3. Şiir/nesir Yarışması

Başlatan: NFK-Fan Tarih: 25.06.2009 19:40 Cevap: 143

NF
25.06.2009 19:40
#1

Değerli Kullanıcılarımız,

 

Son iki sene, özellikle de geçen sene yapmış olduğumuz yarışmanın tatmin edici bir keyfiyete vesile olduğunu görmenin de verdiği teşvikle, 3. nesir/şiir yarışmamızı başlatmış bulunuyoruz. Bu yarışmamız da, tıpkı 1. ve 2. yarışmalar için de geçerli olduğu üzere, Üstad Necip Fazıl Kısakürek ile ilgili nitelikli yazılar elde etme amacını taşıyor. Umarız bu yarışmamızda katılan yazı sayısı ve yazıların kalitesi yönlerinden çitayı daha da yukarıya taşımak nasip olur.

 

Yarışma Konusu: Konu, tıpkı geçen yarışmalarda da olduğu gibi Necip Fazıl üzerine olacaktır. Üstad'ın şahsını ve fikirlerini doğrudan ilgilendiren her türden nesir ve şiir, yarışmaya dahil kabul edilecektir. Önceki yarışmalarda yanlış anlaşılmalara sebep olan bu noktayı bir örnekle açıklamak gerekirse; Üstad'ın fikirlerini yansıtan eserlerinden biri olan Sahte Kahramanlar'da ele alınan karakterlerin yalnızca kendi perspektifinizden tenkidini yapmanız yarışma konseptine uygun kabul edilmeyecekken, Üstad'ın bu eserdeki tutumunu da anlatarak varacağınız hükümler yarışma kapsamında değerlendirilecektir. Her iki yarışmada dereceye giren yazıların gözden geçirilmesi de size işleyiş hakkında fikir verebilir. Toparlamak gerekirse, Üstad' ve "onun fikirleri ile doğrudan ilişkili olan her yazı, daha önceden hiçbir yerde yayınlanmamış olmak kaydıyla yarışmaya dahil kabul edilecektir. Mevzuumuz, genel manada, Üstad...

 

Katılım Süresi ve Yayın: Yarışmaya katılım süresi, konunun açıldığı tarihten itibaren başlamıştır. Süre 26 Temmuz 2009 Pazar günü saat 24:00'te dolmaktadır ve hiçbir şekilde süre uzatımı sözkonusu değildir. Yarışma için kaleme aldığınız yazıları bu başlık altında yayınlamalısınız.

 

Kurallar: Yarışmaya katılan yazılar orijinal olmalıdır (Daha önceden hiçbir platformda yayınlanmamış olmalıdır). Site yöneticileri yarışmaya bu sene de katılamayacaktır. Bir kullanıcı ancak bir yazısıyla dereceye girebilir, fakat istediği adette yazı yayınlayabilir.

 

Değerlendirme: Yarışma bitişini takip eden 10 günlük süreç içerisinde Toplantı Odası forumunda yarışmaya dahil olan yazılar yöneticilerimiz tarafından puanlanacak ve dereceye giren üç kullanıcımız aşağıda belirtilen hediyeleri almaya hak kazanacaktır:

 

Birinci: Necip Fazıl tarafından kaleme alınan, kendi belirleyeceği 5 adet kitap ve n-f-k.com tarafından hazırlanacak DVD

 

İkinci: Necip Fazıl tarafından kaleme alınan, kendi belirleyeceği 4 adet kitap ve n-f-k.com tarafından hazırlanacak DVD

 

Üçüncü: Necip Fazıl tarafından kaleme alınan, kendi belirleyeceği 3 adet kitap ve n-f-k.com tarafından hazırlanacak DVD

 

Ayrıca dereceye giren yazılar, uygun görüldüğü takdirde döküman kategorilerimizde de yayınlanacaktır.

 

Hediyeler, neticenin ilanını mütakiben yöneticilerimiz tarafından sahiplerine gönderilecektir.

 

Katılacak olan kullanıcılarımıza şimdiden başarılar diliyor, yarışmamıza sponsorluk desteklerinden ötürü sayın Selahaddin Sandaloğlu ve Şaban Kolukırık'a teşekkürlerimizi sunuyoruz.

 

** Önceki Yarışmalar **

Birinci Yarışma

İkinci Yarışma

FU
25.06.2009 19:46
#2

Teşekkürler sayın yöneticiler; böyle bir yarışmayı düzenlediğiniz, böyle bir yarışmaya vesile olduğunuz için.Allah'tan bir mani çıkmazsa katılacağım bu şiir yarışmasına...saygılar selamlar...emeği geçen diğer kişilere de teşekkürler

MA
25.06.2009 22:32
#3

selamun aleykum. bu yarışma çok güzel olmuş. inşaallah siteyle birlikte hep devam eder. ilk şiiri de benden olsun:

 

ÜSTAD

 

Nazarında "sıfır"dır "dünyanın süsü püsü",

Ellerinden çıkmıştı asrın büyük türküsü,

Cesaretsiz güruhun sökmedi gürültüsü..

İrkiltmek ve kaldırmak türk'ü; onun ülküsü..

Prangalar ile sönmez, misk gibidir tütsüsü.

 

Fazıldı her daim, kutlu davanın eri,

Ancak Arvasi'nin yanıdır onun yeri,

Zamane fitneleri yıkamadı cevheri..

Issızlık ve zindanda çektiği çileleri,

Liyakatine erdirdi, oldu dava neferi.

 

Kahramanlar sahte çıktı işin özünde,

Israrla söylemişti bunu her sözünde.

Sarsıldı koca dünya, yok oldu gözünde..

Ardından gelenler, pişer onun közünde.

Kaldırımlarda her zaman yürüdü tek başına,

Üstlendi büyük fikri, kaldı yalnız başına,

Rahat etmek değil fikri, zehir kattı aşına,

Ekti müthiş belayı, bakmadı göz yaşına,

Kuklalara yavuzdu, yunus vatandaşına..

AL
25.06.2009 22:36
#4

bir örnekle açıklamak gerekirse; Üstad'ın fikirlerini yansıtan eserlerinden biri olan Sahte Kahramanlar'da ele alınan karakterlerin yalnızca kendi perspektifinizden tenkidini yapmanız yarışma konseptine uygun kabul edilmeyecekken

 

Tamam :D hehe

Selametle...

FU
25.06.2009 22:38
#5
selamun aleykum. bu yarışma çok güzel olmuş. inşaallah siteyle birlikte hep devam eder. ilk şiiri de benden olsun:

 

ÜSTAD

 

Nazarında "sıfır"dır "dünyanın süsü püsü",

Ellerinden çıkmıştı asrın büyük türküsü,

Cesaretsiz güruhun sökmedi gürültüsü..

İrkiltmek ve kaldırmak türk'ü; onun ülküsü..

Prangalar ile sönmez, misk gibidir tütsüsü.

 

Fazıldı her daim, kutlu davanın eri,

Ancak Arvasi'nin yanıdır onun yeri,

Zamane fitneleri yıkamadı cevheri..

Issızlık ve zindanda çektiği çileleri,

Liyakatine erdirdi, oldu dava neferi.

 

Kahramanlar sahte çıktı işin özünde,

Israrla söylemişti bunu her sözünde.

Sarsıldı koca dünya, yok oldu gözünde..

Ardından gelenler, pişer onun közünde.

Kaldırımlarda her zaman yürüdü tek başına,

Üstlendi büyük fikri, kaldı yalnız başına,

Rahat etmek değil fikri, zehir kattı aşına,

Ekti müthiş belayı, bakmadı göz yaşına,

Kuklalara yavuzdu, yunus vatandaşına..

 

şiir çok güzel o ayrı

25.06.2009 23:01
#6

Heyecanla takip ediyorum...

MU
26.06.2009 11:51
#7

"Çile"nin sancıları başladı...

Bakalım doğum ne vakit olacak...

Haydi hayırlısı...

MU
26.06.2009 15:59
#8

hmm...

güzel...

kolay gele cümle'ye...

MI
27.06.2009 15:44
#9

Yarışma süper, hediyeler şahane... Gayrete gelipte yazmak lazım. Şimdiden ikinciyi ve üçüncüyü tebrik ederim. Ajanlara tolerans lütfen.

TR
27.06.2009 15:51
#10

Ahah evet ajanlara ihsanda bulunup irad ve kasd buyurdukları birinciliğimi tez elden tescil ediniz yarenler ki ben de ikinci ve üçüncüye itminan-ı kalb ile muvaffakiyet dileyebileyim.

MI
27.06.2009 15:58
#11

İyi saatte olsunlar. Biri trradomir mi dedi? Artık kabul ediyorum ki bu adamın -yani trradomir'in- benim kadar olmasa da güçlü, evet güçlü, çok güçlü sezgileri var. Ne kadar atlatmaya çalışsam da adam beni enseliyor. Helal olsun.

HA
28.06.2009 10:01
#12

İzleri Sende

 

Bakışın,duruşun,haykırışınla

Desen desen İslam izleri sende...

Bu ruhsuz kıtada,bu ruhsuz çağda

Fatih'in Yavuz'un sözleri sende...

 

Nerdesin?Bir ses ver tarih uyansın

Özsün çağın özü bizden utansın

Zincirler kırılsın kalpler yıkansın

Abdülhamit Han'ın gözleri sende...

 

Hasan Hüseyin Çağıran

KK
28.06.2009 21:09
#13

yarışmaya nasıl katılabilirim? yazıyı nereye yollamam lazım?

MU
28.06.2009 21:22
#14

Selamlar,

Yarışmaya katılmak isteyen üyelerimiz yazılarını bu başlık altına ekleyeceklerdir ve yazınızı bu başlık altına eklemeniz, yarışmaya katılmanız demektir. Yukarıdaki mesajlarda da iki üyemiz yazılarını eklemişler ve yarışmaya katılmışlardır. Son katılım tarihi 26 Temmuz 2009 Pazar günüdür. O tarihten sonra yazılar değerlendirmeye alınacak ve ilk üç seçilerek hediyeleri gönderilecektir.

KK
29.06.2009 12:03
#15

ÜSTADI ANLAMAK

 

Necip Fazıl’ın İdeologya Örgüsü’nü okuyordum. Zaman zaman, yabancılaştığımız dilimizin has kelimelerinden oluşan bir cümleyle karşılaşınca duruyor ve kendime şöyle soruyorum: ‘bu cümleden ne anladın?’ anlayıp anlamadığımı kafamda ölçüp biçerken aklıma bir misal ve bu misaldeki ince cevap geliyor:

Vaktin birinde Avrupalı Hristiyan bir vatandaş, televizyon kanallarını gezerken, uydu kanallarından birinde takılı kalır. O kanal bir Müslüman kanalıdır ve o anda yayınlanan programın konusu da Mevlana ve Mesnevi’sidir. Yayında Mesneviden bol bol beyitler okunur ve hristiyan izleyiciyi yayına bağlayan da işte bu noktadır. Dilini, dinini dahi bilmediği, daha önce duymadığı bu birkaç satır, kelimelerin dizilişindeki ahenkten olsa gerek bir hristiyanı etkileyebilmiştir. Neden bu kanalı izlediği sorulduğunda ise izleyicinin verdiği cevap ilginç ve düşündürücüdür: ‘anlamadık ama zevk aldık vesselam…’

Necip Fazıl’ın yazı konusundaki dehalığını gerek bu misalden gerekse her yazısından, her şiirinden anlayabiliriz.

Devlet ve milletin 7 asırlık hayatını 4 devreye ayırıyor ve 5. devre olarak bizlere düstur bir söz bırakıyor Necip Fazıl Kısakurek: ‘nur infilakı yeni bir şafak fışkırısını gözleyen bir gençlik…’Bu düstur din,dil, kalp ve beynimizin; kimliğimizin özüne dönüşü, bir arınması ve dirilişi de olacaktır inşallah!

Üstad, gençliğe vasiyet bıraktığı eserlerinde ve özellikle gençliğe hitabesinde tek tek birey olarak neiğdüğünden koparılmaya çalışılan insanları inadına bir yapmaya, biz yapmaya çalışıyor ve bir ömrü bunu anlatmakla feda ediyor.

Necip Fazıl’ın fikri şahsiyetini eserlerinden anlayabileceğimiz gibi, hayatına bakarak da ibretler alabilir, kendimize pay çıkarabiliriz bu çileli ömürden…

Necip Fazıl’ın hayatı kendi deyimiyle iki aşamadan oluşuyor; ilki Necip Fazıl Kısakürek olduğu 30 yıllık bir arayış; ardından da Üstad Necip Fazıl olacağı 40 yıllık bir dava serüveni...Peki neydi Paris sokaklarında malayani dolaşan, kumara bulaşmış, yalnızca para kazanmak için şiir yazan bu adamı fikir adamı haline getiren? Neydi Necip Fazıl Kısakürek’i Üstad Necip Fazıl yapan? Bu soru üzerinde durmak, biraz da düşünmek gerekir.

Necip Fazıl’ın hayatındaki girdapları biz yaşasaydık eğer, kaybolur, yiterdik belki ama o üstad olmuş. İman ile küfür arasındaki yoğun fikir karmaşasından çok şükür Necip Fazıl da iman ile nasiplenmiş, yücelmiş.

Necip Fazıl, 1934 yılında mürşidi Abdülhakim Arvasi ile tanışmış ve bir daha bu Hak dostunun kapısından ayrılmamıştır. Şair hayatındaki dönüm noktası olan 30uncu yaşını bir şiirinde söyle anlatır:

‘tam 30 yıl saatim işlemiş, ben durmuşum

Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum’

diyerek hikmet kapısını aralar ve artık onun yolu Hak yoludur… Artık Hak için yazacak, Hak için yaşayacaktır; çoğu zaman haksız duruma düşme pahasına olsa bile… Bastırdığı Büyük Doğu Dergisi defalarca toplatılacak, birçok sayısı maddi sıkıntıdan dolayı basılamayacak; hatta kendinden yıllar sonra şiirlerini okumak suç sayılacaktı.

Descartes’in asırlardır bilinen sözüdür: ‘düşünüyorum, o halde varım’. Bizde bugün dünya görüşümüz gereği diyoruz ki, ‘eğer aşıksanız, hissediyorsanız varsınız; ve eğer gerçek Maşuk’a aşıksanız işte o zaman müslümansınız’. Necip Fazıl da gerçek Maşuk’a aşık olmayı başarabilmiş fikir adamlarımızdandır.

Necip Fazıl, bir zamanlar sıkı arkadaşı olan Abidin Dino’ya sormuş; ‘neden inanmıyorsun?’ . Abidin Dino, kendisine kaybettiren fakat başkalarına çok şey kazandıran şu cevabı vermiş: ‘korkuyorum, bir kere inanırsam bir daha başımı secdeden kaldıramam…’ Necip Fazıl da işte o ‘başını secdeden kaldıramayanlar’dandı. Şairin ibadet aşkını en güzel şekliyle yine kendisi ifade etmiştir:

‘zonklayan başım benim, kan pıhtısı, cerahat

Ona yastıkta değil, secde yerinde rahat’

Üstadın ‘nur infilakı yeni bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik’ düsturunu sahipleniyor ve ‘Anadolu kıtası büyüklüğündeki dava taşını gediğine koyma’ vasiyetini görevim bilerek şöyle diyorum: Necip Fazıl, Allah ve Resulu’nun yolundan giden bir fikir adamı, Türk gençliğine örnek bir şahsiyet ve yüreğine kaldırımlar sığdıracak kadar yazma dehalığına sahip bir şairimizdir. Onu çok iyi tahlil etmeli ve vasiyetini en güzel şekilde yerine getirmeliyiz.

 

 

Kübranur AYAR

ÇA
29.06.2009 15:01
#16

MEHMETTEN ZİNDANA MEKTUP:

 

Bir gece yarısında,kaçan uyku belki de

Habercisi,ebedi olacak bir aydınlığın

Bir gece yarısında hortlayan korku belki de

Müjdecisi yakında bitecek olan baygınlığın.

 

 

Özgürlük mü dediniz,ne güzel kelimedir

Bilirim özleminiz,daim özgürlüğedir

Ancak tavsiye etmem dışarı çıkmanızı

Dışarıyı görüp de hayattan bıkmanızı

 

 

Eşitlik ve Adalet,iki lastikli sözdür

İyilik ve doğruluğa,şaşı bakan çift gözdür

Laf oyunlarını geç,çabucak gel sadede

Lafta kalanı geç de aslolan iyi özdür

 

 

 

İçerisi tertemiz,günahlardan uzaksın

Dışarısı pek sefih,günahtan kaçamazsın

Salma gezen seyyarlar,etrafı kirletirken

Çıkamazsın sokağa,malesef etraf leke.

 

 

Gelecek endişesi,düşündürür milleti

Açıverir başıma,bir sürü de illeti

Şeytan diyor çabuk çık alıver de bileti

Çıkıver sen uzaya,bitir hemen illeti.

 

 

''İnsan insanın kurdu'' müsamaha firarda

İyilik tekellerde,kötülük sahalarda

Çakallar keyf çatarken,Arslanlar tavalarda

Hiç arama boşuna,insanlık havalarda

 

 

Günahlar bastırıyor,takva silahı bağlı

Ya çekilip mağaraya,ya da olursun yağlı

Yoksa günah bastırıp ,sarıverir her yanı

Karartır hem ahreti hem de fani dünyanı.

 

 

 

Üçkağıt hep gözdeyken,dürüstlük keriz işi!!

Durduran yok mu acep,bunca kötü gidişi

Edep,haya desen zaten,o da olmuş Fildişi

Kurtulam kaçam desenbulamazsın finişi(Finish)

 

 

Asimile oluyor,memleket evlatları

Yetiştiriyor hepten,şaklaban Borat'ları

Duyan olur belki de,biçare feryatları

Aşar olur yeniden,o güzel serhatları

 

 

Pişiyor yiyecekler,fitnenin kazanında

Kusturuyor Sezar'ı,belki de mezarında

Hırsızlık meslek olmuş,hortumcu nazarında

Adın kötü çıkıyor,gerçeği yazdığında

 

 

Ülke işgalleri hep,medeni maskesinde

Düğün evi bombalanır,zalimler sayesinde

Adalet bulunmaz ki,güçlünün gayesinde

Şeytan işsiz kalmış bugün,insanlık himayesinde!!

 

 

Çocuklar iniliyor çağdaş dünya sathında

Ötede ziftleniyor,baylar kendi tahtında

Ağlamak kader olmuş,Asyalının bahtında

Bağdaş kurup oturur,daim ateş altında.

 

Namus,haya bizde yok,kimde olacak acep

Arsızlıkllar çoğalmış,nasıl kalacak hicap

Görüver sen gerçeği,hele konuşsun sincap

Bize sitem edip de hayvanlığa kaçacak

 

 

''Ne kadar faydalı olurum'' mevta oldu gömüldü

''Ne kadar faydalansam.'' ihya oldu dirildi

Defterden karşılıksız aşkın adı silindi

Yalan yine vitrinde,gerçek gibi bilindi

 

 

 

 

Laf cambazları çıkmış,hepsi birden meydane

Dönüyorlar habire,geliverip meydane

Açıp da ağızların(ı),başlayıp da hünere

Eğiver de başını,çekiliver kenare

 

 

 

 

Dışarısı hiç öyle,bildiğin gibi değil

Zindan parmaklıkları,bedeldir bir dünyaya

Buradaki yaşayışlar,insanı eder sefil

Ana ve babaları,bu işe eder kefil!!

 

 

 

Zindan ,Yusuf(as) mektebi oturuver yerinde

Kısmetine razı ol,sabırla bekle yazı

Acele edip de sen görüverme ayazı

Yoksa kara görürsün ap aydınlık beyazı

 

 

 

Hayat bir koca zindan ,hapsediyor bizleri

Yükü de pek ağırdır,çökertiyor dizleri

Geri geri yürütüp kaybediyor izleri

Fırtına yok ediyor,yeşeren filizleri

 

 

BİZ YUVARLANIP GİDERKEN,GÜNAHLARIN SELİNDE

bİR GÜN DE GEÇİVERİP ERİYORKEN SABAHA

BENİ DİNLERSEN EĞER,İYİ DÜŞÜN BİR KERE

ZİNDANLAR CENNET OLUR O ZAMAN HAYALLERE.

 

MEHMET.

DA
29.06.2009 15:09
#17

özür dilerim yarışma konusunu tam olrak anlayamadım... doğrudan NFK 'nın kişiliği ile ilgili mi olmalı örneğin onun da çok işlediği ölüm konusu hakkında bir şiir yazabilirmiyiz..

MU
29.06.2009 15:15
#18

Estağfurullah. Konu, Necip Fazıl üzerine her şey. Onun kişiliğini, fikirlerini, sanatını veya bunlardan sadece birini ele alan her türlü şiir veya nesir yarışmaya dahildir. Üstadın herhangi bir şiiri, makalesi, piyesi, hikayesi üzerinden de bir inceleme yazsanız, Üstadın ölüm konusu üzerindeki fikirlerini baz alan bir şiir de yazsanız kabulümüzdür. Yani Üstad; ölüm, ruh, çile gibi mefhumları işlemiştir lakin sizlerin sadece bu konuları ele almanız değil, bu konulara Üstadın bakışı, bu konular hakkındaki fikirleri ekseninde bir yazı hazırlamanız gerekiyor. Yarışmanın konusu bu çerçevededir. Ki diğer yarışmalara katılan yazıları incelediğinizde daha iyi anlayacaksınız. Konuyu tam anlayamadığını düşünen üyelerimiz takıldıkları yeri çekinmeden sorabilirler. Katılan bütün gönüldaşlara muvaffakiyetler diliyoruz.

OM
29.06.2009 15:44
#19

Necip Fazıl

 

Küçük ve dikkatli bir izleyici. Hayat, siyaset ve günlük olaylar güzel bir sinema filmi. İki temel üzerine bir kişilik. Birinci temel aile. Sağlam ama derin değil. İkincisi iç dünyası derin bir temel ama sağlam değil.

 

Önceleri kendinden başka her şey olan büyük bir saray, gösterişli ve heybetli, duruşu göz alıcı ve yansıması bile şaşırtıcı. Tek eksiği sarayın kartondan oluşu... Geçirdiği ölüm korkusu buhranları bundan. İçi boş, düşünceleri berrak çünkü sığ... İleri görüşlü, geleceğe matuf çok şeyler görüyor, tek kusuru miyop oluşu...

 

Şiirler; edebi veçhesi geniş, kalbi ritimleri bozuk. Çok güzel bir sima, ama net değil. Kelimeler yerli yerinde, duygular kendini ele vermek yerine karşıya doğrultulmuş bir silahtan çıkan mermiler gibi. Korkutuyor ama öldürmüyor.

 

Devamında bitirim haneler. En yükseğe zıplamadan önce en düşüğe diz kırma. Hayali teveccühler. Boş ve mesnetsiz övgü dizeleri.

 

Bir gün kendi olmak gerçeğine yüzünü dönüyor ve kaçmaya başlıyor. Ama arkasında bir canavar, vicdanı. Onu bırakmıyor. Derin bir takip, kaçılmaz bir muhasebe. Sonuç, canavara bakarken bir yandan kaçıyor. En olmadık anda bir şeye çarpıyor. Hakikat ensesinde...

 

Önce dünya yıkılıyor sonra iç mülahazaların başlaması için beynini ağzından kusuyor... Ve kaçılmaz muhasebe başlıyor. İçten içe tenkit ve hayıflanmalar. İhtiyar bacı'ya atıf bir ızdırap. Anlaşılmaz bir ritim yükseliyor. Tek güzelliği olmayışından. Ve hatıra defterinin tozlu sayalarındaki tüm güzel hatıralara kan damlıyor... Yüksek fikir, irfandan kaçabilir mi? Derken derin bir titreme ve sarsıntı. Basit ama yüksek bir sızı. Mefkuresi yok, gözü kararıyor...

 

Ve gemiye ilk adım... Gemiye alan kurtarıcı ulvi bir el. Ama gemi ilk başlarda biraz garip, iç sancılarına ek denizin kendini tutması... Kendini ara sıra tekrar denize salmalar. Ama başka hiç bir selametli yer yok. Gemi huzurlu ama, Sahile çıkış ne zaman?

 

Akıl şeridinden kalb şeridine sinyalsiz, işaretsiz ani bir geçiş. Eski sarayı yıkıyor. Saray diye dünyayı sahipleniyor. zamanla bütünleşecek fikirler. Ve medeniyetlerin beşiği diye büyük doğu ismini verecek... Düşünceler bulanıyor. Çünkü çomak sokuyor tüm fikirlere... Sonra İlahi kaynak duruluyor fikirlerini. Aydınları kirlenmiş fildişi kulelerinde bırakıyor. Halka karışıyor. Aksiyon kelimesi kalb lugatına doğuyor bir sabah. Bir doğum bekliyor ama ölümü özlüyor...

 

Yollar düşünülmeyecek kadar uzun olunca, yoldakilere takılıyor, yavaş olmayı sevmiyor. Hızlı gitmek istiyor. Kaplumbağaların tavşanlardan daha çok yol aldığını görünce oda yavaşlıyor. Sonra yol arkadaşlarından tükeniş...

 

Büyük bir dava. Taşın altına elini değil her şeyini sokuyor. Taşın ağırlığı dünyanın yükü. Dünyanın tüm yükü omuzlarında. Çile'si ondan. Kömürden dönme bir cevher ama işlenmemiş. Onu bulan ama farkında olmayan küçük bir çocuk misali hayat. Bundan olsa gerek medrese-i yusufiye tezgahlarında... Derin bir işlenme ve sonunda cevher ortada. Cevheri üzen bir olay, parıltısını gören biri tarafından güneş sanılmak. Büyük bir ders ferdi mücadeleyi tamamen terk. Fikri mücadeleye tam mesai...

 

Sonra harekete geçirdiği duygularını zapt edemeyen bir guruh. Bazısı şahsi menfaatle bazısı silahla birleştirmeye çalışır davayı. Fikre hakim olmanın verdiği sürur yanında insanları ateşleyebilen bir zeka, ama frenleyemenin derin ızdırabı... Cevher tekrar tekrar aynı tezgahta.... Medrese-i yusufiye onun ikinci evi. Devrin büyükleri gibi...

 

Dergiler, yazılar, halkla dirsek teması. Ama bu sefer halktan biri. Son halini almış bir kalıp. Olgunluğunu tamamlamış fikir. Kabından taşmaması imkansız. Artık sarp bir yamaç, şefkatli bir koy. Gençlikle irtibatı yaşlandıkça artıyor. Ölüme koşarken fikirleri gençleşiyor. Gençliği fikirleşiyor...

 

Boşalttığı yer dolmayacak kadar geniş... Kıvamı zor tutturulan bir harç. Ama kandan ve çamurdan.

 

Hiç yazmadığı bir piyesi oynuyor. Ölünce perde diyor. Ve en büyük piyesini en büyük şiiriyle bitirip ellerimize veriyor. Eserin ismi hayatı...

 

Ve mirası, büyük bir külliyat ve gençlik...

 

İşte fikirden irfana, akıldan kalbe bir yolculuk...

 

 

 

Üstad'a ithafen onu tarzında bir kaç mısra;

 

ALLAH YAZACAK

Tırnaklarım, başım ayrılınca bedenimden,

Mezarımı kazacak,

Toprağa akacak kanım damarımdan,

Ve Allah yazacak…

 

ÖLÜLERLE HASBİHAL

İnsan bir garip, diri ne anlar halden,

Başka çare yok, ölülerle hasbıhalden.

 

YALDIZ - YILDIZ

Kapadım gözleri yalan yanlış yaldızlara,

Gönlüm değiverdi gökteki has yıldızlara…

 

AYDIN

Bozuk bir zihniyet ki, aydınlık karanlık, karanlık loş kaldı,

Aydın dedikleri karanlığı ellerime aldım, ellerim boş kaldı…

NF
29.06.2009 15:49
#20

Selamlar,

 

Yönetici arkadaşımızın belirttiğine ek olarak şunu da söylemek istiyorum: Nesirlerde, Üstad'a fark edilir göndermeler yapılması mecburi iken şiirlerde biraz daha toleranslı davranacağız. Fakat genel manada Üstad'ın şahsının ve fikirlerinin açıklanmasını veya ele alınmasını beklediğimizin altını çizmek isterim. İlk mesajda da değinildiği üzere, diğer yarışmalarda dereceye giren yazılardan fikir alabilirsiniz. Üstadla ve fikirleriyle tamamen alakasız olan ürünler yarışma kapsamında değerlendirilmeyecektir. Üstad'a ne kadar çok gönderme yapılırsa veya Üstad ne kadar iyi anlatılırsa, şans da o nisbette artacaktır.

 

Saygı ve selamlarımla

DA
29.06.2009 16:12
#21
Estağfurullah. Konu, Necip Fazıl üzerine her şey. Onun kişiliğini, fikirlerini, sanatını veya bunlardan sadece birini ele alan her türlü şiir veya nesir yarışmaya dahildir. Üstadın herhangi bir şiiri, makalesi, piyesi, hikayesi üzerinden de bir inceleme yazsanız, Üstadın ölüm konusu üzerindeki fikirlerini baz alan bir şiir de yazsanız kabulümüzdür. Yani Üstad; ölüm, ruh, çile gibi mefhumları işlemiştir lakin sizlerin sadece bu konuları ele almanız değil, bu konulara Üstadın bakışı, bu konular hakkındaki fikirleri ekseninde bir yazı hazırlamanız gerekiyor. Yarışmanın konusu bu çerçevededir. Ki diğer yarışmalara katılan yazıları incelediğinizde daha iyi anlayacaksınız. Konuyu tam anlayamadığını düşünen üyelerimiz takıldıkları yeri çekinmeden sorabilirler. Katılan bütün gönüldaşlara muvaffakiyetler diliyoruz.

 

 

teşşekkür ederim çok başarılı arkadaşlar var sanırım ama nacizane bir şiirle şansımı demek isterim... yazıp koyarım kısa sürede

RA
30.06.2009 09:06
#22

Üstad'ı bir nebze anlatmaya çalışan arkadaşların gayretlerini takdir etmemek mümkün değil...

Çok güzel gidiyor, sabırla yeni paylaşımları bekliyoruz.

CE
30.06.2009 12:02
#23
selamun aleykum. bu yarışma çok güzel olmuş. inşaallah siteyle birlikte hep devam eder. ilk şiiri de benden olsun:

 

ÜSTAD

 

Nazarında "sıfır"dır "dünyanın süsü püsü",

Ellerinden çıkmıştı asrın büyük türküsü,

Cesaretsiz güruhun sökmedi gürültüsü..

İrkiltmek ve kaldırmak türk'ü; onun ülküsü..

Prangalar ile sönmez, misk gibidir tütsüsü.

 

Fazıldı her daim, kutlu davanın eri,

Ancak Arvasi'nin yanıdır onun yeri,

Zamane fitneleri yıkamadı cevheri..

Issızlık ve zindanda çektiği çileleri,

Liyakatine erdirdi, oldu dava neferi.

 

Kahramanlar sahte çıktı işin özünde,

Israrla söylemişti bunu her sözünde.

Sarsıldı koca dünya, yok oldu gözünde..

Ardından gelenler, pişer onun közünde.

Kaldırımlarda her zaman yürüdü tek başına,

Üstlendi büyük fikri, kaldı yalnız başına,

Rahat etmek değil fikri, zehir kattı aşına,

Ekti müthiş belayı, bakmadı göz yaşına,

Kuklalara yavuzdu, yunus vatandaşına..

 

ÇOK GÜZEL OLMUŞ ELİNİZE SAĞLIK :D

AF
30.06.2009 12:25
#24

BEKLEYİŞ

 

Bir bekleyiş ki bu mahşer gününe denk,

Kaygılar, umutlarla yek ahenk...

 

Bir bekleyiş bu, Üstad'a dair,

Boştur hayat, dünya vesair...

 

Zulme dair yazılana, Hakk kalemiyle cevap,

Aynasıdır ışığın, batın veyahut zahir...

 

Çileyi beklemektir ışıksız gecelerde,

Haykırmak Sakarya'yı, korkusuz hecelerle...

 

Kesik solukla haykırmak, solumak kan kokusunu,

Kırdılar kalemini, böldüler uykusunu...

 

Uyanıştır uykudan, terk ediş masivayı,

Yine kalktı bir gece, dolaştı tüm semayı...

 

Lambalar fuzulidir, mum ışığı kâfi,

Kaleme aktı kalbinden, kan renginde mazi...

 

Utandırmadı seni, saçtığın o tohumlar,

Mayısta sesimizi, geldi kesti boğumlar...

 

Kaldırımlar kalmıştı şimdi, öksüz ve yetim

Bitmedi ki davamız, hep zorlu ve de çetin...

 

Bir bekleyişti bu, yeşerilecek vakti,

O vakit geldi çattı, ve kalacaktır bâki...

 

Bir bekleyiş ki bu mahşer gününe denk,

Kaygılar, umutlarla yek ahenk...

 

Bir bekleyiş bu, Üstad'a dair,

Boştur hayat, dünya vesair...

 

MUSTAFA KURŞUN

MA
30.06.2009 13:26
#25
şiir çok güzel o ayrı

 

ÇOK GÜZEL OLMUŞ ELİNİZE SAĞLIK :D

 

sağolun. diğer arkadaşların şiir/nesirlerini de ilgiyle takip ediyoruz. aslında konu Üstad olunca yazılar bitecek gibi değil ama bir yerde noktalamak icab ediyor. selamlar..

GA
30.06.2009 20:03
#26

Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...

 

"Atam izindeyiz, biz de sirozdan öleceğiz" şuurunda bir gençlik...

 

Devlet ve milletinin geçmişini 85 seneden ibaret gören, İslamiyetten önceki tarihinden bihaber, İslamiyetten sonraki tarihini de yok sayıp üzerine alınmayan münkir bir gençlik...

 

Başlarında şakşakçı amigolarıyla, en büyük tribün gruplarının bile gıpta ile bakacağı bir sesle yeri ve göğü inleten, "Biz kaç kişiyiz" sloganlarıyla meydanlara düşen bir gençlik...

 

Adı Kemalizm olan dininin, öküz Türkçesi haline getirdiği dilinin, "makinalaşmak isteyen" bedeninin, cuntacılığın, maddeciliğin, çıkarının, parasının, villasının davacısı bir gençlik...

 

Hakka değil evrime inanan, meclisinin duvarında "Tek yol devrim" düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta ve gerçek hürriyeti komünizmde bulan bir gençlik...

 

Emekçiye "Benim tüm gayretim senin için... Bak senin için toprak reformu bile yapıyorum" diyen, "Mesela İslam fakire kırkta bir verirken Marx tamamını veriyor!" diye propaganda yapan, Fakat "Marx ömürde sadece bir defa verirken İslamiyetin ömür yettiği sürece her yıl verdiğini" görmezden gelen, "Şimdi sen de beni bırakarak o seni sömüren dincilerin, o para babalarının uşağı olamazsın" diyen...

Kapitaliste de "Vahşi kapitalizmin vahşi patronları... Sizin lanet sisteminiz yüzünden ülkem satılıyor!" diye yaygara koparan... "Yaşasın sosyalizm" diye çığırtkanlık yapan bir gençlik...

 

Yaklaşık bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde olan, dünyanın birçok farklı kıtasında uygulanmaya çalışılan, ancak her seferinde paramparça olan, dünyaya kan ve gözyaşından başka hiçbir şey getiremeyen komünist zihniyetten hala medet uman; yine yaklaşık bir buçuk asırdır bir türlü düzlüğe çıkamayan ve çalkantılar yaşayan Türk'ün bu kaostan, komünizmle çıkacağına inanan, ve bu zihniyet doğrultusunda göstereceği tavırla tüm dünyaya model teşkil edeceğini zanneden bir gençlik...

Ne var?" diye sorulunca, tereddütsüz sol yumruğunu havaya kaldırıp "devrim var!" cevabını veren, her biri "devrimin olmadığı yerde irtica vardır!" fikrini besleyici "ahlaksızlığı ahlaklaştıran" bir gençlik...

 

Kan dökme özelliklerini, en büyük ve en gaddar kan dökücüleri uğrunda hiç çekinmeden gösterebilen, bu doğrultuda yeterli desteğe, mühimmata ve propagandacı aydınlara(!) sahip bir gençlik...

 

Büyük komünist devrimcilerin yönlendirmeleri doğrultusunda halk için kurduklarını söyledikleri DHKP-C vs. gibi örgütlerinin PKK ile "ortak eylem planı anlaşması" yaptığı ve halkın devrimi için savaştığını iddia edip yine halkı katledecek kadar dosdoğru(!) düşünen bir gençlik...

 

Bugün Marx'ın deyişiyle dini "Halkın afyonu" olarak gören, başta Peygamberimiz olmak üzere İslamiyetin büyük ilim adamlarını "yobaz", İslamiyetin kutsal kitabını "köhne", İslami anlayışla siyaset yapanları "sömürücü", bu siyasetçileri destekleyenleri de "mürteci" kabul eden... Hasılı gerçek hakikatı ve gerçek kurtuluşu bünyesinde barındıran İslamiyeti tezlil eden bir gençlik...

