Hasta Kumarbazın Not Defterinden

HASTA KUMARBAZIN NOT DEFTERİNDEN

Savcı, masasına abanmış okuyor… “bir veliden birkaç satır: – ben varlığının her zerresiyle, sağa ve sola kıpırdayamayacak şekilde bir gayeye perçinli olmanın hakikatini bir kumarbazdan öğrendim. Malını, mülkünü, ruhunu ve haysiyetini kumarda tükettikten sonra, ayağındaki eski pantolona ve kalbindeki son şeref zerresine kadar kendisini kumara adamakta devam eden bu kimseye sordum: (niçin bu açık felaket yolundan dönmüyorsun?) Ne cevap verse beğenirsiniz?: (Ben bu yoldan dönemem! Kayıplarımı bana her defa misilleriyle geri verseler, yine ona iade etmeye mecburum! Felaket dediğin şeyin cazibesinden daha çekici bir saadet tanımıyorum! Hiçbir kuvvet beni ondan ayıramaz.) Kumarbazın bu sözlerini dinledikten sonra düşündüm. İşte bağlılığın bu şekli kumardan çözülüp Allah a iliştirilecek olsa, gayelerin gayesi gerçekleşmiş olur.

Ben Hasta Kumarbaz, velinin bu sözüne bayıldım ama onun yakıcı gerçeğine doğru hiçbir adım atamadım.

Allah beni kendi nefsine bağlamak için yarattı. Ama, ben, içimde bu bağlanışın sermayesi olarak ne varsa hepsini Allah’tan uzaklaşmaya harcadım! Ben bir emanet hayiniyim!

Ben de nefsin ne demek olduğunu kumardan öğrendim. Nefsim, eli yanan bir çocuk gibi irademi kavurdu. Nasıl eli yanan çocuk, acısı dinsin diye elini soğuk suya daldırır da sudan çekince onun daha fazla ağrıdığını duyarsa, ben de kumarın soğuk suyunda ruh yanığımı bir an için dindirmekten ve neticede büsbütün kıvranmaktan başka hiçbirşey yapamadım. Bu hareketim, susuzluğunu gidermek için gaz içen bir adamın işinden farksız oldu. İçtikçe su ihtiyacım arttı; arttıkça da gazdan başka içecek birşey bulamadım.

Nefs o kadar şımarık ve her şeyin kendi mülkü olduğu emniyetine o kadar bağlıdır ki, meçhule tahakküm etmek hırsının en korkunç laboratuvarı olan kumara bayılır. Ona deseniz ki: “çıkar cebinden şu tek lirayı da simitçinin camekanına hasretle bakan şu öksüz çocuğa ver!”… Vermez! Ne kadar hasis ve denîdir nefs, bilseniz!.. Bunu ancak benim tarzımda bir kumarbaz anlayabilir. Öksüze vereceği o 25 kuruşu sonsuz çapta kıymetlendirir de, cebindeki binlerce lirayı bir kağıda veya zara feda etmekten çekinmez. Ben ayakkabımın yamasına tek lira sarfetmekten çekindiğim ve kendime tek mendil almaktan kaçındığım halde kumara, bir gecede, bir ailenin bir aylık geçim parasını verdiğimi bilirim. Kumara sadakatim o kadar büyük ki, cebimdeki parayı, benim değilmiş de onunmuş gibi, daima bir tahsildar namusuyla sakladım ve sonunda yerine teslim etmekte hiçbir kusur görmedim. Evet, kumarbaz, cebindeki parayı, kaybetmeye memur olduğu tiplerin malıymış gibi üstünde taşıyan ve meteliğine dokunamayan bir tahsildardır.

Kendimi kadına vermeye imkan yok!.. Yanık ruhuma göre kadın, kumarın soğuk suyuna nisbetle kaynar sudur. İçki, asla!.. On yıla dağıttığım cinneti on saniye içinde toplayabilir ve beni kül eder. Ya eser?.. Hangi eser?.. Elbette ki hayat, kalemden daha kuvvetli…

Kendimi, ne kadar yükseklerde olursam olayım yılanın açık ağzına düşen kuştan farksız görüyorum.

