksiye binsin ocağı batar. Şu kadından ne istiyorsunuz anlayamadım :) Oraya oturmasıyla herkesi rahatsız ediyor demişsin. Başı açık birisi oraya oturmasa, başkaları rahatsız olur mu? Olmaz. Demek ki rahatsız olanlarda bir arıza var. Hem insanların mevzuya bakmaları, onların rahatsız olup, olmadığını göstermez. Hülasa, kadının yaptığı kendi tercihidir. Bize ayıplamak düşmez.

YA
19.10.2008 19:12
#16

Açıklamalarınız fena değil ama yetersiz ve kiyafetsiz. Kadının oturmamasını şehvani duygularının kesilmemesine bağlamışsınız ki bu yanlıştır. Onun oturmaması inandığı bazı şeylere bağlı kalmasındandır (Bağlı olduğu şeyi de İslamiyetin asgari sınırının üzerinde kabul edersek mesele yok ama bu had, sınırdır dersek o zaman yanlış yorum olur), şehvani duygularının kesilmemesinden değil. Kadın veya erkek fark etmez. Belli yaş seviyesinin üzerindeki insanlarda bazı hisler kaybolur veya limit seviyesine iner. Bu asgari halle de insanın fizyolojik halinin yeterli olduğunu iddia etmek imkansızdır. Bizlerin düşündüğü derecede güçlü değildir. Yani yetersizdir. Bu ise sizin sebeb diye ortaya koyduğunuzu çürütür. Dolayısı ile bu açıklamanız geçersiz olur... İkinci olarak verdiğim örneğin birisinin namahrem merkezli diğerinin mahrem merkezli olduğunu iddia etmişsiniz ki bu da şimdi anlattığıma binaen çürür. Dolayısı ile ikisi de aynıdır. 70lik cetvelin birisi başından birisi de sonundan iki örnek. İkisi de aynıdır. Son olarak da yaşlı kadının oraya oturmamasını sorun olarak düşündüğümüzü ve çevreyi rahatsız ettiğimizin kanısını taşıyarak tersten yaklaşıp açık birisinden örnek vermişsiniz ki dediğimiz anlamadığınız için bu örneğiniz de fasıt oluyor. Eğer yaşlı kadın oturmuyorsa mesele yok. Ama oturulması için birisi yerini veriyor ve yaşlı oturmuyorsa, oturmak için yanındaki koltuğunda boşalmasını bekliyorsa ve koltukta oturan kişi de kadının keyfine göre hareket etmek istemiyorsa burada ayağa kalkan, yaşlı kadın, oturan kişi, olayın yakınında bulunan kişiler için rahatsızlık verici olur. Sizce de olmaz mı? Benim dediğim olay bu şekildedir. Yoksa kadın oturmak istemiyordur ve bunu da -teşekkür ederim, ben oturmayacağım, lütfen siz buyrun oturun, tarzında dedi de biz de eleştirdik mi? Olay böyle gelişmediği ve yanlış hat üzerinden geliştirildiği için bu halin yanlışlığına dem vuruyorum. Bu kim olursa olsun, bir taraftan inandığımı yaşayacağım diyip ufak bir incelik göstermeye çalışayım derken öbür taraftan da yine inandığı kaidelerin tersinde hareket edip o ince hareketinden misli katında hareketsizlik tavrı sergilerse buna, bu ne turşu bu ne perhiz denir.

VA
20.10.2008 00:38
#17
Ben Said Nursi nin elini bi bayana öptürmeden önce elinin üstünü örtmesi mevzuna takıldım,elini öptürmek zorunda mıdır ki üstünü örtsün de yaptırsın ya da Peygamber Efendimizin (S.A.V) elini öpmek isteyen bayanlar olmuş mu ve kendisinin tepkisi ne olmuş ya da gelmiş tüm ehl i sünnet alimleri bu tip bi olayla karşılaşmış mı onların tutumları ne olmuştur gibi şeyler...

 

Aşağıda yazanlar niçin elinin öpüldüğününün anlaşılmasına vesile olacaktır. Bu okunduktan sonra elinin öpülmesine veya elini öptürmesine kabahat bulmak, muhaldir.

Şefkatin Doğrusu

 

Alasonyalı Hacı Cemal Öğüt Hocaefendinin tek erkek evlâdı vefat etmiş. Çok dertlenmiş, çok bunalmış, 'Bu mezar buradeyken ben bu memlekette duramam.'' demiş ve İstanbul'dan Mısır'a gitme kararı almış. Mısır'da bulunan ve hocası olan son Osmanlı şeyhülislâmı Mustafa Sabri Efendiye bu arzusunu duyurmuş.

 

Bu arada göç hazırlığına başlamış. Can yoldaşı ve yaşayan tek evlâdı Hikmet Hanım, bu karara çok direnmiş, ama babasını vazgeçirememiş.

 

Hem can yoldaşı, hem talebesi, hem de özel şoförü kızına bir gün diyor ki:

 

''Kızım, hazırlan, beni Bediüzzaman Hazretlerine götüreceksin.''

 

''Gerisini rahmetli manevî annem Hikmet Hanım şöyle anlatıyor:

 

'Peki babacağım.' dedim. Hemen arabamızı hazırlayıp babamı Üstadın kaldığı otele götürdüm. Kaldığı kata çıktık. Odasının kapısını tıklattık. Genç bir adam kapıyı açtı. Babam kendisini tanıttı ve ziyaret için geldiğini söyledi.

 

''Üstadımıza sorayım' dedi kapıdaki genç adam.

 

''Hiç gecikmeden davet gelmişti. Babam sevinçle odaya dalarken, ben de peşindeydim. Ama bir anda hayal kırıklığına uğradım. Çünkü kapıdaki adam, 'Dur hanım, sen giremezsin.' dedi.

 

''Babam, 'Kızımdır, o da Üstadı görüp duasını alsın.' dediyse de nafile, ben içeriye alınmadım.

 

''Babama, 'Ben arabada bekliyorum.' dedim ve büyük bir üzüntüyle aşağıya indim. Hem üzüntülü, hem de kızgın idim. Çünkü babamın bu derece itibar ettiği değerli bir insanı ziyaret etmekten men edilmiştim.

 

''Bu duygularla dolu olarak arabaya geldim. Bir müddet oturduktan sonra, bir de baktım ki, biraz önce beni Üstadın odasına almayan adam, koşarak geliyor.

 

''Hayırdır inşallah' diye bakıyorum ona... Çok mahcup ve edepli bir şekilde ve duyulur duyulmaz bir sesle bana, 'Buyurun, Üstadımız sizi de çağırıyor.' dedi.

 

''Kızgınlığım, birden sevince döndü.

 

''Çok geçmeden ben de Üstadın huzurundaydım.

 

''Meğer babam benimle geldiğini söyleyince, 'Üstad 'Çağırın o da gelsin.' buyurmuş.

 

''Bediüzzaman Hazretleri, yatağının üzerinde, sırtına bir battaniye alarak oturmuş, babam da dizleri dibine çökmüş...

 

''Selâm verdim. Babam, beni iltifatlı bir takdimle Üstada tanıttı. O da bana dualar etti. Tabiî bu arada benim heyecanım da son haddine erişti. Eliyle işaret ettiği yerer oturdum.

 

''Bediüzzaman Hazretlerinin sözlerini, hem çok sessiz, hem de değişik bir şive olduğu için tam anlamıyordum. Buna rağmen hal ve tavrından çok etkikenmiştim. Huzurunda bulduğum huzur, onun bir Allah dostu olduğunu hissettirmişti bana... Babam da büyük bir dikkatle ve âdete nefes almadan dinliyordu.

 

''Sanki o anda İstanbul'un meşhur bir vaizi değil de, garip ve mahcup bir talebesiydi. Üstad, babama 'Cemal Efendi' diye hitap ediyordu.

 

''Ama bana yarım dakika gibi gelmişti.

 

''Nihayet babam müsaade istedi, vedalaştılar.

 

''Yorgun ve hasta görünmesine rağmen, babam eline uzanınca, kendisinden ummadığım bir çeviklikle elini çekiverdi. Babama elini öptürmemişti. Fakat ben de, Üstadın elini öpme iştiyakı doğdu. Ancak kendisine yöneldiğimde, elini alnına doğru kaldırarak, 'Hoş safa geldiniz.' dedi.

 

''Hazır Allah'ın veli kulunu bulmuşken, elini öpmeden çıkmayayım' diye düşündüm.

 

''Ve bunun için kendisinden müsaade buyurursanız, elinizi öpeceğim.' dedim.

 

''O mübarek masumiyetine bir masumiyet daha eklendi ve dedi ki:

 

''Öpmüş gibi kabul ediyorum evlâdım. Sana dua edeceğim.'

 

'O sırada, kapıda bekleyen babama baktım.

 

''Bana ne müdahele ediyor, ne de çağırıyordu. Kendi kendime dedim ki: 'Demek yanlış bir istekte bulunmuyorum...'

 

''Bu sebeple, arzumu ikinci defa tekrarladım:

 

''Efendim, müsaade buyurun, eliniz öpeceğim.'

 

''Şefkatini hissettiren bir tarzda dedi ki:

 

''Evladım, ben Şafiiyim. Şimdi sen elimi öpersen, benim abdest tazelemem icap eder. Gördüğün gibi ben hem yaşlı, hem de hastatım. Bir abdest almam yarım saat sürüyor.'

 

''Üstad herhalde benim anlamam için, tane tane, ama şefkatinin derinliğini göstererek konuştukça, cesaretim arttı, iyice nazlandım.

 

''Efendim,' dedim, 'hakkınızı helâl edin ve müsaade buyurursanız, o mübarek elinizi öpeyim.'

 

''Allah dostu o güzel insan, benim böylesine çocuklaşmama dayanamadı. Sol eliyle cübbesinin kol ucunu sağ elinin üstüne çekti ve bana doğru uzattı. Ben de emsalini hiç yaşamadığım büyük bir heyecan ve mutluluk içinde öptüm.

 

''Teşekkür edip kapıya yönelmiştim ki, anî bir hareketle geriye döndüm. Bu el öpme biçimi beni tatmin etmemişti.

 

Üstadın her iki dizini de eğilip seri bir şekilde öpüverdim. O mübarek veli, iki elini yanlarına doğru açıp, 'Fesübhanallah!' diye hâlime şaşırdığını belli ediyordu. Aslında ben de kendi hâlime şaşmıştım.

 

''Ancak yüzüne yayılan tebessüm, bana kızmadığının işaretiydi. Büyük bir sevinçle dışarı çıktım.

 

''Babam, 'İyi yaptın kızım, bu herkese nasip olmaz.' dedi.