 

Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiçbirini beğenmeyen, onlara "Siz yıllardır İslamiyet denilen saçmalığın esiri olmuş, düşünemeyen, ancak ve ancak "göbeğini kaşımış" çağdışı insanlarsınız! Gerçekten düşünen, aklı başında insanlar olsaydınız gericiliği bırakır, modern olurdunuz, çağdaş olurdunuz, batılı olurdunuz, e mutlu olurdunuz..." diyen ve gerçek modernliğin "ne idüğ"ünü ve "nasıl"ını gösterebilen bir gençlik...

 

Özetle çağdaş olduğunu öne sürdükleri batı sokaklarında yetişip çağdaşlık adına... İnsan hakları beyannamesini ezbere bilip insan hakları adına... Laiklik ve inkılapçılık perdesi altında da Atatürkçülük adına Anadolu halkına eziyet eden, onu küçümseyen; 85 yıldır babadan oğula miras gibi geçercesine "İrtica var, şeriat tehlikesi var..." gibi hep aynı nakaratları tekrarlayan; açık yüreklilikle"Bizim parti sandıktan bir türlü iktidar olarak çıkamıyor" diyemeyip bunun yerine "Sandıktan hep gerici iktidarlar çıkıyor" cümlesini kullanacak kadar demrakrasiyi özümsemiş olan; Cebinde parası olunca kapitalist oluveren parası bitince de anti kapitalist moduna girip yaman birer proleter olan; Ülkesinin minarelerinde "Tanrı yoktur" dedirtemiyoruz bari "Allah-u Ekber" yerine "Tanrı uludur" dedirtelim düşüncesine sahip; "Yahu geçen akşam Fazıl Say bir konçerto çaldı, vallahi Atatürkçülükten gözlerim yaşardı be kardeş" diyecek kadar entellektüel bir gençlik...

 

İşte 10. Yıl Marşında 10 yılda "yaratıldığı(!)" söylenen bu 15 milyon genç; bugün, yani 85 yıl sonra hala daha 15 milyon olarak karşımızda duruyor!... Maya tutup çağdaş ve modern hale gelebilmesi için 85 yıldır Behçet Kemal Çağlar'ların, İlhami Bekir'lerin, Türkan Saylan'ların, Doğu Perinçek'lerin Tuncay Özkan'ların dur durak bilmeden çırpındığı, çabaladığı bir gençlik...

 

Anadolu halkının mukaddesatlarını hor görüp küçümseyen... Buna karşı ilahlaştırdıkları Mustafa Kemal'e "Amentü"ler yazabilen, Süleyman Çelebi'nin Mevlid'ini "Ol Zübeyde, Mustafâ'nın ânesi..." diye başlayıp devam eden "Atatürk Mevlidi"ne çevirebilen aydın(!) üstadlarına saygıda kusur etmeyen bir gençlik...

 

Genç adam! Bundan böyle senden beklenen Mustafa Kemal'i tanrılaştırma faaliyetlerine şiir yazı... vs ile katkıda bulunman, senin gibi düşünmeyen halkın mukeddesatlarına küfretmen, "irtica tehlikesi" nakaratını her daim tekrarlaman, inkılap perdesi altında şahsi menfaatlerini kollamandır.

 

"Sen ki makinalaşmış, çağdaş bir şarlatansın.

Yüzündeki çelikten maske yırtılmıyorsa,

Necip Fazıl değil;

Yüzüne maskeyi geçiren maymun utansın..."

GA
30.06.2009 20:23
#27

Yarışmaya ve çalışmama dair genel itibariyle birkaç söz söylemek istiyorum.

Öncelikle bu yarışmaları düzenleyen forum yöneticilerine teşekkürler.

Bu siteye henüz 1 yıldır üye olduğum için maalesef ki geçmişte gerçekleştirilmiş olan iki yarışmayı da kaçırmış bulunuyorum.

Bu seneki yarışmaya da mailime gelen bilgilendirme sayesinde katılma şerefine erişmiş durumdayım.

Çalışmam hakkında şunları söyleyebilirim. An itibariyle saat 20:18 Ve bu yazıyı hazırlamaya yaklaşık 5 saat önce 15:00'da başladım.

Başladım ve aynı gün itibariyle bitirdim.

Yazımda okuduğum kitaplardan sözcük olarak yahut cümle olarak alıntılarım var.

Ayrıca yine okuduğum köşe yazarlarından da esinlendiğim oldu.

Bunlar kendi düşüncelerimde yoğurdum. Üstad'ın Gençliğe Hitabesi'ni kalıp olarak alarak bu kalıbın içine döktüm.

Üstada nazire yaparcasına ilerici eşekleri, dayatmacı zihniyeti, Mustafa Kemal'i insan olmaktan çıkarıp tanrılaştırma çabalarını, İsmet İnönü başta olmak üsere o zihniyetteki kodomanlığı... vs vs hicvetmeye çalıştım.

Umrım gönüldaşlar beğenirler.

 

Ve son olarak bir gençlikten daha bahsetmek istiyorum. Bir gençlik ki Üstad'ı olan Necip Fazıl nasıl ki daima en iyi olmak isteyense nasıl ki, davasını en tepelere çıkarma arzusundaysa nasıl ki mükemmelliyetçi bir anlayışa sahipse onun izinden gitmeye gayret eden bu gençlik de öyle "en" olma çabasında ve bu yarışmayı kazanma arzusunda...

 

Yazımda eleştirdiğim gençlikten değil de hemen üstte bahsettiğim gençlikten olmaktan şeref duyuyorum.

Hak eden gönüldaş kazansın.

 

Birbirlerini "devrim ateşiyle" kucaklayanların inadına tüm gönüldaşları Allah'ın selamıyla kucaklıyorum.

MU
30.06.2009 20:52
#28

Gakgosh!.. Yaşa be gönüldaş...

Şu an benim birincim bu yazı.

Ne dökmüşsünüz ama!.. :D

Bilmiyor muyuz ki, yıllardır bize öğretilen prensip; ''yurtta sus cihanda sus!''

''Ohh olsun ulan!'' diyorum öyleyse bende bu yazı üstüne.

 

Herkese başarılar dilerim.

KU
30.06.2009 21:01
#29

inşallah bende katılacağım bu yarışmaya ve inşallah başarılı olurum bunu kazanma hırsı için değil sadece üstadımı iyi anlaya bildiğimi ıspatlamak için istiyorum herkese başarılar.

 

 

geçti istemem gelmeni

yokluğunda buldum seni

bırak vehmimde gölgeni

gelme artık neye yarar

SA
01.07.2009 01:09
#30
Estağfurullah. Konu, Necip Fazıl üzerine her şey. Onun kişiliğini, fikirlerini, sanatını veya bunlardan sadece birini ele alan her türlü şiir veya nesir yarışmaya dahildir. Üstadın herhangi bir şiiri, makalesi, piyesi, hikayesi üzerinden de bir inceleme yazsanız, Üstadın ölüm konusu üzerindeki fikirlerini baz alan bir şiir de yazsanız kabulümüzdür. Yani Üstad; ölüm, ruh, çile gibi mefhumları işlemiştir lakin sizlerin sadece bu konuları ele almanız değil, bu konulara Üstadın bakışı, bu konular hakkındaki fikirleri ekseninde bir yazı hazırlamanız gerekiyor. Yarışmanın konusu bu çerçevededir. Ki diğer yarışmalara katılan yazıları incelediğinizde daha iyi anlayacaksınız. Konuyu tam anlayamadığını düşünen üyelerimiz takıldıkları yeri çekinmeden sorabilirler. Katılan bütün gönüldaşlara muvaffakiyetler diliyoruz.

 

bende yukarıdaki arkadaşın dediğini demeye çalışmıştım ama, site yöneticisi beni yanlış anladı herhalde... neyse, ben anladım... Selamun Aleyküm

MU
01.07.2009 01:13
#31

Yarışmada NESİR'de münhal olan birinciliği nasıl olsa ben kazanacağım için, şimdiden şiir konusuna eğilsem mi diye düşünmekteyim...

 

Cümle dostlara selamlar, saygılar Antalya'dan...

SA
01.07.2009 01:15
#32
Yarışmada NESİR'de münhal olan birinciliği nasıl olsa ben kazanacağım için, şimdiden şiir konusuna eğilsem mi diye düşünmekteyim...

 

Cümle dostlara selamlar, saygılar Antalya'dan...

 

bence o kadar emin olma...

FU
01.07.2009 01:36
#33
Yarışmada NESİR'de münhal olan birinciliği nasıl olsa ben kazanacağım için, şimdiden şiir konusuna eğilsem mi diye düşünmekteyim...

 

sırf bunu dediğin için kaybettin iyi olan kazansın :D

RE
01.07.2009 11:32
#34

Mustafa KURŞUN beyi tebrik ediyorum harika yazmış...

 

Ayrıca gakgosh arakdaşımda gençliğe hitabeye atıf yabarcasına döktürmüş harikasınız ellerinize sağlık...

GA
01.07.2009 17:51
#35
Gakgosh!.. Yaşa be gönüldaş...

Şu an benim birincim bu yazı.

Ne dökmüşsünüz ama!.. :D

Bilmiyor muyuz ki, yıllardır bize öğretilen prensip; ''yurtta sus cihanda sus!''

''Ohh olsun ulan!'' diyorum öyleyse bende bu yazı üstüne.

 

Herkese başarılar dilerim.

 

 

Mustafa KURŞUN beyi tebrik ediyorum harika yazmış...

 

Ayrıca gakgosh arakdaşımda gençliğe hitabeye atıf yabarcasına döktürmüş harikasınız ellerinize sağlık...

 

Eyvallah dostlar sağolun.

A.
02.07.2009 13:57
#36

Başımı bir secdeden kaldıramam

Birde okudukça külliyatından

 

Ne Fatihler çıkacak ulvi fikrin

Sayesinde, o avare ruhlardan

Batarken biz pis dibine denizin

Sen kaptanlık aldın her nur ummandan

 

Nur oluğun piri daim muzaffer

Birdin, sonranda gelmedi münevver

 

Tattık bizler sayende özgürlüğü

Allah'a esir olup; dünü, günü

Aşkla, ahlakla, Allah'a tapmakla

Ebed Türk'ün; sen de Türk'te münteha

 

Necip Fazıl'ı anlatmak için on iki mısra

Göle, karıncanın taşıdığı bir yük su, anca

 

Cümleten başarılar..

MU
02.07.2009 17:23
#37

 

Necip Fazıl'ı anlatmak için on iki mısra

Göle, karıncanın taşıdığı bir yük su, anca

 

hoştur kardeş :D

YU
02.07.2009 18:49
#38

cümleten selamün aleyküm efendim acizane bir şekilde üstad için bir şiir kaleme alma cüretini bir an için kendime buldum ve bu satırlar ortaya çıktı biliyorum buradaki en kötü şiir lakin elimden gelen buydu....

 

ÜSTAD'A VEFA

İman atına binmiş şanlı süvari ,

Küfür softalarının korkusudur ,

Binbir başlı kartal misali ,

İslam yolunun savaşçısı , yolcusudur...

 

Kalksın ayağa Arap , Türk , Acem ,

Arasınlar dağı , taşı ve tüm cihanı ,

Bulurlar mı onun gibi adam ,

Bulurlar mı onun gibi seven MUHAMMED MUSTAFA'yı...

 

Ey gür yeleli arslan , ALLAH'ın güzel kulu ,

Dünyayı mescit bilen güzel müslüman ,

ALLAH ve resulüydü onun yegane yolu ,

Ve tek durağıydı mahkeme ve zindan...

 

Bazen seslenir zindandan , sakaryadan ,

Uzanır eli , aklı ve ruhu fil dişi kuleye ,

Bazen geçer bir fakir için nefsinden ,

Ama asla boyun eğmez ne şerre...

 

Çile kapısı olmuş nur yüzü ,

Ölümün ve ölümsüzlük yolunun mihenk taşı ,

İslam dünyasının ağlayan gözü ,

Kabe-i muazzamadır sana layık mezar taşı...

 

Karanlıktı dünya , karanlıktı memleket ,

Sen yakana kadar büyük doğu kandilini ,

Ey yüce insan hakkını helal et ,

Sahip olamadık o güzel emanetini...

 

Fikir , sanat , dava ve aksiyon ,

İslam kalesinde duvar taşı oldular ,

Küfür , şirk , dalalet , şer ve şeytan ,

Büyük doğunun tükürüğünde boğuldular...

 

Ahir ömrümde göremedim seni ,

Acım , derdim , kederim çoktur ,

Sen gittin gördün mukkaddes beldeyi ,

Şanın , şerefin bizden bin kat çoktur...

 

Kalbimiz bir kapı ama mühürlü ,

Anahtarı senin altın mısralarındı ,

Sen gittikten sonra gün yüzü ,

Sanki bütün öğrencilerine yasaklandı...

 

Yunus ister her daim göstersin sana vefa ,

Diz çöksün ayaklarının dibine ,

Ve Durmadan Yalvarsın Sana ,

Benide götür sonsuzluğa , benide götür hazret-i resule diye...

 

 

YUNUS COŞKUN

 

 

saygılarımla

03.07.2009 16:29
#39

HASBİHAL

 

Düştü dağıldı her şey,ortaya çıktı gerçek;

Sessizce bekle artık kim gerçeği görecek.

 

Gerçeği görmek hakikatti,âmâ baktık hep;

Vâde doldu,ölümden kaçmaya yaltendik hep.

Kimler uslandırır bizi Üstad,şu hayat mı;

Yoksa her şeyimizi bir anda kaybetmek mi?

Bir coğrafya katledildi,seyrettik dehşeti;

Göçüp gidenler:Kadındı,çocuktu,bebekti.

Sanat seyircileri olduk hep yurdumuzda;

Ne yürekten kahrettik ne de düştük feryada.

Şark'ın koynunda oyuncağı olduk Garb'ların;

Gayrı kalmadı yüreklerde yeri vicdanın.

Meğer ecdadın o pak alnı şu zeminde

Boşuna kanadı,hâlâ kanar en derinde.

 

Faziletin duygusu insana ağır gelir;

Lakin niçindir bu,Hakk yürekte değil midir?

Düşmedik mi biz bu yola kalpta Mevla ile;

Sonumuzu kestiremedik hep ezilmekle.

Fakat''cemiyetin kirlenmiş rahmi cesettir''

Dedik;ama bilemedik çaresi de nedir!

İstikbal,kalıpları secdeye bırakmaktır;

Ne göklerdedir ne alemde akıllardadır.

Şaşmaz bu hakikat,bildiğin her üsluba sok;

Aşka yanmak gayedir Üstad,aşkı bilen yok.

Öyle bir tehlikedirki sineler,renkler boş;

Ecdada koşanların yürek yerleri bomboş.

Ağlamak çare değil bilirim,sızlamak hiç;

Ne demişler:''Şehadet bir şerbettir tat ve iç.''

 

Durup düşünmek yok,başlar omuzdan düşmekte;

İnsanlar hergün toprağa göç ettirilmekte.

 

''Yaşamanın gayesi belli,kim bilmeyecek;

Ye'sin zincirini yıkıp,koşmak gerekecek.''

Bilirim şimdi öyle demektesin orada;

Lakin hâyâsız insanlar hâlâ koynumuzda.

Boşluğa düşenler hissizdir,hareketsizdir;

İslam'ın sancağıyla ölenler dipdiridir.

Hayrete düşmek kolay,inkâra daha çabuk;

Girecek sineden ışıklar,açılsa oyuk.

Ben sineme bağlamışken ışığın kökünü;

Azmedip,İslamın dününü ve bugününü

Tevhid bayrağıyla yüreklere dikecektim;

Ama kendi içinde leş kesilen ümidim,

İnsanları gördükçe perişan olmaktadır.

Oysa bu milletin azmi,yurdunda katır,

Kazma,kürek,balta ile Garb'a kafa tutup,

-Allah(c.c)'ın hidayeti ile yanıp tutuşup-

Şu yeryüzünde herkese azmi göstermişti.

Oysa Üstad,o insanlar azmini tüketti.

Parsel parsel edilmiş dünyanın üstünde,

Vefaya yer yok,zinalar herkesin dilinde.

Ağlayamam,bilirim bende ye'se düşerim;

Çırpınırım ten kafesimde, dara düşerim.

Ama fışkırırım bizlere kalan azminden

Ve doğarız İslam'la hep beraber yeniden.

 

Alemde ziyâsız beşer,karanlığa düşer;

Karanlığa düşenler,ziyâyı tüketirler.

Bunu bile bile hâlâ hergün düşmekteyiz

O karanlıklara ki,asla çıkmaz sesimiz.

Sesimiz sendin,kulağımız,duyuşumuz sen;

Ah!..Bir anka gibi külünden doğsa yeniden,

Senin gibi duyan,senin gibi düşünen kul.

Ama şimdiki insanın değeri yalnız pul.

Nerde o''Kaldırımlar'' nerde o sonsuz''Çile''

Şu sözlerim dahi kifayetsizlikleriyle,

Baş eğmekte tepeden tırnağa sözlerine

Ve kalıplardan boşalsam ansızın kalbine;

Duysam toprağın altındaki ruhunu dahi,

Anmasam hiçbir şeyi bana yalnız bu kafi.

 

Artık ne yâr gerek bana ne de bir yâristan;

Bana her nefes gerek yâristanı yaratan.

 

''Yokluğun potasında ruhları erir aşka,

Dökülür varlığın kalıbına başka başka.''

Evet,Allah(c.c)'a koşan salihler böyledirler,

Her duyuşta her hissedişte şekillenirler.

Biliyorum kalbin ve ruhunda böyleydi,

Her nevi nur ile gözyaşların sellenirdi.

Şimdi gel görki,gözyaşın akmasını bırak;

İnsanlar akın akın çirkeflere koşarak,

Kul etmek istemekteler kendilerini hep;

Kul olan insan kul olmak'çin nedir sebep?

Görmediğine mi inanmaz bu Ademoğlu;

Yoksa daha baştan mı çizmişlerdi bu yolu.

Madem insan gördüğüne inanıyor hemen,

Kendi varlığının sırrına baksın yeniden.

Sorarım:''Kaç ton odun gerek şu güneş için;

Yahut kaç delil alabildiği nefes için?''

Akıla taptıları için akla karşıyım;

Akıl ve yüreğin bir olduğu saflardayım.

Evet Üstad evet,ne olursa olsunlar,

Alemde en değerli varlık olan insanlar;

Kalbindeki''şüpheden putu''kırarsa şayet,

Elbet birgün beklenmedik bir an Üstad,evet

Elbet birgün onlarda Hâk dinine koşacak:

Elleri,yüzleri ve kalpleri çatlayarak.

 

Vaadi gerçek olacak Allah(c.c)'a hamd olsun;

Rabbin naciz kulu Üstad'ın ruhu şâd olsun.

 

 

 

GÖKHAN ÇAKMAZ

 

 

 

(nacizane yazdım bir şeyler

yazabildiysem eğer)

 

 

SAYGILAR VE SELAMETLE...

YA
03.07.2009 20:05
#40

gagkosh birader,yazını çok beğendim...Eline sağlık...

Selametle...

AH
03.07.2009 22:38
#41

Senden Ve Gidişinden

 

 

Bir rüzgar esti diyar diyar yokluğu savurma edasıyla,

Sırtında mukaddes emaneti taşıma sevdasıyla,

Rüzgarınla her yer misk doldu,

Geçtin gittin bir bir kokulu güller soldu.

 

Gül kokusuna hasret kaldık, sahte güllere koşmaktayım.

Ruhum daralmış bu sessizlikte,sözsüz bir çeşme arama edasındayım.

Cevapsız kalan her sualde sızmış bir dilek tutmuşum.

Coşkusuz bir ruh mefkuresiz hayatı tanımlamaya çalışırken,

Karşımdaki nesnelerin tanımsızlığıyla bir bir savaşmaktayım.

 

Gelsin Büyük Doğu güneşin ezberiyle,

Kahrolsun susuz çölde kalan sefil gölge,

Yaftalaya yaftalaya durma ilerle,

İlerle ilerle bakmadan sağına,soluna ve berine.

 

Önder geldi gitti kaldı beride,

Fikrin kölesi fikr ile birlikte,

Yaşamakta yaşamamakta senin elinde,

Kalma dili lal küffar elinde.

 

Belki bir hayal bu çelişki yumağını söküp atmak,

Belki bir özlem...

Muzafferiyet arayan gönülleri yakan alevi aramak,

Yaşanmış yaşanmamışlığı yaşatmaya çalışmak,

Elbette gerçekleşecek bu lanet giriftte haps olmuş hayatı Mevla'nın emrine mazhar kılmak...

BD
04.07.2009 14:59
#42

Yarışmaya katılan tüm yarışmacılarımıza başarılar diliyorum. Güçlü ve keyif veren bir yarışma olacağını düşünüyorum. Yazılanları görünce iyi ki yöneticilerin girmesi serbest değil diyorum, yoksa girmeye korkardım, çünkü yazılanların maşallahı var :D Haydi herkese kolay gelsin.

 

Saygılarımızla...

SA
05.07.2009 00:27
#43

İnşallah çok güzel bir yarışma olur... 1. ten çok yapacağımız, paylaşacağımız şiirler daha çok önemli olduğunu düşünüyorum:) İlk bir şirimi paylaşayım, yarışmaya katılacak türden değil ama olsun:))

Sevgiliye hediyem, hem hayat neşem

Onun busesidir benim neşem

Sensiz geçer ise bir senem.

Kimbilir kimlere esir düşer bu sinem... :D

AB
05.07.2009 13:27
#44

SONSUZDA YÜZMEK

 

İçerde kanlı bıçaklı bir kavga,

Dışardan bakarsan günlük güneşlik.

Boyunu aşan o buzda, o karda,

Ateş eder, donan uzvuna eşlik.

 

Ruhunu kemiren keskin karanlık,

Yüklenir, kamçılar, boynunu eğer.

Kafasındaki varlık üstü varlık,

Parçalar kalbini, ruhuna değer.

 

Ardından ışıkla kamaşan ruhu,

O nur hüzmesinin aşığı olur.

Bırakır, içini oyan güruhu,

Sonsuzda yüzmenin aşığı olur.

KV
06.07.2009 18:27
#45
SONSUZDA YÜZMEK

 

İçerde kanlı bıçaklı bir kavga,

Dışardan bakarsan günlük güneşlik.

Boyunu aşan o buzda, o karda,

Ateş eder, donan uzvuna eşlik.

 

Ruhunu kemiren keskin karanlık,

Yüklenir, kamçılar, boynunu eğer.

Kafasındaki varlık üstü varlık,

Parçalar kalbini, ruhuna değer.

 

Ardından ışıkla kamaşan ruhu,

O nur hüzmesinin aşığı olur.

Bırakır, içini oyan güruhu,

Sonsuzda yüzmenin aşığı olur.

 

ciddi manada hoş bir şiir olmuş bilenlere üstadın hayatını anımsatan,bilmeyenler onu merak ettirecek tarzda bir yazı ve diğer arkadaşlarla karşılaştırınca üstadın mısralarından alıntı yapmadan veya onun şiirlerinden bahsetmeden onu anlatabilen bir şiir güzel olmuş eline sağlık...

A.
06.07.2009 21:33
#46
SONSUZDA YÜZMEK

 

İçerde kanlı bıçaklı bir kavga,

Dışardan bakarsan günlük güneşlik.

Boyunu aşan o buzda, o karda,

Ateş eder, donan uzvuna eşlik.

 

Ruhunu kemiren keskin karanlık,

Yüklenir, kamçılar, boynunu eğer.

Kafasındaki varlık üstü varlık,

Parçalar kalbini, ruhuna değer.

 

Ardından ışıkla kamaşan ruhu,

O nur hüzmesinin aşığı olur.

Bırakır, içini oyan güruhu,

Sonsuzda yüzmenin aşığı olur.

 

 

Gerçekten güzel olmuş.Yüreğine sağlık..

DE
07.07.2009 07:32
#47

Hayırlı olsun 3. yarışma.

 

26 Temmuz'a da daha çok var. Bütün yarışmacı arakdaşlara başarılar diliyorum.

 

Gakgosh hemşerim sende güzel yazmışsın.

 

Birkaç şiirde gözüme çarptı, güzel yazılmışlar.

 

Bu eserleri görünce gönlümden tekrar yarışmaya katılmak geldi. trradomir varsa ben çekilirim :D Hünkarıma karşı kalemim oynamaz.

YA
07.07.2009 23:19
#48

gakgosh kardeşim öyle bir yazmışsın ki sanki hiç nefes alıp vermeden bi çırpıda okumuşum gibi :)

güzeldi..

KU
08.07.2009 02:45
#49

Bu yarışma da fikrin dışında, Üstad'ın herhangi yayınlanmayan, yazı, şiir gibi nüshaları ile de katılım olabilir mi?

IL
08.07.2009 23:41
#50

Selamın aleyküm.

Öncelikle böyle bir organizasyon düzenleyen ve tüm emeği geçenlerden ALLAH razı olsun,çok güzel düşünülmüş.

Onu bir makale yada bir şiirle anlatmak yetmez.O ömrünün yarıdan fazlasını bedeniyle ve kalemiyle büyük ve yüce davasına adamış bir dahi dir.Süleyman Hilmi TUNAHAN (ks)hz.bir defasında ''keşke tüm servetimi onun bir kalemi uğruna harcaya bilsem''diyerek onun islama olan hizmetini övmüşdür.ALLAH onlardan razı olsun.selam ve dua ile...

AL
09.07.2009 00:56
#51

Aleyküm selam...

Allah sizden de razı olsun Efendi Hazretlerinden de Üstad Hazretlerinden de...

Hoşgeldiniz...

DE
09.07.2009 19:36
#52

Derinlikler

 

 

 

Düşler, kapısı kilitli oda

İçerisi yalancı aydınlık hemen sönecek gibi

Kapıda uyanıklık bekçisi, elinde Azrail pençesi

Her uyanış bir ölüm her uyku ayrı bir ölüm

Ve tatmak dünyada ölümü, uyanmak sonsuzluğa

Kayıp, yitik düşünceler ve hep eksik kalan yarımız

Gel artık uyandır bizi

 

Yaşam denen bu mühendislik planında

Kabasını sen çizdin hayat çizgilerinin

Özlediğin derinlere göçtün sonra,

Uyandır bizi düşlerden silkele, sars beyin zarımızı

Ve zararın neresinden dönsek kar değil mi?

 

Hülasa, yaşam sandıkları dünya

Senin dilinden dökülen ölüm nağmeleriyle

Yerin dibini boyluyorken

Biz, yaratılmışların en güzeli bak gör halimizi

Koskoca bir beden, küçük kalpler diyarı,

Elinde tespih tefeciler dükkânı

Taşa tut medreseyi al şekeri

Deyip aldılar elimizden fikrimizi

Unuttuk Üstad, gel de hatırlat kendimizi

 

Hüseyni mektepler açıldı kitaplarında

Zaman senindi, sıra senin

Diline gelen eline de geldi

Kalem oldu, fikir oldu düştü yollara

Yaptıkların yetti Üstad, ama zaman yine senin

Gel de göster bize derin kuyuların sırrını

Gel de kuyuların ustasını öğret bize

Gel de Bir olanın derinliğinden bahset

Sesin, yıkacaktır zalim duvarlarını

Korkutacaktır zulmün kendini.

Hele kalemin…

 

Şiirlerin Ustası Gel Artık Derinlerden…

 

Mehmet FİDAN

09.07.2009

SE
09.07.2009 22:02
#53

NECİP FAZIL’IN POETİKASI

 

Necip Fazıl’ın Poetika adlı yazısı ilk defa 1955 yılında yayımlanan ”Sonsuzluk Ker-vanı”nda çıkar. Bu kitap, Çile’den önce bütün şiirlerinin toplandığı ilk kitaptır. Ve bu metin bu kitaptan sonra Çile’nin tüm baskılarında yer almıştır.

Poetika, Necip Fazıl’ın şiir görüşünü kavramada temel metindir. Bu metin on dört bölümden oluşur. Bu bölümler:

• Şair

• Şiir

• Şiirde Usul

• Şiirde gaye

• Şiirin unsurları

• Şiirde Kütük Ve Nakış

• Şiirde Şekil Ve kalıp

• Şiirde İç Şekil

• Şiir Ve Cemiyet

• Şiir Ve Hayat

• Şiir Ve Din

• Şiir Ve Müsbet İlimler

• Şiir Ve Devlet

• Toplam’dır.

Necip fazıl,”Şiir nedir?” derken, şairin onunla olan bağlantısını ve hayat karşısındaki vaziyetini tespit ederek cevaplıyor bu soruyu bize. İlk olarak üzerinde durduğu husus, şairin bilinçliliğidir. Şair “kendi ilim ve iradesi dışındaki içgüdülerle dış tesirlerin şuursuz aleti” (çile,471) olmamalıdır. Necip Fazıl, şiirde şairin asıl ön olana çıkarması gereken hususun “şahsiyet” olduğunu önemle belirtir. İkinci bölümde en mühim cümle “şiir Mutlak hakikati arama işidir.” (çile,473) cümlesidir. Peki, mutlak hakikat nedir? Onu bu derece hakikileştiren nokta nedir? Bu hakikatin peşindeki, bu hakikinin eşiğindeki mutlak sebat neye dayanmakta-dır?

Tabi ki “Mutlak hakikat Allah’tır” (çile,474).Ve şiir, ister bilinsin, ister bilinmesin, onu arama yolunda olmaktan başka bir vazife görmez.

Üçüncü bölümünde Necip fazıl’ın şiirin temel kurallardan birini görürüz; şiir somut-tan soyuta bir yol izlemelidir. Soyutlamaya öncelik verilmektedir.

Eserin dördüncü bölümünde<şair, şiirde üslubu öne çıkarmaktadır. “Şiirde ne söyle-di? Yok, nasıl söyledi? Vardır.(çile 477).Bu konuşma tarzının ismi şiirdir, demiştir. Şiirde dış yapıyı içyapıya tabi kılan da bu üsluptur.

Ve şiirde verilmek istenen mesaj, haber açıkça ortaya konulmalıdır. Ayrıca ölçü ve kafiyenin çatısına sığınıp işi kolaya sürüklememeli ve içyapıyı(muhtevayı)sağlam tutmalıdır. Aksi halde içi boş bir ceviz kabuğundan farkı kalmaz. Zira şiirdeki dış yapı(vezin ve kafiye) şiiri boş sözdizimlerinden kurtarır. Görüyoruz ki Necip Fazıl’ın üzerinde durduğu bu hususlar, tek başlarına bir iş görmezler, aksine birbirini denetleyen bir oluşumu ortaya koyarlar.

Kısacası muhteva, vezin ve kafiye ustalığının yanı sıra, bundan bağımsız bir şekilde oluşan apayrı bir hissi canlılık taşır. Necip Fazıl’ın bu bölümde öne çıkardığı simge bu olu-şumdan meydana gelir. Simgenin buradaki işlevi de içyapıdaki derin manayı dış yüzeye taşı-maktadır. İşte şairlik” bu harikulade çevik ve ince bünyenin heykeltraşlığıdır.”(çile,477)

Beşinci bölümde de şiir iki büyük unsurla çıkıyor karşımıza: his ve fikir… Düşünce duygulaşır, duygular düşünceleşir. His fikirleşmeye, fikir hisleşmeye doğru gider… İşte bu ”kıvrımlar arasındaki halkaların içinde sanat, karargâhını kurar.”(çile,478)

Eğer şair, şiirde sadece duyguya yer verirse, mübalağalı bir romantizmden, sadece düşünce üzerine giderse, ders vermekten, vaazdan, nutuktan başka bir yol izleyemez.

Şiirde his ve fikir öyle bir alışverişe girecektir. Tabi ki şiirin temel taşından biri olan fikre daha çok ehemmiyet verilir.

.Demek ki bu “tegayyur ve istihale”de(çile,479) fikrin değişimine daha çok emek verilmelidir. Zira duygular düşünceye göre değişime daha eğilimliyken, düşünce sapasağlam bir direk gibi dirençlidir.

Dolayısıyla hisle fikrin arasında bir “fasl-ı müşterek ”(çile,479) çizgisi mevcuttur.

Altıncı bölüm de beşinci bölümün ardınca yazılmıştır. Şiirde his ve fikrin yanında, şiirin dış ve içyapısını inşa eden iki büyük unsurumuz daha var: Kütük ve nakış.

Şiirin ana maddesi his ve fikir ise buna şiirin muhtevası da. İşte bu muhtevanın “zerafeti, estetik ve fonetik havası”(çile,480) beyaz bir mendile iplik iplik işlenen nakış gibi-dir.

 

Yedinci bölümde ise şiirde bir bütünlükten bahsedilmektedir. Bu da şiirin özüyle dış yapısının karşılıklı tecellisiyle oluşur. Yani dış kalıp özünü, öz de kalıbını arayıp, onu “fatihçe zapt edecektir.”(çile,480).Aksine şiir aslen mevcut değildir.

Şiirde ölçü ve kafiye “ben buradayım”(çile,483) diyorsa o şiir, nazımcısının “koltuk değnekleriyle” (çile,483) yürüyen vasfını ortaya koyar. O nerde, şekil ve kalıbı aşan, onu ezen şair nerde? “Şairde ruh şekli gizleyemiyorsa o şair midir ki?..”(çile,483).

Şiirin dış yapısı, sade somut düşünülen kaba unsurların yekûnu değil, onu ebediliğe götüren, akla silinmez damgasını vuran bir aracıdır. Hikmeti burada gizlidir. Fakat bu aracı da bizi asıl gayemize ulaştırmak için yeterli değildir. Onu en sağlam bir şekilde techizatlandıracak ve yol alabilir kıvama getireceğiz..Yok eğer bu noktada zayıf ve donanım-sız ise, bu kanadı olmayan hayvanın uçmaya çalışması gibidir.

Sekizinci bölüm şiirde serbestlik, sınırları aşıp fikri özgürce ortaya koymak olsa da, mekânı olmayan zaman gibi olmak yersiz…

Şiirin her kelimesi “içine renk renk, çizgi çizgi ve yankı yankı cihanla sığdırılmış bi-rer esrarlı billur zerresi”dir.

Necip fazıl’ın burada kelime seçimine önem verdiğini görüyoruz.

Dokuzuncu bölümde şair “şiir ve cemiyet” başlığı altında, şiir hakkında şöyle diye-bilirsiniz demiş: “cemiyetin rüyasını ayrı bir rüya üslubuyla anlatan bir tabirna-me…”(çile,487)

O halde şiir, bir cemiyetin hissi ve fikri hayatını ele alan bir yöndür. Adeta toplumun çalkantılı döneminde nabzını tutar.

Şiir ve şair toplumun en sadık ve güvenilir ”münadileridir”(çile,488).

Metnin bundan sonraki bölümler önceki bölümlerde bize sunduğu fikirleri pekiştir-me ve tekrarlama mahiyetinde olmuştur.

Necip Fazıl’ın poetikası; onun, şiiri sistemli, belli ölçüler çerçevesinde disipline et-miş olduğunu gösterir. Şiir onun için fani bir heves değil temel amaçlı bir uğraştır. Ona göre şiir rotasız gemi gibi suya açılmak değildir. Söylenenler için, işin temel kurallarının bilinçli bir biçimde uygulanması gerekir.

Ona göre şiir üstün bir idraktir. Ondaki işçilik, ahenk, temel taşı olan bir cevhere bağlıdır.

 

Ü.Gülsüm AKSAN

NA
11.07.2009 10:42
#54

Üfürünce Arif, Hak Pîr, Rûha sûr

Sudayken yükseldi göğe Üstadım!

Doğunca Tan, söndü ten, kaldı tek nûr

Lisânıyla "Taş!" der dağa Üstadım!

 

 

 

Dursa an, dursa cân, "ne olur ne?"der

Cân "Hayy" der, "et" Hayber, rûh Hayder!

Zikrindeyken fikrindeyken bu haber

Öldü kaldı mı ki doğa Üstadım!

 

 

 

Ordu gene girdi akıl şehrine

Akıl şehri dönüştü "hîç"nehrine

"Hîç" nehride döküldü "Yok" bahrine

Takılmış ummânda ağa Üstadım! (bahr=deniz umman=okyanus)

 

 

 

Yoktu atı ne devleti serhadı

Hayâtı, duyurmaktı kadîm yâdı

O gönlünün şâdı idi feryâdı

"Yakındır!" derdi uzağa Üstadım!

 

 

 

"Körken öz, nasıl görürki göz?" desem

Seslenir:"Sır değil insân sır Âdem,

Şu iki ayaklıyaysa Aşk mâdem,"

Der:"İnsânı sor dileğe!" Üstadım....

