İki Büyük Şair

Başlatan: NFK-Fan Tarih: 22.07.2005 11:13 Cevap: 63

NF
22.07.2005 11:13
#1

Bir gün kendisine, bir dostu:

-Üstad, dünyada iki büyük şair var, demiş.

Necip Fazıl’ın tepkisi şu olmuş:

-Öteki kim?

TO
22.07.2005 12:26
#2
Bir gün kendisine, bir dostu:

-Üstad, dünyada iki büyük şair var, demiş.

Necip Fazıl’ın tepkisi şu olmuş:

-Öteki kim?

 

S.A.

 

Gerçekten haklı ama üstad :) Ben edebiyattan nefret etmeme rağmen şiir okumaya merak sarıyorsam bu üstad sayesindedir.

 

Selametle...

ME
29.07.2005 23:57
#3

ben şiirleri severim yazdıklarım da var fakat öyle bir yazmış ki herkese hitap ediyor her ruh haline hitap ediyor insanı etkiliyor...

AH
24.01.2006 21:44
#4

:)) cok hostu...

Allah razi olsun...

AR
24.01.2006 22:02
#5

Eğer kendini kastettiyse büyük şair olarak.

Bence yakışmamış. Büyük şair olduğu ortada.

Ama ona mütevazilik yaraşır.

Ben yine de şüpheliyim o sözü üstadın dediğinden

NF
24.01.2006 22:09
#6

Selamlar,

 

Nukte ustada aittir.

 

Bazilari ustad hakkinda "Enaniyeti olmasaydi velayete ulasirdi" demislerdir.

 

Ama ustadi cekici yapan ozelliklerinden birisidir bu ozelligi. Ozguveni ifade eder. Pisiriklasmis bir kitlenin uyanmasinda bu tip ufak nuktelerin onemi buyuktur.

 

Saygi ve selamlarimla

AR
24.01.2006 22:20
#7

Sanki bu özgüven Hüseyin ÜZMEZ'de de var.

 

Çıktığı programlarda karşı görüştekilere bakışını unutamıyorum.

Adamları hiç ka'le almıyor. Sanki dalga geçiyor adamlarla. Tavır bu olmalı galiba.

 

Selametle..

GA
25.01.2006 11:49
#8
Eğer kendini kastettiyse büyük şair olarak.

Bence yakışmamış. Büyük şair olduğu ortada.

Ama ona mütevazilik yaraşır.

Ben yine de şüpheliyim o sözü üstadın dediğinden

 

Necip Fazıl tam bir edebiyat adamıdır ve bu nüktede onun edebiyatçı kişiliğini yansıtan güzel bir cevap var,başkası olsa yakışmazdı evet ama üstadın o dönemde etrafında bir çok düşmanı var onların karşısında gururla sağlam durmak gerekir.Verilen bu cevap onlara olsa gerekitr,yoksa kitaplarında defalarca kendini yermiş olan üstadın şairliğinden mağrur olması ,hiç sanmıyorum.

AN
26.01.2006 05:57
#9
Selamlar,

 

Nukte ustada aittir.

 

Bazilari ustad hakkinda "Enaniyeti olmasaydi velayete ulasirdi" demislerdir.

 

Ama ustadi cekici yapan ozelliklerinden birisidir bu ozelligi. Ozguveni ifade eder. Pisiriklasmis bir kitlenin uyanmasinda bu tip ufak nuktelerin onemi buyuktur.

 

Saygi ve selamlarimla

 

 

pısırıklık.. işte bunu duymak istiyordum.Güzelim islamı bence asıl perişan eden bu kelimedir! islam Allahın dinidir; asla pısırık müslüman geçinenlere mal edilmemelidir.Efendimize(as) ve Sahabi Efendilerimize(ra) binlerce selam olsun. belki bunu demek istedim.

tesekkürler

sizi seviyom

AR
26.01.2006 15:05
#10

:)

Ben de seviyom...

RA
19.03.2006 19:53
#11

gerçekten bu özgüven başka kimsede yok

ama bu davanın doğruluğundan yana hiç bir tereddüdü kalmamış bir insanın kendi meziyetlerinden yana da hiç bir tereddüdünün kalmamasının getirisidir

yani üstad

:angry:

TA
25.03.2006 01:24
#12

Esselamü Aleyküm.

 

Değerli Arkadaşlar.

 

'Nukte ustada aittir.' Doğrudur ben anektodu Sadettin ÖKTEM Hocadan bizzati dinledim (Bu anektodda diğer tarafta Sadettin Hocanın kendisidir.)

 

Beni Üstad'ın kendinden emin tavrı çok etkilemiştir.

Selametle Kalın.........

NF
25.03.2006 20:05
#13

Selamlar,

 

Yaa ben şimdi diğerini gerçekten merak ettim. Kimmiş acaba? :angry:

 

Saygı ve selamlarımla

TA
26.03.2006 02:58
#14

Esselamü Aleyküm.

 

Değerli arkadaşlarım,

 

'Esselamü Aleyküm.

Değerli arkadaşlarım,

 

Üstad'la ilgili bir anektod da benden, Sadettin ÖKTEM hocadan dinlemiştim;

Sadettin Hoca heyecanla ve karışık duygularla Üstad'ın yanına gelir ve acele ile yeni aldığı haberi ona verir der ki; Üstad duydun mu? Meydan Larus Ansiklopedisi iki Türk Düşünürünü yayınlarına dahil etmiş. Üstad gayet sakin bir şekil de sormuş; İkincisi kim?

 

İşte Üstad bu kadarda kendinden emin insandı.(Allah Rahmet Eylesin. El Fatiha..)'

 

Bu yukarıdaki mesajı 'Çünkü Siz Yapmadınız' başlığına atmıştım. Zaten bu diyologta da 2. kişi ismi zikredilmiyor. Sadettin ÖKTEM Hoca duymuş olduğu bir duyumu Üstad'a naklediyor ve daha sonrası malum o bildik cevap geliyor, İkincisi kim?

Selametle........

NF
26.03.2006 13:49
#15

Selamlar,

 

Doğrudur, ama elbet birisi burada adı geçen şahsiyetleri araştırmıştır. Malum kendini böyle elzem işlere adamış nice insan var piyasada.. :) İşte bu lüzumlu işi yapmış birisinden öğrenmiş bir arkadaşımız bulunabilir aramızda diye sordum. Merak da etmedim değil hani bu lüzumlu şeyi :angry:

 

Saygı ve selamlarımla

BY
25.05.2006 16:53
#16

O şiirin sultanı olmuş.. başka söze gerek yokki..

Ruhun şad olsun ..

Ölümünün 23.yılında seni rahmetle anıyoruz

CI
30.05.2006 12:28
#17
O şiirin sultanı olmuş.. başka söze gerek yokki..

Ruhun şad olsun ..

Ölümünün 23.yılında seni rahmetle anıyoruz

 

 

Çok doğru..

 

Amin..

DA
04.06.2006 09:29
#18
Bir gün kendisine, bir dostu:

-Üstad, dünyada iki büyük şair var, demiş.

Necip Fazıl’ın tepkisi şu olmuş:

-Öteki kim?

 

 

;)))) dogru soze ne denir ki:))) ustadim benim

BE
20.06.2006 21:25
#19

biri ÜSTADLA Hüseyin üzmezi kıyaslamış ;) garip

 

durun ben size hatırladığım kadarıyla bizzat üstadın cinnet mustatili kitabından bi anektod anlatayım farkı herkes görsün

 

Üstadla Osman yüksel serdengeçti mehşur malatya suikastının azmettiricisi olarak malatya hapishanesine götürüldüklerinde malatya suikastının failleri ( aralarında hüseyin üzmezde bulunuyordu) üstada efendim sizin dediğiniz gibi susmadık ayağa kalktık der üstad cevaben "ben size ayağa kalkın dedim amuda kalkın demedim" der :(

 

saygılarımla

IS
20.06.2006 22:53
#20

haklı bir özgüven ...üstad demeyecekte bu sözü kim diyecek..

