Asılmış Adam

image_pdfimage_print

ASILMIŞ ADAM

Cinnet Mustatili üzerinde gezdiğim günlerden birinde… Bahar çiçekleriyle bezeli bir yemiş ağacı, galiba bir kayısı… Ve bu ağacın bir dalında, kopuk bir çamaşır ipi parçası gördüm. İpin yere doğru sarkan ucunda bir düğüm…
Bu düğüm tıpkı bir kafaya, altından sarkan daha ince kısımlar da bir gövdeye benziyordu.
Dakikalarca, kan ter içinde dört nala koşan hayalimi suçlandırırken, manzaradaki müthiş ifadeyi, benzerlik ifadesini tasdikten de kendimi alamadım. Küçük nisbet unsurları içinde tam bir benzerlik… Kendisini ağaca asmış bir adam… Başı hafifçe öne eğilmiş, ayakları da arkasına doğru büzülmüş…
Ey rahatsız hayâl, suç yine sende!.. İstediği kadar benzesin veya benzemesin, bunu niçin görüyorsun?.. Böyle bir şeyi kim görür senden başka bu dünyada?.. Ve iş böyle şeyleri görmeye dökülünce, daha neler görülmez, her şeklin altından neler çıkarılmaz?..
Yâni ne demek istiyorsun?.. Bana intihar etmemi, canıma kıymamı, Allahın emanetine hiyanet etmemi, bunu mu telkin ediyorsun?., Biliyorsun ki, bizi imana bağlayan zincir, bütün insanlık ters fikir üzerinde intihar etse onu taşıyacak ve yine kopmayacak kadar kuvvetlidir. Ne olabilir; taşımaktan âciz kalacağımız sıkıntılar kalbimizi büzer ve ölürüz. Daha?.. Canlı uzviyetimizi meydanda bırakacak bir ruh inkılabının korkusiyle, her ân fezayı kusar gibi ıstıraplar çekebiliriz. Fakat emanete hiyanet eder miyiz? Asla!..
Bu “asla”, her türlü celâdetin dışında, yalnız Allah-tan beklenen ve alınan korunma duygusu, onun lütuf ve keremine gösterilen ve bağlanan güven hissiyle söylenmiştir ve onda kör nefsin payı yoktur. İşte bu nokta, Müslümanın hiçbir şeyden korkmaması; ve yine Allahtan gelen her korkuyu Allah için yenmesi ve şeytanı tepelemesi gerektiğine işarettir, emirdir, borçtur.

Şimdi Allaha dayan ve tekrar et:
-Asla!..

Dudaklarımda acı bir tebessüm, kayısı ağacının yanına gittim, ip parçasını kopardım; ve gelecek saadet günlerinin en kıymetli hâtırası, vasıf dışı ıstırapların feyizli dersi diye, onu çantama koydum, sakladım.

Bu satırları yazarken (22 Mayıs 1953 Cuma, Revirde dişçi odası) dua ediyorum:
– Allahım, beni hayatımda bir mislini görmediğim sıhhat,’irade ve ruh kuvvetine ulaştır, bu ıstırapların neticesini böyle bir saadete bağla ve o zaman bana bu ip parçasına bakarak karar vermenin ve iş görmenin şartlarını bahşet!.. Ey, başımdaki çetin, çetin üstü hesapsız çetin imtihanın sahibi Rabbim, mutlak kudret!.. Senden hangi kuvvet ve tecelliyi istediğimi biliyorsun, lütfet!..

Bu hayal oyunundan daha evvel, Osman Yüksel’e bir zarf vermiş ve şöyle demiştim:
– Bu zarfın içinde vasiyetnamem vardır. Ancak başıma ne türlü olursa olsun, bir kaza gelecek olursa açılabilir. Daha evvel açmayacağına, Allah ve Resulü adına söz veriyor musun?..
Osman, arada bir mübalağayla açtığı gözlerini, bu defa patlatırcasına açarak cevap vermişti:
– Ne var üstad, ne oluyorsun?.. Böyle şeylere şu ân için ne lüzum var?..
– Sen yalnız yemin et, Osman ve zarfı al!.. Osman, mahzun mahzun zarfı almış ve istediğim sözü vermişti.

İlâve etmiştim:
– İnşallah, bu zarfı bir gün, tam sıhhat ve kaygısızlık içinde bizzat açmak bana nasip olur da içindekini beraberce okur ve ibret alırız.
– İnşallah, üstad; böyle olacak İnşallah…
Fakat hastaneye giderken, belki beni orada alıkoyarlar diye zarfı Osman Yüksel’den almış ve aynı merasimle yeğenime teslim etmiştim.
Zarf hâlâ yeğenimde… Kendimi büsbütün iyi hissetmeye başlayınca onu kendisinden alacağım ve çantamdaki ip parçasının yanında, ilk vazifesi bitmiş bir hâtıra unsuru diye muhafaza edeceğim. İp parçası ve dokuz maddeli vasiyetname, istikbale ait başka vazifeler bakımından, birbirini tamamlayacak. İzin verin de onu, Allaha havale ettiğim sırlar arasında saklayayım; ve yine O’nun izniyle, birkaç mahremimden başka kimseye göstermeyeyim…
Yalnız, vasiyetnamemi burada kelimesi kelimesine nakletmişim gibi, altına ilâvesi gereken tefsir cümlesini yazayım:

Bize bu acıları tattıranlara karşı Allah’ın en büyük intikamı, bu acılardan sonra ve bu acılar sayesinde ereceğimiz (erdiğimiz) ruh kuvvetidir. Ben bu satırları yazarken (ereceğimiz), siz bu satırları okurken (erdiğimiz) İnşallah… Dikkat edin; şimdiden “hamdolsun” diyorum.
Vasiyyetnamemde, ölümle burun buruna gelen, ondan da ileriye geçen, ölümden beter şeylerle burun buruna gelen, onlardan da ileriye geçen; bir sürü maddî ve manevî borcu olan, af isteyen, gerisinde beş çocuk ve bir zevce gören, onların maddî ve manevî ihtiyaçlarını dostlarına ısmarlayan ve bütün müminlerle helâlleşen çilekeşin, gelincik renginde bir kalb mürekkebiyle yazılmış dilekleri vardı.
Allah bundan sonra vasiyetnamemi, en geçinden ve en mes’ud şartlar altında yazdırsın bana… O güne kadar da her hareketim, mes’ud vasiyetin günü gününe tatbiki ve telkini olsun…
Allahım, Allahım; Efendimin sözüyle:
“- Sana malik olan neden mahrumdur; ve senden mahrum olan neye maliktir?.”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Kutucuğu uygun şekilde dolddurunuz (Rakam İle) * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Free WordPress Themes - Download High-quality Templates