DE
11.07.2009 23:28
#55

BİR GÜN MÜASsIR DEVLETLERDEN OLACAĞIZ

 

 

Bizde bir gün muasır devletlerden olacağız

Önce Türkçeyi savunup ezanı Türkçe okutacağız

Sonra pazarımızın adını market koyacağız

Bizde olacağız bir gün

 

Yumurtalara hayretle bakacağız

Benim babamın düşündüğü gibi değil

Yani beyazla sarının neden karışmadığını değil

Yada mühendisleri kıskandıracak sağlamlığı ve nazikliği

Bizim hayretle baktığımız bize bile bir gün tatil yapacakları

Paskalya boyaları olacak bu bir sanat diyeceğiz

Kendi kendimize

Ve biz muassır bir devlet olacağız.

 

Yılbaşlarımız olacak öylesine geçen değil

Çeşmelerimizde şarap, evimizde kokmuş çoraplarımız

Birde unutmadan çamımız olacak

Yangınlar çıkacak yılbaşlarında önce çamlar sonra evler

Ben bir arkadaşımla dağlara çıkacağım keklik, tavşan için değil

Çam yolmaya bulamayınca caddelerde satılık bir çam

Aslında biliyoruz yılbaşları bize önceden tatil

Yinede sevineceğiz yılbaşımız tatil diye

Muassır bir devlet olcağız kolay mı?

 

Arkadaşlarla muhabbet konusu olacak lokantalarda

Bir parça domuz eti zarar verir mi diye sağlığımıza

Hani pis hayvan

Aklımıza bile gelmeyecek domuz haram

Olsun zaten ne önemi var ki

Hem biz muassır devlet olacağız

 

Kabirlerimiz batacak gözümüze

Ne öyle çökmüş falan pis pis

Sonra hastanelerde açılacak ölü yakma merkezi

Mevtanın yükü ağır gelirse yakacağız anasını satayım

Sonrası malum bir kavanoz içinde gömersin artık

Normal gelecek küllerimi İstanbul’ dan savurun diyenler

Veya adı her neyse o büyük boğazlı şehir işte

Muassır devlet nasıl olunurmuş görün diyecek politika

 

Kulislerde boğazında hırtal yarışı olacak ve

Meşhurluk din değişmesi ile olacak

Haç işaretleri doğacak kendiliğinden kirli boğazlarda

Üzerinde bir zincir veya şöyle benimki boncuklu olsun

Havası da olsun aman be bir kere geliyoruz dünyaya diyeceğiz

Oluyoruz oluyoruz. Az kaldı kilise çanları çoğalıyor

İyiliğe işarettir.

 

MUASSIR BİR DEVLET KENDİNE HAS, KENDİNE ÖZGÜ VE ÖZGÜR

MUASSIR BİR DEVLET KENDİNDEN KOPMUŞ KENDİNİ ARAYAN

 

M.Fidan

 

Bu Şiiri Çok önceden yazmıştım yayınlayım istedim.

(Din Değiştirmek Revaçtaydı):)

MC
13.07.2009 11:32
#56

''Ben bir genç arıyorum, gençlikle köprübaşı! ''

Ey Üstad

 

Altından yangınlar yükselen asma köprüdeyiz,

Sırtımızda nefs, dağın taşın kaldıramadığı...

Kıldan ince ve keskin sırat-ı mustekımdeyiz,

Gözümüzde nur, anlık zamanın donup kaldığı!

 

Üzerimizde gök, şimşekler ile çatırdıyor,

Berimizde yağmur, yıldırımlar ile düşüyor!

Karşımızda kıyamet, kopmak için kıpırdıyor,

Her yanımız ceset, leş kargaları üşüşüyor.

 

Hedefimiz; köprüyü geçme divaneliğidir!

Ulaşmak için fikrinin surdaki gediğine.

İnancımız; O'nun Resulune bildirdiğidir,

Erişmek için sonsuz ferahın serinliğine.

 

13.07.09

OS
14.07.2009 01:04
#57

- Felâh Hülâsâsı -

( Üstadıma ithaf olunur )

 

Gâiblerden bir ses geldi : Bu çocuk ,

Yürüsün yokluğun bittiği yerde

Beyninde renklerin tamamı soluk

Her rengin nevâsı kendi içinde

 

Hayallere daldım şimşek sağanak

Dediklerin çıktı cübbesiz imam

Acz derebeyi , dudakta mutlak

Varlık derinlerde , diplerde tamam

 

Alevden rengini aldım bu (yok)un

Sıyırdı bir anda öz kabuğumu

Sesime kilit vurdu , gözüme sükun

Öldürdü içimde yeşeren çocuğunu

 

Paradoksta çözüme vesile dünya

Gayesi devrândır yine baharın

Al sana hakikat al sana rüya

İşte ömür tüketen yeri dergâhın

 

Göğsümün üstünde ince bir acı ,

Kapandım geceye son çare diye

Bir Nebi elinden yokluk ilacı

Cenneti gösterdi vakd-i seherde

 

Dünya içinde dolu dünyalar

Mekan muallakta zaman giyotin

Bütün bir kâinat elimde yular

Bütün bir insanlık derdi hikmetin

 

Kimsin sen ; şeytan olsan da eğil !

Yetiş güneş yetiş , ayda ihtilal

Nerede ruhumu törpüleyen dil

Nerede gönlümü koşturan topal

 

Seneler derdime merhem olmadı

Ağardı içimde gönlü sızının

Cinnette hadsiz kuyuda kaldı

BEN (!) diye koyduğum ismi acının

 

Niçin büyüyor bu tılsımlı gül

Dikeni gönlüme batıran şey ne

Mekan tuzağına yağmurla dökül

Zamanın bitişi , kıyâmet anne

 

Bu bir mesel akla , ta mâverâdan

Bu bir misal fikre ye's yükleyen

Selam sana uzaktan ruhuma bakan

Yalnız kalbi yakıp aşka bürüyen

 

Yine de sızdım ben çok eşiklerde

Uyudum rüzgarın kardeşliğinde

Anne duası gibi bir gül elimde

Çok defa savurdu beni göklere

 

Uyku ; her nazara bir engel ağı

Yorgan ömrümü saran geceymiş

Sabr diye girilen dünya yatağı

Siyahın akını bana getirmiş

 

Bu mu mersiyesi ölü ruhların

Gözümde yıllardır sihri büyüyen

Hem cennet bileti cinnet olanın

Hem huzur tohumu semâdan inen

 

Biçare , devlerle savaştım durdum

Fikrime pas olan deli mevsimle

Gördüm ; hakikatte var ile yoktum

Aklımı kemiren bu boş çileyle

 

Evet benim yine açan kilidi

Bozan benim evet bu bilmeceyi

Ağlamaklı yalanlar peşimde ; evet

Kaossa bu huzur , deliyim ; evet

 

Son nokta şimdi gözümde menzil

Karmaşık yolların bittiği nokta

Nokta ki içinde bütün bir ehil

Nokta ki tek VAR , şu acip yokta

 

Dağlar dağlar çekilin yoldan

Bu endâmınız çakıl hükmüdür

İçimde azmin farkı var yoktan

Mor tepelerimde âfâk yüklüdür

 

Şimdi bir kimliğe bürünmeliyim

Ki cümle âleme şahid olayım

Karanlık çağımı devşirmeliyim

Ve varlık özünde yolu bulayım

 

Yoksa ben miyim bu viran duvar

Gönlüne esrarı eken bu adam

Bela döşeğinde oynanan kumar

Saraylar içinde döşeksiz yatan

 

Hayır , ben mazimin tek bedeliyim

Bir onur uğruna yollara düşen

Karanlığı ölmüş derde gebeyim

Beynine giriftten sual üşüşen

 

Oysa bir sitem tomurcuğuydum

Gözümden yalana akar idi yaş

O'nu umduğumda gülümsüyordum

O'nu kaybettiğim yerdeydi savaş

 

Bir gece aklımı yerinden atıp

Deli bir sızıyla uyanıverdim

Diyet hesabıyla ömrümü satıp

Sonsuzluk içinde eriyiverdim

 

Cihanın en ücra bir köşesinden

Başımı yukarı çevirip baktım

Kaçırıp yıldızları esaretimden

Arzımın en yüksek yerine astım

 

Direndim bitirdim bu macerayı

Zulmet yalanını zulmette boğup

İçinde yürürken , bu muammâyı

Çözdüm , aşkına aklımdan doğup

 

Bir yoldur bilinmez izinde çölün

Bir yoldan ölüme akıyor dere

Bir ömrü bülbüle kanıyor gülün

Bir efsun doğuyor yirmidördünde

 

'' Kaçır beni ahenk , al beni birlik

Artık barınamam gölge varlıkta

Ver cüceye onun olsun şairlik

Şimdi gözüm büyük sanatkarlıkta '' (*)

 

Rahman bahçesi , ölüm duvarı

İç içe geçmiş en büyük halka

Vuslat hezeyânı , sevinç yuları

Boynuma takılı en demir tasma

 

Ölsün ömrümün aydınlığında

Yok olsun gecenin kanlı eteği

Duysun beni Allah aşk otağında

Düştü ellerimden zakkum çiçeği...

 

* * *

 

İ.Y.S ( 2005 )

TU
14.07.2009 20:20
#58

Üstad'ın Anısına

O mukaddes davayı yüreğine akıtan istidat abidesi!

Kalemiyle cihad eden ahir zaman neferi!

Zülme hakkı haykıran fedekar bilge,

Akla başka kim gelir fikir çilesi deyince?

Bir mızrak gibi sivri,ölümcül kelimeleriyle,

Yakıtı iman olan cesaretiyle haykırdı Yozlaşmış sisteme!

Durun durun bir dünya iniyor tepemizden diye!

Allahı dost,ölümü bildi şehrayini,

Olduğu gibi görünün göründüğü gibi biriydi.

Sıradan değildi uğruna ölebileceği bir mefkuresi vardı

Hayatını anlamlı kılan bir mücadelesi de

Anlıyacağınız tam dava adamıydı

Gafillerin cümbüş ettiği mezbelede

O düzeni reddeden mana adamıydı..

Zincirini şehvetin kırdı attı,

Ruhunu Allah için davaya adadı,

Belalar sel sel gelen birer imtihandı..

Günümüz cahiliyesinden çıkmış bir pırlantaydı

Dünyanın kirinden bıkan,

İstibdada düşman bir münadiydi.

Hakikat pınarına hasret Fikir işçisiydi..

Beton,ölü bir zeminde serpilen bir güldü.

İlahi kaynalarla goncaları gelişen bir güldü

Dünyayı bir tuzak,tabutu kundak

Hayatı bir gurbet,ölümü şerbet saydı!

Kalemi sanki toprağı yeşerten bir arktı

Müptelayken bohem hayatına,

İlahi takdirle oldun bir Muhacir

Ölümü unutturan modern zamanlarda

Ağızların tadını bozdun çokca

Ne de iyi ettin!

İslamın adının kaldığı bir dönem,

Batının pisliğinin Anadoluya daldığı bir dönem,

Adam gibi adamın azaldığı bir dönem,

Ahir zaman vebasının zehrini saldığı bir dönem,

Maneviyat uğruna emek verdin..

Kahraman hain,iyi kötü olduğu zaman

Dağdaki bağdakini kovduğu zaman

Halkın hayat damarı oyulduğu zaman

Anadoluyu mundardan ayıran kimlik derisi soyulduğu zaman

Direndin direndin yine direndin..

(Diriliş nesline de olabilir)Büyük doğu nesline bilinç veren sirendin!

Kütükler arasında bir kıvılcımdı,şuleydi,

29 harflik aydınların başına inen gülleydi.

Necip Fazıl için sorunluydu resmi tarih,hukuk

Uyulması gerekense İlahi buyruk

Ötelerden habersiz nizama lanet,

İnkarcı hayat süren leşlere hayret!

Tarihine saldıran kuduzlaşmış bir zihniyete

Onlardan çıkan iftirayla,istihzayla örülmüş kesafete

Yanıtladın kitap silsileleriyle.

Bohem hayatı vermedi huzuru,

Zindanda secde etmekle buldun mesruru..

Güzel sanatların hepsini çelik çomak bildin

İstikameti maveraya çevirdin,

Denize hicret ettin..

Kütüğü ve nakışı olan

Şair

Toplumun durumu için bakışı olan

Mukaddes yük hamalı.

Meçhuller alemine takılı kalan

Çilekeş seyyah.

Kalbi sonsuzluk iklimine vuslata çakılı kalan

Mavera aşığı.

Necip Fazıl

Necip Fazıl..

Üstadın kişiliği,yaşantışı ve Dünyayı Nasıl Gördüğü Üzerine

İnsanlarda iz bırakmış kimseler olur..Bir şekilde bazı kimseler kimisinde hayranlık,takdir hisleri uyandırır.Kimiside başkalarının düşünmesinde bile yer edinir.Mesela Büyük İskender Aristo yu kendisinin manevi babası sayar.Mevlana herkes için iyi bir örnektir,muteberdir.Kalıcı olan cemalle popüler olmak değil,fikirle,akılla,imanla hoş bir seda bırakabilmektir asıl marifet.

 

İşte Necip Fazıl'da hoş bir seda bırakmayı başardı.Necip Fazıl da bir dönemin nesli için bir örnek modeldir..Büyük Doğu'yu takip eden Diriliş Hareketi,Yedi güzel Adamın varlığını buna delildir.

 

Bir döneme İslam mührünü vuran kadroda Necip Fazıl'ı unutmak olmaz.İki tip insan vardır;Zevkleri için yaşayanlar ve idealleri için yaşayanlar.İkinci grup azınlıktadır,zordur,pramidin en ucu gibidir.

Üstad'da ikinci grubdan oldu.Kolaycı olmadı.Pahalı bir papağan olmadı.O'nun işte bu tavrını seviyorum.İşte O'nu Üstad yapan budur.Bir insana imanın ne dedirttiği değil ne yaptırdığı ölçüdür.Necip Fazıl'da imanın coşkusu bir sel olmuştu.Maddi imkanlarını kaybetti ancak yılmadı.Bu azim,sadakat Necip Fazıl'ın orjinalliğidir,güzelliğidir.Tekrar edeyim asla pahalı bir papağan olmadı.Antropomorfik şiirler yazan densiz cumhuriyet şairleri,'cüceler' bir yana,üniversite hocalığı elinden alınan ve üniversite hocalığının sıradanlaştığını eleştiren Necip Fazıl bir yana!Arada kocaman bir uçurum.Biri cahiliye korosu,Üstadsa doğrunun bayraktarı..

Post modern zamanların Sokrates'i gibiydi fikir sahasındaki azmiyle,inandığı şeylerden vazgeçmektense evinin eşyasını satarak durumu idare etmişti.Meyve veren ağaç taşlama uzmanı despot parti Necip Fazıl'la asla uzlaşamamıştı.

Anlaşılmadan benimsenen,bilinmeden dışlanan bir münevverdi

Lafımın dostusunuz fikrimin yabancısı yok mudur sizin köyde çekin fikir sancısı.

O niteliği az,niceliği fazla bir toplumun içindeydi.Bu nitelik düşüklüğünü şu hadislere bağlayın:

"Ümmetimin sonlarına doğru, mescidlerini süsleyip te kalplerini harabeye çeviren topluluklar görülür. Onlar, elbisesine verdiği önemi, dinine vermeyecek.Dünyalığı yerindeyse, dinlerine ne olduğuna aldırmayacak."

 

"Hayır bilakis siz o gün sayıca çok olacaksınız. Fakat selin sürüklediği çer-çöp gibi dağınık olacaksınız. ALLAH düşmanlarınızın kalbinde sizin korkunuzu çıkaracaktır. Sizin kalplerinizede vehen atacaktır.

Vehen nedir ya Rasulallah ?

 

Dünya sevgisi ve ölüm korkusudur.( Ebu Davud )

Ahir zamanda haber verildiği gibi halkda ölüme karşı bir çekingenlik oluştu.Üstad'sa şöyle düşündü:

"Sırma renginde pislik bu dünyanın süsü püsü."Üstad dünya sevgisine olan soğukluğunu böyle anlatmıştır.

Ahir zamanda Necip Fazıl böyle yazabilecek bir noktadaydı işte bu uslub için bile muhabbeti hakediyor.Nitekim ayrışmanın,kibirli bir materyalistleşmenin var olduğu Türkiyede,vahşi bir sekülerleşmenin makyevelist tavırlarına karşı dünyayı "pislik"bilmek ve aşağılık deni dünyayı değil,yüce,kalıcı olana odaklanmak ne güzel..

Allah dilediğinin kalbini açar

Necip Fazıl çok fazla ölümü işledi.

Sefahatin yaygın olduğu yerde hayatın son demini hatırlamak istemeyen şehvet sürüsü Necip Fazıl için canlı cenazeydi bakınız;

Ben şairim, Gaibi kurcalayan çilingir;. Canlı cenazelerin başında Münker-Nekir..

 

Necip Fazıl için Din olmayan yerde hiçbir şeyin manası değeri kalmıyor,çünkü insan hayvanlaşıyor.Mücerret değerlerden yoksun bir yaratık haline gelmiş kimsenin kıymeti yoktur.O bir kubur faresidir artık.Burada sanat yoktur,rezalet ve sefahat vardır.Nezaket erdem,güzel ahlak olmazsa bu bir iğrençlikler sirki olur,hiçbir değer taşımaz.Manevi cevherden yoksun bir çalışma boştur.Gıdalıktan çıkan zehirdir.

Bu nedenle poetikasında Din ve Şiir başlığında Dinin olmazsa olmaz olduğunu yazar.

"Dinin olmadığı yerde hiçbir şey yoktur,yokluk bile yok Şiir ve san'atsa hiç yok."

 

"Bir Fransız romancısı,romana ait bir incelemesinde Allah'a inanmayan bir cemiyetin romanı olmayacağını ileri sürer.Zira böyle bir cemiyette herşey düpedüz,yavan basit ve kabadır ve orada hiçbir ruh ukdesine yer yoktur.Halbuki sevap ve onun bütün icaplariyle birarada,günah ve onun bütün çileleri insan ruhunu terkip eden başlıca müessirdir;ve Allaha inanmayan bir insan topluluğunda fert ruhu yivileri törpülenmiş bir plak gibi sesini kaybetmiş ve birkaç hayvani ve nebati insiyaktan başka bir verimi kalmamış,pas küfür nasır ve kabuktan ibaret bir mevcuttur.

Öyleyse,Allaha inanmayan bir cemiyette,romancı,bütün saadet ve dertleriyle ve namütenahi grift ve karışık topoğrafyasiyle ruh ukdelerini kaybedince,sermayesini ve dayanağını kaybetmiş olur ve orda roman olmaz."

 

Üstad'ın sevilesi yanlarındandır bu da.Maneviyatın gericilik görüldüğü bir zamanda hayatın merkezine dini Allah rızasına yerleştirmesi çok önemlidir.Zira normalda güzel olan bu şey o dönemin zorluklarıyla temsil edildiğinde dahada güzelleşiyordu.

Kısaca Allahı inkar eden toplum hakikat çizgisinden çıkmış,körlük içinde debelenmekte olan bir zavallıdır ve sanatında kalite,güzellik,iyilik söz konusu olamaz.Toplum böyle bir sürece girdi ve halkımız bunu benimsedi ne yazık ki.

Ve öyle bir ülkeydiki bu ülke şöyle düşünmekteydi;

Bir yurt ki bu, diriler ölü, ölüler diri

Hakikatende öyledir,nefsinin esiri olmuş,marifet hikmet yoksunu bir cemiyette nitelik,erdeli cemiyet hayatı/sanat söz konusu bile olamaz.Orada çıkar,ego tatmini,cehalet,kibir,cimrilik gibi hasletler kalpte irinden bir taht kurmuştur.Bu hadis teyid etmektedir dirilerin ölü olduğunu."İnsanlar uykudadırlar ölünce uyanırlar"Destan'da bu huyların tezahürü olan fiilerin tablosunu çizmektedir Çile müellifi:

 

'Evde cinayet, tramvay arabasında zina!

Bir kitap sarayının bin dolusu iskambil;

Barajlar yıkan şarap, sebil üstüne sebil!

 

Ve ferman, kumardaki dört kralın buyruğu:

Başkentler haritası, yerde sarhoş kusmuğu!

Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama,

Çatla Sodom - Gomore, patla Bizans ve Roma!

..

Allah'ın on pulunu bekleye dursun on kul;

Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.'

 

 

Üstad malum felsefe eğitimi almıştır.Sorbonne üniversitesine'de burslu yollandığı bilinir.. (Kendisine hasım kesilen devletin,onu görmezden gelen devletin bu yaptığı Üstad'ın potansiyeli için bir kanıttır)

 

Felsefedede Platon insanlar için bir mağara alegorisi kullanır. İnsanları kuklarının gölgelerine bakan ve onlara asıl varlık sanarak bakan zimcirlenmmiş kimselere benzetir.Necip Fazıl da bu kulvardadadır.O da Platon gibi ele aldı dünyayı yani bir vehimler alemi,bir rüya misali,gölgeler alemi..Ancak dünyanın gölgeyi yansıtan bir aynaya benzetmesi dışında Necip Fazıl İslam hikmetiyle eksik parçayı tamamlamaktadır.Ahiret gerçeğinide kabul etmiştir.İşte,batının maddenin hakikati üzerine kafa yoran aydınları burada durdular,tökezlediler.Bu basamağa Necip Fazıl çıkabilmiştir.

 

Bakınız;

 

'Hey gidi, gölgeler ülkesi dünya!

Bir görünmez şeyin gölgesi dünya!

Boşlukta ayrılık bölgesi dünya!

 

Ölüm dedikleri ölünceye dek;

Dünya, balı zehir, yalancı petek.

Orada bulursun biraz bekle, tek ,

Burada yaşamak sandığın düşü...

 

Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere

Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere.

Shakespeare de dünyayı bir gölgeye benzetti.Machbeth'de şöyle bir replik var:

Gezinen bir gölgedir hayat gariban bir aktör sahnede bir ileri bir geri saatini doldurur ve sonra duyulmaz olur sesiAklın yolu birdir Necip Fazıl'ı büyük yapan şey cesaret,sanatsal mükemmellik arayışı,kutsala saygı,evrensel temalardır.Zaten bunlar diğer edebiyat devlerinin de özellikleri.Entelektüel birikimi ve edindiği tasavvufi bakış açısı yani imanıyla ahenk içinde olan bir düşün alemi vardır.

Raflarda toza batmış peygamberden bildiri.

Günümüz cahiliyesinin bir özelliğide nefsine ağır gelen şeyde tereddüd yaşaması değilmidir?

 

Kavramların karıştığı batının diğer kültürleri yuttuğu bir dram asrında Necip Fazıl mümin duruşunu korudu.Şu dizeler O'nun İslama olan itaati için kanıt sayın;

 

"Sende insan ve toplum, sende temel ve bina;. Ne getirdin, götürdün, bildirdinse amenna!."

 

"Ey genç adam! bu düstur sana emanet olsun/ Ötelerden habersiz nizama lanet olsun."

 

Her fikir,her inanış,tek mevsimlik vesselam.

Zaman ve Mekan üstü biricik Rejim,İslâm.

 

Gençlerin galiz karakterli,iki ayaklı hayvanları rol model edindiği bir zamandayız.Bu hengamede Üstad dusturundan taviz vermemişti.Büyük doğuyu acziyetten kapatıldı denmesin diye son sayısında muhalif bir tavır takınması bu yüzden değilmidir.Sevgisi ve öfke gibi iki duyguyu nerelerde kullandığıda ondaki olumlu değişime ayna tutar şöyleki Sevgisini hayırlı kimseler için kullandı.Şiir duygunun egemen olduğu bir alan orada kalbin durumu açığa çıkar bakınız;

"O, Allah'ın emriyle Kainat Efendisi;

Varlığın Tacı, varlık nurunun ta kendisi..."

 

"Allah dostunu gördüm bundan altı yıl evvel

Bir akşamdı ki zaman donacak kadar güzel"

 

"ELLERİME UZANAN DUDAKLARI TEPEYİM

ALLAH DİYEN GEL SENİ AYAĞINDAN ÖPEYİM."

 

Allah için sevme prensibini gösteriyor.Üstad bir sınıf farkı gözetmeden mümini kardeş biliyor.Kibirden eser yok,tevazu ve kardeşlik bilinci içinde.Dalkavukluktansa haz duymamakta.

 

Düz yazıdaysa:

 

Allahı, Allah dostlarını ve düşmanlarını unutmayınız! Hele düşmanlarını!...

Olanca sevgi ve nefretinizi bu iki kutup üzerinde toplayınız!.

 

Hucum ve polemiklerindede kullandığı müthiş tarzla öfkesini nasıl kullandığını görürsünüz.Sanatlı bir dille öyle eleştiri ve polemik yağmuruna tutar ki.Bu edebi sahada ki faaliyetler zaten bir asırdan fazla hapis istemine neden olur.Üniversitedeki hocalık görevini kaybeder,özel hayatına insafsızca müdahale edilir.Evet insan,Necip Fazıl'ın nasıl düşmanlara sahip olduğuna bakarak bile kendisinin nasıl doğru bir insan olduğunu anlar.Bu örnekler onun sevgi ve öfkesini bile Allah rızası doğrultusunda harcadığıının delilidir.

 

Kültürel kimliğimizin inşa edilip Sezai Karakoç'un deyimiyle "Özülkenin" kurulmasında Necip Fazıl'ın sahip olduğu potansili kullanmalıyız;ve yadigar olarak bıraktığı bunca esee sahip çıkmalıyız

Aklın,bilimin makinanın putlaştırıldığı insanın robotlaştırılıp,manevi anlamda erezyona tabi tutulduğu bir pozitivist zamanda şu tutumda çok güzeldir,manidardır,

Ey akıl, nasıl da delinmez küfen?

Ebedi oluşun urbası kefen

Kursa da boşluğa asma köprü, fen,

Allah derim, başka hiçbir şey demem!

 

Müslüman kimliğini koruyor ve bilimdeki şeylerinde Allah'ın izniyle olduğunu,bilimin imanını güçlendirdiğini görüyoruz.Ateizmin kalkanı gibi kullanılan bilim Necip Fazıl için bir tefekkür vesilesidir:

 

Atomlarda cümbüş donanma şenlik

Ve çevre çevre nur çevre çevre nur.

İç içe mimari iç içe benlik,

Bildim seni ey Rab bilinmez Meşhur*.

 

*Allah derim şiirinin son dizesinde olduğu gibi Allahı tanıma,Allahdan bahsetme,Allahın kudretine karşı bir derin saygının izleri var.Onun için aklı iptal eden gönülde

Gönülü terk eden akılda eksiktir.Ancak akıl gibi şaşkın bir pusula mertebelerin en altına düşmeye çok müsaittir.

Anlamak yok çocuğum anlar gibi olmak var

Akıl için son tavır saçlarını yolmak var.Evet ilahi bildiriye kayıtsızlık bu toplumun yüz karasıdır.

Yürüyorum kimsesiz bir sokak ortasında,

Yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum.

Yolumun karanlığa saplanan noktasında,

Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Günümüzde kaldırımlar kalabalık olsada kalabalıklarda yalnız oldu çıktı insan.Hayret!

Bu şiirde depresif,yalnız bir ruhun feryadı var.Zaten bu modern zamanların insanı hunharca ezen maddiyat yönünün eseridir.Üstad değişim süreciyle kimliğini buldu sonrasında Fıtrata dönüş yaptı ve kardeşimiz oldu.

 

Bırak, keyfini sursun,

Şehirlerin, köleler

İnsanin unuttuğu

Allah'ı zikredelim;

 

Melankolik bir ruhun feryadı olan şu dizeler modern zamanların insanı hunharca ezen,fıtratından saptıran atmosferini bir ayna gibi yansıtmıyor mu?

Evet şehirlerden gitmek istiyor Şair ve şehirliyi köle görüyor.

Çünkü şehirli kapitalist ve diğer istlerce biçimlenmeye,yönlendirilmeye ,kurgulanmaya müsaittir.Açık toplumdur. Köy,kasaba ise doğayla içiçedir,orada kainat var,gökyüzünü falan görürsün,riya yoktur pek orada.

Tefekkürle yoğrulmuş manzaralarla kendince yaşamak imkanı var köy gibi yerlerde.

Çünkü kapalı toplululuk böylece dışardan bir şey sızamıyor kolay kolay.Yozlaşmanın zıvanadan çıktığı şehirlerin yanında tabiat bir sığınak resmen!İşte Üstad da tabiat manzaralarının tesirine hayandı.Çilenin Tabiat başlığında buna bol örnekler mevcut.

Tırman dağlara, söyle!

Şehir farksız olsun tek,

Mukavvadan bir köyle.

 

Uzasan, göğe ersen,

Cücesin şehirde sen;(Şehir de riya,sosyal baskılar,bakıcı ideolojik yönetimin eseri robotlaşmış sistem Necip Fazıl için ancak cüce olur)

Bir dev olmak istersen,

Dağlarda şarkı söyle!

 

Sema bize seslenir;

Kalma, gel, işkencede!

Ruhumuz ebedidir;

Bunu duy, tek hecede;

 

Ama şehirde süpermarketlerin ürün listesini görürsün,reklamlar,panolar vs.. hayat tekdüze olabilir.Anormal bir rekabet ortamında ihtiyacın olmayan şeyleri bile tüketebilirsin yani robotlaştırılabilirsin.Önceliği para,mal mülk olan bir halkda Medyen halkından iz kalmıştır.İşte izole olmak,soyutlanmak bu yüzden güzel kendini bulma imkanın var tabiatta.Fıtratı bulmak.Öyleki şehir hayatının hızı insanı Rabbini bile unutturabilir.

 

Necip Fazıl bunu beliğ bir şekilde ifade ediyor

"Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum; Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum"

[b]Göz kaptırdığım renkten,kulak verdiğim sesten, affet SEN'den habersiz aldığım her nefesten..[/b]

Prime time zamanı kaptırılan gözler,kulak verilen malayani şeyler,bir günün ötekine eşit olduğu günler bunu kanıtlar.

'Kaçalım, kurtulalım

Haydi yürü, bulalım,

Kat kat çıkmış evlerin,

O cam gözlü devlerin

Gizlediği alemi'

 

Şehirde sürüyle perdeler vardır.Bunlarsa insanı Rabbinden uzaklaştıran birer perdedir.Necip Fazıl içinse maddi perdeler gibi gönüldede perdeler vardır.Şehir hayatının o yaldız süslü pislikleri gönülü perdelemektedir;

Çılgıncasına bir hızlı hayatın merkezi Fransa da bulunmuş bu şehir hayatnının sahteliğini görmüştü Necip Fazıl:

'Perdeler, hep perdeler...

her yerde, her yerdeler.

pencerede, kapıda,

geçitte, kemerdeler...

perdeler, hep perdeler..

gönülde asıl perde;(Gözler değil aslında sinelerdeki gönüller kör olur hakikatini hatırlayınız)

onu hangi göz deler?[

surat maske altında,(Evet kurtların kuzu göründüğü bir zaman..)

sis altında beldeler.'(Bu sisi taklit,özenti furyası,Ahlak timsali bir medeniyette yapılan yozlaştırma,red-i miras siyasetine bir atıf olabilir tabi kesin bir yardı vermem çünkü anlatım kapalıdır.)

 

Dış etkilere kayıtsız toplumlarsa yozlaşma uçurumunun eşiğindedir.Zaman maneviyata sinsice,zalimce savaş açıldığı bir dönemdi üstelik.Ülke diğer kültürlerin yaşam tarzına öykünüyordu işte Ahşap ev şiirinde eski evlerini muhafazakarlığın temsili olarak kullanır,gökdelenleriyse çağdaşlık iddasındaki seküler tarafın mekanı olarak görüyor denilebilir.

"Ahşap ev; camlarından kızıl biberler sarkan!

Arsız gökdelenlerle çevrilmiş önün, arkan!"

..

"Seni yiyip bitiren, kırk katlı ejder oldu;

Komşuluk, mâna ve ruh, ne varsa heder oldu.

Bir yeni nesil geldi, üstüste binenlerden;

Göğe çıkayım derken boşluğa inenlerden.."

 

Kapitalist sistem için hızlı yaşamak önemlidir.Tüketim için beyinler bile yıkanır.Kadın metalaşır.Bir dönem 'burnunu göstermekten utanan' bir Osmanlı kadınından sonra 'kefen bezine mahrem' giysileriyle giyinik çıplaklar görülür..

Nitekim kapitalist sistemde nicelerini bu hızlı yaşamla öğütmekte mal şöhret,zevk-sefa gibi samimiyetsiz aldatıcı bir yollarla insanları sömürmekte. Böylece çarkları işlesin.Ancak gelip geçici.Necip Fazıl bunu anladı.Ve İslam kalkanıyla kirli oyunu bozdu..

 

İşte burada İslam çok keskin bir çözüm sunuyor.Bu dünyada garip bir yolcu olma önerisi.

Şehir hayatındaki anlamsız yarış,hırs,kibir,ego tatmini çağın illetleri!İşte kapitalizmin hızlı yaşama tuzağının mayınların olan bu hislere,garip bir yolcu olmak bir çözümdür.Hz.Ömerin oğlu Abdullah(r.a)'a Hz.Peygamber(S.a.v)

Bu dünyada bir garip yolcu olmasını tavsiye eder.Şairde bu yolun yolcusu olmaya istekli gibidir..

'Bir garip insan olsam, benzemez hic kimseye,

Tek hece bilmez, tek renk gormez, tek ses işitmez'

 

"Eti zehir,yagi zehir,bali zehir dunyada,

Butun fani lezzetlere darilmadan gecilmez."

 

Hızlı yaşam(yani insani,ahlaki olmayan)Allahdanda insanı uzaklaştırır.Ve ilahi tefekkür yeteneğini köreltir.O yüzdendirki Üstad şöyle yazdı:

 

'İki yıldız arası göğe asılı hamak.....(Toplum kargaşından uzak bir mekan)

Uyku , uyku ... Zamansız ve mekansız, uyumak.(kalıp,ezber olmadan bir dinlenme isteği)

Uyumak istiyorum başım bir cenk meydanı;

Harfsiz ve kelimesiz düşünmek Yaradanı.

İlgisizlik, her şeyden kesilmiş ilgisizlik.'

 

Şöhret,servet bunlar nefsi kamçılayan insanı bunları esiri yapan şeyler.Bunlar kapitalizmin silahları Öyleyse kapitalizm İnsanlığın düşmanı olmuştur.Bakınız Blaise Pascal ne diyor:Allahın melekûtu cesette değil, ruhtadır. İnsanların düşmanları Babil halkı değil, kendi tutkularıdır.Necip Fazıl da asıl rakip in nefs olduğunu sezmiş gibidir;

'Benmişim kendime en büyük ceza!

..

Nur topu günlerin kanına girdim.

Kutsî emaneti yedim, bitirdim.

Bakamam, aynada, aynada vicdan'

 

Burada nefse(tutkuların tatbiki için sürekliği kötülüğü emreden düşman)uyularak yapılanların sonucunu vermekte Üstad.

Burada nefs unsuru var Necip Fazıl bunu başlıca temalarından yapmıştır

 

'Ruhuma bir kefen bezi yeter de,

Yetmez aç nefsime sırma ve ipek.(zıtlık unsuru)

Çare yok, yüzünden düştüğüm derde;

Yesem de toprakla karışık kepek...

Güneşle bir tutsam girmez hizaya;(şımarıklığı)

Dar bulur, sığmam der, dipsiz fezaya.(doymak bilmeyişi)

Kuyruk sallar, sonra hırlar ezaya;(sahte,riyakar oluş)

Benim nefsim, benim nefsim ne köpek!..'

 

 

'Gençlik... Gelip geçti... bir günlük süstü;

Nefsim doymamaktan dünyaya küstü.

Eser darmadağın, emek yüzüstü;

Toplayın eşyamı, işim acele!'

 

'Hep nefs çıkar karşıma,ölüp ölüp dirilsem,

insan'dan kaçmak kolay;kendimden kaçabilsem!'

 

'Nefsimin ardından koştum perişan,

Ondan bir kıl bile avlayamadım...'

 

'Bir baltada indirdin,

ağacından dalımı,

bana zehir yedirdin,

alâleme balımı.

 

istemem, ne dil, ne mal,

bana ne verdinse al!

sazını kafana çal,

ver bana kavalımı!...'

 

'Hırsıma ne şöhret yetti, ne de şan;

Döndüğüm her nokta dünyadan nişan.

Nefsimin ardından koştum perişan'

 

Üstad bunları terk etmek istiyor.Ve kendi özgün tarzını geri istiyor.

Bu takasla sahte zevklerden kurtulmayı,kişiyi özgün kılan hasletleri geri almak istiyor denilebilir.Doğru yolu buluşunun ardından bir sahraya benzeyen popülerliğini kaybetmişti.

Ona ''Bir mısrası bu millete şeref vermeye yeter' bile denmişti.Sonrasında din düşmanları tarafından devlet kitaplarından şiirleri çıkartılma noktasına geldi.Fakat bu dönüşümle işte Necip Fazıl kendi kimliğini oluşturdu ve cahiliye ahlakının şer odaklarınca eziyete uğrasada artık kavalını almış bir mütefekkir olma sürecine girdi.