SA
29.07.2006 13:55
#21

valla çok güzel cevap :D

SE
13.08.2006 04:55
#22

TABİİ Kİ O BİR TANE....

 

 

BOŞUNA ONA "SULTANÜL ŞUARA" ÜNVANINI VERMEMİŞLER.

19.12.2006 01:56
#23

üstaddaki enaniyet aslında şimdiye kadar gözüme batmıyordu, ama geçenlerde bi arkadaşım "üstadın yayınlarını basan matbaada b, e ve n harfleri tükenmiş" deyince olaya farklı bi açıdan bakmaya başladım. üstada, o veli edasına mütevazilik daha çok yakışırdı diye düşünüyorum

 

(bi arkadaşımız pısırıklıktan ziyade bunun böyle olması gerektiğinden bahsetmiş ama ben bu görüşe katılmıyorum. burda da ölçü olarak Efendimiz alınmalıdır bence. )

SA
19.12.2006 15:43
#24
üstaddaki enaniyet aslında şimdiye kadar gözüme batmıyordu, ama geçenlerde bi arkadaşım "üstadın yayınlarını basan matbaada b, e ve n harfleri tükenmiş" deyince olaya farklı bi açıdan bakmaya başladım. üstada, o veli edasına mütevazilik daha çok yakışırdı diye düşünüyorum

 

(bi arkadaşımız pısırıklıktan ziyade bunun böyle olması gerektiğinden bahsetmiş ama ben bu görüşe katılmıyorum. burda da ölçü olarak Efendimiz alınmalıdır bence. )

 

Sindirilmiş bir nesil içerisinde "dik" duran ; küffara karşı "müslüman"ın duruşunu remzleştiren zat'a selam olsun !..

Ü.
21.01.2007 02:35
#25

fazla söze ne hacet:)

NF
24.01.2007 21:48
#26
üstaddaki enaniyet aslında şimdiye kadar gözüme batmıyordu, ama geçenlerde bi arkadaşım "üstadın yayınlarını basan matbaada b, e ve n harfleri tükenmiş" deyince olaya farklı bi açıdan bakmaya başladım. üstada, o veli edasına mütevazilik daha çok yakışırdı diye düşünüyorum

 

(bi arkadaşımız pısırıklıktan ziyade bunun böyle olması gerektiğinden bahsetmiş ama ben bu görüşe katılmıyorum. burda da ölçü olarak Efendimiz alınmalıdır bence. )

Selamlar,

 

Bu mevzuya çeşitli açılardan bakabiliriz:

 

Bir dostu onun için, "Enaniyeti olmasaydı, veli olurdu" demiştir (Hoş ömrünün son demlerinde onun velayet mertebesine eriştiğine dair çeşitli görüşler, ifadeler ve delil nev'inden kabul edilmesi gayet mümkün ve mantıklı bazı hadisat mevcut.) Onda kendindeki cevherin farkında oluş halini rahatlıkla görebiliriz.

 

Çağımıza baktığımızda ezilmiş bir Müslüman kitleyle karşılaşırız. Bu durumda pısırıkça bir tevazuun güdücüsü olmak, kendindeki cevheri göstermek yoluyla farklı bir psikolojik metoda başvurarak büyüklüğümüzü haykırmaktan çok daha yanlış bir tutumdur. Biz bu hali hak etmiyoruz, bizim büyük aksiyon ve fikir adamlarımız var. Kendileri bunu aksiyonlarıyla gösterirken, aksiyon sahası olarak seçtikleri dilleriyle de ifade edebilirler. Bu durumda abesle iştigalden söz etmek mümkün değildir.

 

Üstaddaki enaniyetin içi boş değildir, kuru gürültü değildir onun bu tavrı... Üstadın sözümona "kibirlendiği" alanlara bakarsak, onun gerçekten haklı bulunduğunu ve mücadelesinin büyüklüğüyle ilişkilendirilmesi gereken bir enaniyetin sahibi olduğunu görürüz. Fakat o haddini bilirdi, Sonsuzluk Kervanı, Efendim gibi şiirleri yazan da bizzat kendisidir, ben değilim.

 

Uhud savaşı esnasında Hz. Rasulullah'ın Kafire karşı enaniyet takınmanın bir ibadet olduğunu beyan ettiği hadisini unutmayalım. O günkü şartlar Müslümanların taşıdıkları meziyetleri teşhir etmelerini iktiza ettirirdi.

 

Üstad, taşıdığı veli edasının yanında, bir aksiyon adamı kimliğine de sahiptir, bu noktayı gözden kaçırmamak gerekir. Dediğim gibi, asıl mücadele devresinde mücadele yönü ön plandayken, nisbeten sakin devirlerde velayet yönü ön plana çıkmıştır. Bu esnalarda arkaplana geçen yön tamamen yitmiş değildir. Kendisinin son dönemlerinde velayete erdiği hususundaki görüşleri, burada yeri gelmişken tekrar zikredeyim ve...

 

Son sözüm: "BÜYÜKSÜN ÜSTAD!.."

 

Saygı ve selamlarımla

24.01.2007 22:32
#27

" Son sözüm: "BÜYÜKSÜN ÜSTAD!.."

 

ben açıkçası üstadı bu derecede yüceltmekten çekiniyorum. bilmiyorum, benim şahsi hareketim aslında ama zatına atfedilmiş bir forum da olsa, bir kişiye, onun şahsını övmeye ve hatırasını yüceltmeye bu derece odaklanmak ve bence bir çeşit övme yarışına girmek açıkçası rahatlıkla yapabileceğim bişey değil. tabiki üstadı hepimiz seviyoruz ve tabiki yaptıkları sıradan insan işi değil. ama burda anlatmak isteyip de galiba beceremediğim nokta; üstadı bir çeşit kusursuz insan kabul edişimiz. yukarıdaki alıntıyı da bu yüzden yaptım. yani birbiri ardına "üstad süperdir, üstad harika, büyüksün üstad" demekten ziyade üstadı bir çeşit analize tabi tutmak ve ondaki Allah vergisinin hangi hallerde ve nasıl dışa salındığını gözlemlemek daha faydalı olacaktır sanırım. bir tarkan hayranı olmakla bir üstad hayranı olmak arasındaki farktan dem vurmaya çalışıyorum.. ya da neyse çalışmıyorum, vazgeçtim :)

 

finalden çıktım ve yine bir finalim var, çok fazla toparlayıp daha yapıcı bişeyler yazmak isterdim ama kusurumu affedin. bir de inş. dua edin olur mu :) :D

 

selametle..

SA
25.01.2007 16:17
#28

‘HANNAS’A DİKKAT!

 

Ümit Furkan

 

İnsanın kalbinde, inandıklarına karşı şübhe oluşmasına sebeb olan düşüncelere vesvese denir. Mü’minlerin kalblerindeki menfî düşüncelere kapılmaması ve hemen Allah’a sığınması Kur’an’-ı Kerîm’de buyrulmuştur:

 

“De ki: İnsanların kalblerine vesvese sokan, (insan Allah’ı andığında) pusuya çekilen ve insan şeytanının şerrinden insanların Rabbine, insanların Melikine (mutlak sahib ve hakimine), insanların İlâhına sığınırım!” (en-Nâs, 1-6. âyet-i kerîmeler)

 

Ömer Nasuhi Bilmem Efendi tefsirinde bu sûreyle ilgili şunları yazmış:

 

“Kalblere yanlış düşünceleri düşürmek isteyen şeytanın ve şeytan tabiatında bulunan muğfil kimselerin (şerrinden) dolayı himaye-i ilâhiye’ye sığınırım. O vesveselere kapılmak tehlikesinden emin olmayı niyaz eylerim.

 

«Vesvas» esasen vesvese, yâni: Gizli ses mânâsına olup insanın içersine kötü düşünceleri bırakan şeytandan ve o gibi vesvese veren kimselerden ibarettir. «Hannas» de geri çekilen, sinsi sinsi çalışan, fırsat gözeten, vakit vakit fazlaca vesvese veren, iğfâle çalışan demektir.

 

...