 

''Aradan yarım asır geçtiği hâlde, hâlâ bu hareketi nasıl yapabildiğimi hayretle hatırlarım...

 

''Otelden çıktık. Aslında bu çıkış, bir huzur dünyasından, tekrar bizim huzursuz dünyamıza çıkış gibiydi. Bir yarım saate neler sığmış ve biz dertli âlemimizden ne çok uzaklaşmıştık!

 

''Bu cennet kokulu ziyaretin unutulmaz bir müjdesini de, yolda babamdan öğrenmiştim. O an, 'Bu güzel insanın dizlerini değil, ayaklarını da öpseydim keşke!' demekten kendimi alamadım.

 

''Babacığım, güller açan güzel yüzünü bana döndü ve müjdeyi verdi. Duyduklarıma inanamıyordum. Hiçbir dostunun, hiçbir şekilde ikna edemediği babam, sonun da Mısır'a gitmekten vazgeçmişti.

 

''Kızım Hikmet, hadi gözün aydın: Mısır'a gitmiyoruz!' dedi.

 

''Büyük bir sevinçle babamın boynuna sarıldım, ellerinden yanaklarından öptüm. Ama merakımı da yenemedim.

 

''Babacığım, bu müjdeyi neye borçluyum? Nasıl oldu da verdiğiniz hicret kararından vazgeçtiniz?' diye sordum.

 

''Babam, soruma şu cevabı verdi:

 

''Kızım, Bediüzzaman Hazretleri, kafama ve kalbime hitap ederek beni ikna etti. Büyüklerin sohbetinde bulunmak, insanın hüznünü giderir. Şimdi içim öyle bir hizmet aşkıyla doldu ki, oğlum Ali'yi bile unuttum. Artık onun mezarının bulunduğu bu şehirde, gönül huzuruyla yaşayabilirim.'

 

''Babacığım, Bediüzzaman Hazretleri, sizi bu kesin kararınızdan nasıl vazgeçirdi, öğrenebilir miyim?''

 

Hocaefendi, kızının bu sorusu üzerine, Bediüzzaman Hazretlerinin şu sözlerini nakletti:

 

''Cemal Efendi, kumandanlar cepheyi terketmez. Burası, iman hizmetinin ateş hattıdır. Mutlaka burada bulunmanız lâzımdır. Hatta değil Mısır'a, Mekke'ye Medine'ye de çağırılsanız, gene burada kalmanız ve hizmet etmeniz lâzımdır. Oğlun Ali maddeten öldü, fakat ruhen inşallah cennette yaşayacak. Amma milyonlarca Ali, ebedî azaba müstahak hâle getiriliyor, ruhen öldürülmek isteniyor. Şimdi en mühim iş, onların imanlarına hizmet etmektir. Bu hizmetin de asıl ve en mühim yeri, burasıdır. Çünkü buradaki tahribat çok ağırdır. Bu memleket, tamiratın da merkezi olacak; buranın intibahı, İslâm âleminin de uyanışına yol açacaktır inşallah...''

.......

Başkasının Günahına Ağlayan Adam, Vehbi Vakkasoğlu

VA
20.10.2008 03:58
#18
Açıklamalarınız fena değil ama yetersiz ve kiyafetsiz. Kadının oturmamasını şehvani duygularının kesilmemesine bağlamışsınız ki bu yanlıştır. Onun oturmaması inandığı bazı şeylere bağlı kalmasındandır (Bağlı olduğu şeyi de İslamiyetin asgari sınırının üzerinde kabul edersek mesele yok ama bu had, sınırdır dersek o zaman yanlış yorum olur), şehvani duygularının kesilmemesinden değil. Kadın veya erkek fark etmez. Belli yaş seviyesinin üzerindeki insanlarda bazı hisler kaybolur veya limit seviyesine iner. Bu asgari halle de insanın fizyolojik halinin yeterli olduğunu iddia etmek imkansızdır. Bizlerin düşündüğü derecede güçlü değildir. Yani yetersizdir. Bu ise sizin sebeb diye ortaya koyduğunuzu çürütür. Dolayısı ile bu açıklamanız geçersiz olur... İkinci olarak verdiğim örneğin birisinin namahrem merkezli diğerinin mahrem merkezli olduğunu iddia etmişsiniz ki bu da şimdi anlattığıma binaen çürür. Dolayısı ile ikisi de aynıdır. 70lik cetvelin birisi başından birisi de sonundan iki örnek. İkisi de aynıdır.

 

Yukarıda bahsettikleriniz kadın için geçerli diyelim. Yanında ki erkek için geçerli mi? Kadının uyanmaz diyelim, erkeğin şehvani duygularının uyanmayacağı hiç hesapta yok ve kadın şehvetten kesilmemiş. Hem o kadının ne kadar yaşlı olduğu bile meçhul. Yukarıda üç Hadis vermiş, bahsettiğimiz olay bu Hadislerde belirtilenlen şeylere sebebiyet verebilir demişiz. Bu sanki hiç söylenmemişçesine basit akli metodlarla ve fizyolojik olarak denk değildir diyerek mevzu ele alınmış. Kadının şehvetten kesilmemiş, nerede, nasıl, ne zaman şehvi duygularının kendini hissettireceği bilinemez. Asgari düzeye inilsede bilinemez. Mesele bunlara sebebiyet verebilecek şeylerden kaçmaktır. Sadece bu bile bahsettiklerinizi çürütür. Buna hayır demek ve evet demeden bazı izahlar yapmak hakikate ve hakikat namusana sığmaz. Kadının inandığı şey nereye çıkıyor. Şehvetten kesilmemesine çıkıyor. Bu ikisi birbiriyle alakalı, ayrı değil.

 

Yukarıda zikredilen 30 yaşındaki kadın, 7-8 yaşındaki çocuk ile 40 yaşındaki kadın ile 20 yaşındaki erkek bir cetvelin başından ve sonundan örnekmiş. Ne 7-8 yaşındaki çocukla 30 yaşındaki kadının arasında şehvani münasebete sebebiyet verecek şeyler yoktur. Bu ikisinin beraber olmaları dinen caizdir. Şehvetten kesilmemiş bir kadın ile bir gencin arasında şehvani münasebete sebebiyet verebilecek şeyler vardır. Dinen caziz değildir. 'Şehvani münasebet' derken zahirî hallerden ziyade batınî duyguları kastediyorum.

 

Son olarak da yaşlı kadının oraya oturmamasını sorun olarak düşündüğümüzü ve çevreyi rahatsız ettiğimizin kanısını taşıyarak tersten yaklaşıp açık birisinden örnek vermişsiniz ki dediğimiz anlamadığınız için bu örneğiniz de fasıt oluyor. Eğer yaşlı kadın oturmuyorsa mesele yok. Ama oturulması için birisi yerini veriyor ve yaşlı oturmuyorsa, oturmak için yanındaki koltuğunda boşalmasını bekliyorsa ve koltukta oturan kişi de kadının keyfine göre hareket etmek istemiyorsa burada ayağa kalkan, yaşlı kadın, oturan kişi, olayın yakınında bulunan kişiler için rahatsızlık verici olur. Sizce de olmaz mı? Benim dediğim olay bu şekildedir. Yoksa kadın oturmak istemiyordur ve bunu da -teşekkür ederim, ben oturmayacağım, lütfen siz buyrun oturun, tarzında dedi de biz de eleştirdik mi? Olay böyle gelişmediği ve yanlış hat üzerinden geliştirildiği için bu halin yanlışlığına dem vuruyorum. Bu kim olursa olsun, bir taraftan inandığımı yaşayacağım diyip ufak bir incelik göstermeye çalışayım derken öbür taraftan da yine inandığı kaidelerin tersinde hareket edip o ince hareketinden misli katında hareketsizlik tavrı sergilerse buna, bu ne turşu bu ne perhiz denir.

 

Yaşlı kadın boş yere oturmuyor ise boş yerin yanındakinin kalkmasını keyfi olarak beklediğinden değil, onun yanına oturmak istemediğindendir. Bundan rahatsızlık duyulacak birşey yoktur. Kadın yapmak istemediği birşeyi yapmaya teşvik eden birine teşekkür eder mi? Etmez. Yazdığınıza göre, teşekkür edip oturmasaydı eleştirmeyecektiniz. O kadının inandığı şey İslâm'ın hükmüne mugayir birşey yapmamak. Buna ufak bir incelik diyemezsiniz. O kadın inandığı kaidelerin tersine birşey yapmamıştır. İşte bu kadar.

YA
21.10.2008 17:12
#19

Güzel şeyler söylemiş olsanız da maalesef yine benim bahsettiklerimle ilgisi varmış gibi gözüken ilgisiz şeyler yazmışsınız. Siz, yöntemimi basit akli şekilde görmüşsünüz fakat değil. Siz sanıyor musunuz ki son peygamber o sözleri söylerken hayattaki her ilmin varacağı doğru hükmün sonucuyla da örtüşmesin. Asla. Son peygamber ne demişse doğrudur ki ilim de teknik de fen de bunları çıkarıp ispatlamakla hükümlü sahalardır. Dolayısıyla insan fizyolojisini basit akli yöntem türevinin bir parçasıymış gibi kabul edip de hiçe saymak tabiki saçma olur. İnsanın hayatı, çevresiyle değil kendisiyle de olan münasebetiyle de ilişkilidir. Bir insan kendi üzerinde hafifçe düşünerek de vücut ihtiyaçlarının derecesini kavrayabilir. Mesela yemek yeme ihtiyacı gibi. Siz bunu bir tarafa nasıl atabilirsiniz, atamazsınız. Bunun gibi insan bedenini kuşatan ölçüdeki en ufak parça bile, belki gözükmüyor veya anlaşılmıyor gibi olsa da çok önemli ve değerlidir. Bu yüzden insanın belli yaşlarda belli ihtiyaçlarının artık fark edilmeyecek derecede olduğunu, bunlara binaen de belirttiğim fikirlerin doğruluğunu gösterir mahiyette bulunduğunu tekrarlıyorum. O yaşdaki insanda sizlerin düşündüğü bakışlar olmaz... Enterasan, bana basit akli yöntem uyguluyorsunuz demişken aynı noktayı siz, kendiniz yapmışsınız. Dolayısı ile bana yanlış düşünüyor ve basit bakıyor diye itham ederken aynı hatayı yapmamalısınız. :)

 

Mesela yaşlı insanda olmasa bile 20lik şahısta şehvani duygularda artış olur demişsiniz. Vereceğim cevap ise maalesef sizin dediğiniz gibi değil. Yani olmaz. İnsan psikolocyası ve fizyolojisi bunu kabul etmez. İsterseniz bu konuda araştırma yapabilirsiniz.( İstisnalar hariç. Aşırı yaş farkı olmasına rağmen gençte böyle birşey oluyorsa onun iyi bir psikolojik destek alması lazım. Yoksa tabir edemeyeceğim şekilde ifade edilmesi gereken bir durumdadır kendisi. Ki sizin bahsettiğiniz durum da bu. Yani bana örnek diye bunu veriyorsunuz. Bunlar istisna kaabilinden ve doktorluk hallerdir. :D Konumuzun kapsamı dışındadır.) Eğer ki sizin verdiğiniz mantıktan gidecek olsak yine ağaca toslarız. Çünkü yedilik çocukla 30'luk kişi arasındaki durum caizdir demişsiniz. Hayır, niye olsun. Sizin mantığa göre çocukta olmuyorsa bile kadında şehvani istek olur, olabilir. (Aslında olmaz da, sizin mantığın çıkmazlığını göstermek için bunu dile getiriyorum. Halbuki ne 70lik nene ile 20lik torunun oturmasında birşey olur ne de yedilik çocukla otuzluk bayanının yanyana oturmasından birşey olur.)