 

Necip Fazıl kimlik inşasında "solmaz,pörsümez"bir Kaynak dan besleniyordu.

 

Çilenin mukaddimesinde seküler anlayıştan olduğu kesin diyebileceğimiz kişilerin Onu şiirine yazık eden bir sabık şair olarak gördüğü yazılı,bir gazetede hakkında alaylı bir başlık atılması,hakkında 100 yıllık hapis talebi.Bunlar neyin mücadelesini veriyorlardı?

 

Kolay bir yol değildi Necip Fazılınki.Dağına göre yağarmış.Devlet tesisinde bile istifade edinebilecek bir İdeolocya Örgüsünü yazan bir adamı hiç rahat bırakır mı despotlar?

Chp dönemi açılan davaların 100 yılı geçmesi de Necip Fazıl'ın aktif bir muhalif,aktivist davayı omuzladığını gösterir.Müthiş bir cesareti vardı.Mahkemedi kaç insan duruşmasında Othello'ya gönderme yapabilir.Bunu kendinize sorun.Harika bir hitabet ve cesur bir duruş şahane bir sanat:Necip Fazıl

 

Muhasebeden:

'Zamanı kokutanlar mülteci diyor bana

Yükseldik sanıyorlar alçaldıkça tabana'

 

'Yalnız acı bir lokma zehirle pişmiş aştan

Ve ayrılık anadan, babadan, vatandan, arkadaştan'

 

Toplumun içinde bir birey olması sonucu Yazar da gidişatın vahim olduğunu sezmişti.Hassas vicdanlı sanatçılar toplumun zaaflarını kusurlarını sosyolog gibi teşhis edebilir..

'Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem!

Üst kat: Elinde tespih, ağlıyor babaannem,

Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve âşıkları,

Alt kat: Kızkardeşimin (Tamtam) da çığlıkları;

Çekiyor tebeşirle yekûn hattını âfet:

Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!

..

Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama,

Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma!'

Evet bu zamanda zalim liderler birer Firavun takipçisi,hilekat esnaflar medyen halkının takipçisi,livatacılar Lut kavmi takipçisi olarak görünüz.İşte İslam ümmetinin bile zehirli çukurlara giripde orayı mesken tutan kafirlere özenip,o çukurlara kendi isteğiyle girmesini kabul etmedi..

 

İslami kimliği gereği o insani ve ahlaki değerleride benimseyen bir görüşteydi.Toplumdaki bu kuşaklar arası çatışma,bireyselleşme,şehvetin kölesi olmayı hürriyet sanma furyası gibi şeyleri benimsemedi. O hürriyeti Hakka kul olmada buldu.

'Hakka dönünüz Hakka,

Hakkın yarattıkları!'

'Ey insan, sana son sığınak, Son peygamberin hırkasinda!'

O'nun istediği gençlik kafir sistemlerin rol modellerini örnek alanları değil Sahabe ahlakıyla ahlaklanan bir altın nesildi.

O'nun istediği gençlik müzik,eğlence için değil bir amaç uğruna kitlenmiş bir dava,misyon eriydi;

'İşte bütün meselem, her meselenin başı,

Ben bir genç arıyorum, gençlikle köprübaşı!

Tırnağı en yırtıcı hayvanin pençesinden,

Daha keskin eliyle, başını ensesinden,

Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına;

Yerleştirse başını, iki diz kapağına;

Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi?

Yetiş, yetiş, ey sonsuz varlık muhasebesi!'

Ancak bir toplumki toplumun din ve ahlak anlayıışını değiştirmke isteyeni bile vardır..

"kutsal kitaptır fuhuş

ahlak, okunmaz roman

tarih kontra gerçeğe

hürriyet hakka düşman

millete kastedenin

ismi milli kahraman

yere batsın bu dünya

bu dünyadan hayr uman!

genç adam at yorganı

sana haram uyuman.'

 

Evet kapitalist çöplüğün kusmuğu olan şarkı sözlerini ezberleyen genç değil,varlığın hakikatini arayan,resmi tarihin zırvalarına karşı pasif kalmayan bir genç adam arayışı!

Ölmeden önce kendisini muhasebeye çeken bir gençlik hasretidir Necip Fazılın ki.Başını iki dizkapağına yerleştirip ontolojik musahabeler yapacak bir gençilik isteği bu.

 

Sahabi hayranı ve Onlara uyan bir gençlik hasreti vardır Necip Fazıl'da.

 

'Büyük doğu gençliği,arslanlardan gür sesli,

Sahabi mayasından yüce Fatih'in nesli.'

 

Sahabeler ilk atılımı yapanlar yani Müşriklere karşı mücadele ettiklerinde İslamı ilk temsil edenlerdi.İslam uğruna İslam karşıtı bir düzeni herc-ü merc etmişlerdi.

Şimdi Necip Fazıl da Sahabi Mayasına işaret ediyor özlenen nesilde.Sahabileri üstün kılan meziyetleri vardır.

*Bunlar hiçbir kınayıcının kınamasından korkmamak

*Mal can ile Allah yolunda mücadele

*Davayı teklemek yani ahiret odaklı bir hayat.

*Boş işlerle uğraşmamak

*Allah Resulu(s.a.v.)ailelerden çok sevmek

*Birbirlerine karşı sevecen,merhametli,kafir ve münafıklara(Asıl düşmanlar)karşı sert,mesafeli,çetin olmak *İyiliği emretmek,kötülüğü yasaklamaktır.

 

Arslanlardan gür sesli karşılaştırmasıda iyiliği emretme,kötülüğü yasaklama gibi asla taviz verilmemesi gereken bir konuda özlenen neslin bu görevi yerine getirmesi gerektiği vurgulanmış diyebiliriz.

önemli yanı bu yine kınanmaktan korkmamaktır.Pasif olmamak,dünyadaki kavramları,medeniyeti şekillendirilen değil,şekillendiren olmak.

 

Açık sözlülüğü,haksızlığa karşı asla taviz vermemeyi prensip bilişi nedeniyle düşmanları olmuştu.Celal yönü ağır basan bir insandı.Bu zaaf değil elbette.

Ülkedeki vurdumduymazlık ise her gerçek entelektüel gibi onu da üzüyordu.Üstelik bu entelektüel yanı imanla birleşince katmerleniyordu..

'Vatanımda sular akar başıboş kalkar başıboş'

'Bıçak soksan gölgeme sımsacak kanım damlar

Girde bir bak ülkeme başşız başşız adamlar'

Yanmaz da yürekler,ateşe atsan;

Bir kibrit, bir orman yakar,başıboş.

 

Şair abartma sanatını kullanıyor denilebilir,gölgesinden kan damlaaması onun hassasiyetinin kesifliğini anlatmakta. İnsanların vurdumduymazlığı,banane,bana dokunmayan yılan bin yıl yaşayın gibi habis,bir müslümanda bulunmayacak şeylerin toplumda görülmesi O'nu tepki vermeye gark ediyordu.

 

Üstad cahiliye kafilesiyle arasındaki bağı 1934'de kopardı.Kalbine temel bina çivisi çakılmıştı

'Bir kere Bana, yakan gözlerle, bir kerecik baktınız;

Ruhuma, büyük temel çivisini çaktınız!'

 

Allah dostunu görmüştü.Batının sahte cennetinin afyonunundan İslamın zaman mekan üstü mesajıyla arınmış bir Allah Resul sevdalısı olmanın zamanıydı!Şöyle der:

'Beni de Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından birtakım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız'

Bir vapur yolculuğundadır,orada tanımadığı birisinin bakışları dikkatini çeker,tedirgin olur ancak sonrasında bir muhabbet doğar.Sohbet ederler bu yabancıyla.Uzun da sürer..Sonunda bir adres geçer eline:Abdulhakim Arvasinin Cuma sohbetleri verdiği Cami.Bu zatın Necip Fazıl'a çok etkisi oldu 'Kalemime fetih ve inkişaf onunla geldi'

O ve Ben'den

 

Bohem hayatının bitmez tutkularından,zehirli çukurlarından çıkıp kendi ifadesiyle

'illet, kıllet, zillet'döneminin bidayeti olan olay.Parasızlık,gazete yalanı ,at gözlüklü zihniyetin hapis talepleriyle zorlu bir çile süreci gelir.Cinnet Mustatiliden önyargının boyutu görülür.Orada Üstad ceza alması için isminin yeterli sayıldığını yazar..

Üstad zor dönemi şöyle anlatır 'Üstün çile dev gibi gelip çattı birden tos

Sen cüce sanatkarlık sana büsbütün paydos'

 

Pes etme diye bir şey yoktur Necip Fazılda davalar,yaftalar onu yıldırmaz.Sonuçta treni kaçırdığı zaman,kendisine sataşan şahsa treni kovdum gitti demiş bir sistem eleştirmeninden söz ediyoruz.

 

Heleki bu çileler 'Ölümü de öldüren Rabbe' bağlanmış,tutulmuş birisini deniyorsa geri çekilmek söz konusu olamaz.Olamaz çünkü tasavvuf mayasıyla pişmiş bir gönül adamıdır.Mevlana Hamdım Yandım Piştim der.Necip Fazıl nezdinde ise bela bir arkadaş,çekici bir yarendir;

'Ayağımda zincir, boynumda kement'

Beni de piştigin belâ kabinda,

O kadar kaynat ki, buhara benzet'

 

'Ne var, ne var âlemde,

Belâ kadar çekici

Örse benzer kellemde.

Belâların çekici.

 

Çiçeklik, bana ateş,

Bana pınar, kerbelâ.

Koynumdan çıkmayan eş,

Suyum, ekmeğim belâ...'

 

Taassup,adavetle işi yoktu,ideolojik önyargıların pençesine düşmüş biri hiç değildi!Kardeşlik ve huzur taraftarıydı.

Su 7şiirinde Üstad evrensel bir uyuma çağırıyor:

Bu dünya insanlığa manevi hamam olsa;. Her rengiyle insanlık tek renkte tamam olsa

Çokları yanlış düşünmekte bu konuda.Necip Fazıl hoş görüyü savunmuştur mesela poetikasında farklı görüşlerin Mukaddesatı rencide etmediği sürece yayınlanabileceğini savunur.Poetikasında ŞİİR VE DEVLET başlığından iktibas edilen yeri okuyalım:

 

'Devlet bütün sanat mücadelelerinde ve zümreleşmerinde,kendi ideolacya köklerini incitmedikçe her tarafı serbest ve sözü zamana ve cemiyete bırakmaktan başka hiçbir hak sahibi olamaz'

 

'Şair ve sanatkar,mevzuu ve davası ne olursa olsun,herhangibir şiir ve sanat harikasına yükseldiği anda,tacını devlet eliyle giyecek ve her türlü teşkilat müeyyidesine ve keyfiyet kıstasına malik bir cemiyet içinde ömür sürecek'

Victor Hugo 'Yumuşak olma ezilirsin sert olma kırılırsın' der.Üstad'ın metoduda bu.Ne darbe zihniyeti nede pasif kalıp acziyet gösterme.Sanatı sindirip,Kafiye şiirinde denildiği gibi sanatsız papağanlar üreten bir düzen değildir bu.Bilakis özgür,hoşgörülü,teşvikperver bir idare biçimi..

 

Yaşantışı sıradışıydı,Aziz nesinle arasında geçenler ne kadar müthişdir.Ona yakınlık göstermesi Aziz nesinin ona aynı karşılığı.Üstad statükonunu zincirlerini kırmıştı.

 

Zaten bunu bir şiirinde lugat sözlüğümde tek kelime Allah diyerek ifade ediyor.

 

Üstad bana sorarsanız Sokrates gibiydi.Hani kendini bir atı rahatsız edip harekete geçiren bir at sineğine benzeten fikir suçlusu Sokrates.Sende bu şuur yoksunu toplumu bir ilaç gibi sürekli eleştirip rehberlik ettin Şairler Sultanı Bu Cadde çıkmaz sokak..Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden diyebildin..Necip Fazıl,Tanzimat kaynaklı batı özenticiliği ve mukeddesat düşmanlığına vurulmuş bir kroşedir.

 

Düşünen adamı öldürmek veya hapse atmak çok yaygın bir yöntem!Kültürler farklı ama

muamele aynı değilmi;hapis yada idam!'Tetkik ve tahkik edilmeksizin geçen bir hayata asla varlık denilemez dediği nakledilmiş'.Üstadda hayret halinde olmak istiyordu.Adeta yeniden doğmuştu Abdulhakim Arvasiyle tanışmasıyla.

..

'Şeyh-i Ekber'e göre en üstün makam hayret

Bende şaşkınlardanım Rabbim sonumu hayret.'

 

Evet Necip Fazıl'ın şiirinde hayret halinde olan "merhamet heykeli" masumiyet sembolu çocukları bu yüzden bir sempati vardır.O,Çocuk şiirinde çocuğu övmekle,merhametini kaybetmemiş ve her halde şaşkın ve azimli olma haline öykünür.

 

Sonuç olarak o haksızlığa uğrasada 'Sabrın sonu selamet' diyebilmesiyle,'Garip küçücük bir pencerenin' Allah'a açık olduğuna inanmasıyla müslümanların,sanatsal yetenekleri ve düşünce adamı kimliğiyle,özgün karakteriyle edebiyat severlerin kalbinde muteber bir yere inşallah sahip olacaktır.

TU
14.07.2009 20:24
#59

S.a.

Kimi alıntıları kalın yapmadım.İnşallah sorun olmaz.

ES
15.07.2009 19:03
#60

ÜSTAD NECİP FAZIL

 

Haşmetli İnsan Büyük Doğu yolunda,

Canını verdi Çekinmeden ALLAH yolunda;

O, haşmetli İnsan Üstad Necip Fazıl.

Varacağız İnşaAllah Büyük Doğuya sonunda...

 

 

ALLAH dedi diye Heyhulâlar Yükseldi.

Halbuki Büyük Doğunun amacı Ne de Güzeldi;

Tek amacı Ümmet-i Muhammedi kurtarmaktı,

Zorluklara karşı yine de Rabbe Yöneldi.

 

 

Bizlere gerekli olan şey Büyük Doğu.

Büyük Doğu ki ALLAH yolu.

Bizlere doğruyu öğretmek istedi,

Büyük Doğu ki İmanlıların Kolu.

 

 

Olması gereken Büyük Doğu bizlere kaldı.

Rab Büyük Doğuyu Himâyesine aldı.

Ruhu Şâd olsun Üstad Necip Fazıl'ın.

ALLAH bizleri bu amaç ile İman bahçesine saldı.

 

 

Büyük Doğu bizler ile olmak zorunda...

İmanı büsbütün idi Nur yolunda Üstadın.

Haşmetli İnsan Büyük Doğu yolunda,

Varacağız İnşaAllah Büyük doğuya Sonunda.

 

Bayram Göksu

KA
15.07.2009 19:47
#61

neden batmayan güneş varken batanıyla aydınlanayım

senin yolundan gelip doğru yolu bulmak varken

neden üç beş sahtekara kanayım

üstadım sen bana baba oldun

sensiz nasıl yaşayayım

Anlamalıyım geri dönemezsin ama

kimse bilmiyor senin benden hiç gitmediğini

 

 

Yaratanın bana verdiği candan sonraki en kıymetlimdin

Belki yaşam tarzı belki felsefemdin

ölümsüz kahramanımdın, kurtarıcımdın, nefes alma nedenimdin

ama diyolarki sen beni terk ettin gittin

kimse bilmiyor senin benden hiç gitmediğini

 

İmla kuralları dikkate alınmamıştır...

kadir ali çelik

KV
16.07.2009 18:43
#62

ÜSTAD’IN HAYATI

 

Bazı kimseler vardır çok seversiniz; hep onu anlatmayı, konuşmayı, yazmayı istersiniz ama işte sevgi korku getirir, bilirsiniz ki, hangi özelliğini anlatsanız o özellikte dâhil olmak üzere, bütün özellikleri eksik kalacak. Onu geçtik, o insan, o kadar büyüktür ki anlatabildiğinizden şüphe duyarsınız..İşte Üstad benim için böyle bir yere sahip.Onu anlatabileceğim konusunda iddialı değilim, fakat eğer anlatılabiliyorsa, onu en iyi anlatanlardan da biri olacağım konusunda bir iddia sahibiyim…

 

Necip Fazıl’ın ”Abdülhamid'i anlamak her şeyi anlamak olacaktır.” sözündeki gibi, bende diyorum ki bizim için Necip Fazıl'ı anlamak her şeyi anlamak olacaktır. Bugüne kadar Üstad hakkında yazılmış birçok şey okudum, bir kaçı hariç ki onlarda tam yeterli değil, gerçek manasıyla üstadı kavrayıcı bir içeriğe sahip olmadıklarını üzüntüyle gördüm. Dedik ya anlamak zor daha anlatma seviyesine gelemedik bile..

 

Üstad, hocasından gelen bir tabiri ömür boyu kullanmış. Bu tabir, dinimizi dışından kavrayanlar için geçerli olsa da, genel olarak dünya meseleleri içinde kullanılabilecek bir tabir, nedir bu tabir? “Kaba softa ve ham yobaz” burada bundan kastım şudur ki biz her meselemizde olduğu gibi, üstadı da, sadece dış ölçüleriyle değerlendirmekten yine kurtulamıyoruz, bir türlü işin aslına derinlere, üstadın tabiriyle ruha inemiyoruz ve onu tanımlarken şair,mütefekkir gibi kalıplarda kalıyoruz. Düşünecek olursak, bu zamana kadar bir çok "adı şair" ve mütefekkir gelmiştir ve biz onlar için de bu kalıpları kullanmaktan çekinmezken, üstada haksızlık etmiş olmuyor muyuz?İşte ben ne kadar onu anlatamayacağımı bilsem de en azından buraları zorlayacağım..

 

Öncelikle, üstadın hayatındaki belli başlı çizgileri ele almak lazım geliyor bu noktada. Fakat ben öyle yapmayacağım çünkü bana göre birazdan belirteceğim nokta diğer belirtilmesi lazım gelen noktaları kapsamı altına alıyor. 1934 Üstadın "Efendim kurtarıcım müjdecim, ruhum"..diye bahsettiği, Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleriyle tanışmasına tekabül eder, Üstad 1904 doğumludur ve bu vakte kadar geçen 30 seneyi şöyle tarif eder: Bir ikiliğiyle "

 

Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum,

Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum”

 

Buradan da anlayabiliriz, Üstadın kendi de söylüyor ki; hayatımın ana dönüm noktası budur… Şuradaki inceliğe bakalım: Zaman işliyor ve biz duruyoruz. Bana öyle geliyor ki, bir çoğumuz üstadın şiirlerindeki ahenkten etkileniyor ama, manayı güme götürüyoruz.Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum, hey gidi hey,bizim durumumuza bakalım, gökyüzünden habersiz uçuruyoruz da uçurtmayı, uçurduğumuz yeri gökyüzü sanıyoruz gaflette son nokta.Üstadın şiirlerine bu gözle bakmak lazım, yoksa o muhteşem kafiyelerin etkisiyle,sadece kulağımıza bir zevk yaşatmış olur ve neleri kaçırdığımızın farkında bile olmayız..

 

Biz 1904 ve 1934 arası Necip Fazıl’ı ele alalım. Dünyada bazı insanlar ender yeteneklerle doğarlar. İnsanlık tarihine baktığımızda, insanların hayatına yön veren en önemli özellikler; belki zeka ve bundan tüten fikirler... Bir ressam insanları etkileyebilir, belki ressam olmasına da vesile olur ama daha öteye geçemez..Bu örnek diğer tüm yetenekler içinde geçerli.Önemli olan zeka fakat bu zeka öyle bir kavram ki her yerde patron görevindeyken eğer doğru bir kalp ve ruh bilincinin altında yaşamazsa dünyanın en tehlikeli aleti... Fakat baktığımızda görüyoruz ki tehlikeli olması, insanları etkilemesine mani değil. İşte Üstad da böyle soylu kafalardandır. Bugüne kadar okuduklarımdan anlamış bulunmaktayım ki; böyle kafalar sürekli düşünmekte, sürekli arayış içinde olan insanlardır ama işte tıpkı "O ve Ben"deki Alafranga Kemal meselesinde olduğu gibi nasip meselesi... Necip Fazıl (Allah gani gani rahmet eylesin) aynı zamanda bu nasibin de sahibi.Küçük yaşlarda okumadığı kitap kalmıyor( üstad okumazdı diyenlere ayrıca kapak olsun)..Ve belki de zekasının getirdiği üzere nazlı,hareketli, afacan hele de dedesinin yanında…Nazım Hikmetle okuldan tanışıklar, askeri okuldan, Nazım 2 sene daha üst sınıfta ve o zamanlar dergi çıkarıyor Nazım'la o zamanlar bile farklı çizgi üzerindeler. Necip Fazıl o zamanda ruhçu bir yapıya sahip. Bunu o zamanki şiirlerinde de rahatça görüyoruz...Üstad eskiden ateistti diyenlere duyurulur, evet küfre kadar giden şiirleri olmuştur bunu kendiside söylüyor ama bu ruhçuluğun dışında olduğunun kanıtı değildir. Zaten bu özelliği sayesindendir ki "Efendisine" bağlanabiliyor...

 

Efendi Hazretleri(Abdülhakim Arvasi Hazretleri) O'nun için ilerde buyuracaklardır “sen iki şey üzeresin; muhabbet ve zeka.”. İşte, ruhtan kastımız bu..Annesinin telkiniyle şiire başlıyor gerisini zaten biliyorsunuz..Kaldırımlar şiirine hayran kalmayan kalmıyor..Üstad için neler ve neler söylüyorlar,sonradan baş düşmanları olacaklar..Fransa da tam bir bohem hayatı..Kumar düşkünü bir yaşam..Her kadının arkasında başka biri saklıdır ben arkasında başka bir şey olmayan kadına gidiyorum diyor..Kumar oynarken bile fikir ve düşünce..Ama doğruyu bulamadıkça arayış bitmiyor bohem ve bohem…O zamana kadar genelde şiirleriyle meşhur, tafsilata girmeyeceğim...Bir şekilde İstanbul’a dönüyor ve bir gün…

 

Yanında ressam arkadaşı, hani şu Babıâli de esrar çektikleri... Meşhur Abidin, Abidin Dino... Giriyorlar içeri, bir süre bekleyiş. Efendi Hazretleri teşrif buyuruyorlar..Bir süre, sual-cevap şeklinde geçen konuşma ve gözler, üstadın ağzından dinleyelim: "Ve o gözler;baktığı noktanın görünmezine bakan namütenahi derin gözler.Kestane rengiyle, ela karışığı,içinde mavimtırak inci parıldayışları mı desem?..Sayısız terkipleri ve tonlarıyla renk,topyekun renk,o gözler önünde daima yalan söyler…Fezanın gözleri onlar..Fezanın,insanı bir tutuşta fezaya çeken gözleri..Rahmet gibi dipsiz,rahmet gibi sıcak,rahmet gibi diriltici…” ve bir süre daha soru cevap…ve çıkış.Üstad, o anlardan aklında kalanın yalnızca ahenk, çağlayanı olduğunu söyler.İşin ilginci,Abidin Dino da bir o kadar etkilenmiştir..Ama nasip işte, her şey nasip..Kahramanımız, (sahte kahramanlara ithafen) Efendi Hazretlerine gitmekten büyük zevk duyuyor fakat ondan uzaklaştıkça eski halinde, büyük pişmanlıkta ama ondaki öyle bir nefs ki sırası geliyor..

 

Bir gece, yine hummalı bir biçimde çalışma masasında ve tabiî ki “beyin azığı” dediği sigarasıyla, o kadar derinlere iniyor ki üstadın en sevdiği ve maalesef çoğumuzun anlamadığı "çile" şiirinde geçen şu mısraları

“sanki burnum deydi burnuna yokun” ve” ensemin örsünde bir demir balyoz” fiziki acısıyla beraber yaşıyor...Ve ardından gelen, "uyu" emri, hiçbir nefse verilmemiş emir.. Ertesi sabah üstad bambaşkadır artık…

 

Üstadın ondan sonra bilmem kaç defa daha tekrar edecek olan çilelerinden ilki... Efendim, kolay değil ben bazı arkadaşlarıma çile çekmiş dediğim zaman verdikleri tepki şu oldu tabiî ki çekecek sonuçta farklı bir yaşam tarzına giriyor” hayır işte öyle değil ama anlatamıyorsunuz bunu. Anlamak için biraz basiret sahibi olmak lazım..Sanırım size bunun ne kadar büyük olduğunu ne kadar zor olduğunu anlatmaya şu diyalog kafi…Üstad, Efendi Hazretlerine soruyor” —Efendim, benim çilem mi daha büyüktü, İmam-ı Gazali' ninki mi? Cevap her zamanki gibi kısa, öz “SENİNKİ”. Düşünün, midesine bir damla suyu alamayan İmam-ı Gazali Hazretlerininkinden daha büyük…Bunların hepsi, Efendi Hazretleriyle tanışmanın sorumluluğu olsa gerek,ne güzel değil mi ne büyük nasip..

 

Burada belirtmek ve sizden yapmanızı istediğim bir husus var dedim ki, Üstad’ın hayatının en önemli noktası, Efendi Hazretleriyle tanışmasıdır şimdi üstadıngeriye kalan hayatını hızla fakat yine olayların ruhunu sezdirmeye çalışarak anlatacağım. Burada istediğimse, şu birazdan okuyacaklarınızla 1904-1934 arası Hayatı değerlendirmeniz…

 

Bu çilenin sonunda artık üstad klasik tabirle yeniden doğmuştur..Burada, üzüldüğüm nokta şudur ki; çok büyük ve önemli lafları, olur olmaz yerde kullanarak güme götürüyoruz.Sonrasında, yerinde kullanınca, bu sefer de, manasını sezemiyoruz..Artık üstad hayatın anlamını bulmuştur...Hayatını adayabileceği bir davası vardır.

Artık, başta bahsettiğimiz özelliklerinin de farkındadır..Kendi tabiriyle yerinde duramaz olmuş ve kendini mücadele sahasına atmıştır..Şimdi burada enterasan bir vakayı anlatmak gerekiyor, yeni bir istiklal marşı arayışındalar ve bunun için Necip Fazıl’dan da bir şiir talebinde bulunuyorlar..Necip Fazıl Üstad da belli şartlar koşarak şiir yazmayı kabul ediyor ve şiir çok beğeniliyor..Evet Büyük Doğu Marşından bahsediyorum..Fakat Devlet reisinin hastalığı ve peşinden ölümü bunun gerçekleşmesini engelliyor fakat isim Üstadımıza kalıyor ve işte BÜYÜK DOĞU..

 

Üstadın safı artık bellidir ve Babıali onun bu tavrına şaşırmakta..Bir çok yaftalar;"Şiirine yazık ettiler"," sabık şairler", şunlar, bunlar ama o bir dava adamı.Bunlar köstekten ziyade ona destek oluyor ve yoluna devam ediyor..Demokrat Parti’yi Halk Partisinden farklı görmüyor ama Adnan Menderesi ayrı bir yerde tutuyor,onu davaya katmak için elinden geleni yapıyor,fakat olmuyor,olmuyor,o sanki bir yay gibi atınca fırlıyor bir engelde hemen geri dönüyor .Sonu malum…”zeybeğimi birkaç kızan vurdular”….Arada hapisler, Bir ansiklopediye geçmiş ifadeyle, "hapisleri üniversite yıllarından çok olan" Üstadımız yılmıyor, peşinden konferanslar toplamda milyonlara hitap ediyor sırf bir maya tutturmak için, sizce olmuş mu? inşallah diyelim ve devam edelim..

 

Necmettin Erbakan’ı destekliyor sırf bu mayayı tutturabilme umudunu gördüğü için fakat sonu malum..”Biz tam 30 yıl,tırnaklarımıza kan ve ciğerlerimize kaynar su oturmuş,bu netice için mi çalıştık,çabaladık,didindik,yırtındık,yıprandık,helak olduk?”Buz dağını eritmiştir ama geç şimdi çamurdan geçebilirsen..Kulaklarıyla dinleyen partiden beklediğini alamayınca ve tam o esnalarda Alparslan Türkeş’in içeriği güzel bildirisini görünce gene bir umut…ama,maalesef, ama, işte...

 

Arada verilen hepsi birbirinden kıymetli eserler, hangisini sayayım;“O ve Ben” i mi? “Çöle İnen Nur”u mu? “İdeolocya Örgüsü”nü mü? “Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu”nu mu, “Rabıtayı Şerife”yi mi “Yeniçeri”yi mi “Ulu Hakan”ı mı?…Yoksa yoksa, “Vatan Haini Değil Büyük Vatan Dostu”nu mu?

Evet, yaa evet, Üstad, vefat etmeseydi, işte bu kitap yüzünden hapse atılacaktı..ah üstadım ah..Mehmed Kısakürek’i yanına çağırdı..Bir sigara istedi “yak da ver”. Çok derin bir nefes çekti ve sigarayı uzattı..camdan dışarı..”DEMEK BÖYLE ÖLÜNÜRMÜŞ”….İşte hayat hikayesi..

 

”Açı doyurmaksa kabirde meram,

Yemeğim Fatiha günde beş öğün”.

NFK

 

 

ÜSTAD HAKKINDAKİ TARTIŞMALAR

 

1)Üstad kibirli miydi?

 

Dedik ya, ham yobaz, kaba softa, işte sırası geldi neymiş efendim, üstad kibirliymiş..yahu önce şunu bilmek lazım birine sen kibirlisin derken bile bu bir kibir tavrıdır.Dinimiz o kadar harika o kadar muhteşem ki, dışından basit gibi görünse de biraz derine inince ne kadar esrarlı olduğunu görüyorsunuz şimdi size bir örnek vereceğim daha iyi anlayacaksınız, kıskanmak ve gayret ikisi de fiilde aynıdır ama kıskanmak kötü gayret iyidir..işte üstad o deha çapındaki zekasıyla bu farkları en iyi anlamış insanlardan biri..kibrin tarifi şu kendisini büyük bilmek fakat büyük tutmak kibir değil vakardır lazımdır..Ne yapsaydı yani? O din düşmanları ile mücadele ederken ezilse miydi? Müslümanlığı üstün tutmasa mıydı?

 

Onun şu lafı her şeyi anlatıyor: "Fikirde,sanatta,anlayışta,anlatışta,buluşta,tutuşta,dağıtışta,toplayışta, ve nihayet yaşanmaya değer hayatın ölçülerini billurlaştırma işinde,dünyanın en büyük adamı olmak isterdim;nefisim için değil de O'nun ümmetinden, en hakir derde düşen, liyakat payını ve üstünlük derecesini göstermek için.." daha da anlamayan varsa dedik ya nasip Allah anlayış vermeyince vermiyor...

 

2)Üstad Evliya mıydı?

 

Her şeyin doğrusunu Allah bilir…Fakat şu da bilinir ki; evliya olarak tanınan hiç kimse kalkıp ben evliyayım demez..Bunu hali hareketleri belli eder ve insanlar tarafından anlaşılır..Yani bu olay bir nebze de insanların kalbine kalmış bir mesele kaldı ki bu devirde namazı düzgün doğru kılanın günahlardan sakınanın

evliya olacağını biliyoruz..Üstad sadece bu bakımdan mı evliyaydı? Bana göre hayır!Üstad’ın çok büyük farklılıkları olduğu ortada hocasından aldığı takdirler dualar ortada,Said Nursi’den aldığı iltifat,ve bu sitede öğrendiğim Süleyman Hilmi Tunahan’ın onun için söylediği söz ortada…yani sıradan bir müslüman olmadığı ortada..Bu konuda onunla hayatının son demlerinde beraber olmuş bazı kişilerin açıklamaları da onun bu makama ulaştığını işaret ediyor..Beni en çok etkileyense “DEMEK BÖYLE ÖLÜNÜRMÜŞ”…fikrimizi söyledik takdiri kalbinize bıraktık..

 

3)Hüseyin Hilmi Işık ile arasında aralarında yaşanlar..

 

Şimdi bu olayı dikkatli irdelemek lazım..Bu konuda bazı arkadaşlarımızın ceffel-kalem konuştuğunu gördüm..Ben size diyorum ki bir Üstadın kitaplarını elinize alın bir de Hüseyin Hilmi Işık’ın kitaplarını..Bunlar Efendi Hazretlerinin büyüklüğüne işaret ediyor çünkü ikisi de ayı şeyi söylüyor…bazı konularda fikir ayrılıkları olmuştur olabilir..ben bu olayı lateşbih,Hazreti Muaviye ve Hazreti Ali arasındaki olay gibi görüyorum…kaldıki sonradan aralarının düzeldiği malumunuz..kimse ortalığı germeye kalkmasın ikisi de Efendi Hazretlerinin çok özel talebesidir..Ehl-i Sünnete büyük hizmetleri olmuştur..Onlara dua etmekten başka yapacaklarımız yanlış olur…

 

4)Üstad Hayatında Bir Parti Taraftarı Oldu Mu?

 

Ne münasebet..bunu açmak için ilk fikrimizi gene Üstad’dan alalım..”Gündelik politika tekerlemeciliği sanatkarın ulvi faaliyetine yakışmayan bir iş olduğu kadar,benim de işim değildir”..Bir yoldasınız yol da dikenli başka da yol yok ama geçmek de şart mecbur dikenlere basacaksınız..yoksa Üstad hiçbir zaman ne Adalet Partisi Ne MSP ne Milli Nizam ne de MHP taraftarı olmuştur…sadece onlara yol gösterici ve gençleri yetiştirici olmuştur..yani partinin gayesini almak değil partiye gaye vermek…Fakat şunu da belirtmek lazımdır ki yine gündelik siyaset için değil yine manası bakımından hangi partili olduğu değil ama olmadığı ortadır onun ismi de apaçıktır.

 

5)Fethullah Gülen’in Üstad’ın yeniçeri kitabına yorumu hakkında..

 

İşte Fetullah Gülen’in yorumu:

Merhum N. Fazıl, yazdığı Yeniçeri adlı kitapta Osmanlı askerî tarihini hep kaynayan kazan şeklinde gösterdi. Ve hassaten Yeniçeri'yi yerin dibine batırdı. Halbuki bu tip tarih değerlendirmelerinde insafı elden bırakmamak lâzım. Son dönemlerinde olmuş -keşke olmasaydı- birkaç ciğersûz hâdiseyi nazara vererek, koskoca bir tarihi karalamaya gitmemeli. Rica ederim. 600 yıllık o tarih içinde kaç tane kazan kaldırma olayı gösterebilirsiniz? Osmanlı'yı ve Yeniçeri'yi bu açıdan eleştirenler, kendi tarihlerine baksınlar. 50-60 yıl içinde 600 senede meydana gelen isyanların, başkaldırmaların birkaç katını müşahede edeceklerdir.Ayrıca, ihtisas da bu konuda gözardı edilmemelidir. Herkesin her şeyi bilmesi mümkün olmadığına göre -aslında böyle bir şey iddia eden de yok- herkes ilgi alanı, çalışma sahasına giren konularda konuşmalı, değerlendirmeler yapmalı. Ve bir şey daha ilave edeyim: Mülâhaza dairesini daima açık bırakıp, iddialı olmamalı.

 

Ve işte bizim cevabımız:

 

Dedikleri doğrudur..ihtisas önemldir ve iddalı olunmamalıdır…Fethullah Gülen’in tarih konusunda ihtisası var mı acaba diye bir soru geldi aklıma? bunları derken iddalı olunmamalıydı bence..Üstad daha kitabın başında Yeniçerinin başlarda ne olduğunu sonradan ne hale geldiğini anlatıyor ama Fethullah Gülen maalesef böyle bir yorumda bulunmuş..üzücü..

 

6)Mehmet Akif Hakkında..

 

Üstad’a göre Mehmet Akif büyük bir şair değildir..onun şiirini ayakta tutan iman kuvvetidir..Fakat aynı zamanda Akif’in reformculara aldandığı da bir gerçektir..bunu şiirlerinde görüyüruz..sonuç olarak Üstad Akif’i İslam şairi olarak görmez…

 

ÜSTADA NE GÖZLE BAKMALIYIZ

 

Üstad öncelikle ehl-i sünnet üzeredir bunu bilmek lazım…Hilal Tvnin Mustada İslamoğlu’nu içinde barındırıp aynı zamanda üstad belgeseli vermesi şaşırtıcıdır,aldanmamalıdır..Eğer üstadın bütün kitaplarına sahipseniz şöyle bir kütüphanenize eğer yoksa büyük doğunun sitesine girin bakın,baştan aşağı şahaserle doludur ve ipince bir mesaj gizlidir.. dini yönden bakarsak fıkıhtan tasavvufa peygamberimizin hayatından evliya hayatlarına…fikir yönünden inceleyecek olursak bir sistem getirmiştir bunun kitabını yazmıştır-ideolocya örgüsü- buna destek konferanslar ve ayrıca fikir kitapları..tarih konusundaysa bize hep yanlış öğretilenleri ortaya çıkararak doğru bir tarih bilincine ulaşmamızı sağlamıştır daha doğrusu hedeflemiştir iş bize düşüyor anlayacağınız..ve sanat geleceğin sanatkarını bekliyoruz değil mi o muhteşem tiyatrolar şiirler ve roman…Eee o ipince mesaj ne mi diyorsunuz? mesaj şu ki sadece o kitapların başlığına dikkatli bakarak anlarızki Üstad bize çok önemli bir mesaj veriyor,çalışın.dininizi öğrenin,fikir sahibi olun,sanatla ilgilenin,tarihinizi bilin..kendinizi bir Büyük Doğu Genci olarak hissediyorsanız bunları yapın…Üstadın bütün bir kütüphanesini okumak demek…şu demektir:

 

”büyük doğu gençliği arslanlardan gür sesli,

sahabi mayasından yüce fatihin nesli”….