 

Bu emr-i ilâhi gösteriyor ki: İnsanları iğfâle, idlâle çalışanlar iki tâifedir. Birisi cin şeytanlarıdır ki, bunlar vakit vakit insanların içerlerine vesvese düşürür, insanları yanlış bir yola sürüklemek isterler. Diğeri de insan şeytanlarıdır ki: Bunlar daha büyük, daha kurnaz şeytanlardır. Bunlar çok kere kendilerini hayrhâh göstererek bâtıl fikirlerini, vesveselerini başkalarına telkine çalışır dururlar. Şüphe yok ki: Alenî düşmanlara karşı mukavemette bulunmak, binnisbe kolaydır. Fakat gizli düşmanlara, kalblere vesvese düşürmeğe çalışan şeytan tabiatlı kimselere karşı mukavemette bulunmak pek müşkildir. Onlara karşı pek uyanık bir hâlde bulunmak lâzımdır.

 

Çünki, böyle bir düşman, insanı yalnız maddî, muvakkat bir hayattan mahrum bırakmış olmaz. Belki insanın ebedî, manevî hayatını zehirleyerek onu en büyük mahrumiyetlere, cezalara marûz bırakmış olur...” (C:8, Sh: 4121-4122)

 

Tasavvuf kitablarında kalbin vesveseye kapılmaması için gelen her haberin iyice araştırılması öğütlenir. Ve her zaman da şu âyet-i kerîmenin hatırlanması istenir:

 

“Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (el-Hucurat, 6. âyet-i kerîme)

 

Haberler duyuyoruz...

 

Haberler okuyoruz...

 

Üstad Necip Fazıl’a olan sevgiden, ilgiden ve O’nun davası yolunda ölüm göze alan yiğitleri görüp çatlayıp patlayanlar...

 

«Hannas»lar yine faaliyete geçmiş...

 

Üstad zamanında şöyleymiş de...

 

Yok şunu yaparmış, yok bunu...

 

Yaydıkları haberlerle kalblerimizi ifsad etmeye çalışıyorlar...

 

Bir an bu haberlere kapılsak...

 

Bir an “Acaba doğru mu?” diye içimizden geçirsek...

 

“İnsan şeytanları” zaferlerini ilân edecekler!

 

İslâm düşmanlarının Üstad’la ilgili yazdıkları kâle bile alınmaz.

 

Ama ya Müslüman bildiklerimizin dedikodu ve iftiraları...

 

Velev ki Üstad’ın bir günahına (Onların ‘masum’ sıfatı var ya!) şahid oldular, o günahı örtmeleri gerekmez miydi?

 

Bakınız Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm) ne buyuruyor:

 

“Din kardeşinin ayıplarını örtenin ayıplarını da Allah dünyada ve âhirette örter.” (İbn Mâce)

 

Onlar ise hasedliklerinden bırakın örtmeyi, yılan fısıltısı şeklinde kulaktan kulağa yaydılar...

 

Peki bu dedikoducular, ifsadçılar Üstadın dünya görüşüne karşılık bir dünya görüşü ortaya koyabildiler mi?

 

Tabiî ki hayır!..

 

“Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.”

 

Dinimizde şahidliğin önemi malûm...

 

Ben de, gözümle değil ama kulağımla ‘şahid’ olduğum bir hadiseyi aktaracağım. 1994 yılında Burç FM’de (Fethullah Gülen cemaatine ait) Cuma sohbeti yapan Mustafa Yazgan anlatıyor:

 

“Bir gün Abdülhakîm Arvasî Hazretleri (k.s.) camii içerisinde müridleriyle sohbet yaparken, müridlerinden biri sorar:

 

«Efendim, sizden sonra kim...”

 

Efendi Hazretleri müridlerine şöyle bir bakındıktan sonra:

 

«Benden sonra size topal bir köpek bırakıyorum!..» der.

 

Ve o sırada arkada tarafta oturan Üstad, kafasını ön tarafa uzatıp:

 

«O ben miyim, Efendim?» diyince Efendi Hazretleri:

 

«Hoş, köpek!..» der.

 

 

Ve Üstad şu şiiri yazar:

 

 

«Sonsuzluk Kervanı, “peşinizde ben,

 

Üç ayakla seken topal köpeğim!”

 

Bastığınız yeri taş taş öpeyim;

 

Bir kırıntı yeter, kereminizden!

 

Sonsuzluk Kervanı, peşinizden ben...”

 

 

Üstad için “kibirli, kendini beğenmiş biriydi” diyenler şu mısraları hiç mi okumadılar?..

 

Okumasına okudular ama kinle, hasedle dolmuş bir kalbe ne fayda!..

 

Sadede gelirsek;

 

Üstad’la ilgili vesveseye kapılıp davamızdan dönmek istemiyorsak...

 

Üstad’ı anlamak ve hangi vazifeyle vazifelendirildiğini öğrenmek istiyorsak...

 

En azından, bir Müslüman hakkında kötü düşünüp de kul hakkına girmek istemiyorsak...

 

(Bu satır yayınlı forum kuralları sebebiyle metinden çıkarılmıştır//NFK-Fan)...

 

.

NF
25.01.2007 19:55
#29
" Son sözüm: "BÜYÜKSÜN ÜSTAD!.."

 

ben açıkçası üstadı bu derecede yüceltmekten çekiniyorum. bilmiyorum, benim şahsi hareketim aslında ama zatına atfedilmiş bir forum da olsa, bir kişiye, onun şahsını övmeye ve hatırasını yüceltmeye bu derece odaklanmak ve bence bir çeşit övme yarışına girmek açıkçası rahatlıkla yapabileceğim bişey değil. tabiki üstadı hepimiz seviyoruz ve tabiki yaptıkları sıradan insan işi değil. ama burda anlatmak isteyip de galiba beceremediğim nokta; üstadı bir çeşit kusursuz insan kabul edişimiz. yukarıdaki alıntıyı da bu yüzden yaptım. yani birbiri ardına "üstad süperdir, üstad harika, büyüksün üstad" demekten ziyade üstadı bir çeşit analize tabi tutmak ve ondaki Allah vergisinin hangi hallerde ve nasıl dışa salındığını gözlemlemek daha faydalı olacaktır sanırım. bir tarkan hayranı olmakla bir üstad hayranı olmak arasındaki farktan dem vurmaya çalışıyorum.. ya da neyse çalışmıyorum, vazgeçtim :)

 

finalden çıktım ve yine bir finalim var, çok fazla toparlayıp daha yapıcı bişeyler yazmak isterdim ama kusurumu affedin. bir de inş. dua edin olur mu :) :D

 

selametle..

Selamlar,

 

Efendim iş nerelere geldi, şaştım da kaldım doğrusu. Gerekli temellendirmesi yapılmış bir mesaja bu denli içerlemenize bir mana veremedim. Her neyse, "Mevzu değişti" diyelim ve şimdi inelim detaylara...

 

Öncelikle şunu vurgulamak gerekir. İnsanların idolleri elbette olacaktır. Mesela pozitivistler bir bilim adamına ve misal -atıyorum- sevgililerine, bir dine mensup olanlar Peygamberlerine ve çağdaşları dinamik bir fikir ve aksiyon adamına, bir futbolcu adayı sevdiği bir oyuncuya bu gözle bakacaktır, veya kısaca bağlanacaktır. Bu, hiç de anormal ve yadırganacak bir tavır değildir. Kişiler bu şahsiyetleri iyice etüd ederek kendilerine idol bellemelidirler (Genelde durum böyle midir, bilmiyorum, zaten genelin eğilimi de şu an için beni ilgilendirmiyor, ben en azından böyleyim, olması gerekenin de bu olduğu fikrindeyim.). Bu ilişki tarzı içerisinde bağlı olunan şahsiyetin doğruları ve yanlışları da iyice analiz edilip anlaşılmalı, ona göre konum belirlenmelidir. Bir tanrılaştırmadan uzak durulmalıdır. Bu bedih hakikat hepimizin malumu...