 

Ama şu dediğiniz doğru:...."sebebiyet verebilecek şeylerden kaçmaktır. " Fakat doğruyu yanlış yerde kullandınız. Bu, şeriat değil tasavvuftur. Bunu da ayırt etmek lazım. İslamın asgari ölçüleri ise şeriatla kuşatılmıştır. Tasavvuf ise derinliklerde ve takvanın boyutuyla ilgili bir durumdur. Dikkatimizden de bunu kaçırmayalım.

 

Bakın, son paragrafınız akıl dışı olmuş. Empati yapsanız anlarsınız. Yaşınızın altmışlarda olduğunu kabul edin. İki hanımefendi oturuyor. Birisi, siz yaşlı olduğunuz için kalkıyor ve size yer veriyor. Siz de yanaşmıyorsunuz. Çünkü diğer tarafta da, 20lerde bir genç bayan oturuyor. Sonra da size yer verene hiç teşekkür bile etmeden bön bön bakıyorsunuz? Bu olur mu? Yoksa, "yok canım, teşekkür ederim. Ben oturmayacağım. Siz buyrun oturun." Demek mi güzel olur. Yine oturmak istemiyorsunuz ama bunu uygun şekilde kapatıyorsunuz... Sizce bu güzel olanı değil mi? Tabiki bu. Dolayısı ile son dediğiniz kayda değer olmamış. Burayı da, hatanızı anlamak için belirtmiş oluyorum.

VA
21.10.2008 20:05
#20
Güzel şeyler söylemiş olsanız da maalesef yine benim bahsettiklerimle ilgisi varmış gibi gözüken ilgisiz şeyler yazmışsınız. Siz, yöntemimi basit akli şekilde görmüşsünüz fakat değil. Siz sanıyor musunuz ki son peygamber o sözleri söylerken hayattaki her ilmin varacağı doğru hükmün sonucuyla da örtüşmesin. Asla. Son peygamber ne demişse doğrudur ki ilim de teknik de fen de bunları çıkarıp ispatlamakla hükümlü sahalardır. Dolayısıyla insan fizyolojisini basit akli yöntem türevinin bir parçasıymış gibi kabul edip de hiçe saymak tabiki saçma olur. İnsanın hayatı, çevresiyle değil kendisiyle de olan münasebetiyle de ilişkilidir. Bir insan kendi üzerinde hafifçe düşünerek de vücut ihtiyaçlarının derecesini kavrayabilir. Mesela yemek yeme ihtiyacı gibi. Siz bunu bir tarafa nasıl atabilirsiniz, atamazsınız. Bunun gibi insan bedenini kuşatan ölçüdeki en ufak parça bile, belki gözükmüyor veya anlaşılmıyor gibi olsa da çok önemli ve değerlidir. Bu yüzden insanın belli yaşlarda belli ihtiyaçlarının artık fark edilmeyecek derecede olduğunu, bunlara binaen de belirttiğim fikirlerin doğruluğunu gösterir mahiyette bulunduğunu tekrarlıyorum. O yaşdaki insanda sizlerin düşündüğü bakışlar olmaz... Enterasan, bana basit akli yöntem uyguluyorsunuz demişken aynı noktayı siz, kendiniz yapmışsınız. Dolayısı ile bana yanlış düşünüyor ve basit bakıyor diye itham ederken aynı hatayı yapmamalısınız. :)

 

Bahsettiklerim doğrudan doğruya sizin anlattıklarınızla alakalı şeyler. Bunu da inkar edin bakalım. Ben, Peygamber Efendimiz (sav) söyledikleri ilmin doğru verileriyle örtüşmüyor falan demedim. Hadîs dururken bahsettiklerimi yalanlamak için 'fizyoloji' bahsiyle, fizyolojiyle ne kadar örtüştüğü meçhul şeylerden bahsetmişsiniz. Dikkat ederseniz, Hadîs'in bahsettikletini bir kenara koyup yine basit akli metodlarla fikirler belirtmişsiniz. Yüz kere bahsettiğim şeyi tekrar, tekrar bahsetmek istemiyorum. O kadının oraya oturması bazı dinî inançlardan ileri geliyor. Bu bence doğru, sizce yanlış. Benim ki Hadîs'e dayanıyor. Sizin ki doğruluğu meçhul fizyolojik hallere...

 

Mesela yaşlı insanda olmasa bile 20lik şahısta şehvani duygularda artış olur demişsiniz. Vereceğim cevap ise maalesef sizin dediğiniz gibi değil. Yani olmaz. İnsan psikolocyası ve fizyolojisi bunu kabul etmez. İsterseniz bu konuda araştırma yapabilirsiniz.( İstisnalar hariç. Aşırı yaş farkı olmasına rağmen gençte böyle birşey oluyorsa onun iyi bir psikolojik destek alması lazım. Yoksa tabir edemeyeceğim şekilde ifade edilmesi gereken bir durumdadır kendisi. Ki sizin bahsettiğiniz durum da bu. Yani bana örnek diye bunu veriyorsunuz. Bunlar istisna kaabilinden ve doktorluk hallerdir. :D Konumuzun kapsamı dışındadır.) Eğer ki sizin verdiğiniz mantıktan gidecek olsak yine ağaca toslarız. Çünkü yedilik çocukla 30'luk kişi arasındaki durum caizdir demişsiniz. Hayır, niye olsun. Sizin mantığa göre çocukta olmuyorsa bile kadında şehvani istek olur, olabilir. (Aslında olmaz da, sizin mantığın çıkmazlığını göstermek için bunu dile getiriyorum. Halbuki ne 70lik nene ile 20lik torunun oturmasında birşey olur ne de yedilik çocukla otuzluk bayanının yanyana oturmasından birşey olur.)

 

Bu konuda sizin araştırma yapmanız daha makul olur. Kadın şehvetten kesilmemişse, belirttiğimiz şeyler şehvetin kendini göstermesine sebebiyet verebilir. Bu halin neresi doktorluk?

 

Kadın 70'lik değil, yaşlı diyoruz. Ne kadar yaşlı olduğunu bilmiyoruz, kadın çarşaflı. Onun yanına şehvanî şeyler oluşmasın diye oturmuyor. 30 yaşında ki kadınla 7 yaşında ki çocuk nasıl bir olsun? Aynı şeyi kaç kere tekrarlayım?

 

Ama şu dediğiniz doğru:...."sebebiyet verebilecek şeylerden kaçmaktır. " Fakat doğruyu yanlış yerde kullandınız. Bu, şeriat değil tasavvuftur. Bunu da ayırt etmek lazım. İslamın asgari ölçüleri ise şeriatla kuşatılmıştır. Tasavvuf ise derinliklerde ve takvanın boyutuyla ilgili bir durumdur. Dikkatimizden de bunu kaçırmayalım.

 

Ben bu şeriatın emridir mi dedim? Nereden çıktı bu?

 

Bakın, son paragrafınız akıl dışı olmuş. Empati yapsanız anlarsınız. Yaşınızın altmışlarda olduğunu kabul edin. İki hanımefendi oturuyor. Birisi, siz yaşlı olduğunuz için kalkıyor ve size yer veriyor. Siz de yanaşmıyorsunuz. Çünkü diğer tarafta da, 20lerde bir genç bayan oturuyor. Sonra da size yer verene hiç teşekkür bile etmeden bön bön bakıyorsunuz? Bu olur mu? Yoksa, "yok canım, teşekkür ederim. Ben oturmayacağım. Siz buyrun oturun." Demek mi güzel olur. Yine oturmak istemiyorsunuz ama bunu uygun şekilde kapatıyorsunuz... Sizce bu güzel olanı değil mi? Tabiki bu. Dolayısı ile son dediğiniz kayda değer olmamış. Burayı da, hatanızı anlamak için belirtmiş oluyorum.

 

Kadını 60 yaşında gösterme gayretinden vazgeçin. Kadına istemediği birşeyi yaptırmaya teşvik edince teşekkür eder mi? Etmez.

YA
22.10.2008 00:59
#21

Siz, ilmi, gerçeği inkar edip veya hiçe sayıp bertaraf edemezsiniz. Buradaki nokta şu: Bu olayda bahsettiğiniz hadisle benim dediklerimin birbirine uyduğudur. Hadisi şerife bakarken ilmi noktadan yaklaşıp incelik yakalamaya çalışın. Sizinki dine benimki fizyolojiye dayanıyor diyişiniz yanlıştır. Hadisin inceliğini fizyoloji ile görebilmektir. Ben bunu ifade ederken siz, hadisi görmediğimi, fizyolojik açıyla baktığımı söylemişsiniz ki bu sizin fikrinizdir. Benim değil. Ayrıca ben, sizin ilmin doğrularıyla örtüşmediğine dair birşey söylediğinizi söylemedim. :) Bunları nerden çıkardınız?

 

Araştırma mı? Onu siz yapmalısınız. Basit bir ilim diye baktığınız konunun ne demek olduğunu öğrenin diye dedim bunu.

 

Şeriatın emridir diye siz demediniz ki? Ben dediğinizi de iddia etmedim. Bunu ben dedim. :D

 

Hala aynısını tekrarlıyorsunuz, kadının oturmamasını şehvani duygu oluşmamasına bağlamayınız, inancına bağlayınız. İnancından ötürü oturmuyor, şehvani hislerin oluşmasını engellemek için değil. Çünkü o yaşta o duygular yılandaki ayaklar gibi yok mesabesindedir.