 

sırrı iyi çözmek lazım vesselam…

 

AEK

AL
16.07.2009 18:53
#63

kvp111 gönüldaşın yazısını çok beğendim. İnşallah muvaffak olur.

Selametle...

KV
16.07.2009 19:24
#64
kvp111 gönüldaşın yazısını çok beğendim. İnşallah muvaffak olur.

Selametle...

 

teşekkür ederim kardeşim..

AL
16.07.2009 22:54
#65

Esselamu Aleyküm sevgili Gönüldaşlar...

Bu sene yarışma çok dolu ve zorlu geçiyor. Katılan herkesden Allah Celle Celalu razı olsun.

Hayırlı olsun inşallah. Ben de haddim olmayarak katılıyorum.

Selametle...

 

-------------------------------------------------

 

 

BÜYÜK MÜTEFEKKİR’E

 

Kıymetli sevgilim, nadide çiçeğim,

Çileyi kim çeker; çekeni kim anlar?

Acımın haddine geldim, öleceğim!

Çileyi kim çeker; çekeni kim anlar!

 

‘BÜYÜK DOĞU’ büyük doğuş, fikrin nuru,

Türk’ün ana sütü, müminin onuru,

Varsın anlamasın siyaset kuburu!

Çileyi kim çeker; çekeni kim anlar!

 

Bu heybetli sesten önce meydan boştu,

Dudaklar mühürlü, zihinler sarhoştu,

İmdat çığlığına ‘TANRIKULU’ koştu!

Çileyi kim çeker; çekeni kim anlar!

 

Derdimiz tomurcuk, arayın da bulun,

Muhatabımız bir kütükle bir odun!

Sağımız, solumuz ya sırtlan ya maymun,

Çileyi kim çeker; çekeni kim anlar!

 

Zındık çelmesiyle buruştu yüzümüz,

Kaba ve ham ile eğrilir düzümüz,

Uyuştuk, geceye döndü gündüzümüz!

Çileyi kim çeker; çekeni kim anlar!

 

Buzdağının altı bataklıkmış meğer!

Mahsulleri yedi fikirsiz böcekler!

Haşarattan beğen, hangisi muteber?

Çileyi kim çeker; çekeni kim anlar!

 

Merdiven dayadı seksenine, mutsuz…

Tefekkür çeşmesi ağlıyor umutsuz:

Ne gün göreceğiz şu göğü bulutsuz?

Çileyi kim çeker; çekeni kim anlar!

 

ÜSTAD’ın ardında tam oluş vaktiydi,

Aşk-ü iman ile kavruluş vaktiydi,

Ey perişan millet, kurtuluş vaktiydi!

Çileyi kim çeker; çekeni kim anlar!

 

Üstadım sen ekersin,

Sular yanak kanlarım!

Çileyi sen çekersin,

Çekeni ben anlarım!

 

Temmuz 2009

MA
16.07.2009 23:31
#66
Derdimiz tomurcuk, arayın da bulun,

Muhatabımız bir kütükle bir odun!

Sağımız, solumuz ya sırtlan ya maymun,

Çileyi kim çeker; çekeni kim anlar!

 

Buzdağının altı bataklıkmış meğer!

Mahsulleri yedi fikirsiz böcekler!

Haşarattan beğen, hangisi muteber?

Çileyi kim çeker; çekeni kim anlar!

 

s.a. bu iki mısrayı çok beğendim. selametle..

AL
16.07.2009 23:55
#67

Vesselam, Allah razı olsun.

17.07.2009 00:08
#68

''Buzdağının altı bataklıkmış meğer!''

 

Buzdağının altının buzdağıyla da pek ilgisi yokmuş meğer; baksana bataklıkmış...

Hani bu müthiş ifade de, erenin hırkasının altında sakladığı sır değil de, koca çınar ağacına iliştirilmiş takma yaprakları görüyor gibiyim...

 

Bilmiyorum, Ali NFK neyi kastetti ama, deli gömleği gibi üzerimize geçirilen medeniyet anlayışının nasıl da bizim hilkat anlayışımızın dışında olduğu gösterdi şu cümleyle, kardeşim... Biz buzdağının altında yine buz kütlelerinin olduğunu biliyorduk. Ama bak, meğersem öyle değilmiş; orası bataklıkmış... Ali NFK'ya göre arada fıtrat farkı var... Sen buzdağısın ve o köksüz bataklık...

 

''Resmi tarihin altı yalanmış meğer!''

Üstad şiirin çok güzel olmuş kardeşim.

 

Ah yönetim, ah... Şimdi siz ne yapacaksınız? Ne bileyim, işiniz zor!

 

kyp111, türkiyeli ve diğer arkadaşlar çok iyiler...

AL
17.07.2009 00:25
#69

Eyvallah Hacegan Gönüldaş, tek kelime ile...

MU
17.07.2009 03:59
#70

OsmieR'in ve Ali NFK'nın şiirleri de hoş olmuş.

BI
17.07.2009 12:27
#71

ALİ NFK nın büyük mütefekkire isimli şiiri fevkal ade olmuş.Üstadı Özümseyip kalemine aktarmış.Her bırımızın üstadı tam anlamıyla idrak edip yaşantımızda ondan kesitler bulundurmalıyız. ALLAH razı olsun Ali nfk Emeğine sağlık. selam ve dua ile..

AL
17.07.2009 23:28
#72

Vesselam birlik gönüldaş ve Murat gönüldaş. Allah razı olsun...

7M
18.07.2009 12:07
#73

Üstadim Necip Fazıl Kısakürek`e

 

Kamer-i Işığımda aradığım en güzel Rengi gösteren Gönlümü aydınlatmaya Sebep olan ve Ahir Zaman`ın en İhtişamlı Beşeriyet Örneğine

 

Yalnızlığın en doruğunda buldum seni,

Sensizliğin en dibinde kaybettiğim ben`e

Mahkum etmiş divane-i Sarhoş Gönlümün

Yegane Nur-u Kameri Üstadım

 

Sen

Zaman-ı,

Derdime Şua,

Aşkıma Kifa,

Fikrime Deva,

Kefenime Mezar,

Ruhumu çosturan,

Dua`ma koşan,

Beni anlamlı kılan,

Fikrimi Doğrultan

Tek Işıksın

 

Davam

Senin Fikir Sancina Ortak,

Büyük Doğu Gençliğine,

Önder olmak

Ve yazdığın tüm Şiirlerini,

Geçmişini ve en önemlisi Geleceğini ,

Tecrübe edinmek

 

Şairane Ruhunun yegane Mirascısı,

Yokluktaki Varlığında var olan

Kendini bir Yokluk sayan

Ve O`nun gibi bir Varlığa ererek

Ebedi kalmaya çabalamak suretiyle,

Bu Davada bir Yaprak tanesinin

Tek bir Damarı olmaya razı gelen

Bir Ömür boyu beklediğin

Büyük Doğu Gençliğine layık bir Fert olmak

 

Ver Cüceye onun olsun Şairlik de bahsettiğin

O küçümsediğin, ama Yüce Şiirinde yer verdiğine, Hayran,

Sonrasında gözümü Büyük Sanatkarliğa dökebileceğim

O Ruhu pişirebileceğim ve Kemal`e erdirebileceğim

Bir Gelecek ki Vatanıma, Milletime ve Dinime

Hayırlı bir İlim Adamı ve Davama ölene dek Sadık

Bir Birey olabileceğim ve Seninle beraber Kevser havuzunda

Peygamber çevresine Halklari toplayabileceğim

Ve bu Duamın Tek Yaradanımız olan

ALLAH (cc) dan isteyebileceğim bir Hayat Niyaz ediyorum

 

Yarın elbet bizim, elbet bizimdir/Gün doğmuş, gün batmış Ebed bizimdir

 

Ismet Yavuzyigit

 

 

 

Herkese Basarilar Kardeslerim...

18.07.2009 15:01
#74

Üstadımıza yazılan her şiir ve her yazı gönlümüzde birincidir...

 

Bu sebeble tüm kardeşlerime başarılar diliyorum ...

 

Site yönetiminin hazırlamış olduğu bu güzel düşünceyi de alkışlamak gerekiyor...

 

Hepinize kolay gelsin...

 

- Ben sizleri dışarıdan izleyeceğim inşallah :)

IN
18.07.2009 15:37
#75

SÖZ GEREK SÖYLEMEYE

GÖZ GEREK GÖRMEYE

BİZ GEREK GÜÇ OLMAYA

CI
18.07.2009 22:22
#76

Ana Cepheleriyle, Necip Fazıl Kısakürek

 

 

 

Necip Fazıl, bütün cephelerinden evvel, gerçek bir şahsiyettir. Bu şahsiyet düşünceye tanıdığı hayat hakkı bakımından asildir, gene düşünceyi insanlığın en büyük değeri, daha doğrusu değerler çarşısına götürücü vasıta bildiğinden ve bunu samimi manada yaşadığından, dikkate şayandır, her şartta ve her fırsatta, meselelerin içyapısını kökünden tanıma ve dış mimarisini mütehassıs gözlerle görme, nihai hükmünü bunlara göre koyma açısından, takdire şayandır. Necip Fazıl'ın şahsiyetindeki bu istidatlar bütünlüğünü aklımızın bir köşesine asalım. Diğer köşesine, mutlak hakikati, eşya ve hadiselerin ötesindeki gerçekliği, mümin kelimelerle ifade edersek, Allah'ı, onun yarattığı ve bizim somut olarak hakkında bilgi ve fikir sahibi olduğumuz yegâne âlemi, yani dünyayı yerli yerine oturtalım. Mutlak hakikatin ifade üstü mahiyetini, onun türlü düşüncelerce tasvir edilen yapısını bir kenara koyuyoruz. Burada üzerinde durmak istediğimiz husus, Necip Fazıl’ın şahsiyetindeki (ham) istidatların (mutlak hakikat)e olan saf temayülünü göstermektir. Bunu gösterdikten sonra bu saf temayüllerin çatlayışlarını, yani (içgüdü) planından (şuur) planına geçişlerini göstereceğiz. Burada, karşımıza onun ve diğer bütün arayıcı kafaların (çile)si çıkacaktır. Çünkü (mutlak hakikat) ve onun sayısız tezahürleri, yapıları itibariyle basittirler, daha doğrusu, (yalın)dırlar, çetrefil ve kargaşa, araya (dünya) ve (mantık) girince ortaya çıkar. Mutlak hakikatin mahiyetindeki bu yalınlık ve pürüzsüzlük, bizim zihnimizin henüz ifadeleşmemiş, ham kısmıyla bir uyum arz eder. Çocukların, kâinat ve eşya karşısındaki (malumatsız), saf bilgileri ve içinde oldukları katıksız hürriyet bize bunu ispat eden bir hasletlerden sadece biridir.

 

 

Ana hatlarıyla, bir çırpıda görünen Mutlak Hakikat, ifade edilmeye, idrak edilmeye çalışıldığı vakit, içgüdünün şuurlaşması yaşanır. Arayıcı kafalar, ruhlarındaki (mutlak hakikat)e götürücü mayayı, (madde) hamuruna çalarken, (madde) ile (ruh) arasındaki muhteva ve mahiyet farkından ötürü, ıstırap çekerler. (Ruh)un latifliği, (madde)nin donukluğu karşısında duraksar bir müddet. Kendilerini ifade etme, her şeyin bir (öz)ün etrafında yoğunlaştığını ispat etmede güçlük çekerler. Çünkü (madde), insanların zihinlerini donuklaştırır. (Mutlak) ise, yapısı itibariyle durağan ve donuk değil, dinamik ve akıcıdır. Dünyadaki bütün peygamberlerin karşısına, kâfirler aşağı yukarı şu soruyla çıkmıştır: (Allah mı, bize onu göster. Tabiatımız ve tanıyış melekemiz olan akıl, bunu şart koşuyor. Biz, gördüğümüze inanırız. (kaynağın) tezahürünü doğrudan görmek isteriz. Bir şeyin mevcudiyetine inanmamız, üstelik iman edecek derecede bedahetle inanmamız için onu görmemiz şarttır. O halde onu müşahhas bir şekilde gösterin. Biz de onun gerçekliğine, hüküm koyma salahiyetine şahadet edelim). Demek ki putperestlik, insan aklının ve mantık kaidelerinin tabii bir sonucu idi. Peygamberler, Allah’ın mucizelerini göstermek suretiyle, onun hareket ve hamlede tek olduğuna, (var)lığın ve yaratıcılığın tek ve eşsiz mihrakı olduğuna ikna ettiler. İnsanları, (bildim) sanışın mağrur yanılgısından kurtarmaya çalıştılar. Bir (idrak) cihazı daha vardı. Bu, öyle büyük ve bereketli bir kaynaktı ki, kuru akıl onun yanında (et) ile (mukavva) arasındaki farktı. Sonradan nur diyarından akın akın gelen ilim büyükleri de, kâinatın manasını, insanların ondaki yerini ve vazifesini ifade etmeye çalıştılar. Bunlar gösterdiler ki, (akıl) ile (hakikat) arasında bir mahiyet farkı yoktur. Ancak çok büyük bir derece farkı vardır. Bu dereceler, kaba akıldan, gönle kadar uzanan muhteşem bir silsileydi. Bu silsilenin gönle uzanan mistik kısmını tasavvuf büyükleri üstlendi. Neticede, İslam dünyası, özellikle 8. yy.’dan başlayarak Bağdat, Kudüs, Kurtuba ve İstanbul’a kadar uzanan bir ilim-hakikat mimarisini yükselttiler. 16. yy’a kadar bu mimari olanca ihtişamıyla yükseldi. Ardından, muhasebesi farklı bir başlığa ait hadiseler gelişti, İslam dünyası Osmanlı kadrosuyla içerden kaba softa ham yobazla çürütülmeye başlandı. Tanzimat ve ardından gelen cereyanlarsa malum...

 

 

18.yy'da, Dünya'nın eşiğinde olduğu buhranı tarife imkân yoktur. Bir tımarhanedeki bütün çıldırmışların hikâyelerini romanlaştırsak bile bunu bir nebze tasvir etmeye yetmez. Makine, insanlığın başında, bir hakikat cellâdıdır. Doğu, İslamiyet’e olan aşkını kaybetmiş, kalbine batı taklitçilerince mühür vurulmuş. Hiç bir harekette bulunması mümkün değildir, çünkü kötürümdür; siyaset, sanat ve bilim alanlarında Batı’ya yaklaşmak sevdasındadır. Bu arada içindeki kıymetlerinin kökleri itibariyle Batı ile arasında bir doku uyuşmazlığı yaşanıyordur. Doğu ile Batı arasındaki muhasebeyi yapamayan Doğu aydınları, biçare, köklerine, değerlerine, kültürlerine, zenginliklerine, tarihlerine sırt çevirerek Batı’yı taklide başladılar. O zamanlar Doğu’nun gerileyiş, Batı’nın ilerleyişinin müessirlerini idrak edece kafa neredeydi? Kim bu kök tahribatına, tamiri kabil olmayan ruh sakatlıklarına, 6.yy’daki putperestliğin, yani donuk akla, kaba mantığa bağlı idrak ve hayat ölçülerinin makine sürümüne karşı çıkabilirdi ki? O hangi kafaydı ki, bu muhasebeyi (var)lığın iki sütunu olan (madde) ve (ruh)a kadar götürecek, kuru bir tenkit hışmının ötesinde sistemleştirecek, gayeleştirecekti?

 

 

Necip Fazıl’ın düşünce dünyası, (mutlak) ile (mevcut) arasındaki bütün perdelerin kaldırılması, (mutlak hakikat)i olanca saflığı ve özüyle bir çırpıda görüp, onu mantık üstü bir (seziş) cihazıyla fark ettikten sonra, eşya ve hadiseler üzerinde tatbik edebilme cehtinden müteşekkildi. Aklı, çıkılacak nihai düzey olarak görmekten ziyade, onu bir merdivenin basamakları olarak kabul etme, her basamaktan sonra yeni bir basamağın daha olduğunu idrak etme, basamakları çıka çıka nihayet (mutlak hakikat)e yaklaşma vasıtası olarak telakki ediyordu? Onun fıtratındaki saf temayüllerin, şuurlaşması suretiyle bu basamakları çıktığını ifade etmiştik. Düşüncesinin ana mimarisini ve en zengin yönünü şiir sanatında ortaya çıkarması ve kendini ifade etme aracı olarak onu kabul etmesi, bunun apaçık bir delilidir. Bu, nasıl oluyor? Seziş ile idrak ediş arasındaki bu bağ? İçgüdü mahiyetindeki bir bilginin şuurlaşması...

 

 

İster doğum sancısı, ister can çekişmesi şeklinde düşünün, ister yoğurdun kaymaklaşması şeklinde, ister bir şeftalinin dış yüzündeki incecik perdeden, ortasındaki çekirdeğe doğru, yoğunlaşma metoduyla katılaşması şeklinde tasavvur edin, tümü bir (oluş)un zahmetini ve sancısını gözlerinizin önüne serecektir. Necip Fazıl’ın, doğrudan doğruya (mutlak hakikat)i ve onun eşya ve hadiseler üzerindeki ağını görebilme kabiliyetine, belli bir nispette sahip olduğu aşikârdır. Bu, bir mükâfattan öte, bir yüktür, bir sınamadır, belki sınamaların en büyüğüdür ve yüklerin en ağırıdır. Necip Fazıl’ın çilesini bu mihrakta ararsak, yanlış yapmayacağımızı zannederim. Geçliğinde (bulduğumu sanmaktan ziyade umduğumu aramaktayım) diyen şair Necip Fazıl, içindeki kaba mantık hesaplarını alt üst edici mutlak hakikat temayülünün, ilk tesirlerini yaşamaktaydı. Burada, her (buluş)un ve her (biliş)in aslında bir (zannediş)ten başka bir şey olmadığını idrak edişin ilk işaretleri vardır. Aklımız burada bize sorar, o halde üstün (buluş) ve gerçek (biliş) nasıl olacak? Buna da, Necip Fazıl’ın sanat ve mücadele hayatının bir hülasası olarak, şu yanıtı vereceğiz: (Buluş)ları ve (biliş)leri, (zannediş)lerden ayıklayarak, onları taklitlerden temizleyerek, hâsılı (ulvi)liklerini gücümüz yettiğince teşhir ederek, (süfli)olandan münezzeh görerek, ilk adımı atarız. Ötesi, ne bir virgülü ne bir noktayı ne de bir paragrafı takip etmeye tenezzül etmeyecek kadar büyük bir iştir, Üstad’ın ömrünün son demlerindeki derin sükunet, sarsılmaz emniyet ve büyük teslimiyette bir nüshasını gördüğümüz mefhumdur, (aşk)tır.

 

 

O, şahsiyetindeki saf hasletler itibariyle (mutlak)ı sezebiliyordu, onu hiç olmazsa (süfli)den ve bilhassa taklitten ayırt edebiliyordu. O, hiç farkında olmadan içindeki bu saf temayülleri büyütüyordu, derken bunlar bir sarmaşık gibi bütün şahsiyetini yeşil bir ağ içine alıyordu, artık (mutlak) hakikat ve onun tezahürleri, yavaş yavaş bir dünya görüşü haline geliyordu. Bu dünya görüşünde taklide yer yoktu, çünkü onda, (kurmaca) olan (asli) olandan kendiliğinden ayrılıyordu. Ama öte yanda kendi nizamlarıyla, kendi sistemiyle, kendi değerleri ve ölçüleriyle bir (dünya) vardı dışarıda. (Mutlak)a içindeki saf temayüller itibariyle ne kadar bağlıysa, (dünya) ile de o kadar münasebet halinde olma zarureti vardı. İstidatları, henüz gayelerine perçinlenmedikleri için, (dünyevi) sistemlerle doğrudan bir çatışma arz etmiyordu. Hem etse bile bu şairlerin elbiselerinden evvel giydikleri (melankoli) fanilasından başka ne olabilirdi ki? Bu arada şairliği, içindeki ruh antenlerinin bereketince gelişiyordu. Hemen hemen böyle bir noktada, ömründeki en büyük çilelerden birinin içine düşüyordu. Niçin? Çünkü içinde, saf temayülleri şuurlaşmakta, kökleşmekte, yukarıdaki örnekte ifade ettiğimiz gibi, yoğunlaşarak katılaşmakta, kadifeden bir satıhken demirden bir çekirdek olmaktaydı. Yani düşünceler kafasında, uzak, sisli bir dağın ardındaki rivayetler değildi artık, başlı başına bir dünya görüşüydü, sistemli bir düşünce sisteminin temeliydi. İçindeki (saf)lıklar nispetince, dışında kargaşa vardı. O zamanlar dünya bir nizam bunalımındaydı, cemiyet kendi köklerinden koparılmış, taklit ağaçlarında maymunluk mesaisine zorlanmış, aile, içtimai hayat, içtimai düşünce ölçüleri, milli yekparelik kökünden kazınmaya yüz tutmuştu. O, içindeki (mutlak)a olan temayülünü kanlı bir çileyle şuurlaştırmış, düşünceleştirmiş biri olarak, bunların iç yüzünü bir anda, bütün çıplaklığıyla gördü. Dönemindeki (aydın) makamını işgal eden kafalardan, bu teşhis dehasıyla ve çare arama vicdanıyla ayrılıyordu. Onlar, memleketin buhranını kabul ediyor olsalar bile, batı takipçiliğiyle bunun aşılacak bir vaziyet olduğuna inanıyorlardı. Onların ve birkaç nesil evvelindekilerin ortak kanaatleri, Batı âleminin hakikatten her alanda büyük sıçrayışlar yaptığı yönündeydi. Buhranımızın ve gerileyişimizin nedenine gelince, bütün Doğu âlemiyle aynı marazdan ileri geliyordu bu. O halde yapılacak iş, bir matematik formülü kesinliğindeydi, onu görmemek (çağ dışı)lıktı. Ne de olsa madde planında son sürat ilerleyen bir Batı vardı. Doğu âlemi ise aynı nispette yavaşlıyor, aralarındaki fark ise kaplan ise kaplumbağa arasındaki sürat farkı gibi, durmadan açılıyordu. Şu halde batıcılığı tutmak, tek yoldu. Hiç olmazsa yolların en makulu idi. Necip Fazıl biliyordu ki, bu fikirler, her ne kadar temelde çürük olsalar bile, kendi içlerindeki bağ itibariyle tutarlı idiler. Daha doğrusu ortaya koydukları önermeler, birbirileriyle uyum arz ediyordu. Muhakemenin namusundan mahrum kafalar, bu uyuma aldanıyor, bu önermeleri tek tek incelemek akıllarına bile gelmiyordu Mesela, Doğu âleminin gerileyiş içinde olduğu, muhakkaktır. Buna karşı çıkılmazdı. Ama ki, bu gerileyişin müessirlerini aramak lazım gelmez miydi? Doğu âlemi, acaba mahiyetindeki bozukluklar yüzünden mi çökme devresine girmişti, yani yaşam hakkını tabii bir şekilde doldurmuş bir ihtiyar mıydı, yoksa onu içten içe çürüten şeyler mi vardı. Mesele, onu iç hastalıklardan kurtarıp dış tesirlerden arıtmak, yeniden İslam medeniyetini, bu kez madde planında da ilerleme dersiyle, yükseltmek miydi, yoksa yukarda bahsettiğimiz (unsur)ların tek tek içeriğine inmeden, onları (elde bir) sayma gafleti ve kolaycılığıyla, topyekun red yolunu tutarak batı takipçiliği yapmak mıydı? Bunlardan ilkini seçmek, büyük, tarihi bir muhasebenin yapılması anlamına geliyordu. Bu ise meselelerin içyapısını görücü gözlere, her şeye (mutlak hakikat) penceresinden bakıcı derin idraklere ihtiyaç duyuyordu. Bu ise çile demekti. Çünkü meseleler aydınlandıkça felaketin boyutları ayan beyan ortaya çıkacaktı. Necip Fazıl işte bunları net bir şekilde görüyordu. O, varlığın iki ana direği olan (madde) ve (ruh) planlarında, daha önceden kendi içinde samimi bir mücadeleye girişmiş olarak, belli kazanımlar ve yetkinlikler elde etmişti. (madde) ve (ruh) mevcudiyetin ayrılmayan iki kutbudur. Meselelerin künhü, insanoğlu için bunlardır. Necip Fazıl, kendinin ve cemiyetinin muhasebesine bunlardan başlıyordu. O yüzden, her şeyi (öz)ü itibariyle yalın ve (saf) görüyordu, her şeyin, (öz)üne ve ruhuna bağlı olması gerektiğini inanıyordu. Çünkü her şeyin (öz)ünde mutlak hakikat, yani Allah vardı. Ne kadar derinleşirsek, o kadar yetkinleşirdik, ne kadar yetkinleşirsek, o kadar Allah'a yaklaşırdık. Tarihimizde,16. yy.'a kadar kudretli bir aşkla O'na yaklaşmıştık. Hamlede ve hayatın diğer şubelerinde edindiğimiz muvaffakiyetlerle bunun semeresini almıştık. Ama bunları düşünceleştirmediğimiz, sistemleştirmediğimiz, disiplin altına almadığımız için koruyamamıştık. Kalbimizi, bir göğüs kafesiyle çevirip emniyet altına alamamıştık. Necip Fazıl bunları görüyordu. Ama her şey, insanların satıhçı şuurlarında ve kısık ateşte yanmaya çalışan idraklerinde, (öz)ünden uzaklaşıyordu. Bu kısık idrakler, o (öz)lere kendilerince kıyafetler giydiriyorlardı. Şuurlarını (öz)ün cevherini tanıyıcı ve onun azizliğini teslim edici bir hüviyete gelene kadar terbiye etmektense,(öz)leri şuura uygun gelecek kalıba sokmak kolay yoldu. Herkes bu yolu tutuyordu. Çünkü insanların fıtratlarındaki (saf) temayüller, herkeste Üstad’daki gibi şuurlaşıp kemale doğru gidemiyordu. Burada, Çile'ye göğüs gerebilme cesareti, insanları (biri) ve (diğerleri) olarak ikiye ayırıveriyordu. Herkeste fikir çilesinden korkma vardı, düşünememe vardı. Varlığı bir bütün halinde görememe vardı. Bütünü teşkil eden unsurları, köklerine kadar inip (madde) ve (ruh)larından başlayarak düşünememe vardı. Bu yüzden (elde bir) olarak hesap edilen önermelerin, eksikliklerine rağmen, üst üste yığılarak kördüğümleşmesi vardı. Bu kördüğümün neticesindeki eksik veyahut yanlış kanaate, zorunlu olarak bağlılık vardı. O, meseleleri bir bütün halinde görüp, tümünü (varlık) tahtasında hesap ettiği için, fikir mimarisi yukarda bahsettiğimiz satıhçılar gibi yamalı bohça değildi. Edindiği kanaatler titremiyordu, tereddüde düşmüyordu. Her biri hem parça, hem bütün olarak inanılmaz bir ahenk ve tamamlık içindeydi. Fikir namusu, dava inancı, bunlardan ileri geliyordu. Kendi çağında, Üstad Bediüzzaman ve bir kaç çilekeş kafa dışında, meselelerin bu kadar içine inerek, hesapların bu kadar büyüğünü ve doğrusunu yapabilen kaç kişi vardı ki? O biliyordu ki, dünya çok ve girift bir boğazdan geçiyor. Bundan kurtulmak ve Türkiye ile birlikte bütün Doğu alemini yüceltmek, takım tutar gibi siyasi fikirlerin yalancı heyecanlarına tutulmakla asla olmazdı. Çünkü siyaseti, (ol)duran bir düşünce ve ölçü sistemi olarak görmüyordu. O, olsa olsa bir tezahür ve netice manzumesiydi. Öyle bir kıpırdayış ve hareket olması gerekiyordu ki, siyasi planda takip edilmesi kabil olan tezahürler ve neticeler üretilebilsin. Bu yüzden siyaset, vücudun kafası olamazdı, kalbiyse hiç olamazdı. Mesele içteydi, ruhtaydı. Hem ferdi ve hem umumi planda, ruhlar pörsümüştü. Onları silkeleyip dirayete getirmek icap ediyordu. Siyaset, burada bir satranç oyunundan farksızdı. (Bediüüzaman Hz.'lerinin de siyasetten çıkması aynı müessirlere bakar) artık meydana inmek gerekiyordu. Karşısında hipnotize olmuş gibi bakan insanların yüzlerinde bir şefkat ve uyarı tokadı olmaya çalışıyordu. "Düşünün" diye bağırıyordu. İşte geçmişiniz, işte (maruz bırakıcı) ve kükreyici tablonuz ve işte şu anki haliniz, işte sürekli (maruz kalıcı) sefaletiniz ve miyavlayışınız. Bunun neticesinde, geleceğinizdeki hali çıplak gözlerle görmeye cesaret edecek biriniz var mı, diyordu.

 

 

Henüz pişme merhalesinde olan (derin bilgi)nin (oluş) çilesi, memleketin buhranıyla birleşiyor, kendini düşünce muhitini bulamama kahrıyla birlikte, önümüze (Çile) şiirini yazdıran ruh ve düşünce haletini getiriyordu? İşte, Abdulhakim Arvasi hazretleriyle tanışıncaya kadarki Necip Fazıl'ın ana yapısı budur.

 

 

Abdulhakim Arvasi, onun için, içindeki saf temayüllerin kanlı bir çileyle şuurlaşıp fikirleşmesini, (iman) emniyetine alarak terbiye edici, coşkunluğuna mecra ve kanal açmak suretiyle istikamet kazandıran bir kahramandır. Artık Üstad için (yok)ta çırpınma, beyhude arama yoktur. Bütün sarsılmazlığı ve çevikliğiyle (var)da derinleşme vardır. Bu, zaten olsa olsa tasavvufun işidir ve insandaki görüş, anlayış, idrak ediş cihazlarının sıkletleriyle, (mutlak hakikat) arasındaki fark itibariyle, kılavuzsuz yapılacak bir iş değildir. Üstad, dışıyla içi arasındaki o çetrefilli muvazeneyi kuran bu kahramanın eteklerine yapışıyordu. Bu arada, dünya görüşünü (iman) emniyetine aldığı için, artık (sufli)yi ve taklidi teşhir etmedeki (antitez) ustalığını, kendi dünya görüşünü sistemlendirme yolunda olduğu için, (tez) ustalığıyla birlikte yürütmeye başlıyordu. Antitezler ve tenkitlerle çapaladığı fikir tarlasına, artık (tez)leri ekme vakti gelmişti. Dışıyla içi arasındaki muvazene sarsıntısı, dinmiş görünüyordu. Çünkü artık, fikirler başıboş ve (antitez) yayan bir vehim buhurdanı değildi. Her birinin bir vazifesi vardı, her biri, dışarda ne kadar birbirinden ayrı kollar olarak yayılıyorsa da, merkezde, bir ahtapotun vücudunda birleşir gibi birleşiyorlardı. O kollar fikirdi, o gövdeyse İslam...

 

 

 

Cihat

DA
19.07.2009 01:24
#77

ÜSTAT İLE ZİNDAN

Nedenini bilmem, bir devirdeyken;

Ensemden tutuldum, hapse atıldım,

Tabakta yemeğim beklemekteyken;

Zehrolmuş kanıma ekmek batırdım.

 

Ey Üstat nerdesin?.. Dostum ve hocam,

Titrek ellerimde şiirlerin var,

Sıkıntı kaderim, teessür kocam,

Bir dua et bana beni kim anlar.

 

Canım yanarken uyuduğum zaman,

Kirli suyla içtiğim çaydan tatlı,

Beynim fokur fokur kaynayan kazan,

Sabır benden dörtnala kaçan atlı.

 

İzah ey Üstadım, sen nasıl bindin,

Öyle yağız ve ak sabır atına,

Takvimlerde Mayıs ve bir gün indin,

Kalanlar tek safta durdu zatına.

 

Perişanlık yanağımı öperken;

Hasret, hüzün; iç çeker alt ranzada,

Gözlerimi tavana çivilerken;

Ölmüş sanki dostlarım bir kazada.

 

Farzdır buralarda gelince zaman,

Başefendi der ki: Hadi avluya!

Bu kaçıncı adım Yarabbim aman!

Biz sana muhtacız, topraksa suya.

 

Ansızın küçülür, zindan avlusu,

Taşlarla döşeli, daracık bir yer,

Yürüdükçe artar, ölüm korkusu,

Ve Üstadım gölgen, yanımda gider.

 

Zehir bir avaz Hadi maltaya der,

Başlarımız sağdan tek tek sayılır,

Önde sanki biri Necip tamam! der,

Üstatsız duvarlar, çatlar yıkılır.

 

Işığı unuttuk, gönülde kahır,

Rabbenadan gayrı bizi kim görür

Saçlar ağardı daha da ağarır,

Ah Üstadım senle tükensin ömür.

 

Leyliyim, tespihimde düşer tane,

Üstatla olmak, ölümden şahane,

Elveda, annemden boş kalan hane!

Ben mahpus ve burası mahpushane

 

 

(DATA)

 

 

Umudum yok ama ben de katılayım... Üstada emeğim feda olsun...

TU
19.07.2009 12:25
#78

Gakgosh ironik bir yazı yazmış,

başarılar.

Yazıda bahsi geçmiş.Zaten komumizm gerçektede edebiyatla kendisni pazalamıyormu?

NF
20.07.2009 09:01
#79

Selamlar,

 

Ha gayret arkadaşlar, artık son haftaya girmiş bulunuyoruz. Dereceye girecek kalitede yazılar geliyor, bakalım netice ne olacak :)

 

Uzak ufuklar kullanıcı isimli arkadaşımız yanlışlıkla şiirini özel mesaj yoluyla bana göndermiş. Kendisinin siteye tekrar girmeme ihtimalini de göz önünde bulundurarak şiiri benim paylaşmamın daha uygun olacağını düşündüm. Yarışmaya katılırken özel mesaj göndermek yerine, yazınızı bu başlık altına yazmak durumunda olduğunuzu tekrar hatırlatıyor, şu ana kadar katılan ve son hafta içerisinde katılacak olan herkese tekrardan muvaffakiyet diliyorum.

 

“NECİP FAZIL KISAKÜREK”

Sözler yetmez ki onu anlatmaya

O "üstad Necip Fazıl Kısakürek"

Kelimeler az gelir onu yazmaya

Onda vardı aslan gibi bir yürek

O bir döneme damgasını vurdu

O asırlık dev çınar

Sanmayın ki o şimdi unutuldu

O hep gönüllerde yaşar

Onu anlatıyor hep bize kaldırımlar

Onun hayat yolu;hep acı hep çile

Ona insafsızca saldıranlar

Hepsi gömülmüş bir bir tarihe

O bir davaya adadı hep kendini

Ömrü boyu hep bu dava için çalıştı

Hak boyasıyla boyamış onun rengini

Ona bu renk çok yakışmıştı

Yeşeriyor kalplerde yeniden filizler

Üstadım sen ekmiştin o binlerce tohumu

Açıyor yeniden renga renk laleler,güller

Üstadım sen yerinde rahat uyu

Kaç güneşler batsa da

Bu davanın ışığı hiç sönmez

Bedenleri kara topraklar alsa da

Hakkın yiğitleri hiç ölmez

Bu davayı yüklenmiş gidiyor

Nice yiğitler aslanlar gibi kükreyerek

Bir millet yeniden uyanıyor

Hem de içlerinde binlerce

Necip fazıl KISAKÜREK

Mehmet Yılmaz İNANOĞLU

 

Saygı ve selamlarımla

DB
22.07.2009 03:47
#80

Üstadım,

 

Üstadım diye hitap etme cüretinde bulunurken hayâ ettiğim; aşkın, vecdin, fikrin ve çilenin ve şu an dehşetle muhtaç olduğumuz aksiyonun tetikleyicisi büyük insan.

 

"Fikirde, sanatta, anlayışta, anlatışta, buluşta, tutuşta, dağıtışta, toplayışta ve nihayet yaşanmaya değer hayatın ölçülerini billurlaştırma işinde dünyanın en büyük adamı olmak isterdim; nefsim için değil de, sırf O’nun ümmetinden en hakir ferde düşen liyakat payını ve üstünlük derecesini göstermek için” Böyle demiştin İdeolocya Örgüsü’nün başında üstadım. Ve şimdi biz, yani senin dehşetli bir arzu ve hasretle beklediğin “Büyük Doğu Gençliği”, biz şahadet ediyoruz , En büyük filozoflardan daha büyük, en büyük sanatkarlardan daha büyük, en büyük mütefekkirlerden daha büyük bir insan olarak, geldin, yaşadın; Allah, Rasulü ve Dostları yolunda, Allah’ın hak dinini ihya etmek, zahirde yerde olan o sancağı tekrar en yükseğe dikmek için mücadele ettin, “Biz şahadet ediyoruz!”