 

İşin bir de hakikate bağlılık kısmı var. Eğer idolünüz mükemmel bir insansa, "Büyük"se, "alkışlanacak nitelikte"yse, bunu beyan etmekte de kesinlikle bir beis olamaz. Yeterince analiz edilmiş bir insanın arkasından gidiliyorsa ve bunun sebebi de açıklanıyorsa, "Ama, ama siz hep böylesiniz zaten, siz onu çok sevip hatalarını görmüyorsunuz, bal gibi de hata işte bu, bana ne bana ne, onu savunmak için yazıyorsunuz, bırakın insanları putlaştırmayı, efendim her insan hata yapar hadi itiraf edin bakiyim hadiii!" tarzından tepkiler vermek, topu taca atmak, fikri bir mevzuda mevzu üzerinde değil kişiler üzerinde yoğunlaşmaya çalışılırken karşıt deliller de atlanacağından resmen zeytinyağılaşmış olmak, karşı tarafa aynı isnadda bulunurken dar bir görüşün sınırları içerisinde boğulurcasına sıkışıp kalmak kabul edilebilir haller değildir. Kimsenin, karşısındakinin samimiyetini bu şekilde yargılamaya hakkı olmasa gerektir. Mevzu üzerinde temellendirilmiş bakış açıları her zaman için kişiye ve eğilime yönelen tespitlerden daha üstündür ilm nazarında...

 

Bir insan gerçekten büyükse bunu ifade etmekten çekinmek ifadenin en hafifiyle korkaklıktır. Büyük olduğuna inandığım insanın büyüklüğünü söylemekten asla çekinmem. Gördüğüm hakikat buysa ben ne yapabilirim? "Modernizmin yumuşatıcı etkisi" insanları ortada bırakma yönünde bir yol çizmiş durumda. Empatiyi abartıp başkasının penceresini sahiplenenler mi ararsınız, her ne şekilde olursa olsun, bir fikrin kökten savunulmasını reddeden eğilimler mi? Unutulmamalıdır ki karşı çıkılması gereken radikalizm değil, körü körüne, yani bir konu hakkında yeterli malumata ve mutmain bir kalbe sahip olmadan onu savunmaya yeltenmektir, karşıdakini şahsıyla yargılamaya çalışmak ve fikirleri fikirlerle çürütecek birikimden uzak olunduğu halde polemiğe girmeye kalkmaktır. Bu hale kısaca tutuculuk veya yobazlık diyebiliriz. Biz üstad sevgisinde radikal olabiliriz, fakat bunun temeli olduğundan bu hiç kimseyi gocundurmamalıdır. Başka birisi sevmez, bu ayrı bir meseledir... Çok fazla dağıtmayalım konuyu, şu halde bile toparlaması zorlaştı.

 

Bir kişi eğer bir davayla özdeşleştiyse ve o kişinin tanıtılmasına ihtiyaç olduğuna inanılıyorsa, o kişi her yönüyle ele alınır, incelenir ve takdir de edilir. Bu da gayet tabiidir. İdol olarak seçilen insanların bir analize tabi tutulması gerektiğine dair tespitinize katılıyorum. Fakat gerekli analiz yapıldıktan sonra bu kişiye sevgi göstermek, yazının başından beri vurguladığım gibi, normal ve haklı bir davranış olacaktır. Ayrıca bazı haller vardır ki, analize gerek duymayacağınız şekildedir herşey, bedahet hükmündedir. Bu hallerde kişinin özelliklerine ulaşan genel bir analizden ileriye gitmek pek de mümkün olmaz tahlil mevzuunda, orada hayranlık başlar...

 

Tarkan'a hayran olunduğu gibi, üstada da hayran olunur esasında. Yalnız aslolan bu değildir elbette. İnsanlar olaylara bakarken onun bakış açısını kazanabiliyor mu, ona olan hayranlığı içerisinde ondan birşeyler kapabiliyor mu, onun sayesinde, onun ışığında birşeyler üretecek hale gelebiliyor mu; yoksa duddaklarını iki 30'luk cetvel boyu aralayıp bön bir hayranlıkla, insanı aktif bir varlık, bir özne olmaktan çıkaran bir büyülenmişlik hali içerisinde dona mı kalıyor? Elbette elzem olan, ulaşılmaya çalışılması gereken nokta ilk haldedir. Bir de "Teşbihte hata olmaz", lakin bir Tarkan hayranlığı ile bir Üstad hayranlığını, hatta genelleştirelim, bizden olsun veya olmasın bir fikir adamının hayranlığını aynı kefede değerlendirmek mümkün değildir. Bunu yazarken "siz bu hataya düştünüz" demek istemedim, yalnızca arada bulunan ve bilinen, bilinmesi gereken ciddi gömlek farkını bir kez daha ifade etmeyi arzuladım.

 

Üstad hata yapmamış mıdır? Kim sorabilir ki bunu?.. Kendisi dahi hatalarını kabul etmiştir (Sadece Bohemian dönemindeki yanlışlarını değil, sonraki döneme dair, özellikle fikri yanlışlarını daha sonraki eserlerinde düzelttiği vakiidir). Onun atladığı hataları olmamış mıdır? Elbette olmuştur... Mesela benim de şahsen okurken "Keşke yazmasaydın bunu be üstadım" dediğim ifadeleri girmiştir kitaplara. Fakat bunlar bir insanın büyüklüğüne halel getirir mi? Peygamberler dahi zellelere sahipken, bazı hatalar sebebiyle birilerini mahkum etmek mantıkî değildir. Aslolan, o hatalardan ders alıp onlara düşmeme gayreti içinde bulunmaktır ve bu hataların kişinin "büyük"lüğüne, "mükemmel"liğine bir etkisi olmayacağını bilmektir. Aksini iddia etmek Peygamberlere dahi küçüklük atfetmeye gider ki, Allah muhafaza buyursun...

 

Üstadın hataları olmuştur dedik, fakat bu hatalar bazı çevrelerce dillendirilen bazı şekillerde vuku bulmamıştır, bunu da yine fikri bir temele dayanarak ifade edebiliriz. Mesela şu enaniyet meselesi... Bu enaniyetin yanlış bir tutum olduğunu kabul etmek zorunda değiliz, fikri temelimiz var ve biz bu temele dayanarak bunun bir hata olduğunu reddediyoruz. Çünkü mühim olan, hadiseleri içinde bulunduğu şerait içerisinde değerlendirmek ve ona göre hüküm vermektir. Mesela can çekişen bir köpeği öldüren bir kişi, asla canilikle suçlanamaz. Cellatlara, alelade bir katil muamelesi yapmak mümkün olamaz.

 

Tüm birikimime dayanarak şunu söyleyebilirim. Üstad kusursuz değildir -tüm insanlar gibi- ama, "mükemmel"dir, "büyük"tür -Birkaç insanda olduğu gibi-!..

 

Bu yazı direk size yazılmış değildir, sizin şahsınızda bir genel tavrı hedef almaktadır, yanlış anlaşılma olmasın. Finallerinizde Allah yardımcınız olsun, başarılar diliyorum.

 

Saygı ve selamlarımla

NE
26.01.2007 00:34
#30

yorum yaziim dedim ama NFK-Fan ın yorumlarını okurken lafımın ağzıma tıkıldıgını hissettim :) açıkçası sizin kadar sevmiorum veya önemsemiorum ama duygularınıza ve o'na saygıda kusur etmemeye çalışıorum.. şüphem yok üstad harbi büyük :)

26.01.2007 02:22
#31
Selamlar,

 

Efendim iş nerelere geldi, şaştım da kaldım doğrusu. Gerekli temellendirmesi yapılmış bir mesaja bu denli içerlemenize bir mana veremedim. Her neyse, "Mevzu değişti" diyelim ve şimdi inelim detaylara...