Bugün anneme gittim. Kendisinden, hakikat gibi, bucak bucak kaçtığım anneme… İçimde bir önsezi, “git onu gör!” dedi. Gittim! Öyle manalı, öyle mahzun, öyle ümitsiz, öyle tevekküllü bir gözle baktı ki yüzüme, anlatamam.

-Sana acıdığımı sanma, dedi; kendisine bu kadar acımayana acımak alçaklıktır!

-Kendi kendini aldatıyorsun, dedim. Bana o kadar acıyorsun ki, bu yüzden nefsini alçak görmeye kadar gidiyorsun! Sen alçak değil, ancak ulvisin! Alçak benim!…

Ağladı, kollarını boynuma doladı ve:

-Söyle, söyle, dedi; ne yapalım? Kurtulman için ne yapmak lazım?

-Ölmemden başka çare görmüyorum!

O zaman yüzü dehşet çizgileri içinde şimşek şimşek, gırtlağını paraladı:

-Keşke, keşke!.. Allah, içim yanarak ettiğim duayı kabul etsin. Kurtulamayacaksan, öl!

Sonra ayağa kalkıp sırtımı çevirdiğimi görünce arkamdan yetiştirdi:

-Sanma ki, babandan kalan öteberiyi sıfıra indirdiğin ve beni komşu evlerinin sığıntısı haline getirdiğin için böyle söylüyorum! Sen bana oğlumu kaybettirdin! Sen kumar masasında kendini harcayıp bitirdin!

Annelerin duası çevrilmez! Annemin duasını kabul et Allah’ım!..

Ölünceye kadar ağlamak, vücudumda tek damla su kalmayıncaya dek göz yaşı dökmek ve sonra, yaz günü tarladaki kertenkele ölüsü gibi kuruyup kalmak… Mümkün müdür?

Doktora dedim ki:

-Tifoya, kuduza, tetanosa aşı bulunuyor da, nasıl kumara bulunmuyor?

Dedi ki doktor:

-Bütün bunlar maddi hastalıklar; çareleri de maddî tarafından bulunmuştur. Fakat kumar manevi bir illet… Çaresi ancak manevî olabilir

-Mesela?

-Din…

Dedim:

-Din bağları adamına göre en kalın zincirden kuvvetli, en ince iplikten daha zayıf… Üstünlüğü ve kuvveti de buradan geliyor dinin… Ama ruhunu karartana ne fayda!.. Mutlaka maddeyle destekli bir mana tedbiri lazım…

Dedi:

-Nerede o ideal cemiyet ki, sarhoşu, esrarkeşi, kumarbazı, şunu bunu kamplara yerleştirir ve oralarda kıskıvrak bağlayıcı bir madde zabıtası içinde mana ile tedavi eder?

Bir kumar masası etrafındaki insanların birbirini yemeye çalıştıkları edalar kadar vahşi ve iğrenç tavırları, avına karşı hiçbir yırtıcı hayvanda bulamazsınız. Kumarda insan elinin aldığı kanlı pençe şeklini, acaba leş yiyen hangi kuşu pıhtılı gagasında görebilirsiniz?

İşte, Macar kokanasının, avluya bakan ve penceresinden lavanta karışığı idrar kokusu giren küçücük odasında bu satırları yazıyorum. Radyo hırıldıyor. Dünyanın sonu gibi bir haber bekliyorum! Gelmiyor! Yatağıma uzanacağım ve yarın güneş, vadesi gelmiş bir senet gibi doğacak; her günkü dünyanın hesaplarını soracak… Ben ne cevap vereceğim?…

…………………………………………………

Savcı not defterinin altına yazdı. Tahkikata esas teşkil edecek bir nokta görülmemekle evrak arasında hıfzı…

(1967)

(Hikayelerim, Büyük Doğu Yayınları, 9. Baskı / s. 189-196)

Share

You may also like...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.