Site icon N-F-K.com

Aksiyon

AKSİYON

Şimdi, evvelâ lügat manasına bakalım: Aksiyon, lügatte, kudrettir, mücerret kudretin, işde, iş üzerinde, iş halinde tecelli ve cünbüşü demektir. Bir başka, fakat basit ifadeyle, sadece şuurlu hareket, teşebbüs, hamle, tesir… Bir işin mücerret mânası, kıymet hükmü, aksiyon… Gaye ve muradı olmayan iş, kendi kendisinden ibaret iş, madde plânına bağlı miskin kıpırdanışlar ona uzak… Meselâ bir tiyatro piyesinde vak’anın umumî seyri, umumî kıymeti, o piyesin aksiyonudur. Böylece anlıyoruz ki, aksiyon basit lügat mânasiyle bile, fiilde erimiş fikir oluyor. Bir fiil ki, onu meydana getiren fikrin tercümanı… Mânayı lügat kitabı çapından daha derinlere indirmeye çalışalım: Fikrin, eşya ve hâdiseler üzerinde nakşı… Fikrin, dış âlemde, eşya ve hâdiseler üzerinde kurduğu mimarî, yonttuğu heykel… Fikir kökünün, dış plân dediğimiz madde ve iş ağacında verdiği yemiş… Bir başka ve çok yerinde teşbihle, ruhun, eşya ve hâdiselere çevirttiği film, oynattığı tiyatro… Ruhun, eşya ve hâdiselere sinerek, madde, buud, hacim, şekil, renk ve ses kazanması… İşte aksiyon…

Buna benzer bir kelime var Fransızcada: (Akt)… O, parça hareket demektir ve keyfiyetten ziyade kemmiyet ifadesidir; (aksiyon) anlamına da hudutsuz uzaktır. Aksiyon, bir işle, bir oluşla, onu doğuran fikir arasındaki ahenk ve münasebet manasınadır ve lisanımızda barışabileceği tek kelime “amel”dir. Barışabileceği değil, bütün hakikatini bulabileceği tek kelime… Fakat onun da hakikatine erebilmek şartiyle…

Amel, dinimizin baş kelimelerinden biri… Ama bizim dar anlayışımız içinde, bellibaşlı işlere ait olarak sınırlandırılmış ve gerçekte sınırsız olan delâletinden düşürülmüş… Biz onu hususî olarak, sadece ibadetlerimizde kullanırız. Halbuki, ibadetin de sade dış ibadetten ibaret olmadığını, ibadetlere bağlı sayısız içtimaî vazifeler bulunduğunu ve mücerret bir hamle ruhu yaşamak gerektiğini düşünürsek, o zaman “amel”in geniş mânasını kavrar ve (aksiyon) mefhumunu on-‘da buluruz. “Amel” kelimesinin aslî ve esasî güzelliği de bu noktada…

Şimdi, lügatten hikmete geçerek, aksiyon nedir ve ne değildir, onu cevaplandıralım: Aksiyon, sade iş ve fikir değil, üstün işe hâkedilmiş, üstün fikir demektir. Herhangi bir iş ve fikir değil, dedik. Çünkü tam fikirsiz hiçbir iş yoktur. Bir sigara yakmak için bile, kibritin çıkarılması, çakılması, birer küçük fikirdir. Bunların kıymeti yok… Büyük fikir ve onun büyük iş haline inkılâbı; aksiyon budur. Yani aleladenin üstü; harika yenilik ve çetinlik şartları içinde insanın kendi kendisini ve cemiyetini aşma cehdi; aksiyon budur. Her işte imkân üstüne tırmanmak ve engeli aşmak dâvası; aksiyon budur.

Nebatî, hayvanı, ilcaî, tabiî, zarurî fiiller, aksiyon değildir. Yapıcı, doğurucu, meydana getirici, icad edici fikir olmadan aksiyon olamaz; fikrin de bu vasıfları kazanması için imâna bağlanması şart olur. İşte, dâvanın bel kemiğini tuttuk. Evet; fikir tek başına, inanmadan, bir hakikat kutbuna bağlanmadan, hamle, tesir, teaddi, taarruz belirtemeyeceğine, ölü kalacağına göre, kendi kendisine anlaşılıyor ki, iman dediğimiz o hayat verici eriş, öncüsü olan fikirle beraber aksiyonun babası oluyor. Bu teşhisi, bir bedahet hükmü olarak ele alıyoruz. İman eğer buudsuz bir duygu ise, aksiyon da onun billûrlaştırdığı madde… İnanmış fikrin, pelteleşmek, kabuk tutmak, donmak, şekillenmek, eşya haline gelmek, maddeleşmek için şahlanmasıdır ki, aksiyonu doğurur. Burada bir ince nokta var: Fikirsiz aksiyon olamadığı gibi, bir fikir de aleladeler serisi içinde otomatik hale getirildikten, bu türlü dondurulduktan, hudutlu ve Şuursuz bir iş ifadesine büründürüldükten sonra aksiyon olmaktan çıkar. Meselâ, bir makinenin keşfi, işine ve makinesine göre aksiyon olabilir de, hiçbir makinenin işi aksiyon olamaz. Görüyorsunuz ki, tam ruhçu bir telâkkiyle, dâva, maddeden mânaya geçiyor. Bu misali, ruhçuluğumuzun muhteşem bir hücceti olarak da kullanabiliriz.

(İman ve Aksiyon, Büyük Doğu Yayınları, 12. baskı / s.78-79)

Exit mobile version