 

Öncelikle şunu vurgulamak gerekir. İnsanların idolleri elbette olacaktır. Mesela pozitivistler bir bilim adamına ve misal -atıyorum- sevgililerine, bir dine mensup olanlar Peygamberlerine ve çağdaşları dinamik bir fikir ve aksiyon adamına, bir futbolcu adayı sevdiği bir oyuncuya bu gözle bakacaktır, veya kısaca bağlanacaktır. Bu, hiç de anormal ve yadırganacak bir tavır değildir. Kişiler bu şahsiyetleri iyice etüd ederek kendilerine idol bellemelidirler (Genelde durum böyle midir, bilmiyorum, zaten genelin eğilimi de şu an için beni ilgilendirmiyor, ben en azından böyleyim, olması gerekenin de bu olduğu fikrindeyim.). Bu ilişki tarzı içerisinde bağlı olunan şahsiyetin doğruları ve yanlışları da iyice analiz edilip anlaşılmalı, ona göre konum belirlenmelidir. Bir tanrılaştırmadan uzak durulmalıdır. Bu bedih hakikat hepimizin malumu...

 

İşin bir de hakikate bağlılık kısmı var. Eğer idolünüz mükemmel bir insansa, "Büyük"se, "alkışlanacak nitelikte"yse, bunu beyan etmekte de kesinlikle bir beis olamaz. Yeterince analiz edilmiş bir insanın arkasından gidiliyorsa ve bunun sebebi de açıklanıyorsa, "Ama, ama siz hep böylesiniz zaten, siz onu çok sevip hatalarını görmüyorsunuz, bal gibi de hata işte bu, bana ne bana ne, onu savunmak için yazıyorsunuz, bırakın insanları putlaştırmayı, efendim her insan hata yapar hadi itiraf edin bakiyim hadiii!" tarzından tepkiler vermek, topu taca atmak, fikri bir mevzuda mevzu üzerinde değil kişiler üzerinde yoğunlaşmaya çalışılırken karşıt deliller de atlanacağından resmen zeytinyağılaşmış olmak, karşı tarafa aynı isnadda bulunurken dar bir görüşün sınırları içerisinde boğulurcasına sıkışıp kalmak kabul edilebilir haller değildir. Kimsenin, karşısındakinin samimiyetini bu şekilde yargılamaya hakkı olmasa gerektir. Mevzu üzerinde temellendirilmiş bakış açıları her zaman için kişiye ve eğilime yönelen tespitlerden daha üstündür ilm nazarında...

 

Bir insan gerçekten büyükse bunu ifade etmekten çekinmek ifadenin en hafifiyle korkaklıktır. Büyük olduğuna inandığım insanın büyüklüğünü söylemekten asla çekinmem. Gördüğüm hakikat buysa ben ne yapabilirim? "Modernizmin yumuşatıcı etkisi" insanları ortada bırakma yönünde bir yol çizmiş durumda. Empatiyi abartıp başkasının penceresini sahiplenenler mi ararsınız, her ne şekilde olursa olsun, bir fikrin kökten savunulmasını reddeden eğilimler mi? Unutulmamalıdır ki karşı çıkılması gereken radikalizm değil, körü körüne, yani bir konu hakkında yeterli malumata ve mutmain bir kalbe sahip olmadan onu savunmaya yeltenmektir, karşıdakini şahsıyla yargılamaya çalışmak ve fikirleri fikirlerle çürütecek birikimden uzak olunduğu halde polemiğe girmeye kalkmaktır. Bu hale kısaca tutuculuk veya yobazlık diyebiliriz. Biz üstad sevgisinde radikal olabiliriz, fakat bunun temeli olduğundan bu hiç kimseyi gocundurmamalıdır. Başka birisi sevmez, bu ayrı bir meseledir... Çok fazla dağıtmayalım konuyu, şu halde bile toparlaması zorlaştı.

 

Bir kişi eğer bir davayla özdeşleştiyse ve o kişinin tanıtılmasına ihtiyaç olduğuna inanılıyorsa, o kişi her yönüyle ele alınır, incelenir ve takdir de edilir. Bu da gayet tabiidir. İdol olarak seçilen insanların bir analize tabi tutulması gerektiğine dair tespitinize katılıyorum. Fakat gerekli analiz yapıldıktan sonra bu kişiye sevgi göstermek, yazının başından beri vurguladığım gibi, normal ve haklı bir davranış olacaktır. Ayrıca bazı haller vardır ki, analize gerek duymayacağınız şekildedir herşey, bedahet hükmündedir. Bu hallerde kişinin özelliklerine ulaşan genel bir analizden ileriye gitmek pek de mümkün olmaz tahlil mevzuunda, orada hayranlık başlar...

 

Tarkan'a hayran olunduğu gibi, üstada da hayran olunur esasında. Yalnız aslolan bu değildir elbette. İnsanlar olaylara bakarken onun bakış açısını kazanabiliyor mu, ona olan hayranlığı içerisinde ondan birşeyler kapabiliyor mu, onun sayesinde, onun ışığında birşeyler üretecek hale gelebiliyor mu; yoksa duddaklarını iki 30'luk cetvel boyu aralayıp bön bir hayranlıkla, insanı aktif bir varlık, bir özne olmaktan çıkaran bir büyülenmişlik hali içerisinde dona mı kalıyor? Elbette elzem olan, ulaşılmaya çalışılması gereken nokta ilk haldedir. Bir de "Teşbihte hata olmaz", lakin bir Tarkan hayranlığı ile bir Üstad hayranlığını, hatta genelleştirelim, bizden olsun veya olmasın bir fikir adamının hayranlığını aynı kefede değerlendirmek mümkün değildir. Bunu yazarken "siz bu hataya düştünüz" demek istemedim, yalnızca arada bulunan ve bilinen, bilinmesi gereken ciddi gömlek farkını bir kez daha ifade etmeyi arzuladım.

 

Üstad hata yapmamış mıdır? Kim sorabilir ki bunu?.. Kendisi dahi hatalarını kabul etmiştir (Sadece Bohemian dönemindeki yanlışlarını değil, sonraki döneme dair, özellikle fikri yanlışlarını daha sonraki eserlerinde düzelttiği vakiidir). Onun atladığı hataları olmamış mıdır? Elbette olmuştur... Mesela benim de şahsen okurken "Keşke yazmasaydın bunu be üstadım" dediğim ifadeleri girmiştir kitaplara. Fakat bunlar bir insanın büyüklüğüne halel getirir mi? Peygamberler dahi zellelere sahipken, bazı hatalar sebebiyle birilerini mahkum etmek mantıkî değildir. Aslolan, o hatalardan ders alıp onlara düşmeme gayreti içinde bulunmaktır ve bu hataların kişinin "büyük"lüğüne, "mükemmel"liğine bir etkisi olmayacağını bilmektir. Aksini iddia etmek Peygamberlere dahi küçüklük atfetmeye gider ki, Allah muhafaza buyursun...

 

Üstadın hataları olmuştur dedik, fakat bu hatalar bazı çevrelerce dillendirilen bazı şekillerde vuku bulmamıştır, bunu da yine fikri bir temele dayanarak ifade edebiliriz. Mesela şu enaniyet meselesi... Bu enaniyetin yanlış bir tutum olduğunu kabul etmek zorunda değiliz, fikri temelimiz var ve biz bu temele dayanarak bunun bir hata olduğunu reddediyoruz. Çünkü mühim olan, hadiseleri içinde bulunduğu şerait içerisinde değerlendirmek ve ona göre hüküm vermektir. Mesela can çekişen bir köpeği öldüren bir kişi, asla canilikle suçlanamaz. Cellatlara, alelade bir katil muamelesi yapmak mümkün olamaz.

 

Tüm birikimime dayanarak şunu söyleyebilirim. Üstad kusursuz değildir -tüm insanlar gibi- ama, "mükemmel"dir, "büyük"tür -Birkaç insanda olduğu gibi-!..

 

Bu yazı direk size yazılmış değildir, sizin şahsınızda bir genel tavrı hedef almaktadır, yanlış anlaşılma olmasın. Finallerinizde Allah yardımcınız olsun, başarılar diliyorum.

 

Saygı ve selamlarımla

 

 

 

üslubunuz ve duanız için çok teşekkür ederim öncelikle. şu anda açıkçası beni yanlış anlamış olduğunuzu yazmaktan başka birşey yapmak gelmiyor içimden. ne anlatmak istediğimi anlatmaya lisanım yeter, ne de burdan herkese cevap yetiştirebilirim. ama niyetimin üstadı karalamak olmadığına eminim.