 

Bir gençlik yetiştirdin, ortaokuldan beri seninle, fikrinle, mücadelenle yetişen o zamanın gençleri şimdi ülkede söz sahibi olan siyasetçiler, gazeteciler, yazarlar, şairler, sanatçılar… Hepsinde senin tesirin, hepsinde senin fikrinin bir parçası… Attığın tohumlar o denli sağlam oldu ki, Mukaddes Emaneti omuzlarına alıp taşıyan gençlerin onlarca yıl sonra bile durmaksızın hedefe adım adım ilerliyorlar…

 

Hafızamıza soktuğun kelimeleri kullanıyoruz, daha önce hiç tanışmadığımız tanışsak dahi dikkatli takip etmediğimiz kelimeler girdi hafızamıza; tüm yazılarımızda mutlaka o kelimelerden birkaç tanesini araya sıkıştırıyoruz senin ki kadar tesirli olsun diye yazılarımız, konuşmalarımız… “ vecd, mana, mücerret, namütenahi, ruh…” ve daha niceleri…

 

Yazdığımız şiirleri hep seninkilere benzettik, senin şiirini okuduktan sonra kolay şiir beğenemez olduk. Şimdi senin söylediğinin daha cüretkârını biz söylüyoruz: Dünyada iki büyük şair varmış dediklerinde Öteki kim? demiyoruz, “Öteki yok!” diyoruz…

 

Okuduk, okuduk, okuduk…

 

Okudukça senin Aşkın bizim aşkımız oldu... Senin Davan bizim davamız, Senin Çilen bizim çilemiz oldu...

 

Her okuyuşta “Yahu bu kadar muhteşem bir dize yazılamaz, Bunu yazan zekâ nasıl bir zekâdır, Bunu yazdıran aşk nasıl bir aşktır” dediğimiz belki yüzlerce dizen oldu.

 

Saatler süren konferanslarını anlattı bize büyüklerimiz, o geçen saatlerin dakika gibi geldiğini, her coşkulu söylevinden sonra insanların alkışlamaktan ellerinin kızardığını ve yıllar sürecek bir vecdin içine girdiklerini söylediler. Hiç bitmesin isterlermiş konferanslar, binlerce kilometre uzaktan dahi olsa tereddüt etmeden dinlemek için geldiklerini anlattılar. Ve biz, yani seni göremeyen Büyük Doğu Gençliği, kitaplarını okuyarak seninle konuştu, konferans kayıtlarını dinleyerek orada hissetti kendini.

 

 

“Allah diyen bu millet hiç ölmeyecek” dedin. “Bu millet ölmeyecekse bu Fatih dirilecektir” dedin. Ve şimdi biz yeniden, manen çökmüş olan İstanbul’un fethi için elimizden geleni yapıyoruz. “Gençler, bu gün mü yarın mı bilmem ama Ayasofya açılacak” dedin ses tonundaki o muhteşem ikna edici güç ve kararlılıkla. Ve biz de aynı gür ton ve kararlılıkla haykırıyoruz: “Evet Üstadım Allah için, Rasulü için, Dostları için, Fatih için ve Senin için ve senin gibi bir davaya baş koymuş bütün mütefekkirlerimiz için BİZ AYASOFYA’YI AÇACAĞIZ!”

 

Vasiyetini okuduk hepimiz, tüm sevgi ve nefretimizi Allah dostlarının ve düşmanlarının üzerinde topluyoruz ve onları hiç unutmuyoruz, hele düşmanlarını. Hepimiz bizden istediğin üzere senin kaza namazlarından birer günlük namazını eda ettik üstadım. Namazlarımızdan sonra Fatiha'larını her daim yolluyoruz.

 

Bu memleket sana hasret üstadım. Hiçbir zaman şuan ihtiyacı olduğu kadar ihtiyacı olmamıştı senin kalemine, gür sesine… Gittiğinden beri 26 sene oldu, mücadelen 65 seneye yaklaştı ama değişen hiçbir şey yok. İnönüler, Bölükbaşlar, Faikler, Ataylar, Ataçlar hala var, isim ve vücud değiştirmiş halde. Hala küfür yobazları Müslümanların ruhunu çalmak için, bizi “Öz vatanımızda parya” yapmak için var güçleriyle çalışıyorlar. Hala gericiyiz üstadım, hala mürteciiyiz, evet biz de senin söylediğini söylüyoruz, onların zamanın kokmuşları olduğunu biliyor ve diyoruz: Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana; Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana. ...

 

Ve şimdi biz, yani “Dininin, dilinin beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlik” Olan biz, “Kim var?” diye seslenilince, sağımıza ve solumuza bakmadan fert fert “ben varım!” diyoruz. Benim olmadığım yerde kimse yoktur! Diyoruz…

 

Haykırıyoruz ciğerlerimiz patlarcasına en ulvi manevi sesimizle:

 

DOĞACAK BÜYÜK DOĞU BİZDEN DOĞARAK!

 

 

Üstadım bu aciz kalem sadece ve sadece yüreğini koydu bu yazıya. Mekânın cennet, Komşun Nebiiler Efendisi, mükafatın Cemalullah olsun…

ME
22.07.2009 10:23
#81

NeFesLe ÖLeN ÖLüM

 

 

çevremde onca insan, bir iki tanesinde var ihsan

şikayetler var bitmeyen lakin ibadetler noksan

kaçımız cenneti hakettik, hepsi ''ben'' der sorsan !

belki de sorun çözülecek avcunu göğe açsan!

bir deniz gibidir namaz pisliklerini temizler

bir kıyıdır O'nun rahmeti sürekli kabul eden

tek ayağım çukurda gibiyim, ölüm her an ensemde

 

 

yukarlarda olupta Allah'a bir o kadar uzak olandır kibirli

nefesle öldürdüğümüz ölüm elbet kesecek nefesimizi

bir yol ki önüne uçurum çıksa dönmek istemezsin geri

kalbinin kalemiyle beyin kağıdına yazmak iste yeter ki

 

Aynı dünya'da farklı dünyalardayız

farklı rüyalarda aynı amaçlardayız

paranın dostluğu harcanana kadardır

imkansızları var eden önyargılardır

inancımız kadardık şu an çoğumuz karıncayız.

 

Katil sıfatı almadan öldüren bir Allah.

nefsin sevap kazanma isteğidir günah !

ey insan kendini dışardan izleseydin

yine bu kadar haklı olabilir miydin ?

 

parfümünüz size kokmaz !

yarınımız bir çıkmaz !

çıkarsız dostluk olmaz!

tek olmaz var adı olur !

içtiğimiz ölüm şerbetiyse,

sonsuz nimet suyudur

 

aklın yolu bir lakin bazılarının yolu biraz uzun

kabuk sarmamış yaralarının merhemidir tuzun

bu tasavvuf yolunda kaçımız kaldık tek bilek

çok şair vardır ünlü ve gerek Tek büyük şair Necip Fazıl Kısakürek

 

üstadım Necip Fazıl Din yolunda bir fasıl

bir şiiri her şairin rüyasındaki rüya!

geçici rüya dünya ona göre

somutluğun hakikati soyut ölümden sonra asıl...

 

 

Saygılarımla

 

Mert KURU

 

Üstadım Necip Fazıl Kısakürek'in de yolunda toz olduğu bu inanç yoluyla ilgili bir Şiir yazdım çapımca ve kalemimin mürekkebi yettiği kadar..Bu yarışmayı bize bir fırsat olarak , üstada bir atıf olarak sunan kardeşlerime sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

CE
22.07.2009 16:47
#82

HAKİKİ MISRALAR ŞAİRİ

 

Geceyi yazdı, geceye gizlenen fikir güruhlarını sözcüklerin ışığıyla çevirdi… Kara bulutlardan bembeyaz dökülen, döküldükçe insana farklı duygular işleyen yağmuru yazdı, yağmur hasretlerini, yağmurdan kaçışları anlattı… Aynaları yazdı, aynalardaki yansımaları, yansımalardaki sevinçleri, hüzünleri, kaygıları, korkuları, aynaya bakışları, aynanın insana bakışını anlattı… Perdeleri yazdı, bilinmeyenin üzerine çekilen perdeleri, perdelerin ardındaki hakikati anlattı… Türküler söyledi, Sakarya’nın türküsünü, ülkesinin türküsünü, dünyanın türküsünü söyledi, türkülere nice anlamlar yükledi… Çocuk oldu, çocuğu anlattı, İstanbul’u çocuk gibi sevdi… Zifiri karanlıkta ve yapayalnız, zihninde yüzlerce düşünceyle kaldırımlarda yürüdü, kaldırımlara dökülen hayat kırıntılarını yazdı, kaldırım taşlarının boşluklarına hapsedilmiş gölgelerin hesabını sordu… Çile çekti, çilenin çetrefilli, çetin gövdesiyle yüzleşti, çileye karşı sabretti, çile çekenlerle dost oldu… Yanlış fikirlere savaş açtı, savaşını anlattı… Tertemiz kelimelerden evren büyüklüğünde düşünce iklimlerine erişti O. Dizeleri nakış gibi işleyen, şairler şairi, şiarımız Necip Fazıl!

 

“Vatanımda sular akar, başıboş; / Herkes, birbirini kakar, başıboş.”. Tarihin en güzide sayfalarında kendine yer bulan Türk milleti kimi zaman çözülme, kendi kendine zarar verme temayülü göstermiştir. İnsanlar faydalı birtakım işlerle meşgul olacaklarına gereksiz ve amaçsız davranışlar sergilemiştir. Böyle anları çok iyi gören, analiz eden Necip Fazıl, içine düştüğümüz kaosu, bilinçsizlik kuyularını enikonu gözler önüne sererek gerçek bir sanatçı, yol gösterici vasfı taşıdığını tüm millete kanıtlamıştır.

 

Necip Fazıl İstanbul’a: “İçimde tüten bir şey; hava, renk, edâ, iklim; / O benim zaman, mekân aşıp geçmiş sevgilim.” diye seslenir. Pek çok şair İstanbul’u anlatır, dizelerinde İstanbul’un eşsiz duruşundan bahseder. Fakat Necip Fazıl İstanbul’a apayrı bir görüntü yükler. Onun İstanbul imgelerinde tarihi, sanatı, bu şehrin insana verdiği duygu birikimlerini, şehirle insanın iç içe geçişini görürüz.

 

“Öteler, öteler, gâyemin malı; / Mesafe ekinim, zaman madenim.”. Hep detayları, görünenin arkasındaki manaları, kavramların kuvvetlenip derinleştiği hususları arayan Necip Fazıl, zaman mefhumunun önem ve azameti üzerinde durdu. Geçmişin yüceliğini en manidar düşüncelerle besleyip zamanın ötesine geçti. Ve bir şeylere hep mesafe koydu: Korkuya, kötülüğe, acımasızlığa, endişeye, bilinçsizliğe… Bu mesafelerin üzerine sözcük denizinin maviliğini örtüp aydınlık ufuklara ulaşmaya çabaladı.

 

Su… Huzurun, mutluluğun simgesi. Toprağa, tabiata can veren aşk. “Yaşam” sözcüğü; içindeki “ş” harfi ile vardır ve işte oradaki “ş” suyun şarıl şarıl akışından gelir. Su, etrafındaki her şeyi engin bir refaha taşıyarak akar, çıktığı ve ulaştığı yer ile bu ikisi arasındaki mesafeyi berrak kılar. Suyun içinde beyaz vardır, mavinin eşsiz akisleri vardır, pürüzsüzlük, bazen de gözü dinlendiren kıvrılmalar vardır suda. Üstat suyla beslemiştir dizelerini, sözcükleri su gibi akıtarak… “Su duadır, yakarış, ayna, berraklık, saffet; / Onu madeni gökte altınlar gibi sarfet!”. Ve Necip Fazıl esasında suyun ta kendisidir. Gaflet yangınlarını inatla söndürür, susuzluktan çatlayan çorak topraklara saadet verir, kurumaya yüz tutmuş ağaçların yapraklarına yeşil hayatlar sunar… Keskin dizeleri, suya hasret taş kalpleri yumuşatır, bu kalplerin doğruya ulaşmasını sağlar. Su gibi sessizdir Üstat. Fakat bu sessizlik, hata karşısında susmak değildir asla. İçinde büyük dalgalar, fırtınalar barındırır. İnsanlığa zulmeden cahil mihrakları su olup boğar… Dört tarafı sıkıntı duvarıyla çevrilmiş gönüller, üstadın ferahlatıcı düşünce ve mısralarıyla yaşama katılır, gözlere vurulan perdeler birer birer açılır…

 

Karanlığın saltanatını hercümerç eden bir güneştir Necip Fazıl… Tıpkı güneş gibi bütün dünyayı aydınlık temennileriyle kucaklamış; yeryüzünde korkunun, kederin, acının, güvensizliğin Allah’ın işaret ettiği güzel hislere galebe çalmaması için benzersiz bir gayret göstermiştir. Güneş yüzlü, parmak uçlarında güneşten parçalar taşıyan, nasırlanmış kalplere şifa veren mümtaz şair; İslam’ı çevreleyen uğursuzluk zincirlerini koparıp atmış, akılları, yürekleri, özgürlüğüne kavuşturmuştur.

 

“Ustada kalırsa bu öksüz yapı, / Onu sürdürmeyen çırak utansın!”. Daima gelişmeyi, kendini yenilemeyi arzu eden, hedef gösteren Necip Fazıl, durağanlığı, durağan, yenileşme adına gayret göstermeyen kimseleri eleştirir. Toplumun kalkınmasını iyilik, doğruluk niyeti ışığında gerçekleştirilen, oluşturulan fikir ve eylemlerde arar. Hareketsiz kalmaya, bilginin hızlı temposundan kaçmaya, cehalet karşısında inzivaya çekilmeye, şuursuz bir eylemsizlik içine düşmeye asla tahammül edemez.

 

Allah’ın varlığını bütün bedeninde, ruhunda, fikirlerinde, duygularında hisseder… Her yerde O’nu görür: “Sana daha yakın şah damarından; / O var!”. Baharda, çiçekte, umutta, sevgide, yıldızlarda, zemheride, zemherinin uysallığında, kuşların kanadında, denizin maviliğinde, sözde, sanatta, sükûtta, gelecekte, gelecek düşlerinde, renklerde, renklere doymuş ebemkuşağında, insana hayat veren kanda, kanın kırmızılığında… Her yerde Allah’ın kudretini idrak eder, daima bu kudretin yanında yer alır. İnsanlığın ancak Allah yolunda kendini tanıyıp terakki sağlayacağı düşüncesini benimser. “Yıkılmaz dayanak, kırılmaz destek; / O var!”. İnsanlar daima güvenecekleri birini ararlar, bir sıkıntıyla karşılaştıkları zaman kendilerine yardımcı olmaya çalışacak dostlara ihtiyaç duyarlar. Üstadın dediği gibi bu dostların en güvenilir olanıdır Allah. Bizi asla yalnız bırakmaz, içimize sonsuz huzur, güven tohumları saçar, can-ı gönülden yakarışlarımız mutlaka karşılık bulur.

 

Sınırları olmayan engin bir okyanus, okyanusla gökyüzünün kusursuzca birleşme görüntüsüdür Necip Fazıl. Sevgiye hasret, bilgi peşinde, hakikat peşinde koşan herkes, bu okyanusun berrak damlacıklarına sığınır, damlacıkların şeffaflığına hayran kalır. Fakat görünen damlacıkların her biri zaten başlı başına bir okyanustur. O’nun dile getirdiği her ifade, insanlığa yeni ufuklar açar, fikirler, yıldızların gökyüzüne dağılması gibi insanların zihinlerine sirayet eder.

 

Keskin mısraların müellifi, tesirli düşüncelerin mimarı… Bizim için gözyaşı döken, bizleri anlam dünyasına çekerek hakikatlere ulaşmamızı sağlayan, şiirimiz, şevkimiz, doğruluk adresimiz… Baharımız, baharda açan badem çiçeğimiz, çalışkanlığımız, gayretimiz… Seni tanıdığımız, senin eşsiz birikimlerinden istifade etme imkânı yakaladığımız için sonsuz mutluluk duyuyoruz.

 

Yolumuzu çizdiğin, hayatımıza yön verdiğin, doğruluğa güç kattığın için teşekkürler. Yüreğimiz her daim seninle!

 

cevdetsami

KV
22.07.2009 20:10
#83

böyle bir yarışma gerçekten çok hoş olmuş...bunun için tüm site yöneticilerine şahsım adına teşekkür ederim...tabiki herkes kazanmak ister ama elbette bir tane birinci olacak..önemli olan bu yazılardan bir şeyler kapabilmek..okyanus örneğinde olduğu gibi herkes kendi zaviyesinden bakıyor olaya ve ne kaptıya,ne gördüyse onu aktarmaya çalışıyor...yarışmaya katılmayan arkadaşlarıma da tavsiyem bu yazıları okumalarıdır,böyle diyorum çünkü bu yazılar bize göremediğimiz bakış açıları kazandıracak salahiyyette..yönetimin işi zor...benim de işim zor rakipler güçlü...:Dburaya emek verip yazı yazan herkese de teşekkürü borç biliyorum..sitede güzel bir hitap şekli var gönüldaş..hepsi gönüldaşım...işin güzel tarafı da geçen senelerle karşılaştırdığımız da da katılım artmış...belki bunlardan çoğu bu site sayesinde üstadı tanıma fırsatı buldu ve ona yöneldi...sitenin amacına ulaşma yolunda atılmış çok güzel bir adım..yarışmanın şekline gelince bence yöneticilerin işini zorlaştıran durumlardan biri de hem şiirleri hem de nesirleri aynı kategori de değerlendirmek olacaktır...şahsi fikrim seneye şiir ve nesirin ayrı kategorilerde değerlendirilmesi...tekrar teşekkürlerimi sunar,herkese başarılar dilerim..aek

AK
23.07.2009 21:32
#84

O REİS DEĞİL;O ADAM

 

 

 

'..demek böyle ölünürmüş.'

böyle ölünürmüş.

ölünürmüş.

 

Tam üç kelime sekti kalbime üç kere.Nihayet son kelime yuvarlandı gediğine:

ölünürmüş!

Fakat böyle ölünürmüş!Böyle..

..

Bir dakika..Dakika..

Demek 'zaman korkunç bir daire'..

İlk ve son nokta neresi bilinmiyorsa bir yerinden kurcalamalı bu tılsımlı mefhumu!

Fakat yine de bir dakika...Yani demek,kendisini göremeyen insan ,aynada kendini gördüğünü zannedeniyor!Fakat sağ ve solun;sol ve sağ olduğu bu alette bütün bir insanlık yalana teslim öyle mi?!

Ve bütün bir insanlık buz çölünde yol alıyor öyle mi?..Hepimiz buz çölünde yol alıyoruz.

Öyleyse beş dakika geciktirin şu mahkumun idamını ve dört kelime daha yuvarlansın kalbimize:

'..siz ağlayamazsınız;ağlayabilseydiniz anlayabilirdiniz.'

 

...

 

Kendisini uğurlamaya gelen yakın dostlarından biri haykırıyor ardından:

Tarihin malı olduğu unutma!

Unutmayacağı daha başka şeyler de var bu adamın:

Mesela Selma!O küçük kız..Sanki ne diye o parayı ona vermişken bir kez ısırılmış elmasının da onda kalmasına müsaade etmedi?

..

Gemi kalkıyor işte...Kalbimiz kalkıyor:Acaba tarihin malı olduğunu unutacak mı?!

Yol Paris..

..

Sanki bütün parasını bir meçhule yatırmamış ve o kumar masasında kaybetmemiş gibi çıktı dışarıya..Vakit epey geç..Şimdi bu adama kumarbaz Dostoyevski mi eşlik etmeli?

Hayır!Yalnız Kaldırımlar..

Paris Kaldırımları..

Sanki her sokak başını devler kesmiş gibi içinde damla damla bir korku birikiyor...Bütün parasını kumar masasında kaybeden bu adamın biriktirdiği bir şeyler var içinde.Yürüyor..Kaldırımlar birikiyor içinde.!Gece yarısını çoktan geçmiş bir sabaha karşı duyguların en girifti,en muğlağı,en isyankarı birikiyor içinde!

Durun!..Yıldızsız bir gökyüzü gibi siyah ve sessizce bir şeyler söylüyor:

'Size Paris'te üç ay gündüz yüzü görmediğimi söylesem bana inanır mısınız'.Ben inandım!

..

Kaldırımlar..Sahiden kaldırımlar çilekeş yalnızların annesi midir?

Annesini hatırladı:

o çilekeş kadını!

Hani on iki yaşındaydı.

Hani annesi hastaydı..

Ziyaretine gitmişti.

Hastane odası..Bitişikteki beyaz örtülü yatağın üstünde,siyah kaplı,küçük ve eski bir defter vardı..

Veremli bir kızın şiirlerini biriktirdiği defter..

Ve neden sonra annesi;

Senin demişti..'Senin şair olmanı ne kadar isterdim!'

Annesinin bu sözleri karşısında on iki yaşının yüreği ile gözlerini hastane odasının penceresinde savrulan kar ve uluyan rüzgara karşı dikmiş..Ve içinden karar vermişti:Şair olacağım!!!

..

Kaldırımlar!!!

Daha güçlü ve yüksek sesle yürüdü kaldırımları..Bir otel odasının soğuk yüzlü yalnızlığına attığında kendini bir aynanın karşısında buldu.

Aynada bir yalanı görmüş olmalı ki;

tırnakları ile yüzünü yırtarcasına taradı.Allah'ım dedi..'Beni benden kurtar'..

O zaman daha yüksekten sekerek geldi ve daha hızlı yuvarlandı bir idam mahkumunun sözleri:

'..siz ağlayamazsınız;ağlayabilseydiniz anlayabilirdiniz.'

Ağladı.

Anladı ve ağladı reis.

O halde kalem kıran elleri,yine kalemi tutsun.Kan karıştırdığı mürekkebine batırsın kalemini ve bu kez geçmişini idam etsin!!İstifa etsin geçmişinden.'O reis değil;o adam olsun'...

..

O adam.

Kaldrımlar..diye haykırıyor!!

Bu kez yedi kelimeli bir cümle uçuşuyor ölümün üstünde:

'Bana düşmez can vermek yumuşak bir kucakta'

 

...

 

Otuz dört yıl.

Ve yine zaman.

Sanki saat işliyor.Hayat hiç yaşanmıyor.

Ah bu uçurtmanın ipini tutan o el;gökyüzünden habersiz.

Fakat işte bir haber geliyor.

Bir davet.

Elindeki adres,Eyüp sırtlarına tırmandırıyor onu.

Bebekliği,çocukluğu,annesi,Selma,Bahriye mektebi,Paris,kumar masası,kaldırımlar,şair,banka memurluğu...Kalbinde bütün hayatını ve o hayatın içindeki bütün anılarını uçuran,ve sonra her şeyi unutturan bir fırtına..Bir fırtına esiyor...Bütün gücüyle essin fırtına..Ta ki her şeyi kaybedip,O'nu bulsun...

..

Başlasın saldırılar.

Ona büyük şair diyenler kussunlar kinlerini.

Mesela 'Sabık şair' desinler.

'Yazık etti sanatına' desinler.

'İslam faşisti' desinler.

'İslam komünisti' desinler.

Anlaşılan onun cevabı hazır:

'..Ben geçmişimi çöpe attım..Çöpü de ancak köpekler karıştırır!'

..

Ve anladığına ağlasın reis.Reis ağlasın.'Merhamet' diye haykırsın.'Beni affet' desin usulca.Tevbe,silsin bütün günahları ve işlemeye başlasın saatleri,gökyüzünden haberdar olanların..

..

Hapislere atın bu adamı.

Allah ve ahlak..diyor.

Zindanlarda çürütün..

Işıksız ve paslı bir işkencenin içinde o yine yazssın..ümitvar.Mesela bugünlerini çalanların yüzlerine haykırsın:

'Yarın elbet bizim;elbet bizimdir!'..

Yıkılır gibi olanların karşısına dikilip hatırlatsın:'Sen bir devsin!Yükü ağırdır devin!.'

Olmadı kollarını makas gibi açsın ve 'durun' desin kalabalıklara..'Bu yol çıkmaz!..'

Ciğerinden kalemine kan çekerek yazsın.Tırnaklarıyla kazısın.Aç ve susuz kalsın!

Dönüp vefakar eşine,söyle desin..'Söyle;acaba içinden ''şu adamın zevcesi olacağıma bir bakkalın,bir kundaracının karısı olsaydım!'' gibi bir duygu geçiyor mu?Söyle,hiçbir günü öbürüne uymayan bu belalı,bu netameli adam senden af dilemeğe muhtaç mı?'..

..

İşte böyle başlasın 'Çile'..İşte böyle yaşansın.Çünkü 'gaiplerden bir ses duyuldu'.Çünkü bu adam 'gezdirmeli boşluğu ense kökünde'..Çünkü yaşanan bir kızıl kıyamet.Yetişmeli imdada..!

..

O eski reis;şimdinin o adamı yetişmeli imdada..Bitirim yerlerinde yer almalı.Herkes ona gülmeli.O ise ne kadar hırsız,yan kesici,ırz düşmanı,katil varsa kazanmaya çalışmalı..Hırsıza kasasını emanet edip,katile göğsünü açmalı..Bakalım gizliyi çalan hırsız kendisine emanet edilini çalacak mı?Arkadan vuran katil,kendisine göğsünü açanı vurabilecek mi?

..

Derken iftiraya uğramalı.Cebinde eroin bulunmalı.Öyle ya ceketi onun,cep ceketinin ve eroin de o cebin malıdır.O halde 'Ben suçluyum' demeli!..

..

O adam Malatya'da iftiraya uğramalı..Kumar oynuyor diye karalanmaya çalışılmalı..

..

'Ben koydum' diye bağırmalı biri.'Reis beyin cebine eroini ben koydum'..

..

Her defasında güçlenerek çıkmalı..Her defasında İslam düşmanlarına hak ettiği cevabı vermeli o adam,dik ve gururlu durmalı bir müslümana yakışır şekilde!

Her defasında talebeleri meydanları doldurmalı!Her defasında yetiştirdiği gençlik,sağına ve soluna bakınmadan 'Ben varım' demeli..

 

 

..

 

Zaman:bir turnosol kağıdı gibi adamın ne olduğunu gösteren tılsım!

..

Yıl 1980..

On iki yaşında gözlerini hastane odasından dışarıya ok saplayan ve içinden 'şair olacağına karar veren' o çocuk Şairler Sultanı!

..

Zaman:Bir şeyleri alıp götüren bir şeyleri alıp getiren uçsuz hakikat:

Yıl 1982:

Yılın Sanat ve fikir adamı!

 

..

 

Zaman:o korkunç daire!

Yıl 1983

 

Zindan köşelerinde bestelediği İslam türküsü ile çağa meydan okuyan bu adamı 79 yaşında yine soğuk ve karanlık zindan köşelerinde boğmayı içeren bir eskimiş taktik hala aynı rayınında devam ederken dönemin cumhurbaşkanı tarafından içeri atılması destekleniyordu.

Beyazdan beyazın sıyrılamayacağı manasını emen kaderin cilvesindendir aynı yıl parti kurma hazırlığında bulunan ve sonraki cumhurbaşkanımız olacak olan Turgut Özal sık sık ziyaret edip tavsiyelerini alıyor..

 

 

...

 

 

'..demek böyle ölünürmüş.'

böyle ölünürmüş.

ölünürmüş.

 

Tam üç kelime sekti kalbime üç kere.Nihayet son kelime yuvarlandı gediğine:

ölünürmüş!

Fakat böyle ölünürmüş!Böyle..

..

Yani yeni bir hapisin eşiğindeki bu adam,sonsuz bir beraat davetine ve artık 'yeter' diyen bir ilahi fermanın müjdesine ermiş öyle mi?

..

Bir cenaze töreni..

'ÜSTAD..ÜSTAD' diyen haykıran bu nesil,'O Adamın' karşısında gördüğü ve onlardan dava taşını gediğine oturtmalarını beklediği Büyük Doğu gençliği..

Cenazenin ön saflarında bulunan 8.Cumhurbaşkanı Turgut Özal..

11.Cumhurbaşkanı ise 1969'da çektiği telgrafla 'şartlar neyi gerektirirse gerektirsin yüzde yüz' emrinde olduğunu söyeleyen Abdullah Gül olacaktır..

 

 

...

 

 

 

Mahkemede hakim soruyor.Belki o eski reise..O adama soruyor:

'sen islam nizamını propaganda ediyorsun öyle mi?'

 

cevabı yolumuzdur.cevabı ebedi beraatın vesikasıdır.cevabı kurtuluşunun/kurtuluşumuzun müjdesidir:

 

cevap ÜSTAD'ımındır:

 

'ŞÜPHE Mİ VAR?BİZ YALNIZ BU İŞİ YAPMIYOR,BU İŞİ YAPMAK İÇİN YAŞIYORUZ.'

 

 

..

 

 

 

Kendisini uğurlamaya gelen yakın dostlarından biri haykırıyor ardından:

Tarihin malı olduğu unutma!

 

Tarihin malı olduğunu unutmadan,tarihe mâl olmuş ÜSTAD NECİP FAZIL KISAKÜREK'in aziz hatırasına büyük hürmetlerimle..

 

 

...ahmet durmuş

KU
24.07.2009 03:13
#85

26 Mayıs 1904'te,Çemberlitaş'taki dünyaya gelen Üstad Necip Fazıl,konak alemdarıdır,kimi zaman kimliği ile kimi zaman kişiliği ile kimi zamanda sertliği ile hayatını idame ettirirken ve de bir deli dolu hayat sürerken tabiri caizse, birgün şu mısraları ile dünyaya yeniden doğduğunu kazır...

 

Tam otuz yıldır saatim işlemiş ben durmuşum

Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum...

 

Ne olduysa ondan sonra olmuştur.geride hiç bir şey bırakmamışdır artık demiştir kendisini yadırgayan 'Sende önceleri doğru yolda değildin'sözünün muhatabına 'ben geçmişimi bir çöpe attım ve çöpleride yalnızca köpekler karıştırır''cümlesi ile, birdaha bu gibi konulara,karşısındakilere savaş ilan edercesine susturucu tedavi uygulamıştır. Susmuştur etrafındakiler,birdaha asla konuşamamışlardır. Dinlerler onun her ağzından çıkacak, en kutsi sözleri. O hep kendini unutarak yaşamış, kendi için asla bir lahza kalem oynatmamıştır. Sadece inandığı doğru bildiği davasının ardında koşmuştur.

Kimseye indir etmemiş kimse ile kişisel şahıs savunmasına girmemiş, zamanımızın burjuva ağızlıları gibi 'benim kim olduğumu biliyor musunuz havasına girmemiştir..Helbu ki bu sözü söyleyecek belkide tek insandır ama dememiştir.Her daim haklının yanında hak yolunda sabrederek gitmiş ,zindandan mehmede mektup şiirinde 'Birde geri adam boynunda yafta' mısrası ile de kendisinin hor görüldüğünü sadece o an dile getirmiştir. Lakin asla yıkılmamış, eğrilmemiş, bükülmemiş, ekşinin karşısında tatlı, eğrinin karşısında doğru, duruşu ile meydan okumuştur hayata, karşısındakilere.

Zamanı halinin devrinde iken bu kadar sevileceğini bilir miydi bilinmez.Bizler onun bayraktarlığına bu kadar canu gönülden seyirt ederken, bizleri gördüğünde, ziyaretine gidenlere sağı gösterip sağ profil solu gösterip sol profil muamelesi yapmadan, davasının ardın da yüreklerimizin halatları ile sımsıkı ardında durduğumuzu görerek eminim ki, o sert üstadın yerine yumuşak muhlis yapıda bir koca yürek manzarası ile karşılaşacaktık.

Hoşgeldiniz diyecekdi bizlere,diyecek ve bizler onun ellerine eteklerine sarılıp,belkide diyecektik O'na 'Sen bir devsin,yükü ağırdır devin! kalk ayağa,dimdik doğrul ve sevin!' Belki bu mısralar Zİndandan Mehmed'e mektup tan alınıp denirdi O'na lakin en güzel o anda bunu demek yakışırdı O'na...

 

Kimseden öğrenemediklerimiz,okul olsun, içtimai hayatımızda ki insanlar olsun,hatta kendi aile yapımızın bile öğreti konusunda hacimsiz kaldığı konularda,O'ndan öğrendiklerimizle,bu devirde, bu zaman da, Üstad gibi bir kalem ehli, fikir mahkumu, fikir işkenceleri ile kavrulan bir beyinle tanıştımığıza ne kadar şükretsekte, keşke kelimesi en aciz hali ile kalsada şu sütunda, keşke hayatta olsa idi de, O bizi, bizde O'nu bir görebilse idik. O'nun yokluğun da öğrendiklerimizi, varlığı ile pekiştirebilse idik. O vakit derdik işte tam manası ile ''O gençliğe hitabe de yazdığınız gençler varya işte biz onlarız ve geldik...

TI
25.07.2009 13:11
#86

Selamlar!

Yarışma hakkındaki mesaji yeni okudum, bu fikir hoşuma gitti. Makaleyi yazabilirdim ama zaman az olduğu için şiirimi ekleyeceğim. Türk değilim, lakin söz konusu üstad olunca üstadın şiirleri değişik kültürlere ait insanların kalplere değdiğini göstermek dileğimle ben de katılayım, en azından bir katkıda bulunayım dedim

 

Bir gün dehşetli resmi gördüm kitapta :

Körlerin alayı betimlenmişti.

Körlere bakarken ağlıyordu kıta...

Malum, önderi çok çile çekmişti.

Nereye gidiyorsun, ey, önde gelen?

İlerideki kara meçhuliyette

Yar yırtıcı gibi saklandı... Hemen

Dön, yoksa boğulacaksın felakette!

Görmuyor gözleri kaybeden. İnsanlık

Körlerin alayına benzemiyor mu?

İşte budur sorun, işte bu gariplik.

Varış yerimiz yoksa biliniyor mu?

Değişik yolları sakladı istikbal,

Onlardan kim şaşmaz seçimi yapacak?

Kutsal vazifeyi taşıyordu hamal...

Sallandı kainat, tıpkı dev salıncak,

Çilekeş hamalin şarkısı duyuldu.

İnsanlık, bu şarkı çınlayınca, dans et!

Üstadın müddeti ne yazık ki doldu...

Mukaddes görev şimdi bize emanet!

Sültanü-ş Şuara seslendi gençlere

Ve tepki gösterdi çağrına çok insan.

Din cevaptır ruhsal tüm bilmecelere,

Hem destek hem de nurdur ilahi iman.

Çilekeş arayışlarının sonunda

Üstad Allah’a ulaşmaya başardı.

Kalp savaş meydanıdır, şiir – vasıta,

Değişmeyse zaferdir. Şair kaldırdı

Ayağa her Sakarya’nın dalgasını

Ve dikti Büyük Doğunun tohumunu.

Dev ağaç ondan bitsin, büyümesini

Bekliyor, umutla suluyoruz onu!

 

Tişenko Katerina

 

 

Ayrıca bu şiirimi de eklemek istedim, üstada benden bir ithaf olsun.

Her şey sulara benziyor : hep akar, gider...

Bu, alemin alnında yazdığı kader.

İnsan ömrü kuma dönüşür bir gün,

Tarih çölünde o kum kaybolur... Olgun

Dünya sırının meyvesi insanı bekler.

Onu yiyeceksin, nura erişsen eğer.

Allah ise dünyamıza o nuru serper.

Sultanü-Şuara, sanatında bunu göster!

Ömrünün aktığı yatak kurumaz, şair.

Çok kitap yazılır şimdilik fikrine dair.

Şiirin, kalpteki tellere dokunur, çınlar,

İnsanın kalbinden mükemmel melodi çıkar.

Hiç solmaz şiirlerine beslenilen sevda.

Gerçekten yerini hakettin yazının tahtında!!!

MA
25.07.2009 13:44
#87

Tigrenok rumuzlu arkadaş. tebrik ederim seni. çok güzel yazmışsın. selametle..

TI
25.07.2009 14:03
#88
Tigrenok rumuzlu arkadaş. tebrik ederim seni. çok güzel yazmışsın. selametle..