VA
22.10.2008 01:16
#22
Siz, ilmi, gerçeği inkar edip veya hiçe sayıp bertaraf edemezsiniz. Buradaki nokta şu: Bu olayda bahsettiğiniz hadisle benim dediklerimin birbirine uyduğudur. Hadisi şerife bakarken ilmi noktadan yaklaşıp incelik yakalamaya çalışın. Sizinki dine benimki fizyolojiye dayanıyor diyişiniz yanlıştır. Hadisin inceliğini fizyoloji ile görebilmektir. Ben bunu ifade ederken siz, hadisi görmediğimi, fizyolojik açıyla baktığımı söylemişsiniz ki bu sizin fikrinizdir. Benim değil. Ayrıca ben, sizin ilmin doğrularıyla örtüşmediğine dair birşey söylediğinizi söylemedim. :) Bunları nerden çıkardınız?

 

Araştırma mı? Onu siz yapmalısınız. Basit bir ilim diye baktığınız konunun ne demek olduğunu öğrenin diye dedim bunu.

 

Şeriatın emridir diye siz demediniz ki? Ben dediğinizi de iddia etmedim. Bunu ben dedim. :D

 

Hala aynısını tekrarlıyorsunuz, kadının oturmamasını şehvani duygu oluşmamasına bağlamayınız, inancına bağlayınız. İnancından ötürü oturmuyor, şehvani hislerin oluşmasını engellemek için değil. Çünkü o yaşta o duygular yılandaki ayaklar gibi yok mesabesindedir.

 

Sizin dediğiniz fizyolojik hal teranesini hesaba katmadığım için mevzuya sadece dinî zaviyeden yaklaşıyorum. Fizyoloji de fizyoloji, fizyoloji de fizyoloji. Kadın onu torunu olarak görmüyor. Kadın, şehvetten kesilmiyor. Şehvetten kesilmediği için belirttiğimiz üç Hadis de kadın için geçerli. Dinî bir hakikati bu kadar açıkladım anlamıyorsanız ne deyim artık. Çünkü o yaşta o duygular yılandaki ayaklar gibi yok mesabesindedir. O duygular var, var, var. Hala fizyoloji, hala Fizyoloji. Fizyoloji hakikati belirtse bari. O kadına o duygular geçerli, geçerli, geçerli...

 

Madem bahsi geçenleri size dediniz, demedim diyorsunuz. Dikkatimizden kaçırmayalım nev'inden açıklamalar neyin nesi? Fesübhanallah.

 

Ben o ilmi basit görmüyorum. Sizin söyledikleriniz fizyolojik teraneleri basit görüyorum. Ya sabır, ya sabır, ya sabır....

 

Şehvani duyguları gitmemiş (bu laftan gına geldi) Burdan da belirttiğim hadislerle alakalı inancından oturmuyor. Bu çok basit bir ilişki. İkisi ayrı değil, bir bütün. Bu kadar yeter. Kalp kırmamak için susmayı yeğliyorum.

YA
22.10.2008 21:53
#23

Kalp kırmamak için susmayı mı yeğliyorsunuz. Bence iyi yaparsınız. Bu, kalbimin kırılmaması için değil, kalbinizin kırılmaması için.

 

Hala ilim sahibi olmadığınız konuda fikir sahibi olmaya çalışıyor, kendinizce, şunda bu özellik olur, şunda olmaz, bunda daha farklı olur gibi ifadeler sarf edip, boş boş davul çalıyorsunuz. Siz bilmediğiniz konuda boş boş konuşursanız ve bilenlerin gözünde boş kere boş laflardan başka şey diyemezseniz ben de tabiki bilmediğiniz konuları tekrarlamak zorunda kalırım.. Bilmem kaç yaşındaki insanda ... duygular varmış... töbe töbe. Gören güler. Nerden varmış? İspatla bakalım varsa. Normal şartlarda bu olmaz. Siz, normal şartları delmeyi hedeflediğinize göre, buna da hadisi şerifi perde edip onu tersinden kullanmaya çalıştığınıza göre ispatlamak durumundasınız. Sorun bakalım ... yaşındakilere. (Yoksa konuyu devam ettirip de iddianızı doğru sanmayı bırakınız... )Soramıyorsanız araştırın. Öğrenin sonra konuşun. İki hadisi şerifi yazıp da hadisi şerife uygun birkaç cümle sarf edip bunu da ilgili ilgisiz her konuda tek ve geçerli hüküm gibi gösterme cürretine girmeyin. Yoksa şu ana kadar yazdığınız boş ifadeler gibi boşa zaman harcarsınız. Sizin dedikleriniz fil kılıyla fare kılını yanyana tutup ilgili veya benzerdir gibi gösterip aslında hiç ilgisi olmayan mevzularda fikir tembelliği yapmaktır. Konuyla ilgisi var gibi gözüken ilgisiz kelamlar...

 

Ah ah. Ben okumaktan sıkıldım. Zamanım olmadığı için yazmaktan da sıkıldım.

NA
23.10.2008 01:11
#24

evt evt kalp kırmaya luzum yok ben fikrimi söylim o zaman gayet sade bir uslupla :) şimdi toplu tasıma aracları bellı vakıtlerde ınanılmaz kalabalk oluyrr aşikar.bir bayan ıcınn bence ole saatler de oturması en munasıbı olur.cunkı ayaktayken dıkkat edenler olsa da ınadınaa carpıp gecenler de azımsanmıycak sevıyede oluyor.ite kaka inmeye çalısanlarr,musade edin geçim diyenler musade istemednn ortadann dalanlarr vs vs.. .böyle bir durumda ayaktaykenn temas ıhtımalı daha fazlaa .o yuzden oturması daha munasptır.haa o olayda da kalabalık mıdırr degil midir dolmuş , kadın tam olarak ne dusunerekk oturmadı zan da bulunmak ıstemıyorumm amaa bı bayan ıcınn kalabalık vesaıtlerde oturmak en dogrusu.o hassasiyette bi bayan da oturdugu vakıt sele serpe oturmaz zaten dikkat eder .hakeza yanında kı de şehir insanı dağda yaşamıyor , paldır kuldur ınmez zannımca ,bır musade ıster bayan da bı toparlanır yol verır...ben de eğer ayakta kendimi rahatsız hissedceksemm kesinlikle otururum ...dogrusu da budurr , eger ki kalablksaa araç , degilsee de .... bi daha dönmiyelim o mevzuyaa;)

VA
23.10.2008 17:49
#25
Kalp kırmamak için susmayı mı yeğliyorsunuz. Bence iyi yaparsınız. Bu, kalbimin kırılmaması için değil, kalbinizin kırılmaması için.

 

Hala ilim sahibi olmadığınız konuda fikir sahibi olmaya çalışıyor, kendinizce, şunda bu özellik olur, şunda olmaz, bunda daha farklı olur gibi ifadeler sarf edip, boş boş davul çalıyorsunuz. Siz bilmediğiniz konuda boş boş konuşursanız ve bilenlerin gözünde boş kere boş laflardan başka şey diyemezseniz ben de tabiki bilmediğiniz konuları tekrarlamak zorunda kalırım.. Bilmem kaç yaşındaki insanda ... duygular varmış... töbe töbe. Gören güler. Nerden varmış? İspatla bakalım varsa. Normal şartlarda bu olmaz. Siz, normal şartları delmeyi hedeflediğinize göre, buna da hadisi şerifi perde edip onu tersinden kullanmaya çalıştığınıza göre ispatlamak durumundasınız. Sorun bakalım ... yaşındakilere. (Yoksa konuyu devam ettirip de iddianızı doğru sanmayı bırakınız... )Soramıyorsanız araştırın. Öğrenin sonra konuşun. İki hadisi şerifi yazıp da hadisi şerife uygun birkaç cümle sarf edip bunu da ilgili ilgisiz her konuda tek ve geçerli hüküm gibi gösterme cürretine girmeyin. Yoksa şu ana kadar yazdığınız boş ifadeler gibi boşa zaman harcarsınız. Sizin dedikleriniz fil kılıyla fare kılını yanyana tutup ilgili veya benzerdir gibi gösterip aslında hiç ilgisi olmayan mevzularda fikir tembelliği yapmaktır. Konuyla ilgisi var gibi gözüken ilgisiz kelamlar...

 

Ah ah. Ben okumaktan sıkıldım. Zamanım olmadığı için yazmaktan da sıkıldım.

 

Bir daha mesaj yazmayacağım dememin rehavetiyle ve 'benim babam senin babanı döver' gibi aptal hissiyatlarla cevap vermişsin.

 

Ya anlıyor nefsine yediremiyorsun yada zihnin bu anlattıklarımı kavramaktan aciz. Zamanını benden birşeyler öğrenerek geçireceksin. Müsterih ol.

 

3 - 6 yaş arası kapasiteye haiz çocukların seviyesine inerek anlatıyorum ki anlayasın.

 

Bilmem kaç yaşındaki kadının elini bir erkeğin öpmesi caiz değildir. (Şehvetten kesilmemişse) Bu linki oku: http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage....qna&id=3010

 

Bende şöyle desem, bu yaştaki kadında öyle duygular. Tövbe, tövbe.... Böyle dersem, bu meseleyi anlamaktan ve anlatmaktan ne kadar aciz olduğumu ispatlamış olurum. Böylelikle sende aczini farkında olmasanda ispatlamış oldun. Sende o ahmak kafanla diyorsun ki, bu kadının fizyolojik hali el öpmede şehvete engeldir. Bende diyorum ki, bu kadın şehvetten kesilmemiş. Sen hala Hadislere ve bu fizyolojik hale sırt çevirip kendi ahmaklığını saadet addediyorsun.

 

Verdiğimiz Hadis'ler doğrudan doğruya mevzuyla alakalı... Tekrar veriyim:

 

"Sizden biriniz, başına iğne ile dürtülmesi kendisi için helâl olmayan bir kadına dokunmaktan daha hayırlıdır."

 

''Yabancı kadına şehvetle bakmak, göz zinası, ona dokunmak el zinasıdır.''

 

"Herhangi bir kimse, bir kadınla yalnız kaldığı takdirde mutlaka onların üçüncüsü şeytandır"

 

Hangi hakikat namusuna haiz adam bu Hadîsleri perde edip, tersinden ifade etme alçaklığını yaptığımı iddaa edebilir? Yazdıklarımın doğruluğunu hazmedemeyen, şuursuz, idraksiz, kör, sağır... hala laf cambazlığına soyunuyor. Kadın oraya oturursa bunların her birinin gerçekleşmesi imkan dahilindedir. Bu kahrolası sistemin aptal doğruları senin beynine işlemiş. Ülkemizin her yerinde kadın ve erkeği bir kafese sokmaya çalışan sisteme göre değil, İslâm'ın hakikatlerine göre bu mevzuyu düşünmek gerekir. Hasılı, o kadının oraya oturmaması oturmasından efdaldir.