 

yalnız şu var ki Salihbey'in yorumundan dolayı kendisine hakkım geçmişse, helal etmiyorum. eğer üstada gelen eleştirilerden dolayı çok doluysanız bu noktada patlayacak insanı yanlış tesbit etmişsiniz. emin olun o yazının muhatabı ben değildim. bu noktadan sonra özürden başka, zatıma hitaben yazacağınız herhangi bir yazıyı ciddiye almayacağım.

 

bu arada NFK-Fan kardeşim, yazınızda katıldığım noktalar oldukça fazla; ama o en sondaki "mükemmel" sıfatını peygamberlerden başkası haketmiyor açıkçası.

 

neyse, şimdilik Allah a emanet olun. muhtemelen 3 hafta kadar internetten mahrum kalacağım. ama elimden geldiği kadar takip etmeye çalışacağım..

selametle..

SA
26.01.2007 16:27
#32

Kendini Hannas olarak hisseden o yazıyı üstüne alınabilir, kim olursa olsun !..

BD
11.02.2007 20:38
#33

sa, konuya bakarsak şunu söyleyebiliriz. herşeyi tabiki gaye ve ufuk insan olan efendimiz(sav) ile değerlendiririz. Ama bu islamın zahirinde olanların mevzusunda böledir, yoksa biz hallacı mansuru veya geylani hz veya mevlanayı nsl açıklayabiliriz, veya muhyuddini arabi'yi, onlara batıl mı demeliyiz, islamın zahiri anlayışı ile bakarak. Tabikii değil onlara tasavvuf penceresi ile bakınca anlyababiliriz, yoksa iş hemen ahkam kesmeye, hallacıya küfür ehli, mevlanaya hümanist vs demeye gelir aynen üstada enaniyet sahibi demek gibi. Zira yukarda yeterince yazıldığı için onların yanında şunları da ekleyeyip biteviye dile getirilen "ben-gurur" meselesine bir katkıda bulunayım. Üstad bize göre çağımızdaki en ulvi davanın mimarı ve başı, islamın emir subayı olan BÜYÜK DOĞU'nun büyük önderi, nihayetinde, büyük bir davanın taşıyıcısı. dolayısı ile büyük bir davanın aksiyonun taşıyıcı olan kişidende böyle bir tavır beklemek çok normal,çünkü böyle büyük bir davanın taşıyıcısı eğer pısırık veya kendinden emin olmaz veya ilk bakışta gurur diye addedilen hareketler sergilemez ise o zaman koşulu ile düşündüğümüzde islamın emir subayı olan bu yol çok rahat sindirilebilinirdi,eritilebilinirdi... ( bunların yanına yukarıdaki yazılarıda ekleyin ki hepsi bir düşünülürse bu gurur meselesi ancak tamamlanmış olur.)

Üstadı tabiki mükemmel üstü kılacak bir pozisyonda da değiliz, zira -yanlış hatırlamıyorsam- imam-ı rabbani bile(ki arvasi hz deyişi ile 2. bin yılın yenileyicisi) kitaplrında her okuyuşunda hatalarını buluyor ve bu böyle devam ediyor nihayetinde oradan Rabbani Hz şu mesaj geliyor , Allah sadece kendi kitabını kusursuz yaptı senin yazdığında kusursuzluk diye bişe söz konusu olmaz, yani kısacası üstadın kendisi olsun eserleri olsun kusursuz diye birşeyden bahsetmemiz imkansızdır. Ve aramızda onun ----eksik-hata-eğer öyle ise--- diye düşündüğümüz şeylerini hüsnü zanla ortaya koyup müşavere ortamı kurup değerlendirmemiz lazım, ama dışarı karşı müminin ayıbını saklamalıyız..

 

 

selamla, sevgiyle,saygıyla...

IS
10.04.2007 18:35
#34

EVET BUNU OKUMUŞTUM VE ÇOK HOŞUMA GİTMİŞTİ NE DENEBİLİRKİ ÜSTADD İŞTE.....

TA
10.04.2007 23:37
#35

Söze gerek varmı? :)

HA
11.04.2007 00:17
#36

O BİR DAHİYDİ NEDEN ŞAŞIRIYORUZKİ

 

SEVİYORUZ ONU.

NF
25.06.2007 08:50
#37
Selamlar,

 

Yaa ben şimdi diğerini gerçekten merak ettim. Kimmiş acaba? :)

 

Saygı ve selamlarımla

Selamlar,

 

Efendim dün M. Niyazi hocadan öğrendik ki ikincisi de Yahya Kemal'miş, üstad da bu ismin seçilmesinden dolayı duyduğu memnuniyeti "İyi, estetik zevki vardır" sözleriyle izhar etmiş. Böylelikle meraktan ileri gelen bir soru işareti daha ortadan kalktı...

 

Saygı ve selamlarımla

CI
21.07.2007 13:05
#38

Edebiyatımızda her ibda hamlesinin taklitçilik ve yüzeyselliği rota bellediği bir vakitte, işgal altındaki dilimizi şaha kaldıran iki cengaver..

Biri, ruhen kalbi durmak üzere olan bir cemiyete, fikriyatı ve sanatıyla, elektroşok hamlesini yaparak hayata döndüren Üstadımız, diğeri ise bir kuyumcu titizliğiyle ördüğü ve vecd ile yazdığı eserlerinde tarihimizi, dört nala fethe koşan kahraman atların nal sesleri gibi aktarıp yüreğimizi titreten Yahya Kemal..

 

Forumumuzdaki Yahya Kemal'in Şiirleri ve Hayatı İçin

UM
22.10.2007 21:31
#39

Bir tanıdığımla konuşurken üstadın dönüş yaptıktan sonra at yarışı ve kumarı bırakamadığını söylemişti.

 

bunun aslı var mı ,yoksa çamur at izi kalsın mı?

MU
24.10.2007 17:57
#40
Bir tanıdığımla konuşurken üstadın dönüş yaptıktan sonra at yarışı ve kumarı bırakamadığını söylemişti.

bunun aslı var mı ,yoksa çamur at izi kalsın mı?

 

Bu mevzu hakkında âcizane bir yorum eklemek istiyorum ancak öncelikle şu dönüş yapma işine bir bakalım. Üstadın hayatındaki değişime dönüş yaptı mı demeli, yoksa aradığını buldu mu demeli? Üstad nasıl bir konumdaydı ki oradan döndü ve bir dönüş yaptı?

 

“Kendisini buluncaya kadar geçen hayatım, onu beklemekten, bekleyiş sıkıntıları içinde kıvranmaktan başka bir şey değildi” dediği efendisi ile tanıştıktan sonra kendi tabiriyle içine bir saatli bomba yerleştirilmişti.

BD
24.10.2007 21:50
#41
Bir tanıdığımla konuşurken üstadın dönüş yaptıktan sonra at yarışı ve kumarı bırakamadığını söylemişti.

 

bunun aslı var mı ,yoksa çamur at izi kalsın mı?

 

 

 

İlk mevzu ile alakalı olarak at yarışına değil de ata karşı merakı ve ilgisi vardır diyebiliriz.Ki burada dinimize ve milli değerlerimize ters düşen veya dönüşüne ters düşen bir durum yoktur.İkinci mevzu olan kumar meselesi ise martavaldan ibarettir.Aslı da yok,astarı da. Bunlar, üstada karşı olan tuhaf güruhun hezeyanlarından ve iftiralarından ibarettir...

 

Saygılarımla...

VA
17.01.2008 21:26
#42

BUNU ÜSTADIMIN SÖYLEDİĞİNE İNANMIYORUM,KULAĞIMLA DUYSAM YİNE İNANMAM.NEFSİ İÇİN BÖYLE SÖYLEMEZ ÜSTADIM.SÖYLESE BİLE 30 YAŞINDAN ÖNCE SÖYLEMİŞTİR

TR
17.01.2008 21:31
#43

Yakışır üstadıma, iyi latife, hakikate uygun tespit, gediğine oturmuş taş. Yaşayan şahitleri var, olmasa bile inanırım. Hele hele tasarlanmadan, anında ortaya çıkması hadiseyi daha bir güzel, latifeyi daha bir ince, nükteyi daha bir gülümsetici kılıyor.

