Kısakürek’in Batı’ya Bakışı

KISAKÜREK’İN BATI’YA BAKIŞI

Burhanettin DURAN

KISAKÜREK’İN SİYASİ FİKİRLERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

Batı’nın anlaşılması hem Türk modernleşmesini değerlendirmek hem de Büyük Doğu idealini tarif edebilmek için gereklidir. Dünyanın İkinci Dünya savaşına doğru gittiği bir dönemde siyasi yazılarına başlayan Kısakürek Batı’nın içinde bulunduğu manevi krize sıklıkla işaret ediyor ve Avrupalı olmamak şerefinden bahsediyordu. Ona göre müspet bilgiler manzumesine sahip olan Avrupa ‘ezeli ve ebedi iman, irade, ahlak, nizam, gençlik, huzur ve şevk kıymetleri yerine, şüphe, uyuşukluk, hile, karışıklık, ihtiyarlık, rahatsızlık ve kasvet’ (1) afetlerinin içinde çırpınmaktadır.

Avrupa’ya eleştirel yaklaşımın oluşum dönemi öğrenci olarak gönderildiği Paris’teki bohem hayatına geri götürülebilir. Paris tecrübesinden vardığı sonuç maddi alanda ‘muhteşem bir müspet bilgiler manzumesi’ olan Avrupa’nın mamur dünyasının perdesinin gerisinde ‘karanlık ve haraplık’ vardır. Madde idrakine bağlı bir şuurla sadece dünyayı hedefleyen batı, ferdin metafizik ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır. Kısakürek’in ‘madde planına hâkim ve ruh planına mahkûm’ olarak gördüğü batının iki yüzü vardır; bir yüzü ruhi bir buhran içinde kıvranırken diğer yüzü maddi başarılarını dışarıya mutluluk olarak sunmaktadır. Doğu toplumlarındaki modernleşme hareketlerinin en zayıf yani batının sadece mutlu yüzünü görerek kendi ruhi özlerini reddediyor olmalarıdır.

Kısakürek’e göre Batı medeniyeti üç faktörün birleşmesiyle şekillenmiştir: Yunan aklı, Roma nizamı ve Hıristiyanlık ahlak ve hassasiyeti. Rönesansla kilisenin ve feodalitenin baskısından kurtulan Batı 19. asrın ikinci yarısından itibaren siyasi alandan iktisadi alana kadar her yönüyle büyük bir buhranın içine yuvarlanmıştır ve ruhunu aramaktadır. Bu buhranın temelinde son haddine vardırılan müspet bilimlerin madde üzerindeki hâkimiyetinin insan ruhunun dayanaklarını yok ediyor olması yatmaktadır. Madde ile ruh arasında kurulamayan denge (aşağı kısmı dolarken yukarı kısmı boşalan bir kum saati gibi) bunalımın belli başlı sebebidir. Birinci ve ikinci Dünya Savaşları ise bu büyük buhranın belirtileridir. Komünizm, faşizm ve nazizm gibi ideolojiler buhran içindeki batının dertlerine çözüm olmaktan uzaktır. Ona göre birbirine yakın ve benzer dünyalar olan kapitalizm ve komünizmden hangisi galebe çalarsa çalsın batının buhranı devam edecektir; zira ‘Batı, makineyi ve aleti emrine vereceği ruhi nizam, ahlak ve iman kutbundan mahrumdur.’ Avrupa’nın bu zaafı dünyanın makinenin hâkimiyeti altına girmesiyle sonuçlanmıştır ve insanlık kaybolan ‘ruh müeyyidesini’ aramaktadır. (2)

Kısakürek için Batı Avrupa’dır. Amerika batının içinde değil, kenarındadır; zira ruh ve ahengin doğurduğu çileye yabancı ve bütün başarısı madde planında gerçekleşen bir cemiyettir. Maddeci ve kemiyetçi, basit ve sığ Amerika’nın Batı’nın buhranlı macerasında yeri yoktur. Hatta soğuk savaş döneminde Avrupa medeniyetinin doğudan Rusya batıdan Amerika (iki ejderha) tehdidi altında olduğu kanaatindedir. ‘Maddecilik yatağı Rusya, resmi fikirde maddeci, hususi hayatta mistik, Amerikalı ise inanışta anti materyalist, yaşayışta maddecidir.’ Amerikanın batı içinde yükselişini ‘Batının ucuzluğu’ olarak tasvir eder ve eğer batı ölmeyecekse, Avrupa’nın gebe olduğu yeni bir davranışla bu ucuzluktan kurtulabileceğini iddia eder. (3) Ona göre aslında Batı’nın ucuzluğu Engels ve Marks’ın tarihi materyalizmi ve pozitivizm ile başlar. Komünist devrim ve Amerika’nın yükselişi ile doruğa çıkar. Komünizm, faşizm ve nazizm gibi batılı ideolojiler insanlık için kurtuluş yolunu göstermekten acizdirler ancak birbirlerinin yanlışlarını çıkarmak hususunda doğrudurlar. Sözgelimi komünizm batı toplumunun buhranına işaret ederken haklıdır ama öte yandan kurtuluş adına bütün ruhi değerleri yok sayarken yanlıştır. Soğuk Savaş döneminde muhafazakâr aydınlar arasındaki yaygın komünizm karşıtlığını Kısakürek’te de görmek mümkündür. Kısakürek komünizm karşısında Türkiye’nin ve İslam dünyasının batı demokrasileri yanında olması gerektiği fikrini taşımıştır. Bunun iki sebebi vardır: Birincisi komünizmin yıkılması batı emperyalizminden intikam alma fırsatı verecektir zira bu yıkılış batının yıkılışı anlamına da gelecektir. İkincisi, tarihi düşman Moskof ve yeni silahının (komünizm) yıkılışı ile İslam’ın ve Türklerin ayağa kalkmasının önü açılacaktır.