 

sıcak sözleriniz için çok teşekkür ederim

SE
26.07.2009 06:41
#89

Allahım seni anar fikrim kalbim sana yanar ancak

adanmış yüreğim ismini haykıracak haykıracak

sevdam sonsuz Rabbim bilir ama dökülmüyor heceler

haykırayım kuşkusuz gerçeği yardım edin geceler

sevdalıyım aşığım ben,Allah'ım tek sevgilim

üstadım nerelerdesin? anlatmaya varmıyor dilim

senden yoksunken ben gerçeği aramaktan yoruldum

gün geldi ki seni dizelerde Hakkı sende buldum

yalanlar sönsün yüreğimde yalnız dizelerin kalsın

anlatayım derdini herkese sonsuz bir masalsın

sen garip kul Haktan uzaksan sil artık hain geçmişi

o gerçek, tek sevgili bırak eşi çocuğu kardeşi

zavallı kafir seni ateşler gibi yaksa da ölüm

bana bayramdır İlahıma binlerce kez ölürüm

yorma kendini sevdam sana zor anlamazsın derdimi

sorsam ki sana kalbin insanlığına hiç yer verdi mi?

ben yandım, sen bilemezsin ki bu yangın başka yakar

dönüp bakar gözlerim yüreğime sonsuz korlar akar

alnım varırken secdeye şehadete varsın da sözüm

al beni yanına Allah'ım öksüzüm sensiz öksüzüm

NF
26.07.2009 09:07
#90

Selamlar,

 

Yarışmaya katılım bu gece itibarıyla sona ermektedir. Saat 00'dan itibaren gönderilecek olan hiçbir yazı bu yarışmaya dahil kabul edilmeyecektir. Yazısını zamanla olgunlaştırarak yayınlamayı düşünen arkadaşların herhangi bir sıkıntı ile karşılaşmamak için, yazılarını en kısa zamanda göndermesi gerektiğini hatırlatmak istiyorum.

 

Yarışmanın, katılım zamanının tamamlanmasından sonraki 10-15 gün içerisinde sonuçlanması beklenmektedir. Daha önce de belirtildiği gibi, yazılar yöneticiler tarafından muhteva ve şekil belli ölçülerde dikkate alınarak puanlandıktan sonra, en yüksek puanı alan 3 yazı dereceyi oluşturacaktır.

 

Saygı ve selamlarımla

CI
26.07.2009 12:55
#91

Sitenin yelpazesinin bu denli genişlemesi ve aynı zamanda keyfiyetinin durmadan artması, yönetimdeki insan üstü şevke ve çalışkanlığa bağlıdır. Buradan tüm yöneticileri tebrik ve takdir ettiğimi belirtmek isterim. Üslupça ve muhtevaca birbirinden zengin ve lezzetli çalışmalara geliyor. Ben de yazımın yanı sıra (büyük şair)i bir şiirle anlatmak istedim. Kaynayıp fokurdayan, taşırdıklarıyla eserler husule getiren bütün kardeşlerime selam ederim, başarılar dilerim. :)

 

 

Sen

 

 

Durmadın, rüzgara bağrını açtın

Sen, kendi kanında yüzen dev gemi!

Örümcek ağından yelkenler yaptın,

Sordun ufuklara, sonsuz sende mi?

 

 

Doğruldun, rüzgarlar esti ardından

Sen bir çırpınıştın, sen bir arayış,

Vehimli suların girdaplarından

(Yok)tan var edene, (yok)tan yol alış...

KA
26.07.2009 16:25
#92

KAFİLENİN PEŞİNDEN

 

Diyemediklerimiz vardı

Tüm ihtişamından yana yatmış şehir

Tüm bunların başında

Bir deprem ve tozu toprağı

Dolaşırken sokaklarda

Bakıp da görmediklerimiz vardı

Kelebek değil çıkartma kağıdı

Ve Ezan dili bağlı

Kötü adamlar ve onların parmakları

Her yandalardı

Her yan karardı

Baş eğik ve Biz diyemedik

 

Kimimiz boğulurken boğazdaki ilmikle

Ses çıkartmayın

Bir feribot yanaştı iskeleye

Bir süre, göz göze ve bir süre

Bir davet; bir rahmet buluyordu Adam’ı

Bir rahmet ki; Arvasi açıyordu kapıyı!

 

İşte vardı

Güneş vardı işte

Biz susaduralım

O ve O vardı bir de

Vaktin engin Işığı

Ve tüm sustuklarımızın tellalı

Medeniyette İslam demek günahtı

Adam ki tüm gücüyle bağırdı

Aydınlığında Işığın

O’nun temiz parmakları

Güneşin doğduğu memleketi yazdı

 

İnsanlar bilin

Kahramanlar da insan

Parmakları vardır ve tek fark gönüllerde iman

Bir şehir diyorlar

Bir şehir ki yeniden kurulu

Kaldırımına şiir yazarsanız;

İslam diyen Büyük Doğu!

 

Fakir

OR
26.07.2009 21:16
#93

NECİP FAZIL

 

Yürekten yükselen feryâd,

Figan, isyan Necip Fâzıl,

Şiir ufkunda bir serhad,

Yiğit insan Necip Fâzıl.

 

Şiirdir “Kaldırımlar”la,

Hicivdir yıldırımlarla,

Tam, ölçülmez yarımlarla,

Büyük sultan Necip Fâzıl.

 

O hiç korkar mı kullardan!

Vakûr, mağrur, cesur vicdan,

Nasıl engel olur zindan!

Azim bir şan Necip Fâzıl.

 

Eser vermişse dünyâya,

Nehir olmuşsa deryâya,

Nefes katmışsa dâvâya,

Asil bir kan Necip Fâzıl!

 

Nesilden nesle bir imdâd,

Küfür bağrında bir Ferhad,

Husûsî ismidir Üstâd,

Ağarmış tan Necip Fâzıl!

 

Plân, tecdit; Büyük Şark’ı,

Çevirmek, buz tutan çarkı,

Kalan dillerde bir şarkı,

Makāmından Necip Fâzıl!

 

Ömür gömdün, “Çile”n dolmaz,

“Tohum saç”tın, gülün solmaz,

“Utansın” olmayan olmaz!

Sabırsız can Necip Fâzıl!

 

Ozanlıktan, yazarlıktan…

Usandın “Gölge varlık”tan,

Bıkar rûhun bu darlıktan,

Sorar meydan, Necip Fazıl.

 

Ve Pîr Abdülhakîm Arvâs,

Bırakmaz, şüpheden kir, pas,

Parıldar yüz kırat elmas!

Bulur irfan Necip Fâzıl!

 

Gönül Tâlî, diler rahmet,

Duâ, aslâ değil zahmet,

Ve inşallâh olur cennet,

Öbür dünyan Necip Fâzıl.

 

 

Mustafa KÜÇÜKAŞCI

NF
27.07.2009 09:30
#94

Selamlar,

 

Ortacagli kullanıcı isimli üyemizin yazısı ile yarışma sona ermiştir. Bundan sonra gönderilecek olan yazılar yarışmaya dahil kabul edilmeyecektir. Yazıların değerlendirilmesi işlemine en kısa zamanda başlanacaktır. Şimdiden neticenin hayırlı olmasını diliyor, ilgi ve katılım gösteren tüm arkadaşlara teşekkür ediyorum.

 

Saygı ve selamlarımla

29.07.2009 00:27
#95

Üstadımız için yapılan yarışmada şiirlerin ve yazıların bir çoğunu okudum, duygulandığım oldu...

 

Üstadımız için her şiir ve her yazı gönlümüzde birincidir demiştik... Ben maşallah diyorum yarışmaya katılan kardeşlerimin hepsine yüreklerinize sağlık... Üstadımız hayatta olsaydı hepinizin alnınızdan öperdi...

 

 

O bu şu demiyorum ben hepiniz 1. incisiniz vesselam...

CR
29.07.2009 17:34
#96

Bu yarışmanın sonucunu merak ediyorum açıkçası. En kısa zamanda sonuçlandırılıp buraya da aktarılır umarım.

 

Bütün şairleri kutlamak lazım mutlaka. Ve hepsi de iyi işler çıkartmışlar. Ama ciddi olarak derecelendirilme yapılsın ki yarışma mantığına uysun de mi:

NF
29.07.2009 18:05
#97

Selamlar,

 

Başlığın ilk mesajında da belirtildiği üzere puanlamalar tamamlandıktan sonra neticeler ilan edilecektir. Değerlendirme kriterlerimiz ve ciddiyetimiz hakkında fikir sahibi olmak isteyenler, daha önceki yarışmalarda ilan edilen neticeleri gözden geçirmek için, yine ilk mesajda yer alan linklerden istifade edebilir.

 

Saygı ve selamlarımla

HA
29.07.2009 18:38
#98

Oylama imkanım olsaydı ''Sen'' isimli şiire tam puan verirdim.

7M
08.08.2009 13:21
#99

Sonuclar ne zaman aciklanacak...

KV
09.08.2009 16:54
#100

sonuçların ne zaman açıklanacağını öğrensekte ona göre beklesek kanaatindeyim..açıkçası gecikti desek sanırım yanlış olmaz!..

MU
09.08.2009 18:02
#101

Selamlar,

Bütün yönetici arkadaşlarımız yarışmaya katılan yazıları okuyup değerlendirmesini yaptıktan sonra netice açıklanacaktır. Bazı arkadaşlarımızın yaz okulları ve yoğun iş yaşamları sebebiyle sonucun açıklanması biraz gecikebilir. Birkaç hafta içinde açıklanacağını tahmin ediyoruz. Belki biraz daha uzayabilir. Saygılarımla

KV
09.08.2009 18:29
#102

o zaman ben yarışmadan çekildiğimi açıklıyorum...site yöneticilerinden verdikleri sözü tutmalarını beklerdim...bence bu yarışmacılara yapılmış bir ayıptır...diğer arkadaşlara başarılar ama ben yokum...

NF
10.08.2009 00:50
#103

Selamlar,

 

Sonuçların açıklanması; katılan yazıların beklenenden biraz daha uzun olması ve bazı arkadaşlarımızın bir süre için internet erişiminden uzak kalması sebebiyle sanırım bu hafta sonunu bulacaktır. Bu süre, online olma fırsatı bulamayan yöneticilerimizin varlığı sebebiyle belki çok kısa bir zaman daha uzayabilir. Yönetimdeki arkadaşlarımızın yaklaşık 140 kilobyte'lık bir metin dosyası tutan 36 yazıyı değerlendirmesi, haliyle zaman alıyor. Bu iş göründüğü kadar kolay değil. Biliyorsunuz ki sitemiz gönüllülük esasına dayanan bir yönetim yapılanması ile yoluna devam ediyor ve her arkadaşımızın puanlamasını göndermesini beklerken meydana gelebilecek bazı makul gecikmeleri anlayış ile karşılamak gerekiyor. Bu makul anlayışı göstermeyen kullanıcılarımıza ait yazıların yarışmaya dahil olması için kimseye yalvaracak da değiliz, hay hay, ayrılabilirsiniz. Kusura bakmayın arkadaşlar, fakat kimsenin gereksiz nazına ve anlayışsızlığına tahammül göstermek zorunda değiliz.

 

Değerlendirmenin herhangi bir aksaklık olmadığı takdirde 7-10 gün içerisinde tamamlanacağını tekrar belirtmek istiyorum.

 

Saygı ve selamlarımla

KV
10.08.2009 01:13
#104

siz beni yanlış anlamışsınız sayın yöneticim,benimki naz değil işinizi kolaylaştırma en uzun yazılardan biri olduğu için yarışmadan çıktım ki işiniz kolaylaşsın...10-15 gün dediniz, şu saatlerde 15. güne girdik keşke bu süreyi vermeseydiniz bence özür dilemeniz gerekirken bunun yanlış olduğunu söyleyen birinin yaptığının gereksiz olduğunu söylemeniz ayrıca bi yanlış oldu..herneyse benim kızgınlığım yarışmayla alakalıdır yoksa gönül bağlılıyla ters düşen bir durum yok tersine böyle olduğu için böyle davrandım..Allah size kolaylık versin..tekrar başarılar vesselam...

ME
10.08.2009 04:53
#105

Gereken izahat yapılmış olmasına rağmen anlayışsızlık konusunda inatçılığına şahitlik ettiğimiz kvp111'in bu tavrı yerilmeyi fazlasıyla haketmektedir. Daha evvelden 10-15 günlük süre zarfında değerlendirilmesi öngörülmüş olan yazıların tasnif ve puanlama işinin çeşitli marüzatlar hasebi ile öngörülen süreyi aşması bu denli bir tepkiyi gerektirecek mevzu olmamalıdır. "10-15 günlük süre içerisinde değerlendirilmesi beklenmektedir" şeklinde tahmine dayalı bir cümleden verilmiş bir vaat anlamı çıkarılamayacağı gibi, beklenmeyen olaylar sebebi ile öngörülen süreyi aşmış olmakla da yarışmacılara yapılmış bir ayıptan bahsedilemez. Yarışmacılara yapılmış bir ayıp varsa, ki böyle birşey kat'iyyen olamaz, onlar da kendi hür iradeleri ile, herhangi birinin aracılığına yahut avukatlığına ihtiyaç duymaksızın bunu belirtebilir hatta yarışmadan çekilebilirler. Gönül isterdi ki öngörülen süre zarfında bu iş nihayete erdirilsin, fakat gelin görün ki bazen herşey planlandığı üzere gerçekleşmeyebiliyor. Böyle bir vaziyette kvp'nin namünasip bir eda ile ortalığı velveleye vermesi asla tasvip edilemez, iyi niyetle bağdaşmaz. Tamamen halis niyetlerle ve uğrunda maddi-manevi çeşitli fedakarlıklara katlanılarak ortaya çıkarılan bir proje, böyle küçük ve lüzumsuz bir teferruat vesilesi ile sabote edilmeyi haketmemektedir. Bu en başta yönetime yapılmış bir terbiyesizliktir ve asıl ayıp olan da budur.

NF
10.08.2009 04:55
#106

Selamlar,

 

Yazı yoğunluğunun tahmin edilenden fazla olduğunun görülmesi üzerine, başlığa gönderdiğim ikinci mesajda "beklenmektedir" kelimesi ile öngördüğümüz sürenin tahmini bir süre olduğunu anlatmak istemiştim; bunu sanırım herkes rahatlıkla anlayabilir. Yönetici arkadaşların hesapta olmayan işlerinin çıkması ve yazı kemmiyetindeki beklenmedik artış üzerine tahmin edilen sürenin aşılmasına karşı gösterilen çocukça tavırlara gayriciddi kılıflar uydurulması da bambaşka bir nahoşluk... Ben burada kimseyle alay etmeye çalışmıyorum, bilmem farkında mısınız?

 

Biz programlanmış robotlar değiliz, belki inanamayacaksınız fakat bu siteyi yönetenler de insan ve onların da real hayatlarında peşinden koşmaları gereken öncelikleri ve bazı tahammül hudutları var. Davulun sesi bazılarınıza hoş geliyor olabilir, fakat aslında hiç de öyle değil. Yönetimdeki hiçkimse; ne adminin, ne de bir başkasının üzerinde tasarruf hakkına sahip olduğu bir uşak olarak telakki edilebilir. Bazı yöneticilerin işi çıkmışsa yahut yazıları değerlendirmeye vakti uygun düşmemişse bu insanları gıyaben insafsızca tefe mi koymalı? Site için imkanları dahilinde her türlü fedakarlığa katlanan bu insanların makul mazeretlerinden kaynaklanan gecikmelere karşı hiçbir vicdanın peşinen tepki göstermeye ve kendince alay etmeye çalışmaya ASLA HAKKI YOKTUR. Üstad üzerinde daha fazla düşünülmesini sağlamak amacıyla yarışma düzenleyerek katılan yazıları ciddiyetle değerlendirmeye çalışıyoruz, karşılaştığımız tepkiye bakın. İnsanı tüm bunlara değmeyecek bir mesele yüzünden, bunu dahi söylemek zorunda bırakıyorsunuz. Bu sitedeki herkesin, 7-10 günlük gecikmeleri anlayışla hoşgörebilecek ve fevri hareketlerden uzak duracak olgunluğa sahip olduğunu düşünmekle yanılmışım. Neticeler ilan edilirken, gecikmelerin sebebi elbette izah edilecek ve mecbur olduğumuz bu gecikmeden dolayı aslında tamamen mazur olduğumuz halde özür dilenecekti. Madem yazınızı çekiyorsunuz, asla peşinizden koşacak değiliz. Yolunuz açık olsun, güle güle. İyi niyetiniz(!) ve işi kolaylaştırma gayretiniz(!) için de çok teşekkür ederim(!).

 

Son olarak, yarışma sonucunu anlayış ve sükunet ile bekleyen diğer tüm arkadaşlara teşekkür ediyor; kestirilemeyen gecikmeden dolayı kendilerinden yönetimimiz adına özür diliyorum.

 

Saygı ve selamlarımla

MU
10.08.2009 09:20
#107
Tamamen halis niyetlerle ve uğrunda maddi-manevi çeşitli fedakarlıklara katlanılarak ortaya çıkarılan bir proje, böyle küçük ve lüzumsuz bir teferruat vesilesi ile sabote edilmeyi haketmemektedir.

 

Hakîkat!...

Keşke dile gelmesi idi. Ama olsun, bilmeyenler de bu vesile ile öğrenmiş olsunlar...

Yalnızca bu yarışma için değil genel olarak niyetiniz doğrultusundaki gayretlerinizden ötürü biz teşekkür edelim. İşiniz kolay değil ama küçük de değil...

 

Her şey için bir karşılık bekleyen insanların ve beklendiği zamanın içinde karşılıksız bir takım işlerin altına girmek!...

Zor iş.

Ama sevilen ve uğrunda incitilen için değer.

Bir Üstâd sever ve n-f-k.com üyesi olarak böylesi ufak-tefek şeylerin canınızı sıkmamasını ümid eder ve Allah'tan davanız için gerekli olan şevk, aşk ve gayretinizin günden güne artmasını dilerim...

KV
10.08.2009 11:45
#108

iş nerelere kadar gitmiş...sitenin amacını,yaptıklarına,yapmak istediklerine asla sözüm yok yapılan çok güzel bir iştir hizmettir bunun aksini idda etmedimki...fakat madem dediklerim böyle anlaşıldı,bu olayı devam ettirmeye gerek yok...bu yarışma hakkındaki yorumum gene bu başlık altındaki yazımla sabittir...bunu yaparken kötü bir amaç gütmedim...öyle anlaşılmasını da istemem...herkese başarılar tekrar...

YE
11.08.2009 20:06
#109

Bir Medeniyet Mimarı, Bir Mahzûn Burjuva

 

Daha yaşarken çok şey yazıldı, söylendi hakkında. Şöhret denilen âfetin zehirli kıskacında bitirdi ömür sermayesini. Yapacakları, yapmak istediği yedi kartal ömrüne sığmazdı ama o, toz kanatlı bir kelebek olduğunu hatırlamak istemedi hiçbir zaman. Hep ateşe, hep ışığa doğru kanat çırptı. Ateş yalımları ciğerini yakarken, o ateş getirdi karanlık gönüllere. Gönüller, terk edilmiş bir şehir kadar ıssız, ışıksız ve harabe; yenik ordular gibi dağınık ve perişandı. Kamaşan gözlerle, yılgın ve ümitsiz bakışlarla baktı terk edilmiş şehrin sakinleri, yenik ordunun neferleri. Büyük adam dediler. Büyük şâir, büyük fikir adamı, büyük tiyatro yazarı, büyük muharrir. Bu büyük sıfatları küçülmüş, küçültülmüş insanların sinelerinden bir volkan misali taşan ümitlerdi aslında. Ama o, büyük sıfatların aciz taşıyıcısı, kendisine bir isim bulamamaktadır:

 

Lugât, bir isim ver bana hâlimden,

Herkesin bildiği dilden bir isim.

Eski esvaplarım, tutun elimden!

Aynalar, söyleyin bana, ben kimim?

 

Hâlinin beyânını tarif edecek bir isim aramakta kelime mezarlığında. Büyük sıfatların oluşturduğu mahbes içinde kafası koparılmış bir kartal gibi çırpınıp durmaktadır. Artık istese de istemese de ?Başını bir gâyeye satmış kahraman?dır. Etiyle, kemiğiyle gâyesinin malıdır. Gâyesine, gâyesiz, gâyesini yitirmiş şaşkın bir kitleyi çağırmaktadır. ?Durun kalabalıklar?deyip ?Kollarını makas gibi açarak? ciğeri sökülürcesine bağırır. Kimi tedirginlikle, kimi muhabbetle, kimi şüpheyle, kimi nefretle, kimi istihzayla bakar nâdiye. Nefret ve istihzayla bakanlar ?Süper Mürşid? diye müstehzî bir isim takarlar ona, istihzalarıyla iktifa edemeyen bu güruh gerici, yobaz, devrim düşmanı gibi bir yığın kusmukvarî isim daha ekler. Önce istihza ettiler. İstihzaları kâr etmeyince egemenleri istilaya çağırdılar. Çünkü bu adam; ?Ortasında dikilerek, her yolun? yolunu şaşıranlara, ?Aman Müslüman olun, aman Müslüman olun? diye yol göstermektedir. Gösterilen yol kapatılmak isteniyordu. Belki de kapatılmıştı evhamlarınca. Belki güneş elle tutulabilir, belki deniz tutuşabilir, belki erkekler doğum yapabilir, belki horoz yumurtlayabilir, belki hacim ve kütle sahibi bir cisim gökyüzüne doğru çekilebilir, belki daldan kopan bir elma boşlukta kalabilir ama, o yol kapanmaz, kapatılamazdı. Evhâmına tâbi olmuş vehmîler, bu gerçeği kavrayabilselerdi ?Allahu ekber? ile ?Tanrı uludur? sözünün aynı olmadığını görürlerdi. Göremediler. Başkalarının da görmesini istemediler. Görmediklerini yok saydılar. Yok olan şeye yapılan davetiyenin istismar olduğunu zannetiler. Böylelikle davetçiyi mahkeme salonlarına, oradan da hapishaneye gönderdiler. Çağrılan yolun sonunun hapishane olduğunu göstermek istediler yolunu arayan kitleye. Ama o, ?Yarın elbet bizimdir, elbet bizimdir? diyerek hapishanenin bir durak olduğunu hatırlattı. ?Ana rahmi? dedi durağına. Günahlarına kefaret olarak algıladı çektiği ızdırabı. ?Ana rahmi? olan hapishaneden bir kelebek masumiyetiyle doğacağını haber verdi. Doğar doğmaz şu sözü söyledi kulağı olanlara: ?Zamanı kokutanlar, mürteci diyor bana / Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana.?

 

Mürteci diye dışladılar onu. Toplumun kendisine mahsus yaşanılır dinamiğinin dışına ittiler. Dışta azımsanmayacak bir kitleden habersizdi. Dışlanmışlığın ezikliğini bütün hücreleriyle yaşayan sesi kısık, benzi soluk, boynu bükük bir kitle, kucağına bastı onu. Önce tedirgindiler. Uzun zamandan beri egemen kitlenin kalemşörlerinin istihza torpidolarına maruz kalan dıştaki bu kitle, egemen kitleden birinin aralarına girmesini önce tedirginlikle karşıladı. Öyle ya, bu adam onların ağzıyla konuşuyordu. ?Tanrı uludur? diyor, ?Bir Adam Yaratmak? diyordu. Güzellik tanrıçası Venüs?ün bacaksız heykeline mersiyeler okuyordu. Frenkler gibi yaşıyor, Müslüman gibi düşünüyordu. Frenklerden kalma bazı memnû alışkanlıkları vardı ki, sessiz kitlenin nefesini kesecek mahiyetteydi. Bunlardan biri, tâbi olduğu bilgin, olgun, saygın zâta şöyle der: ?Efendim, siz bu adama para veriyorsunuz, o gidip kumar âleminde harcıyor.? O merhum, muhterem zât: ?Keşke hazinelerim olsa da ona hergün şu kadar altın versem, yeter ki o, hak ve hakîkatten bahsetse yazılarında?der. Bu referanslar gönüllere su serpti. Gittiği her yerde yanında olmaya başladılar. Kucaklarına bastılar, ellerine sarıldılar. Ama o: ?Ellerime uzanan dudakları tepeyim / Allah diyen, gel seni topuğundan öpeyim.? diyerek hakka olan iştiyakını haykırdı. Bu haykırışın hakîkati, ne Celâleddîn-i Rûmî?de, ne Genceli Nizâmî?de, ne Şîrâzlı Sadî?de görülür. Hele çağdaşı millî şâir Mehmed Akif?te hiç görülmez. Kim ne derse desin, Akif, siyasî denklem içerisinde aklın dehlizinde söyler sözünü.

 

Sessizlerin sesi, solgun benizlerin tebessümü, bükük boyunların vakarı, dışın makbûlü olunca, için mahkûmu oldu. Frenk ansiklopedilerinin takdimine göre, mahkûmiyeti tahsîl hayatını geçti. Mahkûmiyet gerekçesi; sessizliğin sesi olmak, şaşkınlara yol, yön göstermek ve Müslüman gibi yaşamaya çalışmak. Onu mahkûm eden egemenlerin yaklaşımına göre, bu gerekçeler değil mahpusluğu, idamını gerekli kılar. Çünkü o, onların yaşamını toptan reddediyor, başka bir yaşam tarzını öngörüyordu: ?Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek / Siz hayat süren leşler, sizi kim diriltecek? / Sakarya, saf çocuğu masum Anadolunun / Dîvânesi ikimiz kaldık Allah yolunun??

 

Bu beyitler bastırılmış, susturulmuş, dışlanmış, toplum dinamiğinin defolu mal gibi dışına atılmış, yarı köleleştirilmiş pamuktan yüreğine bir volkan gibi düştü. Yürekler tutuştu, cesedin her yanından hararet yükseldi semaya. Kanacak, serinleyecek, teskin olcak pınarlar aranmaya başlandı.

 

Bir şeyin ihtiyacı duyulursa, o şey aranmaya başlanır. Aranılan şeye ulaşılsın yahut ulaşılmasın, o şey teskîn eder insanı. Aramak, bulmanın yarısıdır. Aranmaya başlanmıştır mantığı doğmasın yüreklerde. Hayatın bütününü kapsar arayış. Arayışı olmayanın isteği de yoktur. İsteği olmayanın hayatiyeti yoktur. Hani, bitkisel hayat diye bir tabir vardır, işte bu tabir, tıp literatüründe hareket yeteneğini kaybetmiş insanlar için kullanılır. Duyup gören, fakat konuşup yürüyemeyen insanlara verilen sıfattır bitkisel hayat. Avâmî lisanda, halk arsında ?Ot gibi adam? da denir. Fakat bu deyiş, bitkisel hayat deyişiyle aynı değildir. Bitkisel hayatın literatürüne girene, şefkat ve merhamet beslenir. Ama ?Ot gibi adam? tabirine muhatab olana merhamet beslenmez. İlkine hasta, ikincisine ahmak gözüyle bakılır.

 

Arayışı engellenmiş, arama yol ve yöntemleri kapatılmış insan, üstü kapatılmış ateş gibidir. En ufak bir çıtırtısını ve ışığını dışavurur. O insan, ot gibi insan değil, belki bitkisel hayata mahkum ettirilen insan tabirine uyar. İsteğini dışa vuran, isteği peşinde harekete geçen insan, insandır. Bir başka deyişle insan, istek ve ihtiyacını meşrû sebebler üzerinde arayandır. Bugün, evrensel hak ve medenî cesaret gibi tabirler kullanılmaktadır. Bu tabirler, bu tariften doğmuştur. Hakkını bilmeme ve bilmediği şeyi aramamadan doğmuş kelimelerdir. Evrensel hak ve medeni cesaret, sesi kısık, benzi soluk, boynu bükük insanlara yapılan hayat aşısıdır bu iki kelime. Sesini kıstıran, benzini solduran ve boyunlarını büktüren kimdi? Neden sesleri kısık, benizleri soluk, boyunları büküktü? İstek ve ihtiyaçları bastırılmış, ferdî hakları ellerinden alınmış bir insan için, evrensel hak ve medenî cesaret kavramları, hayal kadar değerlidir. Fakat bu iki kavram, yalnızca, toplumsal piramidin en üstünde, Buda?nın tunçtan heykeli gibi bağdaş kurup oturmuş belli bir zümreye hitab eder. Şimdi bu iki kavramı bahşediyorlar. Efendiler, kölelerine ulûfe dağıtıyor. Dağıtıyorlar ki, baş kaldırmasınlar. Toplumsal piramit, düşüncede veya yürürlükte olsun, her zaman ve her dönemde varlığını korumuş, kabul ettirmiştir. En belirgin şekliyle Hind toplumunda ?Kast? adında şematize edilmiş ve tolumu biçimlendirmiştir. Zamanlara göre değişik isim almış bu piramit, toplumdaki yetişkinlik, doyumluk ve paylaşımı ifade eder. Toplumu teşkil ettiren ferdler semayelerine göre toplum içinde kariyer sahibi olurlar. Kariyeri ?statüyü?belirleyen sermaye olur daha çok. Sermaye, beraberinde birçok şeyi getirir. Refah seviyesi, harcama, satınalma gibi, yaşam standartları sermayeye göre şekillenir. Sermaye düşük gelirli, orta gelirli ve yüksek gelirli diye, toplumu üç katmana ayırır. Bu ayırım kendinden zuhûrdur. Teorisyenler ve ekonomistler bu zuhûru teşhîs, tayîn ve tesbit ederler sadece. İdeologlar ve sosyologlar da bundan, oluşan bu durumdan fikir üretirler. Üretilen bu fikirler siyasîlerin söylemini belirler.

 

Beşerî iki ideoloji olan sosyalizm ve kapitalizm sermayanin paylaşım biçimini tayin edip, toplumu bu tayine göre biçimlendirmeye çalışır. Son iki yüzyıl, bu çalışmanın çatışmasıyla geçti. Bunlardan ilki olan ve kapitalizme tepki olarak doğan sosyalizm, toplumsal sınıfı kaldırıp, sermayeyi eşit bir şekilde ferdlere dağıtmayı vaad etti. Herkes kazandığını devlete verecek, devlet bu kazancı âdil bir şekilde dağıtacak? Belki, görünüşte çok câzip olan bu fikir, hakîkatte kâziptir. Kâzip, yani yalancı.

 

Ferdler hiçbir zamanda ve dönemde biyolojik, psikolojik olarak aynı değildir. Aynı olmadıkları için de üretimleri aynı seviyede olmayacaktır. Renk, zevk, şekil, desen, istek ve iştihâları farklı farklıdır. Bundandır ki, üretim ve tüketimde eşitliği kabul edemezler. Hâsılı, sosyalizm ve ileri seviyesi komünizm, cazibesi sayesinde tâbi toplayabilirdi. Fakat tâbileri, fikrin organiği gereği, gençken sosyalistliği kabul ettiler. İleri yaşlarda kapitalin gerçeğiyle tanışınca, kapitalist oldular. Sosyalizm, bir insan ömrü kadar yaşayamadı. Ömrüne ancak fuhşu, fesadı ve katli sığdırdı.

 

Bu fikrin müdâfileri, zühd ve tevekkül örneği, Bilgi ve Anlayış Rehberi Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimizin ashâbı Ebû Zer-i Gıfârî?yi ilk sosyalist olarak kabul ederler. Ebû Zer-i Gıfârî?nin sermaye ve servete bakışını Marks-Engels ile aynı görürler. Hatta, kaynak ve diyalektiğini Marksizmden alan Şiî devriminin kalemşörleri, Ebû Zer-i Gıfârî?yi bir sembol, bir bayrak yaparlar.

 

Bilgi ve anlayışına uyamadıkları Aleyhissalâtü vesselâm Efendimizi ve mümtaz sahâbîsini romantik cazibelerine ortak edecek kadar arsız olan bu fikir, bir fesad manifestosu olarak tarihe geçti. Tarihe geçişi, isim ve amblem iledir. Aksine, bu müfsid manifesto, Kâbil?den Deccâl?e kadar varlığını sürdürecektir. Bazen Mezdekî, bazen Hayyâmî, bazen Haşhâşî, bazen Vâridâtî, bazen İştirâkî olarak ortaya çıkacaktır.

 

Özünü, aslını Protestanlıktan alan kapitalizm, sermayeyi bir zümreye tahsis edip, kalan zümreyi husûsî zümreye tâbi etti. İşçi ve patron, işveren ve işalan şeklinde özetlenecek olan kapitalizmin ruhu, orta sınıf olarak tabir edilen vasatî hâli kaldırmaya yöneliktir. Piramidin %90?lık kısmı işalan, %10?luk kısmı ise işverendir. Başka bir ifadeyle halkın %90?ı, %10?luk kısmı memnun ve mesrûr etmek için çalışıp didinir. Asgarî geçimin alt sınırında olan çoğunluk, Buda?nın tunç heykeli gibi başında bağdaş kurup oturmuş kitlenin hüznüyle hüzünlenir, sevinciyle sevinir. Kendisine verilen bir aylık çalışmasının karşılığı olan parayı bir kuaföre bahşiş olarak verildiğini de bilir. Buna rağmen efendisini memnun etmek için çabalar. Belki maaşına zam yapar, belki terfi eder, hattâ belki patronun kızıyla evlenir!... Hele bir patronun gözüne girsin. Yeşilçam filmleri bu anlayışı yerleştirmek için çeyrek asırdır zengin kız-fakir oğlan, fabrikatör oğlan-işçi kız temalarını evlere sokmadı mı?

 

Kapitalizm bütün gücüyle kölelik ruhunu yerleştirmeye çalışır. Köleler ne kadar uysal olurlarsa, efendiler o kadar memnun ve rahat olur. İşçinin on liralık zam isteğini isyan olarak telakkî eden kapitalist ruh, metres veya jigolosuna yüz liralık losyon hediye etmeyi az görür. İsraf ve insafsızlık üzerine kurulmuş bir ideoloji, bir sistem, îmân ve ihsân eksenli İslâm?ı elbette dize getiremeyecektir. Bunun içindir ki mahzun burjuva şöyle haykırır: ?Her fikir ve inanış tek mevsimlik vesselâm / Zaman ve mekân üstü biricik rejim, İslâm.?

 

Ona mahzun burjuva dedik, çünkü o, sermaye ve kültürün birikim yaptığı şehirlerde yaşadı. 20.yüzyılın riyakâr şehir görüntüsü onu kucağına almış bir bebe misali büyütmüştü. O, şehrin mağrur yapısı içinde tam bir şehirli-burjuva olarak yetişti. Benini boşverme adı altında, özgürlüğün dahi özünü çıkardı. Böylelikle toplumun elit tabakası içinde toplumun her kesimini, özellikle yöneliş ve yönlendirişleri uhdesinde tutan kesimi tanıdı. Toplumun üst tabakası daima yöneliş ve yönlendirişçilerin elindedir. Siyaset, sanat, ilim, sermaya ve idareyi bu kesim elinde bulundurur.

 

O dönem toplumu Frenk kültürünün, İngliz sermayesinin ve Hıristiyan ahlâkının etkisi altındadır. Hatta, etki değil, tam ifadesiyle mahkûmudur. Fransız öğretmenler, İngiliz banka müderrisleri ve evlerde Hıristiyanları sembolize eden biblolar, tablolar, mahkumiyeti ilan eden vesikalardır. İşte mahzûn burjuva, bu kesimin içinde, alt kısımdan habersiz şöhret buldu. Bir yanda başkalaşmış, bir yanda dışlanmış toplumun iki kesiminden başkalaşmışlar havasında büyüdü. Bunu şu mısrayla duyurur: ?Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum / Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.? Dışlanmış alt kesimin değerlerini ifade eden ?Gökyüzü?ile tanışmışlığını böyle haber verir. Bir pişmanlık, bir eyvâh, bir hayıflanma bildirgesi?

 

Burjuva yollarında medeniyeti arar. Fakat burjuvalar bu medeniyet arayıcısının arayışını kabullenmezler. Medeniyet eskiydi, eski bir masaldı. Onlara göre medeniyet Binbir Gece Masalları?nda kalmış Kırk Hârâmiler?in işret sofralarında harcanmıştı. Ne varsa burjuvada vardı. Burjuvanın varlığı dışında bütün varlar eskiyi hatırlatan birer irticâydı. Güneş de çok eski, hatta Güneşin varlığı dünyanın varlığından çok önce başlar. Güneşe mürteci demek, onu kabullenmemek ne kadar komikse, Allah?ın varlığını kabullenmemek ve bu varlığa göre yaşamını düzenlememek de o kadar komiktir. ?Güneşi cebinizde kaybettiniz, karanlıklardan ışık umuyorsunuz.? diye haykırdı dışlanmış soluk benizli mü?minlere. Bütün gerçeklerin doğuş mahali Doğudur ve Doğu, bütün doğumların beşiğidir, dedi kısık sesli Müslimlere. Keşiflerin, îcâdların menbaının İslâm olduğunu söyledi boynu büküklere. Talan edilmiş İslâm yurtları çapalanmaya, tırmıklanmaya başlandı. Cesaret geldi cesaretinden gafillere. Hakkını aradı hakkını gasp etmiş hârâmilerden. Allah?dan bahsetmenin yasak olduğu zamanlarda, Allah dedi yasakçıların karşısında. Sesi kısıkların sesi yükselmeye başladı. Boynu bükükler ?Îmân dolu göğüs?lerini omuzlarının arasından çıkarır oldu. Benzi soluklara özgüven geldi. Dergiler, gazeteler, radyolar, televizyonlar kuruldu. Pek çok odalarda gammazlanma korkusuyla okunan Mushaf-ı Şerîf, Kelâm-ı Kadîm, Kur?ân-ı Kerîm, Furkânu?l-Azîm radyolardan okundu. Roma?ya giden yollar kapatılıp Medîne hurmalıklarına yöneliş başladı. Burjuva hayranlığı, medeniyet aşkına döndü. Harabeye çevrilen bir medeniyetin imarına, restorasyonuna girişildi. Zifirî karanlıkta ışıldayan mahyalara ?Tek Yol İslâm? yazıldı.