VA
19.01.2008 13:29
#44

ÜSTTE Kİ YAZDIĞIM YAZIYI.BENDEN ÖNCEKİ YAZILARI OKUMADAN YAZMIŞTIM.ÜSTADA OLAN AŞIRI SEVGİMDEN DOLAYI YANLIŞ BİR VEHİME KAPILDIM.SÖYLEMİŞSE BİR BİLDİĞİ VARDIR.TRADOMİR HAKLI.

ME
29.01.2008 15:30
#45

Bu konuyla beraber değerlendirilmesi gerektiğine inandığımız, bizzat Üstadımızın kaleme aldığı yazıyı okumak isteyenler buyursunlar.

 

 

Üstadı "enaniyet sahibi" diye eleştiren kesimin gözden kaçırdığı, belki çok ince fakat çok mühim bir mevzuya üstad, linkini vermiş olduğumuz yazısında gayet açık bir şekilde cevap vermiştir. Okuyanlarda göreceklerdir ki Üstad'da bulunan "ben" anlayışı, kaynağını "bencillik" mevhumundan değil de, bir müslümanda olması gereken "üstünlük-otorite" anlayışından almaktadır. Bu ise bir eksikliğin değil ulviliğin göstergesidir.

 

Mevzuya bu cihetten bakılması halinde, Üstad'ın bazı nükte ve yazılarından alınacak hazzın ve keyfin katlanacağından eminiz....

UM
06.02.2008 22:55
#46

Reyhan abla aydınlatıcı bilgilerin için teşekkür ederim ,size de BDG.

 

Edebyatınız beni etkiledi doğrusu?

SN
08.02.2008 13:58
#47

bence iki tane yok

 

Selamlar,

 

Efendim dün M. Niyazi hocadan öğrendik ki ikincisi de Yahya Kemal'miş, üstad da bu ismin seçilmesinden dolayı duyduğu memnuniyeti "İyi, estetik zevki vardır" sözleriyle izhar etmiş. Böylelikle meraktan ileri gelen bir soru işareti daha ortadan kalktı...

 

Saygı ve selamlarımla

 

bildigim kadarıyla Yahya kemal ustadın tarıh hocası ve ustaddan pek hoslanmaz dogrumudur acaba

SE
08.02.2008 16:23
#48
İlk mevzu ile alakalı olarak at yarışına değil de ata karşı merakı ve ilgisi vardır diyebiliriz.Ki burada dinimize ve milli değerlerimize ters düşen veya dönüşüne ters düşen bir durum yoktur.İkinci mevzu olan kumar meselesi ise martavaldan ibarettir.Aslı da yok,astarı da. Bunlar, üstada karşı olan tuhaf güruhun hezeyanlarından ve iftiralarından ibarettir...

 

Saygılarımla...

 

Bildiğim kadarıyla üstad kumar oynarmış hatta bağımlı bile olmuş.

Avrupaya öğrenci olarak gönderildiğinde derslerden çok kumarla içkiyle ilgilendiği için geri çağırılmış.

Dönüşü ve Abdülhakim hz.'nin himmetiyle bu türkötü alışkanlıkları bırakmış.

AC
08.02.2008 16:33
#49
Bildiğim kadarıyla üstad kumar oynarmış hatta bağımlı bile olmuş.

Avrupaya öğrenci olarak gönderildiğinde derslerden çok kumarla içkiyle ilgilendiği için geri çağırılmış.

Dönüşü ve Abdülhakim hz.'nin himmetiyle bu türkötü alışkanlıkları bırakmış.

Kumar meselesi doğrudur, Üstad Bab-ı Ali de anlatmış zaten ayrıntısıyla. Üstad Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleriyle tanıştıktan sonra (belkide bir süre önce tam olarak hatırlamıyorum) terketmiştir kumarı.

MU
08.02.2008 17:32
#50
bildigim kadarıyla Yahya kemal ustadın tarıh hocası ve ustaddan pek hoslanmaz dogrumudur acaba

Selamlar,

 

Evet, Yahya Kemal Üstadımızın Tarih hocasıdır. ( Bakınız: Hocalarım ) Hatta talebe-muallim münasebeti mihverinde vuku bulan bir ânıyı da buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Yahya Kemal’in Üstaddan hoşlanıp hoşlanmadığına dair kesin bir malumat hatırlayamıyorum, ama hoşlanmıyorsa bile –eğer bu doğruysa- bunun pek de bir ehemmiyeti yok diye düşünüyorum. Üstad, Yahya Kemal’i şairliği, sanatkâr kimliği ile ele almış ve onun bu cephesine dair en ince tetkik ve tahlilini Edebiyat Mahkemeleri isimli kitabında yapmıştır. Bu kitapta Yahya Kemal dışında, Tevfik Fikret'in, Mehmet Akif'in ve Nurullah Ataç'ın da sanat, edebiyat ve fikriyat kıstaslarına göre kıymet hükümleri verilmiştir. Yahya Kemal ile alakalı fasıldan birkaç iktibas yapalım:

 

“Yahya Kemal şiirde; birinci unsur olan ruh ve fikirde değil, fakat ikinci unsur olan zevkte bir erginliktir.

 

Yahya Kemal, öz şiirde, (plastik) hadleri aşamamış müstesna zevkli bir nakışçı, fakat bütün hayat ve davalarına yol verecek olan büyük muhteva planında hiçbir şey değildir.

 

Dünyaları kavramakta en ileri (plastik) hadlerinin mağrur inzivasına çekilmiş ve buradan büyük idrake yol bulamamış san’atkar!..”

 

Üstadın Bâbıâli isimli kitabında da sohbet meclislerinde bulunanlar arasında Yahya Kemal’in de olduğunu öğreniyoruz. Kitapta tek taraflı yahut karşılıklı olarak Üstad ile Yahya Kemal arasında bir husumet olduğunu haber eden bir malumata rastlamamıştım diye hatırlıyorum. Hatırlayan varsa yazabilir. Hatta kitaptan bir hatırayı buraya nakledelim:

 

“- Peyami'ye sorarsanız, yeni harfleri beğenen ahmaktır; bu da söz mü?.. Yeni harfler bu memleket kültürünü, zekâ inkişafını sıfıra indiren bir (stüpefiyan - uyuşturucu zehir)dir, temel kültürümüzle aramızı açmaktan başka bir şeye yaramayacak, eski Yunan ve Lâtin kültürüne de yol açamayacak, millî tefekkür istidadını karartarak; ve iş, kelime aleti harften başlayarak, fikir aleti kelimeye ve oradan dimağ ve zihne kadar sirayet edici bir gidişle millî bir ruh inhitatına zemin teşkil edecektir. Yeni harflerin eskilerine kıyasla lehinde gösterilebilecek hiç bir tarafı yoktur. Kolaylığı ve fertlere kolayca öğretilebil-me avantajı bile onun en kaattl cephelerinden biri... Ah şu sefil kolaylıklar!,. Onlardan ne zaman sıyrılacak ve ulvî zorluğa kucak açacağız?..

Yahya Kemâl, ağzının iki yanından pastasının çukulatası sızarken doğruluverdi:

- Altunla yazılacak sözler bu...”

 

Son olarak da sitemizde bulunan gene aynı kitaptan bir hatıra: Bendedir Şiiri Ve Yahya Kemal

IS
29.02.2008 11:01
#51

ya çok doğru öteki kim acaba gurur yapana gurur yapmak caizdir diye biliyorum soruyu soranın soruş şekline göre üstad cevap vermiştir yerine görede çok mütevazıydı sonsuzluk kervanında anlattığı gibi değilmi arkadaşlar....