 

Bunları o mini mini beynine sok, yazanel. Takıldığın şeyler olursa, çekinmeden sorabilirsin.

YA
25.10.2008 01:25
#26

Vakıf bey, güzel bir söz var, "Oruç başına vurmuş senin diye." Sen son cümlelerini yazarken oruç muydun değilmiydin bilmiyorum. Ama insana açlık halinde musallat olan sinir, münasebetsizlik, bilinçsizlik ve ahmaklık sende tecelli etmiş o anda ki bu şekilde konuşmuşsun.

 

Bana bilgiçlik taslamaya çalışan vakıf, ben senin adının kökeninden tut da tarihi süreçteki safhalarını dahi bilen biriyken senin saçmalıklarından birkaçını daha söyliyim de saçmaladaki maharetini biraz anla. Sonra bana, istediğin birşey olursa sor gibisinden birşey bilmeyen birisi olarak bilgiçlik taslamaya çalışma. Sisteme kahrolası demişsin ki anlaşılan sen de sistemi küfür sistemi gibi görenlerdensin. Onlardan direk olmasan bile onlara yakınsın. Belki de onlardan... Ki sistemi küfür sistemi gibi görenlerin kim oldukları belli. Başta terör örgütlerinin bir kısmı olmak üzere ne kadar sapık, bozuk, tahrif edilmiş fikir yuvaları varsa hepsi bu görüşte. E sen de onlardan nasipsizlenmişsin... Bunu yaparken de bana çalışmayan linkleri veren, oradan oku diyen ve işin enterasanı, verdiği sitede, yazanlarında, kahrettiği sistemin yetiştirdiği ve hükmünü verdiği insanların fetvalarını göstermen ne kadar çelişki. Cehaletin Vakıfcası bu olsa gerek. Bir sisteme küfrediyorsan o sistemin İslam'ı açıklayışını, kaynağını bana delil diye göstermeye kalkışma, yoksa sen ancak senin ayarındakilere kendi yavelerini yutturursun.

 

Solucanın boğumunda kalp ve ciğer olduğunu iddia etmek kadar abesle iştigal etme gayesindeki sana, kör gözüne, anlayışsız beynine, hikmetsiz kalbine ve boş kafana bir iki şey daha aktarayım da anla.

 

Bir defa İslam incelik dinidir. İslamda da herşey bellidir. Helal-haram-mübah çizgisi içerisinde sınırlar çizilmiştir. Kadın-erkek arasındaki manayı ifade eden ayet ve hadislerle de hayatın en önemli meselesine sonsuz bir nizam getirilmiştir. Nikah düşmeyen iki kişinin birbirine yakınlığına karşı net tavır belirtilmiştir. Nikah düşmeyenler için de belirtilmiştir. Birisinde haram diğerinde helal sınırı var. Zaten bunu herkes de biliyor. Fakat muazzam incelikte bir husus daha var ki, Muhyiddin arabinin dediği gibi, gözü görmeyen için kadına bakmamakta sevap yoktur.Çünkü o görmüyordur Herşey kendi dairesi çerçevesindedir. O sınırda değerlendirilir. Bu muazzam bir ölçüdür. Hadisleri anlarken, ayetleri anlarken bu pencereden anlamak lazım. Yoksa sen tutar bana aşağıya aktaracağım hadisi solla yemek haramdır diye dikte etmeye çalışır ve şu ana kadar yaptığın gibi saçmalamaya devam edersin.

 

Efendimiz sol eliyle yiyen birisine sol elinle yeme, sağ elinle ye demiş. Adam aldırış etmemiş. Tekrar söylemesine rağmen tekrar aynı tavır ve sonunda efendimiz elinle yiyemez olasın demiş ve adam perişan hale dönmüş. Buradaki olayın kuru haline bakarak sanki sol elle yemek harammış ya da yasakmış ve sağ elle yemek zorunluymuş gibi bir mana çıkar. Ama değil. Olayın gelişimi, neyle ilgili olduğu, neye binaen söylendiği önemlidir. Burada adam nefsinden yani başkasının kendisine emir vermesinden dolayı yememiş. Bu yüzden de peygamberin bedduasına muhatap kalmış. İşte bunun gibi hadisten hiçbir sır anlamamana rağmen aktarmış olduğun hadise bakarak neye binaen söylendiği veya neyi kapsadığını öğrenmeksizin filin ayağını tutarak, bu caminin sütunudur diye saçmalamaktan başka birşey yapmayan sen, benim dediklerimden fiske miktarında bile anlamamışsın. Sen, peygamberimiz deveye bindi diye, deveye binmeyi sünnet sayıp bugünün araçlarını kullanmayı bile yasak saymaya kadar gidecek yobaz neslinin içinden kendini daha sıyıramamışın. Sisteme kahr ederken, sistemin imkan verdiği okullarda okumaktan vazgeçmeyen, işine geldiği gibi sistemi kullanmaya çalışan,işine gelmediğinde de cüppeli ... hocalar gibi hadisin ardına sığınarak kendi cehlini gizlemeye çalışan aynen devekuşunun başını deliğe sokması misali... tipler bu şekilde, hiçbir zaman sabit ve doğru üzerinde bulunamazsınız.

 

Neyse anlayan için yeterince yazdım. Sen almayacağın için yazdıklarımın uzunluğu-kısalığı birşey ifade etmez. Narkoz verilenler gibi bu yazdıklarım senin için. Yazdıklarımı okursun ama idrak edemezsin. Bakarsın ama anlamazsın. Anladığını sanarsın ama saçmalarsın.

TE
25.10.2008 12:53
#27
Aşağıda yazanlar niçin elinin öpüldüğününün anlaşılmasına vesile olacaktır. Bu okunduktan sonra elinin öpülmesine veya elini öptürmesine kabahat bulmak, muhaldir.

Şefkatin Doğrusu

 

Alasonyalı Hacı Cemal Öğüt Hocaefendinin tek erkek evlâdı vefat etmiş. Çok dertlenmiş, çok bunalmış, 'Bu mezar buradeyken ben bu memlekette duramam.'' demiş ve İstanbul'dan Mısır'a gitme kararı almış. Mısır'da bulunan ve hocası olan son Osmanlı şeyhülislâmı Mustafa Sabri Efendiye bu arzusunu duyurmuş.

 

Bu arada göç hazırlığına başlamış. Can yoldaşı ve yaşayan tek evlâdı Hikmet Hanım, bu karara çok direnmiş, ama babasını vazgeçirememiş.

 

Hem can yoldaşı, hem talebesi, hem de özel şoförü kızına bir gün diyor ki:

 

''Kızım, hazırlan, beni Bediüzzaman Hazretlerine götüreceksin.''

 

''Gerisini rahmetli manevî annem Hikmet Hanım şöyle anlatıyor:

 

'Peki babacağım.' dedim. Hemen arabamızı hazırlayıp babamı Üstadın kaldığı otele götürdüm. Kaldığı kata çıktık. Odasının kapısını tıklattık. Genç bir adam kapıyı açtı. Babam kendisini tanıttı ve ziyaret için geldiğini söyledi.

 

''Üstadımıza sorayım' dedi kapıdaki genç adam.

 

''Hiç gecikmeden davet gelmişti. Babam sevinçle odaya dalarken, ben de peşindeydim. Ama bir anda hayal kırıklığına uğradım. Çünkü kapıdaki adam, 'Dur hanım, sen giremezsin.' dedi.

 

''Babam, 'Kızımdır, o da Üstadı görüp duasını alsın.' dediyse de nafile, ben içeriye alınmadım.

 

''Babama, 'Ben arabada bekliyorum.' dedim ve büyük bir üzüntüyle aşağıya indim. Hem üzüntülü, hem de kızgın idim. Çünkü babamın bu derece itibar ettiği değerli bir insanı ziyaret etmekten men edilmiştim.

 

''Bu duygularla dolu olarak arabaya geldim. Bir müddet oturduktan sonra, bir de baktım ki, biraz önce beni Üstadın odasına almayan adam, koşarak geliyor.

 

''Hayırdır inşallah' diye bakıyorum ona... Çok mahcup ve edepli bir şekilde ve duyulur duyulmaz bir sesle bana, 'Buyurun, Üstadımız sizi de çağırıyor.' dedi.

 

''Kızgınlığım, birden sevince döndü.

 

''Çok geçmeden ben de Üstadın huzurundaydım.

 

''Meğer babam benimle geldiğini söyleyince, 'Üstad 'Çağırın o da gelsin.' buyurmuş.

 

''Bediüzzaman Hazretleri, yatağının üzerinde, sırtına bir battaniye alarak oturmuş, babam da dizleri dibine çökmüş...

 

''Selâm verdim. Babam, beni iltifatlı bir takdimle Üstada tanıttı. O da bana dualar etti. Tabiî bu arada benim heyecanım da son haddine erişti. Eliyle işaret ettiği yerer oturdum.

 

''Bediüzzaman Hazretlerinin sözlerini, hem çok sessiz, hem de değişik bir şive olduğu için tam anlamıyordum. Buna rağmen hal ve tavrından çok etkikenmiştim. Huzurunda bulduğum huzur, onun bir Allah dostu olduğunu hissettirmişti bana... Babam da büyük bir dikkatle ve âdete nefes almadan dinliyordu.

 

''Sanki o anda İstanbul'un meşhur bir vaizi değil de, garip ve mahcup bir talebesiydi. Üstad, babama 'Cemal Efendi' diye hitap ediyordu.

 

''Ama bana yarım dakika gibi gelmişti.

 

''Nihayet babam müsaade istedi, vedalaştılar.

 

''Yorgun ve hasta görünmesine rağmen, babam eline uzanınca, kendisinden ummadığım bir çeviklikle elini çekiverdi. Babama elini öptürmemişti. Fakat ben de, Üstadın elini öpme iştiyakı doğdu. Ancak kendisine yöneldiğimde, elini alnına doğru kaldırarak, 'Hoş safa geldiniz.' dedi.

 

''Hazır Allah'ın veli kulunu bulmuşken, elini öpmeden çıkmayayım' diye düşündüm.

 

''Ve bunun için kendisinden müsaade buyurursanız, elinizi öpeceğim.' dedim.

 

''O mübarek masumiyetine bir masumiyet daha eklendi ve dedi ki:

 

''Öpmüş gibi kabul ediyorum evlâdım. Sana dua edeceğim.'

 

'O sırada, kapıda bekleyen babama baktım.

 

''Bana ne müdahele ediyor, ne de çağırıyordu. Kendi kendime dedim ki: 'Demek yanlış bir istekte bulunmuyorum...'