Batı’nın doğu’yu ‘fert ve hürriyet değerini bilmeyen, sultanlar ve despotlara baş eğen sadece birkaç ruhi eda ve renkten ibaret, koca bir ölçüsüzlük ve şuursuzluk âlemi’ olarak algılamasını eleştirir. Ona göre doğu, vahyin ve ruhi değerlerin; her şeyin geldiği yerdir. Ancak Kısakürek devamla Doğu’nun temel zaafının aklı ve maddeye hâkimiyeti önemsememesi olduğunu söyler. Buradan hareketle Doğu’nun düşüşünün sebebini Batı’nın rönesansında değil Doğu’nun kendi içinde rehavete düşmesinde görmüştür.

Avrupa insanının fikir çilesini takdir eder ve şöyle bir sonuca varır: ‘Avrupa’nın arayıp çok kanlı mücadelelere rağmen, bulamadığının İslam’da olduğuna kaniim.’ Benzer bir şekilde Avrupa insanının, en beğendiği yönü eşya ve hadiseler üzerinde hâkimiyet kurmasıdır ve bu aslında İslami bir emirdir. Kısakürek’in bu fikri Rönesans hareketini olumlayan sözlerinde çok net ortaya çıkar. Onun gözünde eğer Müslümanlar Kur’anın emirlerini yerine getirseydi Fatih döneminde başlayan Rönesansı yapar ve batılılardan önce füzeyi icat ederlerdi. ‘Eşya ve hadiseleri feth ve teshir etme’ aksiyonu olarak gördüğü Rönesans hareketinin hakikat ve hikmeti İslam’dadır ona göre. Ortaçağ’da İslam’ın Bağdat sitesinden övgüyle bahsederken aynı dönemde Avrupalıların ağaç kökü yediğini üstten bakan bir psikoloji ile anlatır. Eski Yunan ve Roma’nın metinlerini Müslümanların tercümelerinden alan Avrupalı, İslamiyet olmasaydı Rönesansı yaratamazdı. (4) Kısakürek’in batıda gördüğü ama temelini yine İslam’a dayandırdığı bir olumlu özellik de nizam fikridir. Batı nizam fikri etrafında dünyayı fethetmiştir ki bunun hakikati de İslam’dadır.

Son dönem Osmanlı aydınını sıkça eleştiren Kısakürek Avrupa’dan öğrenme ihtiyacı hususunda onlarla hemfikirdir. ‘Azametli bir kütüphane’ olarak nitelediği Batı’nın kültürünün her şubesiyle Türkçeye hızla çevrilmesi gerektiği kanaatindedir. Kültürlenme davasında Türk kültürünün üçüncü temeli olarak gördüğü Batı kültürü Yunan’dan Roma’dan Rönesans sonrası sanat akımlarına fenlere ve ideolojilere kadar bilinmelidir. Hedeflenen şey Batı’nın kabuğunu oymak ve meyvesine ermektir. Kısakürek ‘Aynadaki Yalan’ adlı romanında Naci’nin dilinden Batı’yı takdir eder: ‘Batılı ilim ve tefekkür adamının en büyük imtiyazlarından biri de hakikate ermek uğrunda fikre tanıdığı haktır. Ne yazık ki bu hak, batı taklitçisi ülkelerde mevcut değildir.’ Kısakürek’in hayatının son dönemlerinde Batı hakkında daha sert yorumlar yaptığını görmekteyiz. Şiirindeki ve düşüncesindeki Batı tesirlerine rağmen ‘hiçbir tesirine maruz kalmadığım bir tarafa, şiddetle aleyhtar olduğum medeniyetin ismi Batı’dır’ (5) sonucuna varmıştır.

1-Kısakürek, Çerçeve1
2-Kısakürek, İdeolocya Örgüsü
3-İdeolocya Örgüsü
4-Kısakürek, Dünya Bir İnkılap Bekliyor
5-Kısakürek, Konuşmalar

(Kısaltılmıştır)

Hece Dergisi-Necip Fazıl Kısakürek Özel sayısı

Share

You may also like...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.