 

bide şu kumar meselesi üstad zaten ben önceki hayatımı çöpe attım diyerek bunu açıklamış bunu eleştirmek kimin haddine üstad severler olarak bizim üstadı bu şekilde anmamızın doğru olmadığını düşünüyorum ..

FE
04.01.2009 00:35
#52

cevap harika

DA
13.01.2009 22:41
#53
ya çok doğru öteki kim acaba gurur yapana gurur yapmak caizdir diye biliyorum soruyu soranın soruş şekline göre üstad cevap vermiştir yerine görede çok mütevazıydı sonsuzluk kervanında anlattığı gibi değilmi arkadaşlar....

 

bide şu kumar meselesi üstad zaten ben önceki hayatımı çöpe attım diyerek bunu açıklamış bunu eleştirmek kimin haddine üstad severler olarak bizim üstadı bu şekilde anmamızın doğru olmadığını düşünüyorum ..

buna katılyorum bilelim ama çok karıştırmayalım bence...

TA
01.02.2009 16:18
#54

Esselamü Aleyküm.

 

Değerli Arkadaşlar.

 

Bu başlıkta daha evvel yazdığım anektodu bizatihi Sadettin Ökten hocadan dinlemiştim. Sadettin Hocayı geçtiğimiz günlerde Edirnemizde Mimar Sinan Vakfında düzenlemiş olduğumuz bir etkinlikte tekrar misafir etme şansı bulduk.

(programa ilişkin haber detayı okumak için tıklayın.)

Sadettin hocaya tekrar sordum ve dedim ki; Hocam daha önceki gelişinizde anlatığınız bu anektoda dair çeşitli rivayetler dolaşıyor, burada merak edilen 2. kişinin ismi zikredildi mi? Şahsıma verdiği cevabı aynen yazıyorum.

- Bu olayla ilgili internette epey bir tartışmalar yapılmış benim de kulağıma geldi fakat anektod bizzatihi ben ve rahmetli Üstadın arasında geçmiştir. Bab-ı Alide duyduğum bir duyumu Üstadla paylaştımıştım. Duyum ise; Fransız Larus ansiklopedisi yeni çıkaracağı fasiküllere 2 Türk edebiyatçısını dahil edeceği yönünde idi ve kesinlikle Üstadın adı da dahil olmak üzere isim geçmiyordu. Ben bu duyumu Üstad'la paylaştığımda verdiği cevap -İkincisi kim idi. Çok muhteşem bir özgüvendi. Ben bu anektodu rahmetli Üstadla ilgili gittiğim her toplantıda anlatmaya özen gösteriyorum. Bunun sebebi ise; Bir Fikir İnsanı olan rahmetli Üstad'ın kendine olan özgüvenini anlamaları ve kendine güvenemeyenlerin, fikir sancısı çekemeyeceklerini daha iyi anlamalarını sağlamalarına bir parça faydasını olsun istiyorum dedi.

 

Selametle...

FU
01.07.2009 15:14
#55
Bir gün kendisine, bir dostu:

-Üstad, dünyada iki büyük şair var, demiş.

Necip Fazıl’ın tepkisi şu olmuş:

-Öteki kim?

 

ben şiiri sevmiyorum Necip fazılı seviyorum

IB
01.07.2009 16:47
#56

Sultan Alparslan'a kendilerinden kat kat büyük Bizans ordusunun yaklaştığı söyledndiğinde büyük sultan

 

iyi ya bizde onlara yaklaşıyoruz.. demiştir...

 

Uhud Harbinde düşmanın kendilerinden 3 kattan daha çok olduğu söylendiğinde hz Hamza

Onlar bizi görüyor.. bizde onları.. gözümün gördüğü hiç bir şeyden korkmam...

 

Fatih şehri feth edeceğinden o kadar emin ki, imparatora gönderdiği elçi, Bizansı değilde sanki Osmanlı nın bir şehri söz konusuymuş gibi konuşuyordu...

 

Abdulaziz'in Fransa gezisinde, imparatorun Keçecizade Fuat Paşa'ya Girit Adasının Yunanistan'a satılma teklifine...

elbette haşmetmeab, aldığımız fiyata geri veririz diyebilmesi....

 

Osmanlı'nın en büyük toprak kaybı yaşadığı ve artık Avrupa'nın Osmanlı korkusunu üzerinden attığı antlaşma olan Karlofça'da.. paşalarımız o cürretkardı ki... sizden şu bölgeyi istiyoruz diyen Haçlı Elçilerine... elbette orayı size veririz... fakat karşılığında şu kaleyi alırız diyebilmesi....

 

Cennetmekan.. Abdulhamid Han'ın Allah Resulünü inciten piyes oynatacak olan İngiltere'ye rest çekmesi ve oyundan kaldırması.....

 

işte bizler böyle bir ruhun mümessiliyken....

 

Lozan'da bizim olanları dahi bırakan... Yunanistan'dan anamızın sütü gibi helal olan tazminatı bile almamaya kadar düşürülen bir çirkef olduk......

 

 

Ve bu çirkeflik elbette üstad tarafından bozulmuş... bu çirkefliğin aşısı onun elleriyle gençliğin damarlarına aktarılmıştır....

 

ruhun şad olsun üstad

OV
26.05.2010 17:00
#57

2. side Mehmet Akif Ersoy.... :)

SE
10.07.2010 18:26
#58

Tek büyük şair var o da Üstad...

AB
10.07.2010 21:29
#59

Üstad,sadece dediği gibi:''...Allah(c.c) ve Resul(s.a.v) aşkının yanık bir örneği ve ardından birtakım sesler bırakmış divanesi olarak...''büyük bir şairdir bu muhakkak;lakin o verdiği cevap Üstad'ın ne denli nüktekar bir kişi olduğunu göstermeye de şayan.Şairliği meselesine gelince elbetteki onun anlattığı,dillendirdiği ve bizce imkansız görünen sözleri bir dizede kalplerin dirilmesi namına ne denli manalaştırdığı açısındansa birincilerden...

 

Buna inanıyorum...

F-
06.12.2010 09:38
#60

Bir gün kendisine, bir dostu:

-Üstad, dünyada iki büyük şair var, demiş.

Necip Fazıl’ın tepkisi şu olmuş:

-Öteki kim?

Paylaşımınz için teşekkürler..

Bunun bir rivayet olduğunu sanıyorum.. Yani %100 gerçeklikle alakası yok gibi bende..

Çünkü üstad kendi büyüklüğünü dile vurmazdı yani..

Kısacası gerek dahi duymazdı :)

06.12.2010 11:35
#61

Bu başlıktaki bütün mesajları okursanız, ilgili nüktenin Üstad ile Sadettin Ökten arasında geçtiğini görebilirsiniz kardeş. Yani rivayet değil, %100 gerçek. Direkt hadisenin içinde yer alan biri anlatıyor bunu. Üstad'ın kendi büyüklüğünü dile getirme meselesine dair de gene bu başlıkta arkadaşlarımız güzel izahatlarda bulunmuşlar. Başlıktaki tüm mesajları okursanız epey faydası olacaktır. Selamletle.

MA
30.03.2011 18:17
#62

Bir gün kendisine, bir dostu:

-Üstad, dünyada iki büyük şair var, demiş.

Necip Fazıl’ın tepkisi şu olmuş:

-Öteki kim?

 

Üstad koyar son noktayı.

BE
27.04.2011 20:09
#63

biri ÜSTADLA Hüseyin üzmezi kıyaslamış ;) garip

 

durun ben size hatırladığım kadarıyla bizzat üstadın cinnet mustatili kitabından bi anektod anlatayım farkı herkes görsün

 

Üstadla Osman yüksel serdengeçti mehşur malatya suikastının azmettiricisi olarak malatya hapishanesine götürüldüklerinde malatya suikastının failleri ( aralarında hüseyin üzmezde bulunuyordu) üstada efendim sizin dediğiniz gibi susmadık ayağa kalktık der üstad cevaben "ben size ayağa kalkın dedim amuda kalkın demedim" der :(

 

saygılarımla

ÜSTAD BU İSMİ N-F-K...