 

''Bu sebeple, arzumu ikinci defa tekrarladım:

 

''Efendim, müsaade buyurun, eliniz öpeceğim.'

 

''Şefkatini hissettiren bir tarzda dedi ki:

 

''Evladım, ben Şafiiyim. Şimdi sen elimi öpersen, benim abdest tazelemem icap eder. Gördüğün gibi ben hem yaşlı, hem de hastatım. Bir abdest almam yarım saat sürüyor.'

 

''Üstad herhalde benim anlamam için, tane tane, ama şefkatinin derinliğini göstererek konuştukça, cesaretim arttı, iyice nazlandım.

 

''Efendim,' dedim, 'hakkınızı helâl edin ve müsaade buyurursanız, o mübarek elinizi öpeyim.'

 

''Allah dostu o güzel insan, benim böylesine çocuklaşmama dayanamadı. Sol eliyle cübbesinin kol ucunu sağ elinin üstüne çekti ve bana doğru uzattı. Ben de emsalini hiç yaşamadığım büyük bir heyecan ve mutluluk içinde öptüm.

 

''Teşekkür edip kapıya yönelmiştim ki, anî bir hareketle geriye döndüm. Bu el öpme biçimi beni tatmin etmemişti.

 

Üstadın her iki dizini de eğilip seri bir şekilde öpüverdim. O mübarek veli, iki elini yanlarına doğru açıp, 'Fesübhanallah!' diye hâlime şaşırdığını belli ediyordu. Aslında ben de kendi hâlime şaşmıştım.

 

''Ancak yüzüne yayılan tebessüm, bana kızmadığının işaretiydi. Büyük bir sevinçle dışarı çıktım.

 

''Babam, 'İyi yaptın kızım, bu herkese nasip olmaz.' dedi.

 

''Aradan yarım asır geçtiği hâlde, hâlâ bu hareketi nasıl yapabildiğimi hayretle hatırlarım...

 

''Otelden çıktık. Aslında bu çıkış, bir huzur dünyasından, tekrar bizim huzursuz dünyamıza çıkış gibiydi. Bir yarım saate neler sığmış ve biz dertli âlemimizden ne çok uzaklaşmıştık!

 

''Bu cennet kokulu ziyaretin unutulmaz bir müjdesini de, yolda babamdan öğrenmiştim. O an, 'Bu güzel insanın dizlerini değil, ayaklarını da öpseydim keşke!' demekten kendimi alamadım.

 

''Babacığım, güller açan güzel yüzünü bana döndü ve müjdeyi verdi. Duyduklarıma inanamıyordum. Hiçbir dostunun, hiçbir şekilde ikna edemediği babam, sonun da Mısır'a gitmekten vazgeçmişti.

 

''Kızım Hikmet, hadi gözün aydın: Mısır'a gitmiyoruz!' dedi.

 

''Büyük bir sevinçle babamın boynuna sarıldım, ellerinden yanaklarından öptüm. Ama merakımı da yenemedim.

 

''Babacığım, bu müjdeyi neye borçluyum? Nasıl oldu da verdiğiniz hicret kararından vazgeçtiniz?' diye sordum.

 

''Babam, soruma şu cevabı verdi:

 

''Kızım, Bediüzzaman Hazretleri, kafama ve kalbime hitap ederek beni ikna etti. Büyüklerin sohbetinde bulunmak, insanın hüznünü giderir. Şimdi içim öyle bir hizmet aşkıyla doldu ki, oğlum Ali'yi bile unuttum. Artık onun mezarının bulunduğu bu şehirde, gönül huzuruyla yaşayabilirim.'

 

''Babacığım, Bediüzzaman Hazretleri, sizi bu kesin kararınızdan nasıl vazgeçirdi, öğrenebilir miyim?''

 

Hocaefendi, kızının bu sorusu üzerine, Bediüzzaman Hazretlerinin şu sözlerini nakletti:

 

''Cemal Efendi, kumandanlar cepheyi terketmez. Burası, iman hizmetinin ateş hattıdır. Mutlaka burada bulunmanız lâzımdır. Hatta değil Mısır'a, Mekke'ye Medine'ye de çağırılsanız, gene burada kalmanız ve hizmet etmeniz lâzımdır. Oğlun Ali maddeten öldü, fakat ruhen inşallah cennette yaşayacak. Amma milyonlarca Ali, ebedî azaba müstahak hâle getiriliyor, ruhen öldürülmek isteniyor. Şimdi en mühim iş, onların imanlarına hizmet etmektir. Bu hizmetin de asıl ve en mühim yeri, burasıdır. Çünkü buradaki tahribat çok ağırdır. Bu memleket, tamiratın da merkezi olacak; buranın intibahı, İslâm âleminin de uyanışına yol açacaktır inşallah...''

.......

Başkasının Günahına Ağlayan Adam, Vehbi Vakkasoğlu

 

 

 

Yani Said Nursi şafii değil de diğer üç meshepten birine dahil olsaydı elini helali olayan bi bayana mendilsiz (bu da ayrı bi mevzu da) öptürecekti

Bu yazıda elini neden öptürdüğü açıklanmamış neden mendilsiz öptürmediği söylenmiş..Bunların ikisi birbirinden farklı diye söylememe gerek yok herhalde.

VA
25.10.2008 13:51
#28
Yani Said Nursi şafii değil de diğer üç meshepten birine dahil olsaydı elini helali olayan bi bayana mendilsiz (bu da ayrı bi mevzu da) öptürecekti

Bu yazıda elini neden öptürdüğü açıklanmamış neden mendilsiz öptürmediği söylenmiş..Bunların ikisi birbirinden farklı diye söylememe gerek yok herhalde.

 

Said Nursi diğer mezheplerden de olsaydı, yine eline örtü falan serdirmeden elini öptürmezdi. Yukarıda ki yazıda elini öpecek olanın, el öpme isteğini dördüncü kez tekrarlayınca onu kırmamak istemiş. Karşıdakini kırmamak için çeşitli bahaneler öne sürüyor. Şafi olduğu ve elini öpünce abdestinin bozulacağı gibi bahaneler... Elini arada perdesiz öptürünce günah olacağını biliyor ki, araya bez parçası koyuyor. Elini direkt öptürse diğer mezheplerde de günah değil mi? O yazı bir hatıra yazısı, 'el öpme' makalesi değil. Yine de o yazı da kadının elini öpmeden bırakmıyacağı anlaşılıyor ve kadının dördüncü ısrarında pez parçasıyla harama mani olarak eli öpülüyor.

 

O yazıdan Şafi olmasaydı, elini öptürecekti gibi hakikatle alakası olmayan manalar çıkartarak, mübarek insanlara böyle galiz şeyleri isnad etmek müslümana yakışmaz.

VA
02.11.2008 15:10
#29
Vakıf bey, güzel bir söz var, "Oruç başına vurmuş senin diye." Sen son cümlelerini yazarken oruç muydun değilmiydin bilmiyorum. Ama insana açlık halinde musallat olan sinir, münasebetsizlik, bilinçsizlik ve ahmaklık sende tecelli etmiş o anda ki bu şekilde konuşmuşsun.

 

Bana bilgiçlik taslamaya çalışan vakıf, ben senin adının kökeninden tut da tarihi süreçteki safhalarını dahi bilen biriyken senin saçmalıklarından birkaçını daha söyliyim de saçmaladaki maharetini biraz anla. Sonra bana, istediğin birşey olursa sor gibisinden birşey bilmeyen birisi olarak bilgiçlik taslamaya çalışma. Sisteme kahrolası demişsin ki anlaşılan sen de sistemi küfür sistemi gibi görenlerdensin. Onlardan direk olmasan bile onlara yakınsın. Belki de onlardan... Ki sistemi küfür sistemi gibi görenlerin kim oldukları belli. Başta terör örgütlerinin bir kısmı olmak üzere ne kadar sapık, bozuk, tahrif edilmiş fikir yuvaları varsa hepsi bu görüşte. E sen de onlardan nasipsizlenmişsin... Bunu yaparken de bana çalışmayan linkleri veren, oradan oku diyen ve işin enterasanı, verdiği sitede, yazanlarında, kahrettiği sistemin yetiştirdiği ve hükmünü verdiği insanların fetvalarını göstermen ne kadar çelişki. Cehaletin Vakıfcası bu olsa gerek. Bir sisteme küfrediyorsan o sistemin İslam'ı açıklayışını, kaynağını bana delil diye göstermeye kalkışma, yoksa sen ancak senin ayarındakilere kendi yavelerini yutturursun.

 

Solucanın boğumunda kalp ve ciğer olduğunu iddia etmek kadar abesle iştigal etme gayesindeki sana, kör gözüne, anlayışsız beynine, hikmetsiz kalbine ve boş kafana bir iki şey daha aktarayım da anla.

 

Bir defa İslam incelik dinidir. İslamda da herşey bellidir. Helal-haram-mübah çizgisi içerisinde sınırlar çizilmiştir. Kadın-erkek arasındaki manayı ifade eden ayet ve hadislerle de hayatın en önemli meselesine sonsuz bir nizam getirilmiştir. Nikah düşmeyen iki kişinin birbirine yakınlığına karşı net tavır belirtilmiştir. Nikah düşmeyenler için de belirtilmiştir. Birisinde haram diğerinde helal sınırı var. Zaten bunu herkes de biliyor. Fakat muazzam incelikte bir husus daha var ki, Muhyiddin arabinin dediği gibi, gözü görmeyen için kadına bakmamakta sevap yoktur.Çünkü o görmüyordur Herşey kendi dairesi çerçevesindedir. O sınırda değerlendirilir. Bu muazzam bir ölçüdür. Hadisleri anlarken, ayetleri anlarken bu pencereden anlamak lazım. Yoksa sen tutar bana aşağıya aktaracağım hadisi solla yemek haramdır diye dikte etmeye çalışır ve şu ana kadar yaptığın gibi saçmalamaya devam edersin.