 

Âidiyetinden dolayı reform ve rönesans tabirlerini medeniyet mimarına yakıştırmak abes olur. Ama o, bir yerli yeniye yönelişi başlattı. Onun yeniliği, ne Martin Luther, ne Dante, ne Mikelanjelo?nunkine benzer. Bunların yaptığı, kokmuş, kokuşmuş anlayışı ambalajlayıp sunmaktan ibaretti!. Bugün, ambalajından dışarıya sızan kokunun kerâheti, kâinâtı kirletti.

 

Medeniyet mimarının yaptığı, bastırılmış, gizlenmiş bir güzelliğin dışarıya vurulmasını sağlamaktı. Elhamdülillâh, sağladı da. O irfan, ilim, gelenek ve görenekte bir medeniyeti ihyâ etti...

 

İdris Yılmaz

AK
12.08.2009 12:26
#110

Tartışmayı yeni gördüm...

ve kvp111 rumuzlu arkadaşa yapılan büyük haksızlık ve yakışıksız üslup(suzluk) karşısında şaşkına döndüm...

 

Bir yerde yönetici olmuşsanız (ister bir şey karşılığında olun,ister gönüllü olun o kimseyi ilgilendirmez.üstelik gönüllüyseniz bunu dillendirmek korkunç bir ayıptır.) vaad ettiğinizi yapmak zorundasınızdır!

Bu noktada sizi eleştirenlere de(hem de kvp111 rumuzlu arkadaş oldukça saygılı bir eleştiri yapmış,dahası söylenen onca şeyi de üstad'ın hatrına görmezden gelmiş..) öyle süslü,acayip kelimelerle ve kibirle cevap vermeyi bırakın özür dilemeniz gerekir!!..

 

Yarışmadan çekilmek herkesin en tabii hakkıdır....Tabii olmayan bu demokratça tutum karşısında öfkenize mağlup olup,size muhtaç değiliz havası ile dünyadaki en muazzam kibri heykelleştirmenizdir.

 

Haksız olduğunuz bir noktada dahi böylesine,kendinizin büyük iş yaptığınızı vurgulamanız,doğrusu 'fedekarlık' kavramına yeni anlamlar yüklemiştir...

 

Yönetici sabırlı olur...Öfke yönetilenin hakkıdır..Ve dünyanın her yerinde yönetici,yönetilene muhtaçtır..!

 

Siz 'bu yarışmayı düzenlemeye muhtaç değiliz,gidersen git' düşüncesi ile yönetcilik liyakatinden dahası Necip Fazıl davasından ne kadar uzak olduğunuzu gösterdiniz.Adam kazanmak yerine,adam kaybetmeyi dava edinmiş sizler de keşke 'gidebilmenin' asaletine malik olabilseydiniz.!!

 

Oysa siz kvp111 rumuzlu arkadaşın eleştirisini de sinsice bir zeka ile başka platforma çekip kendinizi haklı çıkarmanın yoluna gittiniz.Tebrikler kazandınız.(!)..Tebrikler Necip Fazıl şuuruna sahip kvp111'i kaybettiniz!..Tebrikler(!) büyük iş başardınız(!)...

 

Bendeniz 'haksızlık karşısında' susmayı şaytanca bir davranış olarak gördüğüm için kvp111 rumuzlu arkadaş gibi yarışmadan çekildiğimi ilan ediyorum..Ve yazımın siteden derhal silinmesini istiyorum..

 

Şimdi bana da 'sevmiyorsan çek git','senin nazını çekecek değiliz' deyin de herkes anlasın,'fedakarlığınızı'....(!)

 

Hatta tutmayın kendinizi beni üyelikten atın gitsin...(!)

 

(cevaplarınızın aynı yakışıksız üslupla gelmesi halinde saygınlığımı bozmayacağımı beni tanıyanlar bilir.)

 

Büyük Doğu davasının şuuruna sahip bütün gönüldaşlara saygılarımla..

 

................................................................................

................................................................................

.

.

KV
12.08.2009 13:04
#111
Tartışmayı yeni gördüm...

ve kvp111 rumuzlu arkadaşa yapılan büyük haksızlık ve yakışıksız üslup(suzluk) karşısında şaşkına döndüm...

 

Bir yerde yönetici olmuşsanız (ister bir şey karşılığında olun,ister gönüllü olun o kimseyi ilgilendirmez.üstelik gönüllüyseniz bunu dillendirmek korkunç bir ayıptır.) vaad ettiğinizi yapmak zorundasınızdır!

Bu noktada sizi eleştirenlere de(hem de kvp111 rumuzlu arkadaş oldukça saygılı bir eleştiri yapmış,dahası söylenen onca şeyi de üstad'ın hatrına görmezden gelmiş..) öyle süslü,acayip kelimelerle ve kibirle cevap vermeyi bırakın özür dilemeniz gerekir!!..

 

Yarışmadan çekilmek herkesin en tabii hakkıdır....Tabii olmayan bu demokratça tutum karşısında öfkenize mağlup olup,size muhtaç değiliz havası ile dünyadaki en muazzam kibri heykelleştirmenizdir.

 

Haksız olduğunuz bir noktada dahi böylesine,kendinizin büyük iş yaptığınızı vurgulamanız,doğrusu 'fedekarlık' kavramına yeni anlamlar yüklemiştir...

 

Yönetici sabırlı olur...Öfke yönetilenin hakkıdır..Ve dünyanın her yerinde yönetici,yönetilene muhtaçtır..!

 

Siz 'bu yarışmayı düzenlemeye muhtaç değiliz,gidersen git' düşüncesi ile yönetcilik liyakatinden dahası Necip Fazıl davasından ne kadar uzak olduğunuzu gösterdiniz.Adam kazanmak yerine,adam kaybetmeyi dava edinmiş sizler de keşke 'gidebilmenin' asaletine malik olabilseydiniz.!!

 

Oysa siz kvp111 rumuzlu arkadaşın eleştirisini de sinsice bir zeka ile başka platforma çekip kendinizi haklı çıkarmanın yoluna gittiniz.Tebrikler kazandınız.(!)..Tebrikler Necip Fazıl şuuruna sahip kvp111'i kaybettiniz!..Tebrikler(!) büyük iş başardınız(!)...

 

Bendeniz 'haksızlık karşısında' susmayı şaytanca bir davranış olarak gördüğüm için kvp111 rumuzlu arkadaş gibi yarışmadan çekildiğimi ilan ediyorum..Ve yazımın siteden derhal silinmesini istiyorum..

 

Şimdi bana da 'sevmiyorsan çek git','senin nazını çekecek değiliz' deyin de herkes anlasın,'fedakarlığınızı'....(!)

 

Hatta tutmayın kendinizi beni üyelikten atın gitsin...(!)

 

(cevaplarınızın aynı yakışıksız üslupla gelmesi halinde saygınlığımı bozmayacağımı beni tanıyanlar bilir.)

 

Büyük Doğu davasının şuuruna sahip bütün gönüldaşlara saygılarımla..

 

................................................................................

................................................................................

.

.

 

 

evet,benim böyle yapmamın sebebi,üstadın sağına ve soluna bakınmadan fert fert ben varım cevabını verici ve benim olmadığım yerde kimse yoktur duygusuna sahip bir dava ahlakını pırıldatıcı bir gençlik ibaresidir...fakat benim yüzümden;yöneticiler tarafından yapılmış bir hatadan dolayı,bütün amacı üstada saygı ve ona hizmet olan bir site ye,ve böyle bir siteyi kuran niyetleri halis fakat her insan gibi yönetici de olsa hata yapma olasılığı olan yöneticilere karşı tavır alınmasını ve ortalığın karışmasını istemem...akrebin kıskacı arkadaşa beni anladığından dolayı teşekkür ederken,diğer taraftanda yöneticilerin de hata yapabileceğini kabul ediyor, ve üstlerine gidilmemesini herkesten rica ediyorum..vesselam...

12.08.2009 15:07
#112

arkadaşlar sakin olalım... Hepimiz ÜSTAD için burdayız... Gönüldaşlar arasında kırgınlık olmasın hoş değil...

 

Yolumuz bir hedefimiz bir vesselam...

12.08.2009 16:37
#113
Tartışmayı yeni gördüm...

ve kvp111 rumuzlu arkadaşa yapılan büyük haksızlık ve yakışıksız üslup(suzluk) karşısında şaşkına döndüm...

 

.................

 

Yarışmadan çekilmek herkesin en tabii hakkıdır....Tabii olmayan bu demokratça tutum karşısında öfkenize mağlup olup,size muhtaç değiliz havası ile dünyadaki en muazzam kibri heykelleştirmenizdir.

 

.................

 

Yönetici sabırlı olur...Öfke yönetilenin hakkıdır..Ve dünyanın her yerinde yönetici,yönetilene muhtaçtır..!

 

.................

 

Adam kazanmak yerine,adam kaybetmeyi dava edinmiş sizler de keşke 'gidebilmenin' asaletine malik olabilseydiniz.!!

 

.................

 

Tebrikler kazandınız.(!)..Tebrikler Necip Fazıl şuuruna sahip kvp111'i kaybettiniz!..Tebrikler(!) büyük iş başardınız(!)...

 

................

 

Bendeniz 'haksızlık karşısında' susmayı şaytanca bir davranış olarak gördüğüm için kvp111 rumuzlu arkadaş gibi yarışmadan çekildiğimi ilan ediyorum..Ve yazımın siteden derhal silinmesini istiyorum..

 

................

 

Şimdi bana da 'sevmiyorsan çek git','senin nazını çekecek değiliz' deyin de herkes anlasın,'fedakarlığınızı'....(!)

 

Hatta tutmayın kendinizi beni üyelikten atın gitsin...(!)

 

...............

 

 

Dar zamanda düşmanların altına

At olanlar safımıza gelmesin

Garibanın, fukaranın sırtına

Bit olanlar safımıza gelmesin

 

Ağırlık, irilik ölçüsün bırak

Tartıya vurulmaz beyinle, yürek

Bu ülkede iman gerek, ruh gerek

Et olanlar safımıza gelmesin.

 

Öte dursun işkembeden atanı

Lâzım değil kaçan ile yatanı

Menfaate rüşvet verip vatanı

Fit olanlar safımıza gelmesin

 

Sapıklar her yerde atsa da çamur

Gerçek mayasına kuvuştu hamur

Adam istiyoruz dört başı mamur

İt olanlar safımıza gelmesin.

 

Gönül bahçesinde korku gezeni

Asla kabul etmez ülkü düzeni

SEVDASI, SABRI, AKLI, İZANI

KIT olanlar safımıza gelmesin.

 

Biz zulüm ayında güneş çağıyız

Hira'dan feyzalan Tanrıdağ'ıyız

Biz meyve bahçesi, üzüm bağıyız

Ot olanlar safımıza gelmesin.

 

Parolamız her zamanda, her yerde:

Ölmek var da baş eğmek yok namerde

Bu imana, bu ülküye, bu derde

Yad olanlar safımıza gelmesin.

 

 

not: sözüm meclisten dışarı... Kimse üstüne alınmasın. :D

not 2:Haksızlık karşısında susmakla yetinmeyip haksız tarafı savunmaya geçen ve haksızlık karşısında susmayı şeytanca bir davranış addedip şeytanı hayrete düşüren yönsüze güle güle diyorum.

NF
12.08.2009 16:39
#114

Selamlar,

 

Evvela üslubun yakışıksız olduğu sizin takdirinizdir. Haksız bir yaklaşım tarzına karşı böyle bir tepki göstermek ise, bizim için artık tahammül hududunun aşıldığını diğer kullanıcılara ihtar etmesi gereken bir sinyaldi. Alamayanların da olduğunu gördük böylelikle.

 

Bakınız, biz burada ne birbirimizin, ne de bir başkasının eşeğiyiz! Hiçkimse kendi mesuliyetlerini bırakıp, elinden gelenin en iyisini yapmakta olduğu bir organizasyon için hayati önceliklerini bırakmak zorunda değildir. Bunun umrunuzda olup olmaması benim için hiç ama hiçbir şekilde önem ifade etmiyor. Siz hakikati, insaniyeti ve hakkaniyeti kaale almasanız da bu kavramlar geçerliliğini koruyacak ve bizim anlayışımıza yön vermeye devam edecektir. Gönüllülükle iş yapmaya çalışan insanları köpeği olarak telakki ederek onlardan programlanmış robotlar misali muamele beklemek, Allah rızası tabanında yürümeye gayret eden bir oluşum için asla ve asla sözkonusu edilemez. Eğer bir arkadaşımız internet bağlantısına sahip değilse yahut sınavlarıyla mücadele etmek durumundaysa, onun puanlamasını beklemek zorundayız. Kimsenin, arkadaşlarımızı tarihi yeni belli olan sınavlarıyla ilgilenmekten vazgeçirerek yahut meşguliyetlerle boğuştuğu memleketinden çağırarak; onların 100 küsür kb tutarında 36 (artık 34) yazıyı puanlamasını isteyecek insaniyet yoksunluğunu bizden beklemeye hakkı yoktur! Gönüllülük durumunu dile getirmeye mecbur kalmak değil, insanları uşağı sananların ve sadece yönetici kimliğiyle görenlerin bunu dile getirmeyi mecburi kılması korkunç bir ayıptır. Bugüne kadar böyle bir meselede bu durumun tarafımızca hiçbir zaman dile getirilmemesi de meselenin bu cihetini destekler niteliktedir. Tahminîliği açık olan bir tarihin makul sebeplerle oynadığını ilan etmemiz ise yeterlidir. Ben üye kaybedecek de olsak, gönüllü olan insanlara köle muamelesi yapmayı asla kabul etmem. Asıl insan kazanmak da bu şekilde olur. Mümkün olanın en iyisini yapmaya çalışan insanları, Allah rızası için girdikleri bir işte pişman etmenin vebali, oturduğu yerden ahkam kesen bir düşüncesizi kaybetmenin vebalinden çok daha büyüktür ve ben bunu göze almıyorum!

 

Evet beğenmeyen gidebilir, hatta bu gibi önemsiz mevzular sebebiyle davadan soğuyacak basiretsizlikte bir arkadaşımız varsa, onun eksikliğini de bu yüce dava asla aramayacaktır! KVP111 kullanıcı isimli üyemiz, yanlışlığına değindiğimiz hareketine rağmen son noktada bu kapasitesizliği taşımadığını ispatlamışken, ne dediğinden habersiz olan ve bir yönetici olarak asla muhtaç olmadığımız şahsınızı sitemiz adına kaybetmek bizim için hiçbir ehemmiyet taşımıyor. "Derhal" kelimesini kullanarak verdiğiniz emri yerine getirmiyorum, siz kim oluyorsunuz, kendinizi ne zannediyorsunuz da emir vermeye kalkıyorssunuz? Sizin burada köleniz yok paşa hazretleri, silmiyorum, hadi bakalım! Tahammül hududumuzu terbiyesizce bir tutumla ihlal ettiğiniz için sizi atıyorum.

 

Yapılan saygılı eleştirilere karşı nasıl tepki verdiğimizi forumun her noktasından takip edebilirsiniz. KVP111 kullanıcı isimli üyemize bu tepkiyi göstermemize vesile olan hareketin mahiyetine önceki mesajlarımızda uzunca değindiğimiz için bu haknaşinas yorumunuzu teğet geçiyorum.

 

Tutumların demokratça olması değil, hakkaniyete uygun olması bizim için yegane kıstastır. size şirin görünmek değil, yönetime haksızca yüklenilmesine karşı gösterdiğimiz aşırı yumuşak tutumun zararlarını müşahede ettiğimiz için artık hak edilen tepkiyi göstermek takip ettiğimiz yolun ta kendisi olmuştur. Ayrıca meselenin sadece yarışmadan çekilmekten ibaret olmadığını, bu hareket haksız bir sebepten doğduğu için sözkonusu tepkiyi gösterdiğimizi olsun anlayabilmenizi beklerdim. Haksız bir düşüncenin haksız bir fiil üzerindeki tecellisine karşı koymaktan bizi sözümona "antidemokratlık" ithamınız dahi alıkoyamayacaktır!

 

Fedakarlık yapanın tepesine çıkılmasına tepki olarak insanları yaptıkları haksızlık hususunda vicdana davet etmek fedakarlık kavramını yeniden düşünmenizi sağlıyorsa, beyninizde bazı kavramlar yeterince oturmamış demektir. Buna ise yapabileceğimiz bir şey yok.

 

Yönetici hiçkimsenin suratına öfke kusabileceği yahut kölesi sanacağı bir kimse değildir. En azından biz bu köleliği kesinlikle kabul etmiyoruz! Yönetici olduğumuz için kimseyi ezmeye kalkamayacağımız gibi, saçma sapan öfkeleri kaldırmak zorunda da değiliz; çünkü herşeyden önce bizler de insanız. Bunu böyle bilin! İnsanlar üzerinde tasarruf kullanmadığımız için davamıza hizmet edemediğimizi söyleyene ise dava adına hakkımı helal etmiyorum, çünkkü sürdürülen emekten habersizce klavyelerin arkasından atıp tutmak harcadığımız emeğe en büyük saygısızlıktır. "Ayinesi, iştir kişinin; lafa bakılmaz" diyorum ve bu davayı büyük mahkemeye, Allah'ın ve Üstad'ın huzuruna bırakıyorum. İçim rahat; kalbim ise, elhamdülillah, son derece mutmain.

 

Nazım şiiri edalı yazınızı yarışma kapsamından çıkarıyoruz ve sizi de siteye yakışacak iyi niyet ve basiretten uzak olduğunuz için siteden atıyoruz.

 

Yarışmadan çekilmek isteyen başka arkadaşlar olursa -ki kimsenin bu harekette bulunacağını sanmıyorum-, özel mesaj atarak isteklerini dile getirebilir. Neticeler birkaç gün içerisinde ilan edilene dek konu kilitlenmiştir. Anlayışsızlığa ve köle olarak telakki edilmeye asla tahammül göstermeyecek; bugüne kadar olduğu gibi mevcut şartlar içerisinde yapabileceğimizin en iyisini yapmaya çalışırken, Allah rızası için çabalayan kimseleri bıktıracak hareketlerden de uzak duracağız.

 

Saygı ve selamlarımla

NF
21.08.2009 14:56
#115

Selamlar,

 

Değerli kullanıcılarımız, uzun bir bekleyişin ardından dün itibarıyla puanlamalar tamamlandı. Evvela hesapta olmayan gelişmelerden dolayı sonucu açıklamada bu kadar geciktiğimiz için, başta gerekli anlayışı gösteren katılımcılar olmak üzere, tüm kullanıcılarımızdan özür diliyoruz.

 

Yarışma, 34 yazı arasında gerçekleştirilmiş ve yapılan puanlama neticesinde ilk 3'e giren kullanıcılar belirlenmiştir. Oldukça yakın puanlar elde edilen yarışmada ortaya çıkan büyük çekişme, keyfiyet açısından bizleri ziyadesiyle memnun ve tatmin etmiş bulunuyor. Neticeleri açıklamadan evvel dereceye giren arkadaşları tebrik ederken, başta az farkla dereceye giremeyen arkadaşlarımız olmak üzere tüm katılımcılara teşekkür ediyoruz. Bu yüksek keyfiyetin elde edilmesinde büyük pay sahibi olduğu halde yarışmaya katılan kıymetli yazılarıyla dereceye giremeyen arkadaşlarımız da, inşallah ilerleyen yarışmalarda derece kazanarak sarfettikleri kıymetli emeğin karşılığını elde eder. Umarız ki, yüksek keyfiyetin sergilendiği bu yarışma, tüm katılımcılar açısından en hayırlı şekilde neticelenmiştir.

 

İlk üçe giren kullanıcılarımız ve bu kullanıcılarımızın aldığı puanlar şu şekildedir:

 

1. Ali NFK - 52.5

2. Cihat - 51 (her iki yazısı da aynı puanı almıştır)

3. dbdbd - 50

 

Bu kullanıcılarımız, ilk mesajda belirtilen hediyeleri almaya hak kazanmıştır. bu arkadaşlarımızın en kısa zamanda özel mesaj ile tarafıma ulaşarak arzu ettikleri kitapların isimleri ile adres bilgilerini bildirmelerini rica ve kendilerini tekrar tebrik ediyorum.

 

Gecikmeden dolayı tekrar özür diliyor, neticelerin hayırlara vesile olmasını arzu ediyor ve katılan tüm arkadaşlara teşekkür ediyorum.

 

Saygı ve selamlarımla

21.08.2009 15:52
#116

Ali NFK kutlarım.

Cihat ve dbdbd arkadaşları da kutlarım. Bol katılımlı bir yarışmaydı. Dereceye giremeyenleri de kutlarım....

DE
21.08.2009 17:12
#117

Kazanan arkadaşları gönülden kutlarım,

NE
21.08.2009 18:38
#118

Tebrik ve takdir ederim

AL
21.08.2009 19:43
#119

Esselamu Aleyküm Sevgili Gönüldaşlar.

Siteyi kurup zamanını, enerjisini maddi imkanlarını sonuna kadar, büyük ve şaşılacak bir özveriyle harcayan çok değerli site adminlerine teşekkürü borç bilirim. Allah onlardan razı olsun, mukaddes Büyük Doğu Davasını zaferle şereflendirsin.

Yarışmaya katılan tüm gönüldaşlarımı tebrik ederim. Benim için birincilik sürpriz oldu. O kadar çok beğendiğim yazılar var ki bunları yarışmadan yarışmaya okumak olmaz. Sık sık sitede böyle yazıların yayınlanması ne güzel olur.

Tüm Gönüldaşlarımı büyük bir aşkla selamlar, iftar için bereket ve afiyet dilerim. İftar demişken; İftar güzel de ''NFK.COM İftarı'' olunca daha bi' güzel oluyor. Durmadan kaçıranların dikkatine!.. :)

Selametle...

KV
21.08.2009 20:29
#120

ALİNFK yı tebrik ederim...ben yazımı yazdığımda beni hemen tebrik eden kişi olmuştu..onun adına ayrıca sevindim...

CI
21.08.2009 21:34
#121

Hayırlı uğurlu olsun. :)

Çok güzel bir yarışma oldu. Üstadın gerek mücadele ve fikir, gerekse edebi kişiliğinin farklı şuurlarda nasıl ortak bir keyfiyette birleştiklerini hep beraber gördük. Samimi gayretleri ve aşklarıyla bu zuhura vesile olan site yönetimine teşekkür ederim. ALİNFK kardeşimi birinciliğinden ötürü kutlarım. Ve dbdbd kardeşimi de. Çalışmalarında azim, bağlılık, tefekkür ve estetik iç içeydi.

DE
21.08.2009 23:57
#122

Yarışma birincisi Ali NFK'yı ve diğer dereceye girenleri canı gönülden tebrik ediyorum.

 

Dereceye giremeyen arkadaşların puanlarını görebilme imkanımız var mı?

HA
22.08.2009 00:16
#123

yarışmaya dahil olan, emek veren, katkıda bulunan tüm arkadaşlarımı tebrik ediyorum .yazılanların hepsi birbirinden güzel. kaleminize yüreğinize sağlık.... ali kardeşim seni ayrıca tebrik ederim. birinci sen oldun e dolayısiyle bişey ısmarlaman şimdi lazım bize :) sevgilerle.....

KU
22.08.2009 00:38
#124

Yarışmanın birincilerine can-u gönülden tebrikler.

AL
22.08.2009 00:51
#125
yarışmaya dahil olan, emek veren, katkıda bulunan tüm arkadaşlarımı tebrik ediyorum .yazılanların hepsi birbirinden güzel. kaleminize yüreğinize sağlık.... ali kardeşim seni ayrıca tebrik ederim. birinci sen oldun e dolayısiyle bişey ısmarlaman şimdi lazım bize :) sevgilerle.....

 

Haha :) mutlaka...

İftarlar benden :)

Allah razı olsun Hafakan ağabeyim, kurşunkalem gönüldaş sana da teşekkürler...

DB
22.08.2009 03:29
#126

S.a

 

Başta Ali ve Cihad kardeşim olmak üzere, yarışmaya yazı gönderen, üstad için kalem oynatan, oynatmasa da düşünen, dua eden herkesten Allah razı olsun...

 

Bu derecenin manevi manasını kelimelerle izah edebilmem mümkün değil... Her şeyiyle kendimi bulduğum insanın adına düzenlenen bir yarışmada bu dereceye girmek inanılmaz bir şey...

 

Yaptığımız tek şey sadece zahiren yerde, batınen her daim en üstte olan o sancak davasını yürütebilmek, bunun için tüm mücadeleleri yapmaktı. Ahir zamanın en dehşetli en azametli şu günlerinde bu davaya sarılan herkesi Allah Cennet ve Cemaliyle mükafatlandırsın...

 

DOĞACAK BÜYÜK DOĞU BİZDEN DOĞARAK!!!

NF
22.08.2009 10:44
#127
Dereceye giremeyen arkadaşların puanlarını görebilme imkanımız var mı?

Selamlar,

 

Bu noktada isim açıklamak gereksiz ve rencide edici olabilir. Yalnız 3 arkadaşımızın 48-49.5 aralığında puan aldığını söylemem, yarışmanın ne derecede çekişmeli gittiğini göstermek açısından yeterli olsa gerek.

 

Saygı ve selamlarımla

GA
22.08.2009 15:31
#128

Herkesin kalemina sağlık.

Dereceye giren arkadaşları tebrik ediyorum

Büyük doğu gençliğinin kendini dile getirebileceği böyle yarışmaların tekrarlanması dileğiyle.

MU
22.08.2009 21:26
#129

Üstadı her yönden anlatmak ve tanıtmak için yola çıkan bir sitenin yapabileceği en güzel yarışma kategorilerinden olan Üstad eksenli şiir ve makale yarışmasının üçüncüsünün sonuçları hayırlı olsun. İnşallah sitenin yükselen çıtasıyla birlikte muhtevasında çok daha fazla gönüldaşı toparlayan ve yarışma kategorilerini artırarak Üstad üzerine farklı çalışmaların hayat bulacağı faaliyetlerin sayısı da artar. Birinci olan Ali NFK kardeşimi, ikinci olan Cihat kardeşimi ve üçüncü olan dbdbd kardeşimi tebrik eder, hayırlı okumalar diler ve okuduklarından azami raddede feyz almalarını, ayriyeten kitaplarını arkadaşlarıyla da paylaşarak, onların da Üstadı okumaları için kitaplarını ödünç vererek Üstad okuma halkasını genişletmelerini can-u gönülden dilerim. Yarışmaya katılan bütün gönüldaşlarımıza ayrıca teşekkür ederim.

23.08.2009 04:24
#130

Tebrik ederim Ali ve Cihat kardeşlerimi...

 

Lakin Şiir de ortacaglı kardeşimiz Üstadımızı gayet açık ve net bir dille anlatmış, Ben beğendim şiirini şahsen...

 

Hayırlı Ramazanlar / Muhabbetle...

NE
23.08.2009 15:54
#131

Ali NFK, Cihat ve dbdbd arkadaşlarımızı tebrik ederim. Çalışmaların üçü de birbirinden kaliteli. Allah kalemlerinizi tağutun rejimi karşısında bir ömür muvaffak kılsın inşallah.

23.08.2009 16:52
#132

dbdbd kardeşim seni unutmuşum, seni de tebrik ederim, yazın takdire şayandır vesselam...

MA
24.08.2009 11:30
#133

dereceye giren arkadaşları kutlarım.

Hepimizin Üstadı düşünmesini ve bu doğrultuda duygularımızla karışık bilgilerimizi aktarmamızı sağlayan ve hepbirlikte birşeyler ortaya çıkarmaya çalıştığımız yararlı bir yarışmaydı. katılan tüm arkadaşlara da ayrıca teşekkür ederim. selamlar..

DB
26.08.2009 02:21
#134

Est Gökhan kardeşim

 

Allah hepinizden razı olsun. Tek amacımız ve çabamız Üstad'ın yolundan gittiklerinin yolundan gitmek ve bu davayı öksüz bırakmamak... Tek derdimiz Allah Rasulü ve Dostları'nın rızalarına mazhar olabilmek...

 

Selametle...

 

DOĞACAK BÜYÜK DOĞU BİZDEN DOĞARAK!!!

BD
26.08.2009 15:53
#135

Sitemizin üçüncü şiir/nesir yarışmasında ortaya eser koyarak yarışmaya katılan tüm arkadaşlarımızı takdir ederken sonucun açıklanması ve dereceye giren değerli arkadaşlarımızın belirlenmesiyle de liyakat hakkını elinde bulunduran yazı/şiir sahibi arkadaşlarımızı da canı gönülden ayrıca tebrik ederiz.

 

Saygılarımızla...

TU
13.09.2009 23:19
#136

İyi bir iş yapıp herkesi yazmaya özendirmissiniz. Böyle bir yarışma yarışma ile olmamalı idi. Üstad hakkında kim ne yazmıssa herkes birincidir. Herkesi kutlarım. Tüm puanarı silin kim ne yazmıssa yayınlayın. Yarışma değil yazışma olmalı idi. Tüm okuyuculara yazanlara saygılar...

NF
14.09.2009 00:44
#137

Selamlar,

 

Biliyorsunuz ki temelde Üstad'ı mevzu edinmiş olan forumumuzda herkes, her zaman, belli hudutları ihlal etmediği sürece her istediğini yazabiliyor. Forumumuzun ve Dökümanlar bölümündeki Yorum alanının varlık sebebinin, bilgi akışını sağlamak olduğunu siz de taktir edersiniz. Bir kez daha vurgulamak gerekirse forum tercihimizdeki sebep, üyelerimizin Üstad ve eserleri hakkında fikir alışverişlerinde bulunmasını, Üstad ile ilgili materyal ve dökümanları yorumlamasını ve kendi ürün veya belgelerini paylaşmasını temin etme arzumuzdur. Farklı bir ifade ile, mevcut durumda bizim amacımız insanların Üstad ile ilgili zihin ürünlerini ortaya koyabilmesine öncülük etmektir. Fakat üzerinde daha fazla düşünülmüş, daha fazla emek harcanmış ve dolayısıyla daha yetkin olan yazıların ortaya çıkmasını da sağlamak için böyle bir organizasyon düzenleme gereği duyduk. Bu noktada, üyelerimizden de bu minvalde ısrarcı talepler geldiğini belirtmeliyim. Elimizde olmayan imkanları kullanabilmemiz malesef mümkün değil, mümkün olanla da bol katılımlı ve keyfiyet açısından da bizleri ziyadesiyle mutmain kılan böyle bir yarışmanın ortaya çıkmasına öncülük ettik ki bu güzel işi neticelendirmiş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Üstad'ın daha fazla okunabilmesini ve onu hakkıyla anlatan derinlik sahibi yazıların ortaya çıkabilmesini sağlamak için, yine site mevzuumuzla ilgili olarak teşvik edici bir ödül koyduk. Siz de teşvik zaviyesinden takdirlerinizi esirgememişsiniz, teşekkür ederim. Forumda herkes her istediğini yazabildiğine ve sizin de bunu biliyor olmanız gerektiğine göre, yazınızda herkesin ödüllendirilmesi gerektiğini kastetmiş olmalısınız. Gönül isterdi ki herkese istedikleri eseri gönderebilelim ve pek çok güzel yazı içinde keyfiyet seçimi yapmak durumunda kalmayalım, ne var ki mevcut şartlarımız buna izin vermiyor. Eğer bu meselede katkı sağlamak isterseniz bizler burada, her daim her türlü yardımınıza açığız. Fakat malesef önümüzdeki şartlarla bağlıyız ve altından kalkabileceğimiz işlere el atmakla mesulüz.

 

Başlıktaki eski sayfalara göz attığınızda, yarışmaya katılan yazıların zaten yayınlı olduğunu göreceksiniz. Dolayısıyla açıklanan puanlar, zaten yayınlı olan yazılarla ilişkilidir :)

 

Özelde bu yarışmaya, genelde ise sitemizin tüm bölümlerinde Üstadla ilgili konulara ilgi gösteren tüm kullanıcılarımıza teşekkür ediyorum. Başlığa gönderilen yazıları yarışma harici düşünürsek de, herkese Üstad için ortaya koyduğu değerli çalışmalardan dolayı sonsuz takdirlerimi iletiyorum. Dereceye giremese de, oldukça değerli yazılara imza atan pek çok arkadaşımız oldu.

 

Bilvesile, yarışmada derece elde eden arkadaşlarımızın hediyeleri kendilerine ulaştırılmıştır. Dereceye giren kullanıcılarımızın kitaplarını güle güle okumalarını, DVD'lerinden en verimli şekilde faydalanmalarını ve sitemizde paylaşımlarıyla katkıda bulunmaya devam etmelerini temenni ediyoruz.

 

Saygı ve selamlarımla

CA
30.09.2009 00:06
#138

Selamlar,

Site ile yeni tanıştım,vesile olanlardan Allah razı olsun.

Forumu takip ederken yarışma ile ilgili bölümleride okudum.

Yarışmada dereceye giren girmeyen,yazıları nerden okuyabilirim?

Yardımcı olursanız sevinirim.

Vesselam

MU
30.09.2009 09:08
#139

Selamlar,

Yarışmaya katılan yazıların tamamına, yani yarışmada dereceye giren girmeyen yazılara bu konunun ilk sayfasından itibaren ulaşabilir ve yazıları okuyabilirsiniz. Bu konunun diğer sayfalarına ulaşmak için, aşağıdaki resimde işaret edilen, forumun en alt sol köşesindeki sayfa numaralarına tıklayınız.

 

adszuey.jpg

CA
30.09.2009 15:07
#140
Selamlar,

Yarışmaya katılan yazıların tamamına, yani yarışmada dereceye giren girmeyen yazılara bu konunun ilk sayfasından itibaren ulaşabilir ve yazıları okuyabilirsiniz. Bu konunun diğer sayfalarına ulaşmak için, aşağıdaki resimde işaret edilen, forumun en alt sol köşesindeki sayfa numaralarına tıklayınız.

 

adszuey.jpg

 

Anladım !

Daha önceki sayfalarda mevcut yani

Teşekkür ederim

MA
06.03.2010 23:37
#141

böyle bir paylaşımı duyduktan snra üye oldm.. öncelikle yöneticilere teşkkrlermi sunarm :))

belki de aranzda henüz küçüğüm 14 yaşıma yeni girdm çnkü :)) pek şansım olduğunu sanmıyorm lakin yine de tam olarak anlayıp birşeyler paylaşmak istiyorum...

k.b anlayamadım da Necip Fazıl üzerine herşey derken bunlara içtenlikle yazılmış her nesir dahil mi.?

ME
07.03.2010 20:59
#142

Bu yarışma biteli çok oluyor kardeş. Eğer ileride gene yarışma yapılırsa ona katılırsınız.

AL
07.08.2010 11:21
#143

Üstadlarımın, Atalarımın Ayasofyası..

 

Başımı koydum ansızın ve sessizce secdeye

sonra bu çileli ama okadar da şerefli yola ;

Tüm yasakların zincilerini kırdım heybetimle

Ben sana geldim.. Sana Ayasofya!

 

Necip fazıl Üstadım.. kükrüyorum

onun ağzından sesleniyorum sana ;

Senin kitleyen ellere Lanet okuyorum

Ben senin için direniyorum.. direniyorum Ayasofya!

 

Üstad diyor: "Ayasofya Mekân icinde Ruh"

Ruhum zindanlaşmıs, zindanlaştıranlara yuh!

Ayasofyadır kalesi, Cihan icinde sulh!

Soluyor Güllerim.. Güllerimiz Ayasofya!

 

Üstad yine haykırıyor:

"Gurumuzu kilitlemek için Ayasofyayı kilitlediler";

Yeter artık, sabrım volkan gibi taşıyor

Senin icin ölmemi istediler.. Öldüm Ayasofya!

 

Müze diyen Haçlı, Moskof, Yunan, Mason

Dirildi Îman, çihad'a varmaya geliyoruz, korkun!

Osmanlı'nın Alperenleri verecek size laik bir son!

Dayan biz.. Biz geliyoruz AYASOFYA!!!

 

alperen58

23.11.2006

 

 

 

Necip Fazıl - Ayasofya

http://www.dailymotion.com/video/xdzwdh_ne...sofya-hita_news

http://www.dailymotion.com/video/xdzx04_ne...sofya-hita_news