 

Efendimiz sol eliyle yiyen birisine sol elinle yeme, sağ elinle ye demiş. Adam aldırış etmemiş. Tekrar söylemesine rağmen tekrar aynı tavır ve sonunda efendimiz elinle yiyemez olasın demiş ve adam perişan hale dönmüş. Buradaki olayın kuru haline bakarak sanki sol elle yemek harammış ya da yasakmış ve sağ elle yemek zorunluymuş gibi bir mana çıkar. Ama değil. Olayın gelişimi, neyle ilgili olduğu, neye binaen söylendiği önemlidir. Burada adam nefsinden yani başkasının kendisine emir vermesinden dolayı yememiş. Bu yüzden de peygamberin bedduasına muhatap kalmış. İşte bunun gibi hadisten hiçbir sır anlamamana rağmen aktarmış olduğun hadise bakarak neye binaen söylendiği veya neyi kapsadığını öğrenmeksizin filin ayağını tutarak, bu caminin sütunudur diye saçmalamaktan başka birşey yapmayan sen, benim dediklerimden fiske miktarında bile anlamamışsın. Sen, peygamberimiz deveye bindi diye, deveye binmeyi sünnet sayıp bugünün araçlarını kullanmayı bile yasak saymaya kadar gidecek yobaz neslinin içinden kendini daha sıyıramamışın. Sisteme kahr ederken, sistemin imkan verdiği okullarda okumaktan vazgeçmeyen, işine geldiği gibi sistemi kullanmaya çalışan,işine gelmediğinde de cüppeli ... hocalar gibi hadisin ardına sığınarak kendi cehlini gizlemeye çalışan aynen devekuşunun başını deliğe sokması misali... tipler bu şekilde, hiçbir zaman sabit ve doğru üzerinde bulunamazsınız.

 

Neyse anlayan için yeterince yazdım. Sen almayacağın için yazdıklarımın uzunluğu-kısalığı birşey ifade etmez. Narkoz verilenler gibi bu yazdıklarım senin için. Yazdıklarımı okursun ama idrak edemezsin. Bakarsın ama anlamazsın. Anladığını sanarsın ama saçmalarsın.

 

 

Okuma butonuna bastığımda son iletiye geldiği için senin yazdıklarını görmemiştim. Dün gördüm. Yine de şanslısın seni fasülyeden sayıp cevap vereceğim. Yalnız, hakaret etmiyeceğim. Çünkü hakaret edeceğin adama da az da olsa bir değer atfedersin sende o da yok.

 

Yazdıkların baştan sona kadar dinî mevzuları anlayaman bir bedbahtın, karşıdakine yobaz, cahil gibi şeyler isnad etmesinden öteye varamamış. Yine baştan sona kadar zihninde oluşturduğun vehimlerle bana hakaret etmişsin. Yazık, bari hakaretlerini gerçeklere dayandır.

 

Vehimlerinden ilki benim sistemi küfür sistemi telakki ettiğimi sanman. Ben bu sisteme küfür sistemi demiyorum. Yalnız bu sistem İslâm'ın hakikatlerini yansıtmıyor ve iyilikten çok kötülüğe teşvik ediyor. İkinci vehmin fikirlerimi bir hizibe yıkman. Benim hiçbir toplulukla alakam yok.

 

Ben senin kim olduğunu bile bilmem. Sen benim ismimi tarihi süreçteki değişimimi bilsen ne olacak? Sonradan düzeldim. Nickimse gerçek ismim. Bunları ne diye söylüyorsun? Yazını bilmişlik tavrıyla süslemek için kendini komik duruma düşürüyorsun.

 

Teroristlerin bu sistemi küfür sistemi gördüğüne değinmişsin. Teroristler dinimize inanmıyor. Sen tutmuş bana laf yetiştirmek için 'küfür sistemi' olarak görüyorlar diyorsun. Vehimlerine vehim katarak teroristlerle fikrimin aynı minvalde olduğunu söylüyorsun. Bu ne hazin çelişkidir yazanel.

 

Linkini verdiğim sitede yazanları kahrettiğim sistemin içinden çıkmış insanların verdiğini söylüyorsun. Bu ülke kominist bir ülke olsaydı ve bir sitede dinî yazılar yazılsaydı 'bu sisteme kahredemezsin' deyu birisi kuru gürültü yapsaydı ne kadar ahmakça olurdu. Yine basit bir mantık, yine hezeyanlar. Camilere tıkayıp sana hak, adalet ve özgürlük verdiğini söyleyen ve bunu sana yutturan gidişata senin gibiler nede güzel ayak uyduruyor.

 

Bu sistemi bana savunan yazanel; Şeriatın emirlerini uygulayan Efendimiz (sav)'in emirlerini hiçe sayan bu sistemin adını var ne koyarsan koy? 1932-1950 yılları arasında ezanı türkçe okutturan, namazı türkçe kıldırmaya çabalattıran, şer'i hükümleri hiçe sayan, binlerce müslümanı nahak yere astıran, bunları kendi içinde tutarlı gösteren, yıllarca dinî kitapların basımını yasaklayan, diyanet'i kurdurup ezanı türkçe okutmak gibi münafık emellerine alet eden, İslâm'ın mugayir gördüğü herşeye dört elle sarılan, Ayasofya müze yapmakla beraber nelere kasdettiğini gösteren sisteme var ne dersen de. Bunun gibi yüzlerce şey sayabilirim. Bana tutup bunları savunma. Ben bunları savunmuyorum diyerek söylediklerinle çelişkiye düşme, bu sistemi savununca sistemin temelinde ki arzuyu kavrayamamışsın demektir.

 

Bu ülkenin içerisinde yaşıyorsam okullarında okumayayım mı? Senin çok sevdiğin sistem Cuma vaktine ders koyuyor ve arada kaçan namaz vakitleride cabası... Beni ve diğer müslümanları ne tam müslüman, zahiri Batılı, batını meçhul Batılı bir piçe benzetmeye çalışan bu sistemi bana savunma. Buna benzer şeyler saymakla bitmez. Allah rızası için elini vicdanına koy ve düşün. Ruh kökünden ayrılan nice insanı düşünmeyip kabuğuma mı çekileyim? Çok sevdiğin sistemin insanlara cehennemin yoluna teşvik etmelerine göz mü yumayım? İslâm'ın hakikatlerini hiçe sayan bu sistemi aklı selim müslüman nasıl savunur? Peygamber Efendimiz (sav) şu an dünyada olsa bu sisteme göz yumar mıydı? Buna cevap ver, cevap ver, cevap ver.

 

Bu sistemi benimsemiyorsam, okullarında okumayayım mı? Çanakkalede, Kurtuluş savaşında savaşan atalarımız müslümanlara onlarca yıl zülm edilsin diye mi savaştılar? Biz onların torunuyuz ve bu vatanın esas sahibi biziz.

 

Evet, Hadisler'in arkasına sığınarak konuşuyorum. Hadisleri hakikate dayandırarak konuşunca arkasına sığınmış oluyorum. Sen ise bir Hadis'i açıklayıp ve sağ elle yemenin sünnet olduğunu söylemeyi unutup bana ahkam kesiyorsun. Benim verdiğim o üç hadis tekrar veriyorum. O zaman tartıştığımız şeylerle doğrudan doğruya alakalı. Bunu senin nefsin uğruna inkar etmen ayrı mesele..

 

"Sizden biriniz, başına iğne ile dürtülmesi kendisi için helâl olmayan bir kadına dokunmaktan daha hayırlıdır."

 

''Yabancı kadına şehvetle bakmak, göz zinası, ona dokunmak el zinasıdır.''

 

"Herhangi bir kimse, bir kadınla yalnız kaldığı takdirde mutlaka onların üçüncüsü şeytandır"

 

Sen zannediyorsun ki, benim bu Hadisleri kadınlardan kaçmak olarak idrak etmişim. Mesele sokağa çıkmamak değil. Halk içinde Hak ile birlikte olmak. Esas mesele budur.

 

Peygamber Efendimiz (sav) zamanında deveye bindi diye yine deveye binecek yobazlardansın falan demişsin. Tekraren, mesajın baştan sona kadar vehimler ve hezeyanlardan mürekkep.

 

Yalnız sana şu yönden hak veriyorum. Karşısında ki insan iman hakikatlerini açıklayınca kendi söylediklerine ter düşünce ve sen bunları kabul etmemeyi büyüklük sayınca; karşıdakine yobaz, birşeyden anlamaz gibi isnadlarla hakaret etmekten başka çare kalmıyor.

EH
04.11.2008 16:34
#30

E tamamda arkadaş sapıkmı her yeri kapalı bir kadına şehvetle bakıcak! Zahirde çok takılmışsınız, Batının daha önemli olduğunu şu Efendimizin Kalb kırmak ve Kabe yıkmak hakkındaki benzetmesinden anlıyoruz....

VA
04.11.2008 19:17
#31
E tamamda arkadaş sapıkmı her yeri kapalı bir kadına şehvetle bakıcak! Zahirde çok takılmışsınız, Batının daha önemli olduğunu şu Efendimizin Kalb kırmak ve Kabe yıkmak hakkındaki benzetmesinden anlıyoruz....

 

Erkek bakmazda kadın bakabilir. Şeriata göre kadın ve erkek zaruret olmadıkça yan yana gelemez. Zahirinin öneminden bahsetmemiz, batını hiçe saymadığımız manasına gelmez. Şüphesiz, batın daha mühimdir, hükümlerse zahire göre verilir.

TA
04.11.2008 20:26
#32

Esselamü Aleyküm.

 

Değerli arkadaşlar,

Bir toplu taşıma aracında yer verildiği halde sırf inancı nedeniyle oturmamayı tercih eden, sizin tabirinizle yaşlı bayandan yola çıkarak başlanan karşılıklı atışma mevzusu çok uzadı. Meselenin özü olarak; Bayan inancı gereği oturmamayı tercih etmiştir. Kanımca doğru yapmıştır ki; burada eğer açık bir bayan (burada kastım tesettürdür) mevzu olsa idi bu konu belki buralara hiç gelmeyecekti.

İşte benimde kanıma dokunan budur.

Allah-u Teala'ya olan inancını yaşamak için ayakta seyahat etmeyi tercih eden 'Yaşlı Bayana' nedendir bu saygısızlık. Neyi neden anlamıyorsunuz? Yoksa anlıyorsunuzda niyetiniz bulanık suda balık avlamakmıdır? İnsanlar hakkında Hüsn-ü zan olmayı öğrenmiş biri olarak bu konuyu anlayamadığınızı düşünüyor ve Sizler hakkında Hüsn-ü Zan üstüne olmaya devam ediyorum.

Rabbim hepimize doğruyu anlamayı ve onunla amel etmeyi nasip eylesin İnşaallah...

Vakıf Ahmet isimli arkadaşım, Sizden de Rabbim Razı Olsun İnşaallah...

 

Selametle...

NU
17.11.2008 23:11
#33

tv nette birikim programı var biliyorsunuzdur oraya gelen bir konuk, ilahiyat prof. bi hoca ismini su an hatırlayamıyorum yalnız kendisi M.Zahid Kotku hz. elinde büyümüs.evine girer cıkarmıs. bir gün kapıyı calmıs kapıyı Zahid Koktu hz.lernin zevcesi acmıs ve sadece 17 Yasındaki delikanlıyı görür görmez fevri bir hareketle iceri gitmiş. delikanlı cok üzülmüs ben onun oğlu sayılırım acaba beni sevmiyo mu diye.Zahid Koktu hz.leri bu kisi yanına gelnce ona kurandan bir yer acmasını söylemis ve mealini okumasını istemis.Ayette mümin kadınların yabancı mümin erkekler karsısında nasl bir tavır sergilemesi gerektiği yazıyormus.Zahid Kotku hz.leri delikanlıya dönüp "şimdi anladın mı oğlum" demis.bi düsünün onca zaman evne girip cıkan bi delikanlı bir kere bile Zahid Kotkunun kızını ve esini görmemis. biz olsak 17 yasnda kücück cocuk ne olcak canım benm oğlum sayılır gözüyle bakarız peki arkadslar bu doğru mudr? Kuranda yaslı bayanlar hakknda tesettür konusunda izinler vardr ama takvalı olmaları onlar icin daha hayırlıdr buyurmuyor mu?

NU
17.11.2008 23:15
#34
evt evt kalp kırmaya luzum yok ben fikrimi söylim o zaman gayet sade bir uslupla :) şimdi toplu tasıma aracları bellı vakıtlerde ınanılmaz kalabalk oluyrr aşikar.bir bayan ıcınn bence ole saatler de oturması en munasıbı olur.cunkı ayaktayken dıkkat edenler olsa da ınadınaa carpıp gecenler de azımsanmıycak sevıyede oluyor.ite kaka inmeye çalısanlarr,musade edin geçim diyenler musade istemednn ortadann dalanlarr vs vs.. .böyle bir durumda ayaktaykenn temas ıhtımalı daha fazlaa .o yuzden oturması daha munasptır.haa o olayda da kalabalık mıdırr degil midir dolmuş , kadın tam olarak ne dusunerekk oturmadı zan da bulunmak ıstemıyorumm amaa bı bayan ıcınn kalabalık vesaıtlerde oturmak en dogrusu.o hassasiyette bi bayan da oturdugu vakıt sele serpe oturmaz zaten dikkat eder .hakeza yanında kı de şehir insanı dağda yaşamıyor , paldır kuldur ınmez zannımca ,bır musade ıster bayan da bı toparlanır yol verır...ben de eğer ayakta kendimi rahatsız hissedceksemm kesinlikle otururum ...dogrusu da budurr , eger ki kalablksaa araç , degilsee de .... bi daha dönmiyelim o mevzuyaa;)

bu konuda gercekten haklısınız ben sahsen otobüste yer yoksa binmiyorum cünkü hiç rahat değil.malesef hiç dikkat etmiyorlar.

YA
25.11.2008 16:48
#35

Konu üzerinden hayli zaman geçti. Ne zamandır yoktum. Fakat baktım, biz yokuz diye sallayan sallamış, yazan yazmış. Cevabı kaidesine uygun şekilde yazarak konuyu güncellememeye çalışacağım. Vakıf sen bir sürü şey yazmışsın. Kendi içinde kısmen tutarlı bir kısmı ise, eleştirel bakıldığı zaman seni tepetaklak dönerecek nitelikte. Ama oralara girmeyeceğim. Öncelikle benim bu sistemi savunduğumu söylemişin. Benim için bu sistem düşmana karşı savunulacak, düşman değil de dostların yanında eğrisi atılıp doğrusu alınacak bir sistemdir. Elin kafirine karşı tabiki sistemimi(çünkü belli bir yerde sistem vatanle denk oluyor) savunurum. Fakat tutup da hiç bir yanlışı kabul etmem. Ben dinsiz miyim de senin bana isnat ettiğin şeyleri kabul edeyim.(Yok ezan Türkçe'ymiş yok İsmet İnönü şunu yapmış vs vs. Buraya dikkat, bana itham ederken eğer bu vasıflar bende yoksa sana döner. Ki bende yok. Tehlikeli sulara girmemeni tavsiye ediyorum.)

 

Tekrardan belirteyim. Efendiler efendisinin her dediği doğrudur. Eğer dünyada yanlış hiçbirşey yoktur diyorsa o da doğrudur. Bu yüzden efendimin her sözü dinimizin kurallarında temeldir. Fakat işin tasavvuf ile şeriat boyutunu iyi ayırt etmek lazım. Bunu önceden de belirttiğim için tekrar lüzumsuz. Ama bir olayda karşıyı kırmak bilindiği gibi kalp yıkmaktan daha kötüdür. Bu hadiste de olduğu gibi, kadının oturmaması normal. Ama davranışı yanlış. Ki Otursa da birşey olmaz. Oturmak mı oturmamak mı? Kadın oturmamayı tercih etmiş fakat yanlış metodla tercih etmiş. İşte mesele ise burada. Burayı defalarca yinelediğim için yine belirtmiyorum.

 

Ufak bir olay aktarayım. Milliyet gazetesinde fizikokimya profesörü bir adam belli aralıklarla şifalı bitkilere dair birşeyler yazıyor. Buna konunun uzmanı birisinden eleştiri geldi. Türkiye fitoterapi başkanı, adamın alanı olmadığı halde hiçbir bilimselliğe dayanmadan sadece prof ünvanına dayanarak bitkiler konusunda ahkam kestiğini ve bunun engellenmesi gerektiğini çünkü yanlış bilgiler verdiğini söylüyor. Bu olayın dikkate değer kısmı şu, eğer bilmiyorsak biliyor gibi hareket edip de yanlış yapmamalıyız. "Yanlış bilgi vermemeliyiz." Tutup da insan doğasının üzerinde sadece zanlara, sağdan soldan duymalara dayanarak yok o karşı cinsine birşeyler hisseder yok hissetmez demeyin. Bunlar yanlıştır. Bilgiye dayanmayan sanılara dayanan şeylerdir. Dolayısıyla efendiler efendisinin sözünü sadece karşı cinse karşı birşeyler duymamak için söylediğini iddia edercesine bir tavra bürünmek onun sözünü daraltmaktır, manasını kısmaktır. Hatta ehl-i küffar tarafından peygamberin aleyhine bile delil getirilmesine sebeb olacaktır.

 

Neticede Dini verilere dayanarak aktardıklarınızı zaten biliyor kabul ediyoruz. Ama dediğimi anlamamayı ise inatçılık olarak görüyorum. Halbuki siz keçi değilsiniz ki ben de sizi Everest'e çıkarayım. Hem insansınız hem aklınız var diye düşünüyorum. :)

VA
25.11.2008 19:13
#36

Bu sistemi savunmakla, Cumhuriyet'in kurulmasıyla beraber yapılan münafık hamlelerin altında yatan arzuyu anlamamışsın dedim. Sana dinsiz, münafık dediğim yok. Biliyoruz ki; müslümana kafir diyen kafir olur.

 

Benim meseleye tasavvufu şeriat hükümleriyle müsavi tutarak addettiğimi ima ediyorsun. Sadece şeri hükümlere baktığımızda bile kadın ve erkeğin zaruret olmadıkça bir arada bulunması caiz değildir. Bazı aydınların bizi Orta Çağ karanlığına ittiğini savunduğu (!) Haremlik, Selamlık...

 

Ben de bilmem kaçıncı kez tekrarlıyorum, o kadının oraya oturmamasına hiç kimse birşey diyemez. O kadının hareketi takdirle karşılanmalıdır.

 

Tutup da insan doğasının üzerinde sadece zanlara, sağdan soldan duymalara dayanarak yok o karşı cinsine birşeyler hisseder yok hissetmez demeyin. Bunlar yanlıştır. Bilgiye dayanmayan sanılara dayanan şeylerdir. Dolayısıyla efendiler efendisinin sözünü sadece karşı cinse karşı birşeyler duymamak için söylediğini iddia edercesine bir tavra bürünmek onun sözünü daraltmaktır, manasını kısmaktır. Hatta ehl-i küffar tarafından peygamberin aleyhine bile delil getirilmesine sebeb olacaktır.

 

Yukarıda, Nurulhak kardeşimiz meseleyi aydınlatmak adına güzel bir örnek vermiş. Mehmed Zahit Kotku Hz'inin kızı zanlara, sağdan soldan duyduklarına, insanın doğasına sui zan etmiş midir? Hayır, o takva ehli hanımların vasıflarından birini göstermiştir. Meselemizi halledecek en mühim yere geliyorum.

 

 

''Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber’in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber’i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz ,hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah’ın Resûlüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikahlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu Allah katında büyük bir günahtır.(Ahzab/53)''

 

 

Ayeti nefsime göre tefsir edip insanlara zarar vermekten Allah'a sığınırım. Yalnız bu ayet muhkem bir ayet. Bu ayetlerden (koyu renkli) anlaşıldığı gibi; bir erkeğin bir kadından birşey isterken onu görmemesi hem erkeğin hem de kadının kalbine kötü bir etki yapmasına mani olur. Yazanel, sen farkında olmadan ayete aykırı laflar ediyorsun. Kadın-erkek şu veya bu şekilde zaruret olmadan yan yana gelemez. Yazanel bu ayet senin savunduğun fizyolojik hale aykırı. Yine söylemiş olduğun gibi, kadın ve erkeğin yan yana gelmesini zanlara, sağdan soldan duyduklarıma, insanın doğasına suizan etmedim. Hakikatleri söyledim, Ayet ve Hadislere dayanan hakikatleri söyledim. Tasavvuftan bahsetmeden, şeriata dayanan hakikatleri söyledim.

 

Peygamber Efendimiz'in söylediği sözün içinde savunduklarım var. Bahsettiğimiz Hadisler sadece şehvet ile alakalı değildir.

 

Anneannem çarşaflı değildir, başını yemeniyle örter ve yüzü açık kalır. Anneannem eve yabancı biri geldiği zaman -babam bile gelse bile- hemen başka odaya çekilir. Eve erkek gelince hemen boş bir odaya geçmeye bakar ve ağzını yemenisiyle örter. Anneannem, zühd ve takva ehli bir kadın olduğunu gösteriyor. Burada ki hüküm şu, sadece çarşaflılar erkeklerle ilişki kurmaktan kaçınmak sadece çarşıflı hanımlara has olmamalı... Tesetürlü hanımlar da, başı açık hanımlar da erkeklerle zaruret olmadıkça aynı ortamda bulunmamalı... Hakeza erkeklerde... Bu kültür meselesi değil, inanç meselesidir. İlk olarak anneannemden bahsetmiştim, son olarak yine anneannemden bahsetmiş oldum :)

EH
02.12.2008 19:35
#37

E kızı görmek sünnet kız kaçıcaksa biz nasıl görücez?